Güncel Yazılar
escort bayan escort beylikdüzü bayan bursa escort escort istanbul bayan samsun escort bayanlar istanbul escort bayan marmaris escort kayseri escort bursa escort mersin pozcu escort bursa escort ataşehir escort bayan escort bayan

14 Haziran 2013 İran Cumhurbaşkanlığı Seçiminde Ne Oldu?

Seçimden sonra ve sonuçların açıklandığından hemen sonraki günlerde yenilgi şokunu üzerlerinden atan usul gera ( sağ eğilimli (statüko yanlısı) guruplar ve bu düşünceye mensup siyasiler ve medya mensupları, seçim sonucuyla ilgili ilginç ve bazen şaşırtıcı yorumlar yapmaya ve seçim sonuçlarını  kendi  lehlerine  yorumlamaya başladılar. Bu yorumlar bazen çok ilginç olabiliyor; sanki onlar büyük bir yenilgiye uğramamış ve oy kullanan halk onlara yüz çevirmemiş. Yapmaya çalıştıkları ve üzerinde çok manevra yaptıkları bir yorum şudur ki,  sayın  Hasan Ruhani  zaten usul gera  çevresine aitmiş ve onunla  reformcular arasında seçim esnasında  hiç bir ilişki yokmuş ve seçildikten sonrada olmayacakmış.

Üzerinde çalıştıkları diğer konu, sayın Ruhani ve reformcular, arasında kurulacak  kabinede ve gelecek siyasi 4 yıl içerisinde daha çok pay alma hususu nedeniyle  büyük oranlarda  ihtilaf ve keşmekeş  olmasıdır. Sağ eğilimli ve statüko yanlısı akım, bir  düşünce olarak  yenilmemiş ve yenilgiye uğrayan bu düşünceye mensup adaylarmış! Ve eğer  tek bir aday üzerinde ittifak kurulabilinseydi  kesin  o aday seçimi kazanabilirmiş! Bu ki seçimlerin asıl kazananı rejimmiş, bu ki reformcular seçimleri kaybetme korkusundan ve kaybedeceklerini kesin olarak bildikleri için asıl adaylarını Stanford üniversitesi mezunu ve sayın Hatemi döneminde cumhurbaşkanı birinci yardımcısı olan  sayın Mohammad raza Arefi,  Ruhani lehine vazgeçmeye zorlamışlar  vesaire… Her şeyden konuşuyorlar  ve sadece bundan ki  halkın veya oy verenlerin sadece % 15’i  sağcılar veya statüko yanlısı akıma oy vermişler  ve halkın % 85’i onlara  büyük bir (( hayır)) demişlerdir.

Usul gera (sağcı) grupların bu yorumlarını bir kenara koyarsak, geçen iki hafta içerisinde bazı uzmanların ve üniversite hocalarının bu konu üzerinde üretmeye çalıştıkları karmaşık sosyo-ekonomik ve psikolojik teorilerini kullanarak, neden  böyle olduğunu ve hiç beklenmedik şekilde sağcıların yenilgiye uğradıklarını ve daha da ötesi Ruhani’nin seçimi kazanması ve kendilerince  İranlıların  karmaşık seçim refleksini  anlamak üzerine  yazdıkları yazıları ve ürettikleri tezleri anlamak mühimdir.

Doğru olan şudur ki, mayıs ayından başlayarak  cumhurbaşkanı seçimlerinin treni yola çıktığında çok az kişi Ruhani’nin 14 haziranda 18 milyondan fazla oy alabileceğini ve ikinci tura kalmadan seçimi kazanacağını düşünüyordu. Ve şu da doğrudur ki, çoğu insan ilk başta sayın Mohammad bakir Galibafın kazanma şansını çok daha fazla sanıyordu.

Şu da açıktır ki, Ruhani’nin son anda seçimi neden kazandığı ve tabiri caizse 90. dakikada Ruhani tsunamisi ve dalgası oluştuğunu, o kadar çok da karmaşık sosyoloji  teorilerini  ve İranlıların seçim davranışını anlamaya çalışmak gibi şeylere de ihtiyaç yoktur. Ama iki konuya dikkat etmemiz  gerekiyor; ilki için İranlıların çoğu, seçimlere bir kaç gün kala oy kullanmayacaklardı, bir diğer ifadeyle seçimleri  boykot  ettiklerini söyleyebiliriz. İkincisi ise, eğer Usul geraların 8 yıllık karnelerine kötü demesek bile, çokta parlak olduğunu savunamayız. Seçim kampanyaları sırasında, muhalifler ve reformcular bir kenara, sağcı ve statüko yanlısı adayların hiç birisi, kendi arkadaşları bile, bu 8 yıl içerisinde yaptıklarının arkasında durmadılar ve savunmadılar. Sağcı adayların hiç birisi, seçimleri  kazandıkları taktirde şu 8 yıl içerisinde yürütülen siyasete  devam  edeceklerini  veya yapılanlarla gurur  duyduklarını söyleyemediler. Bunun aksine hepsi bir reformcu gibi ekonomik, sosyal ve dış ilişkiler alanlarında yapılanları eleştirdiler ve seçimleri  kazanmaları halinde bu durumu değiştireceklerini savundular.

Bu son iki gerçeği göz önünde bulundurduğumuzda, çoğu İranlı oyunu kullanmak (boykotçular) istemiyordu ve bu da sağcıların 8 yıllık iktidarına yönelik  büyük bir eleştiri ve hoşnutsuzluğun mevcut olduğu anlama  gelir ki, eğer  herhangi bir nedenden dolayı seçimleri  boykot  eden grup, seçime katılmaya karar verseydi, oyunu statüko yanlısı adaylara vermeyeceği kesindi. Ve bu anlamda halkın fikrinin değişmesi,  reformcuların lehine tamamlanacaktı. O halde sağcıların oy oranı değişmeyecekti. Reformcuların  lehine oy kullanacak olanların aksine, ki son 3 güne kadar çoğu oylamaya katılıp katılmamak  arasında büyük tereddütlere sahipti, sağcı adayların oy veren kitlesi ilk günden itibaren belli ve oy vermek için kararlıydı. Diğer bir değişle, seçimleri boykot  edenlerin fikrinin değişmesi sağcı adayların oy oranlarını etkilemezken, reformcuların oy oranını büyük ölçüde etkilerdi. Boykotçuların büyük bir bölümü seçime  son iki üç gün kala ve doktor Arefin, sayın Ruhani lehine adaylıktan çekildiğini açıkladıktan sonra oylamaya katılma kararı almışlar ve söylendiği gibi onların büyük bir bölümü Ruhani lehine oy kullanmışlardır. Ama, geriye şu soru kalıyor ki, 14 haziran seçiminin en önemli  sorusudur, ne oldu da seçimleri boykot edenler 90 dakikada oy verme kararı aldılar? Bir kaç neden saymamız mümkün.

Birinci neden, sayın  Ali Akbar Rafsancani’nin, anayasa  koruyucu  konseyi tarafından seçime aday olarak katılmasının engellenmesi ki, bu ilk başta toplumda umutsuzluğa neden olsa da,  sonradan Rafsancani’nin Ruhani’yi desteklemesiyle kendisine ait olan seçmen kitlesini Ruhani lehine oy vermeye sevk etmiştir. İkincisi, sayın  Hatemi ve diğer reformcu liderlerin açık bir şekilde Ruhani’den yana olduklarını ve desteklediklerini açıklamaları. Üçüncüsü  sayın Arefin oy oranının Ruhani’den  az  olmaması  halinde,  yine de  büyük  bir  jest yaparak  Ruhani lehine  adaylıktan çekilmesi,  ki bu da yine  Arefin oy kitlesiyle birlikte, oluşan ittifak ve birlik rüzgarıyla  bazı boykotçuları bile oy vermeye sevk  etmeyi başardı. Son olarak da, boykotçuların  kendi kendilerine sordukları şu soru ki: Ülkeyi  başka bir  dört  yıllığına statüko yanlılarına(usul geralara) kaptırmamak  için oylamaya ve seçime  katılmaktan başka bir yolumuz  ve çaremiz var mı?  Bu soru da bir çok seçimi  boykot  kararı almış kişiyi, tam 90. dakikada oy sandıklarının başına götürdü.

Yazar:  Omid Shamizikhelejan, Tahran üniversitesi, Dünya Araştırmaları Fakültesi, Mısır Araştırmaları, yüksek lisans öğrencisi.

Bu yazıda, sayın Prof. Dr. Sadegh Zibakalam, Tahran üniversitesi hukuk ve siyasal bilimleri fakültesi, öğretim üyesinin görüşlerinden istifade edilmiştir.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret