Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

2012 AB İlerleme Raporu Değerlendirmesi

Ekim 2011’den Eylül 2012’ye kadar olan dönemde Türkiye’nin AB üyeliğine hazırlık bağlamında kaydettiği ilerlemeyi değerlendiren 2012 İlerleme Raporu 10 Ekim tarihinde AB Komisyonu tarafından açıklanmıştır. Aralık 1999 Helsinki Zirvesi’nde aday ülke statüsü elde eden Türkiye, 2005 yılında AB ile katılım müzakerelerine başlamıştır. Üyelik sürecinin tamamlanması için açılması gereken 33 müzakere başlığından bugüne kadar 13 fasıl (Bilim ve Araştırma, İşletme ve Sanayi Politikası, İstatistik, Mali Kontrol, Trans-Avrupa Ağları, Tüketicinin ve Sağlığın Korunması, Fikri Mülkiyet Hukuku, Şirketler Hukuku, Bilgi Toplumu ve Medya, Sermayenin Serbest Dolaşımı, Vergilendirme, Çevre, Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Politikası) müzakereye açılmış olup bunlardan biri (Bilim ve Araştırma) geçici olarak kapatılmıştır.

AB Konseyi tarafından Aralık 2011’de kabul edilen Pozitif Gündem, Mayıs 2012’de başlatılmıştır. Bu gündemin amacı, siyasi reformlar, AB müktesebatına uyum, dış politika konusunda diyalog, vizeler, hareketlilik ve göç, ticaret, enerji, terörizmle mücadele ve Topluluk programlarına katılım gibi ortak menfaatleri ilgilendiren bir dizi alanda güçlendirilmiş işbirliği vasıtasıyla katılım müzakerelerini desteklemek ve tamamlamaktır. 2011 yılında iki taraf arasındaki ticaret 120 milyar avro olarak gerçekleşmiştir. Bu dönemde Türkiye’ye Katılım Öncesi Mali Yardım Aracından 856 milyon avro tahsis edilmiştir.

Bu değerlendirmede; giriş, siyasi kriterler, ekonomik kriterler ve üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği başlıklı dört bölümden oluşan raporun en fazla eleştiri gelen siyasi kriterler kısmı üzerinde durulacaktır.

Siyasi Kriterler 

Bu bölümde, Türkiye’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını güvence altına alan kurumların istikrarını gerektiren Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanmasına yönelik kaydettiği ilerleme incelenmektedir. Ayrıca, uluslararası yükümlülüklere uyum, bölgesel işbirliği ve genişleme ülkeleriyle ve üye devletlerle iyi komşuluk ilişkileri gözden geçirilmektedir.

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü

Raporda öncelikle Ergenekon ve Balyoz davalarına değinilerek savunma hakkı, yargılama öncesi tutukluluk sürelerinin uzunluğu ile uzun ve çok kapsamlı iddianameler bakımından endişelerin devam ettiği belirtilmiştir. Bu durumun söz konusu yargılamaların hukuka uygunluğunun kamuoyu tarafından kayda değer ölçüde sorgulanmasına yol açtığı vurgulanmıştır. “Türkiye’deki demokratik kurumların düzgün işleyişine ve hukukun üstünlüğüne duyulan güvenin güçlendirilmesi bakımından bir fırsat teşkil eden bu davalar, yargı süreçlerinin geniş kapsamlı olması ve söz konusu süreçlerle ilgili eksikliklere yönelik ciddi endişeler yüzünden gölgede kalmıştır. Ayrıca, söz konusu davalar, Türk siyasetinde kutuplaşmaya yol açma eğilimindedir.” ifadesi kullanılmıştır.

“Yargısal süreçlerin, savunma hakkını garantiye almak ve bu davalarda şeffaflığı desteklemek için hızlandırılması gerekiyor. Soruşturmalar, hızlı şekilde genişletiliyor, yargı genel olarak sadece polis tarafından toplanan ya da gizli tanıklar tarafından sağlanan asıl kanıtları kabul ediyor.” denilmiş, devam eden davalarda sanık olarak 404 muvazzaf askeri personelin sanık olarak yer aldığı ve bunlardan 207’sinin tutuklu olduğuna dikkat çekilmiştir.

Raporda, KCK soruşturmasında hukukun üstünlüğünün desteklenmesi ve Uludere olayının etkili ve şeffaf bir şekilde soruşturulmasının sağlanması için gerekli dikkatin gösterilmesi gereğinin altı çizilmiştir. Anayasanın revize edilmesinin, başta Kürt meselesi olmak üzere, Türkiye’de uzun süreden beri devam eden sorunların ele alınması için bir fırsat sunduğu, dolayısıyla yeni anayasanın, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarını güçlendirmesi ve başta Kürt meselesi olmak üzere uzun süreden beri devam eden sorunları ele alması gerektiğine vurgu yapılmıştır.

Milletvekilliği dokunulmazlığı, milletvekillerinin ifade özgürlüğü ile ilgili endişelerin bulunduğu ve çoğunluğu BDP grubundan olmak üzere 101 milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin olarak savcılar tarafından yapılan toplam 740 adet talebin henüz sonuçlanmadığı belirtilmiştir. TBMM’ye seçilmek için gerekli % 10’luk seçim barajının, Avrupa Konseyi üyeleri arasında en yüksek oran olmaya devam ettiği, siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin ya da siyasi parti ve seçim kampanyalarının finanse edilmesine ilişkin kanunların Avrupa standartlarıyla uyumlaştırılmasında herhangi bir ilerleme kaydedilmediğinin altı çizilmiştir.

Yerel yönetimlere yetki devri konusunda sınırlı ilerleme kaydedilmiş olmakla birlikte yerinden yönetim konusunun ele alınmadığı, hatta 2011 yılında başta arazi kullanım planlaması ve kentsel dönüşüm konularında olmak üzere, bazı yetkileri yeniden merkeze devreden kanun hükmünde kararnameler çıkarıldığı belirtilmiştir. Vatandaşların yerel yönetimlere katılmalarını teşvik etmek üzere tasarlanan kent konseylerinin sadece sınırlı sayıda şehirde etkin bir biçimde işlediğine dikkat çekilmiştir.

Kamu yönetimi mevzuatına ilişkin reformlar bağlamında Kamu Denetçiliği Kurumu’nun kurulması, vatandaşların haklarının güvence altına alınması ve kamu yönetiminin hesap verebilirliğinin sağlanmasında önemli bir adım olarak nitelendirilmiştir. Dış denetim ve kamu mali yönetimi ve kontrolü güçlendirildiği, ancak Sayıştay Kanununda yapılan son değişikliklerin, Sayıştay denetimi ve kontrolünün bağımsızlık ve etkililiğine ilişkin ciddi endişeler yarattığı vurgulanmıştır.

Uygulamada sınırlı kalmasına rağmen, savunma bütçesinin TBMM tarafından denetlenmeye başlanması ve Genelkurmay Başkanlığı’nın siyasi konulara doğrudan ya da dolaylı müdahale etmekten genel olarak kaçınması olumlu bulunmuştur. Özellikle askeri yargı sistemine ve Jandarma’nın sivil denetimine yönelik daha fazla reform gerçekleştirilmesine ihtiyaç bulunduğu belirtilmiştir.

Temmuz ayında kabul edilen Üçüncü Yargı Reformu Paketi, Türk ceza adaleti sisteminin yönetilmesindeki sorunlu alanları yeterince ele almamakla birlikte, doğru yönde atılmış bir adım olarak nitelendirilmiştir. Ancak, ceza adaleti sistemi ve ağır ceza davalarının yüklü miktarda yığılması dâhil olmak üzere, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve etkinliği ile ilgili daha fazla çaba harcanması gerekli bulunmuştur.

Raporda, “2011 yılı ilerleme raporunda da değinilen, Adalet Bakanına verilen role ilişkin örnekte olduğu gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununa yönelik eleştiriler karşılanmamıştır. Deniz Feneri davasındaki savcıların görevden alınması kararının yürütmenin baskısını yansıttığı yönünde endişeler bulunmaktadır. Kutuplaşmış siyasi atmosfer, hükümetin yargıyı kontrol altına aldığı yönünde, muhalefet tarafından yapılan suçlamalarda kendini göstermiştir.” ifadeleri kullanılmıştır.

İnsan hakları ve azınlıkların korunması

İnsan haklarına ilişkin uluslararası belgeler konusunda, Türkiye Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesini 14 Mart 2012 tarihinde onaylamıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) ekli üç Protokol ise henüz onaylanmamıştır.

Rapor döneminde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), toplam 160 başvuruya ilişkin olarak, Türkiye’nin AİHS’nin güvence altına aldığı hakları ihlal ettiği sonucuna varmıştır. Eylül 2011’den bu yana AİHM’ye yapılan toplam 8.010 yeni başvuru ile birlikte yeni başvuruların sayısı, son altı yıldır artmıştır. Bunların önemli bir bölümü, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının korunmasıyla ilgilidir.

Raporda, hükümetin işkence ve kötü muameleyi önlemeye yönelik yasal güvencenin sağlanması konusundaki çabalarını sürdürdüğü; kolluk görevlileri tarafından yapılan kötü muamele vakalarının sayısı ve şiddetindeki azalma eğiliminin devam ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte genel olarak, insan hakları ihlallerinin cezasız kalmasıyla mücadele çabaları yetersiz bulunmuştur. Güvenlik güçleri veya kolluk kuvvetleri tarafından yapıldığı öne sürülen işkence iddialarının hızlı, kapsamlı, bağımsız ve etkili biçimde soruşturulmasının çoğu zaman eksik kaldığı ve işkence davaları için zamanaşımı konusunda herhangi bir istisna bulunmadığı eleştirilerine yer verilmiştir.

Öte yandan sıhhi ve diğer fiziki koşulları önemli ölçüde etkileyen, cezaevlerinin aşırı kalabalık oluşundan kaynaklanan sorunlar devam ettiği ve cezaevlerindeki şikâyet sistemi için bir reforma ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır.

İfade özgürlüğü ihlallerindeki artışın ciddi endişe kaynağı olduğu, basın özgürlüğünün uygulamada kısıtlanmaya devam edildiğine işaret edilmiştir. Gazetecilerin, basın çalışanlarının ve dağıtıcıların hapsedilmelerine ilişkin eğilimdeki artış bu endişeleri artırmıştır. AGİT verilerine dayanarak, Nisan 2012 tarihinde Türkiye’de 95 gazetecinin cezaevinde bulunduğunu belirtirken bu sayın geçen yılın aynı ayında 57 olduğuna dikkat çekilmektedir.

İlerleme Raporu’nda Kürt sorununa ilişkin yazan veya üzerinde çalışan yazarlar, akademiyseler ve gazeteciler haklarında çok sayıda dava açıldığına, çoğu terörizm ile ilgili suçlamalar nedeniyle 2 bin 800’den fazla öğrencinin tutuklu olduğuna vurgu yapılmaktadır. “Türkiye, şiddeti kışkırtma ile şiddet içermeyen fikirlerin ifadesi arasındaki net bir ayrım yapılabilmesi için ceza kanunu ve terörle mücadele kanununu değiştirmeli” denilmektedir.

Mart ayında kabul edilen Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, aile bireylerinin ve evlilik dışı ilişki yaşayanların şiddetten korunması bağlamında olumlu bulunmuştur. Resmi makamların sivil toplumla yürüttükleri kapsayıcı danışmanlık uygulamasının yanı sıra acil durumlara ilişkin usuller genel olarak olumlu karşılanmaktadır.

Raporda “Türkiye’nin azınlıklara yönelik yaklaşımı kısıtlayıcı olmaya devam etmiştir. Avrupa standartlarına uygun şekilde, dil, kültür ve temel haklara saygı gösterilmesi ve bunların korunması tam olarak sağlanamamıştır. Azınlıklara yönelik hoşgörü ve güvenliğin güçlendirilmesi ve kapsayıcılığın teşvik edilmesi için kapsamlı bir yaklaşım ve daha fazla çaba sarf edilmesi gerekmektedir.” eleştirisi yapılmıştır.

2009 yılında yapılan Alevi açılımının somut bir devamının olmadığına vurgu yaparak, Alevilerin ayrımcılıklarla karşı karşıya kaldığına dikkat çekilmiştir. Raporda, din hakkında bilgilerin yer aldığı nüfuz cüzdanı gibi kişisel belgelerin bazı ayrımcı eylemlere ve İslam’dan başka bir dine geçen kişilerin yerel yetkililer tarafından “rahatsız edilmesine” neden olduğu ifade edilerek nüfuz cüzdanlarında dini üyeliklerin belirtilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali olduğu belirtilmiştir.

Raporda Kürt meselesi konusunda çözüme yönelik ilerleme kaydedilmediğine değinilmiştir. Seçilmiş siyasetçilerin ve insan hakları savunucularının tutuklanmalarının ciddi endişe yarattığı; Uludere’de sivillerin hayatını kaybetmesi gibi olaylarda, etkili, hızlı ve şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönünde yetkililere yapılan çağrıların yanıtsız kaldığı vurgulanmıştır. Güneydoğuda 1980’li ve 1990’lı yıllarda gerçekleşen hukuk dışı infaz ve işkenceler hakkındaki gerçeklerin hukuk kurallarına uygun olarak aydınlatılması beklenmektedir. Raporda ayrıca “Kara mayınları ve köy koruculuğu sistemi endişe kaynağı olmayı sürdürmektedir” eleştirisi getirilmiştir.

Türkiye, Avrupa Konseyi Terörizmin Önlenmesi Sözleşmesini ve Nükleer Terörizm Faaliyetlerinin Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmeyi imzalamıştır. Ancak, Türkiye’nin Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesini de imzalaması tavsiye edilmiştir. Türkiye’nin terörle mücadele alanında AB ile olan diyaloğunu etkin bir şekilde yürüttüğü, ancak kişisel verilerin korunmasına ilişkin bir yasanın olmamasının, Türkiye’nin Europol ile Operasyonel İşbirliği Anlaşmasını akdetmesini engellediği, Eurojust ve AB üyesi ülkelerle olan adli işbirliğini sınırlandırdığı belirtilmiştir.

Mülteci ve sığınmacılarla ilgili olarak, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun henüz kabul edilmemiş ve uygulamaya geçirilmemiş olmasıyla birlikte, mevzuattaki boşluklar ve göç ile ilgili gözaltı ve sınır dışı etme uygulamalarının endişe kaynağı olmaya devam ettiğinin altı çizilmiştir. Diğer yandan 21 Haziran’da paraflanan AB ile Geri Kabul Anlaşmalarının henüz imzalanmadığı, vizeden muaf tutulan ülkelerin listesinin AB ile uyum sağlamadığı ve 11 AB üyesi ülkenin halen vize uygulamasına tabi olduğu dile getirilmiştir.

Bölgesel konular ve uluslararası yükümlülükler

Bu bölümde ilk ele alınan konu Kıbrıs’tır. Ortaklık Anlaşmasının Ek Protokolü’nün tam olarak ve ayrım yapmaksızın uygulama yükümlülüğünün yerine getirilmediği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile doğrudan taşımacılık bağlantılarındaki kısıtlamalar da dâhil, malların serbest dolaşımı önündeki tüm engellerin kaldırılmadığına değinilmiştir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmediği ifade edilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AB Dönem Başkanlığının başkanlık edeceği toplantılara katılmama beyanı konusunda Türkiye’ye Antlaşma’da öngörüldüğü şekliyle AB’nin temel kurumsal yapılarından biri olan AB Dönem Başkanlığının rolüne tam olarak saygı göstermesi çağrısında bulunulmuştur.

Sınır anlaşmazlıklarının barışçıl çözümü alt başlığında ele alınan ülke Yunanistan olmuştur. Yunan karasularının muhtemel genişletilmesine karşılık olarak, TBMM’nin 1995 tarihli kararında yer alan casus belli tehdidinin hâlâ devam ettiği belirtilmiş; Türkiye’nin gerekirse Uluslararası Adalet Divanına başvurmak dâhil, BM Şartıyla uyumlu olarak, iyi komşuluk ilişkileri ve sorunların barışçıl şekilde çözümüne bağlı kalması gerektiğinin altı çizilmiştir.

Bölgesel işbirliği hususunda Türkiye’nin politikası olumlu bulunmuştur. Zira Türkiye, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (GDAÜ) ve Bölgesel İşbirliği Konseyi (BİK) de dâhil olmak üzere, bölgesel girişimlere katılmaya devam etmektedir. Türkiye, bölgedeki bütün ülkelerin Avrupa bütünleşmesini desteklemektedir. Türkiye, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) çerçevesinde, AB tarafından Bosna Hersek’te yürütülen askeri görev gücüne (EUFOR/ALTHEA) katkıda bulunmayı sürdürmektedir. Türkiye ayrıca, Bosna Hersek’te AB liderliğindeki polis gücüne (EUPM) ve Kosova’daki EULEX görev gücüne destek vermektedir. Bulgaristan’la ilişkiler de olumlu şekilde sürdürülmüştür.

Sonuç

Türkiye’nin geçtiğimiz bir yıl içinde siyasi kriterler başlığı kapsamında ilerlemeler kaydettiği yadsınmamakla birlikte, Türkiye özellikle yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, insan hakları konularında yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Uzun tutukluluk süreleri, yargı sürecindeki eksiklikler, medya özgürlüğünün kısıtlanması, gazeteci, öğrenci ve akademisyenlerin tutuklanması, Youtube ve diğer sitelere yönelik yasaklamalar, Uludere olayı ile ilgili kamu soruşturmasının yeterince şeffaf olmaması, Alevilerin ayrımcılıkla karşılaşması, kadına yönelik şiddet hakkındaki eleştiriler raporda özellikle göze çarpmaktadır.

Ekonomi konusunda ise özetle 2011 yılında Türkiye ekonomisi, 2010 yılındaki % 9,2 oranının biraz altında, % 8,5 oranında büyümüştür. Büyüme, tüketim harcamalarının yıllık bazda % 7,7 oranında artması ve özel sektör yatırımlarının % 22,8 oranında artmasıyla birlikte büyük ölçüde özel sektörün performansına bağlı olarak gerçekleşmiştir. Raporda dikkat çekilen nokta, cari açığın azalmakla birlikte hala fazla olduğu ve büyük dış dengesizlikler nedeniyle ekonominin yeni küresel finansal şoklara karşı kırılgan olmaya devam ettiğidir.

AB’nin eleştiri yönelttiği konuların önemli bir kısmının ülke içinde de tartışma yaratan hususlar olduğundan bu eleştirilerin rapora yansıması sürpriz olmamıştır. Bununla birlikte Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Helene Flautre’in “iki yıldır AB tarafından hiçbir fasıl açılmamışken, yani AB tarafında bir ilerleme olmamışken, Türkiye hakkında ilerleme raporu düzenlemek ve eksiklikler yüzünden Türkiye’yi eleştirmek adil bir yaklaşım değildir” düşüncesini paylaşmamak mümkün değildir.

Sonnotlar:

Türkiye 2012 Yılı İlerleme Raporu, AB Bakanlığı, http://www.abgs.gov.tr/files/2012_ilerleme_raporu_tr.pdf (erişim 16 Ekim 2012)

Yazar: Emine AKÇADAĞ

20 Ekim 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret