Güncel Yazılar

2012 Fransa seçimlerinde öne çıkan iki isim: Sarkozy ve Hollande

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 6 Mayıs’taki ikinci turunda Nicolas Sarkozy ve François Hollande karşı karşıya gelecek. Seçimin sonucunun Avrupa’nın siyasi ve ekonomik tablosunu değiştirebileceği yorumları yapılırken, BBC iki siyasi rakibin portrelerini çizdi:

NICOLAS SARKOZY

Nicolas Sarkozy, görev başındayken ülkeyi bölen bir lider oldu ve yaşanan ekonomik bunalım kendisine verilen desteği yıprattı.

Hayranları Nicolas Sarkozy’yi “dinamik ve kararlı” bir lider olarak görüyor ama Sarkozy, 1981’den bu yana, o tarihte Valery Giscard d’Estaing’e olduğu gibi, ikinci bir dönem seçilemeyen ilk cumhurbaşkanı sıfatını alma tehlikesiyle yüzyüze.

Tartışmalı konumlara girmekten asla kaçınmayan muhafazakar Halk Hareketi Birliği’nin (UMP) lideri Sarkozy, göçmen politikasıyla insan hakları savunucularını öfkelendirmiş, gösterişli yaşam tarzıyla geleneksel yandaşlarını huzursuz etmiş bir politikacı.

Kendisini “fırtınanın göbeğindeki bir geminin kaptanı” olarak tanımlamasına rağmen, ülkedeki işsiz sayısı son 12 yılın en yüksek düzeyine çıktı.

Cumhurbaşkanlığı döneminde yaptığı reformlar (emeklilik yaşının 60’dan 62’ye yükseltilmesi, haftalık 35 saatlik çalışma süresine esneklik kazandırılması, üniversitelerdeki düzenlemeler ve vergi sisteminde, fazla mesai yapılmasıyla konut sahipliğini teşvik edici değişiklikler) seçmene fazla çekici gelmedi.

Siyaset savaşçısı

Nicolas Sarkozy, iktidardaki UMP’nin lideri ve son derece kavgacı bir içişleri bakanı olmasıyla isim yaptı Fransız siyasetinde.

Benimsediği sert göçmen politikası dahil, izlediği siyasetlerle Fransa’yı derinden bölen Sarkozy’nin döneminde, kimileri şiddet olaylarına dönüşen yaygın protesto gösterileri düzenlendi.

Sarkozy, sorunlu sosyal konutları hortuma tutmaktan sözetmesiyle ünlendi, şiddet olayları sırasında Paris banliyölerinde suça karışan gençleri “ayaktakımı” diye tanımlaması unutulmadı.

2005 ayaklanmaları öncesinde sakınmasızca sarfettiği bu sözle, kendisini eleştiren kesimler, Sarkozy’yi aşırı sağın lideri Jean-Marie Le Pen’le aynı kategoriye koydular.

Cumhurbaşkanlığı sırasında kaçak göçü engellemek için çeşitli önlemler getiren, tartışmalı bir şekilde Çingeneleri topluca sınır dışı ettiren Sarkozy, gençler arasında işsizliği azaltmak için, Fransa’nın temelindeki eşitlik ilkesine bağlı olanlara meydan okuyarak, pozitif ayrımcılığı savundu.

Uluslararası sahnedeyse, Sarkozy, Irak savaşına karşı çıkmasına rağmen, genelde bir “Atlantikçi” olarak tanımlandı.

2011 Mart’ında Fransa, Albay Muammer Kaddafi güçlerine karşı savaş uçaklarını ilk gönderen ülke oldu, Libyalı isyancıların galip gelmesiyle sonuçlanan dış müdahalenin öncülüğünü yaptı.

2008 Ağustos’unda Rusya ile Gürcistan arasında patlak veren çatışmanın sonlandırılmasında yaptığı arabuluculukla puan toplayan Sarkozy, altı aylık AB dönem başkanlığı sırasında da sözünü kabul ettiren bir lider olarak öne çıktı.

2008’deki küresel mali kriz sırasında borsadaki vurguncuları cezalandıracağı taahhüdünde bulunan ve ekonomide devletin güçlü bir rol oynamasını savunan Nicolas Sarkozy, krize AB’nin verdiği yanıtta başı çekti, dünyanın belli başlı ekonomilerinin de katılımıyla G20 zirveleri düzenlenmesini sağladı ve Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yakın bir işbirliği oluşturdu.

Sarkozy’nin yaşam öyküsünü yazan Nicolas Domenach’a göre, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Sarkozy üzerinde önemli bir etki yarattı.

Domenach’a göre, Sarkozy, Tony Blair’in siyasi ideolojisini pazarlama şekliyle yakından ilgilendi.

Göçmen çocuğu

Sarkozy, Fransa’daki yönetici kadrolarının çoğunun tersine, École Nationale d’Administration’da eğitim görmeyip, Blair gibi, hukuk eğitimi aldı.

Bir Macar göçmeni olan babayla, Yunan-Yahudi kökenli bir Fransız annenin çocuğu olan Sarkozy, Paris’te Katolik olarak yetiştirildi.

1983’den 2002’ye kadar Paris’in varlıklı Neuilly bölgesi belediye başkanı olarak siyasete atılan Sarkozy, 1993 yılında, bir çocuk yuvasında akli dengesi bozuk bir kişinin giriştiği rehin alma olayı sırasında çocukların kurtarılmasına şahsen müdahale etmesiyle dikkat çekti. Eyleme girişen şahıs daha sonra komandolar tarafından öldürüldü.

Siyasette başlangıçta Jacques Chirac’ın koruması altında yer alan Sarkozy, 1993-95 yıllarında Başbakan Edouard Balladur’ün sağ kolu oldu ve bütçe bakanlığı yaptı.

1995 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Balladur’ün adaylığını desteklemesi yüzünden seçimden başarıyla çıkan Jacques Chirac’la arasında, kalıcı olacak bir sürtüşme başladı.

Chirac, anılarında, Sarkozy’den “asabi, fazla aceleci, kendisine aşırı güvenen, kendisi dahil hiçbir şeyden kuşku duyulmasını istemeyen biri” diye söz etti.

Sarkozy’nin anılarını yazan Anita Hausser ise, siyasetçiyi “hiperaktif, hırslı, çok çalışan, işten başını kaldıramayan, dinlenmek nedir bilmeyen bir kişi” diye tanımlıyor.

Nitekim Fransız medyası da, liderlik tarzı nedeniyle Sarkozy’ye “hiper-başkan” adını taktı. Ayrıca, pahalı saatlere ve lüks tatil yerlerine düşkünlüğü yüzünden “şatafat meraklısı cumhurbaşkanı” olarak da tanındı.

Carla ile hayat

İki kez boşanmış olan Nicolas Sarkozy’nin, ikinci eşi Cecilia Ciganer-Albeniz’den bir ve ilk eşi Marie-Dominique Culioli’den de iki oğlu var.

2007 yılında cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra eski süper model Carla Bruni’yle girdiği ilişki yüzünden medyanın ilgi odağı olan Sarkozy, seçimlerden önce verdiği bir mülakatta, kişisel duygularından söz etti ve “Boşanma acı veren birşey. Bir kırılma oluyor. Ve genellikle de bunun faturasını çocuklar ödüyor.” dedi.

Bruni’yle yaşadıklarının kamuoyuna mal edilmesi, Fransız cumhurbaşkanlarının yaşamlarındaki geleneksel gizlilik ilkesine ters düştü; ama Carla Bruni’nin geçen yılki hamileliği ve Giulia adı verilen kız bebeği dünyaya getirmesi, medyadan uzak tutularak yeniden geleneksel Fransız cumhurbaşkanlığı düzenine geri dönüldü.

Sarkozy, cumhurbaşkanlığı dönemindeki başarılarına rağmen, halk arasındaki desteğini kaybetti. Yakınlarda Ifop tarafından düzenlenen bir yoklamaya katılanların yüzde 64’ü Sarkozy’nin cumhurbaşkanlığından memnun olmadığını söyledi. Sarkozy’den memnun olanlarsa sadece yüzde 36 oranındaydı.

FRANÇOIS HOLLANDE

Fransa cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunu önde bitiren Sosyalist aday François Hollande, deneyimli bir örgütçü olmasına rağmen hiçbir zaman hükümette görev almadı.

Birçoklarınca dost canlısı, ılımlı bir kişi olarak nitelenen Hollande’ın sessiz, bazılarınca sıkıcı bulunan duruşu, 6 Mayıs’ta kozlarını paylaşacağı muhafazakar aday Nicolas Sarkozy’nin yoğun ve göz kamaştırıcı tarzıyla tamamen zıt.

Ancak yakın zamana dek işe Vespa’sıyla gitmeyi tercih eden Hollande’ın yandaşları, liderin, ülkeyi yönetebilecek çelik gibi bir iradeye sahip olduğunu söylüyor.

Hollande, 2012 cumhurbaşkanlığı seçimine adaylık için partisinden destek alıncaya kadar yoğun bir ön seçim aşamasından geçti. Bu süreçte hem siyasi, hem de özel yaşamı sınandı.

Adaylık yarışının en dramatik anlarından biri, rakip adaylar arasında bulunan, yaklaşık 30 yıl boyunca hayat arkadaşı ve dört çocuğunun annesi olan ancak geçtiğimiz yıllarda ayrıldığı Ségolène Royal’in, kendisini desteklediğini ilan etmesiydi.

Partideki yükselişi

François Hollande, 12 Ağustos 1954’te kuzeybatıdaki Rouen kentinde, bir doktorun oğlu olarak dünyaya geldi.

École Nationale d’Administration’da okuyan Hollande, Ségolène Royal ile de bu okulda tanıştı. Daha sonra bir diğer seçkin öğrenim kurumu olan Sciences Po’da (Siyasal Bilimler) eğitim gören François Hollande, öğrencilik yıllarında başladığı siyasi faaliyetlerini, 1979’da Sosyalist Parti’ye üye olarak sürdürdü.

Hollande, François Mitterrand yönetimi sırasında kabinede ekonomik danışman olarak alt düzeyde bir görev aldı.

1988’den bu yana Correze milletvekili olan Hollande, 1997’de Lionel Jospin’den parti liderliğini devraldı ve on yılı aşkın bir süre bu görevi yürüttü.

2007 yılında Ségolène Royal’in Nicolas Sarkozy karşısında yenilmesi yüzünden parti içinde yaşanan gerginlik üzerine 2008’de parti liderliğinden istifa etti.

Daha sonraki yıllarda, o dönemde gazeteci Valerie Trierweiler ile ilişki yaşamakta olduğu ortaya çıktı. Hollande, o tarihten bu yana Paris Match dergisinde siyasi muhabir olan Trierweiler ile beraberliğini sürdürüyor.

Hollande ile Royal arasındaki sürtüşme, Sosyalistler için uzun yıllar boyu yüz kızartıcı bir durum yarattı ama 2011 Mayıs’ında, parti çok daha büyük boyutlarda bir skandal yaşadı.

Geçen yılın başkanlık yarışı için favori ismi Dominique Strauss-Kahn, cinsel tecavüz suçlamasıyla New York’ta gözaltına alındı. Suçlama daha sonra düştü ama Strauss-Kahn’ın sahneden çekilmesiyle, François Hollande’a, 2012 seçimleri için en uygun aday gözüyle bakılmaya başlandı.

Devlet adamlığı

François Hollande’ın geniş çaplı bir destek topladığının kanıtlarından biri, eski muhafazakar cumhurbaşkanı Jacques Chirac’dan umulmadık bir övgü alması oldu.

Chirac, anılarında Hollande’dan “partilerüstü, gerçek bir devlet adamı” diye söz etti. Chirac’ın sözleri, bazılarınca Sarkozy’ye hakaret olarak algılandı. Jacques Chirac kitabında Sarkozy’yle açık açık alay etmişti.

Bununla birlikte Hollande, genelde ılımlı biri olarak görülüyor. Sosyalist Parti’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı için başlıca rakibi Martine Aubry ile katıldığı bir tartışma programında, “Katı bir sol istemiyorum. Beş yıldır süren acımasız bir başkanlık dönemini geride bırakıyoruz. Ülkeyi bölecek bir adaylığa ihtiyacımız var mı? Ben istemiyorum bunu. Sağlam bir sola ihtiyacımız var.”dedi.

François Hollande’ın 6 Mayıs’taki ikinci turu kazanması halinde, Martine Aubry’nin başbakan olacağından söz ediliyor.

Hollande bir ılımlı siyasetçi olarak görülmekle birlikte, Sosyalistlerin adayı olarak kampanyasını katı ekonomik politikalara dayandırdı. Vergi diliminin tavanındaki kişilerden yüzde 75 vergi alınmasını, 60 bin yeni öğretmen alınmasını öneren Hollande, Nicolas Sarkozy’nin imzaladığı AB mali büyüme anlaşmasını yeniden tartışmaya açmak istediğini ilan etti.

Hollande’ın 1 milyon euro’dan fazla gelir sahibi olanlardan yüzde 75 oranında vergi alınması fikrini ortaya atması, kendi partisindekileri bile şaşkınlığa uğrattı ve rakiplerince şiddetle kınandı. Nicolas Sarkozy’nin partisi UMP’nin lideri Jean-François Copé, binlerce ek öğretmen istihdam edilmesi fikrini “çılgınlık” diye niteledi.

Yakınlarda François Hollande’ın biyografisini yazan siyaset muhabiri Marie-Eve Malouines, kitabında, en üst düzeydeki görevi ele geçirmeye kararlı ama tartışma ve sürtüşme yaşamaktan kaçınan bir siyasetçi tablosu çizdi.

Hollande da, kendisinin Fransa’yı yönetmeye hazır olduğunu ve bileğinin hakkıyla bu göreve gelmek istediğini söylüyor.

BBC Türkçe

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir