Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

21.Yüzyıl Türk Dış Politikasında Orta Doğu ve Türkiye-Suriye İlişkileri

Bugün, genel bir kabul gören Orta Doğu kavramı, ilk kez İkinci Dünya Savaşında İngilizler tarafından Mısır’daki askeri birliklerin “Orta Doğu Komutanlığı” olarak adlandırılmasıyla kullanılmaya başlandı.[1] En geniş anlamıyla Orta Doğu, batıda Fas’tan başlayarak doğuda Afganistan ve Pakistan’a, kuzeyde Türkiye’den başlayarak güneyde Habeşistan’a kadar uzanan coğrafyada yer alan ülkeleri kapsamaktadır.[2]

Türkiye’nin Orta Doğu’ya bakışı ulusal ve uluslararası konjonktüre göre değişmiş ve belirlenmiştir. İki dünya savaşı arası dönemde Orta Doğu genelinde İngiliz egemenliğinin devam etmesi nedeniyle bölgeyle ilgisi en alt seviyede olmuştur. Bununla beraber, 1937’de Irak, İran ve Afganistan arasında oluşturulan Sadabat Paktı ile devletlerarası bir Sovyet tehdidi karşısında işbirliği yapmayı kararlaştırmışlardır. Ayrıca Türkiye, 1937-1939 yılları arası dönemde Avrupa’daki revizyonist-antirevizyonist kamplaşmadan da yararlanarak Hatay’ı 1939’da kendine bağlamıştır. Ancak Hatay Türkiye ve Suriye arasında sorun olmaya başlayarak her iki ülke arasında ilişkilerin önemli bir parçasını oluşturacaktır.

2. Dünya Savaşı sonrası dönemde Türkiye’nin güvenlik politikasının Sovyet tehdidi ile değerlendirdiği bir dönem olmuş; geleneksel Batı bağlantısı bu tehdit algılamasının da etkisiyle geliştirmiştir. Yani Türkiye savaş sonrası dönemde Orta Doğu’daki çatışmalardan uzak durarak güvenlik politikasını devam ettirmiştir.[3]

Yumuşama (Detente) dönemi ile birlikte Türkiye yavaş yavaş Orta Doğu’ya yönelmeye başlamıştır. 1962 “Küba Krizi” ve 1964 “Johnson Mektubu” krizleri Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde üst üste uğradığı ciddi hayal kırıklıkları yaratmıştı. Bu gelişmeler Türk dış politikasında değişikliklere sebep olmuş ve yumuşamanın da verdiği etkisiyle kısmen daha serbest hareket etme imkânı kazanan Türkiye, Orta Doğu’ya bakışıda değişime uğramış ve 1967 Savaşında önceki savaşlara göre daha net bir tavır ortaya koyarak bu kriz esnasında Arap ülkelerini desteklemiş ve topraklarında bulunan Amerikan üslerinin Araplara yönelik bir saldırıda kullanılmamasına izin vermeyeceğini açıklamıştır ve ayrıca Filistin’e destek vererek İsrail’e tepkisini göstermeye başlamıştır. Bu dönemde müslüman ülkelerle eskiye nazaran daha da yakın ilişkiler kurulmaya çalışılmış ve Orta Doğu’da daha aktfi olmaya çalışmıştır.  Türkiye bu dönemde tamamen Batı’dan veya İsrail’den kopuş değil, çok yönlü bir politika izleyerek tamamen Batı’yı ve İsrail’i karşısına almamayı özen göstermiştir.

Turgut Özal ile beraber Türkiye Batı ile ilişkilerini geliştirirken Orta Doğu’da da daha fazla aktif olmanın yollarını aramıştır.[4] Türkiye, 1980-1988’deki İran-Irak savaşında dengeli bir politika uğramaya gayret göstermiş, hem sorunlarla aktif olarak ilgilenmiş hem de iki ülke ile ilişkilerini bozmamaya çalışmıştır. 1991 Körfez savaşında ise Türkiye Turgut Özal’a rağmen çok hassas bir politika izlemiş ve kendi ulusal çıkarlarını göz önüne alarak kararlar almaya çaba göstermiştir. Özellikle PKK odaklı eylemlerinin artması Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik politikalarında ilk olarak güvenlik eksenli politikalar izlemesine neden olmuş ve doğal olarak öncelik bu güvenlik eksenli politikalara verilmiştir.[5]

Türk Dış Politikasında Ahmet Davutoğlu Dönemi ve Stratejik Derinlik Konsepti:

2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) iktidara geldi ve Başbakan Erdoğan’nın dış politika danışmanı olarak Ahmet Davutoğlu ismi sık sık duyulmaya başlandı.

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu olan Davutoğlu danışmanlık görevine kadar hayatını akademisyen olarak sürdürüyordu. Daha sonra kabine değişikliği ile beraber Ahmet Davutoğlu 2009 Mayıs ayından itibaren Dışişleri Bakanlığına getirildi. Akademisyen kökenli birinin bu göreve getirilmesi pek az rastlanan bir durumdu. Özetle, AKP hükümetlerinin önce fiili daha sonra resmi dış işleri bakanı oldu.

Son dönemdeki Türk dış politikasının şekillenmesinde etkili bir role sahip olan Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik isimli kitabı Türk Dış Politikasının 21.yüzyılda stratejik teorisisini ortaya koyması açısından önemli bir kitap. Bu kitap bir ölçüde Davutoğlu’nun kişisel akademik yaklaşımıdır diyebiliriz. Bu çalışmada Davutoğlu’nun geliştirmiş olduğu kavramları görmekteyiz. Bu kavramlardan en önemlisi stratejik derinlik kavramıdır. Buna göre, Türkiye sahip olduğu tarihsel ve kültürel miras nedeniyle tek yönlü dış politika izlemesi mümkün değildir. Türkiye’nin derinliği onun tarihi mirasından, kimlikler özelliklerinden ve coğrafyasından kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin coğrafi zenginliği göz önüne alındığında kendisini daime merkezde konumlandırması gereken bir ülkedir.[6] Bu açından bakıldığında Türk dış politikasının nihai amacı asla ve asla Türkiye’yi Batı uluslar topluluğunun bir üyesi yapmak olamaz. Sadece amaçlardan birisi olabilir.[7]

İkinci prensip olarak, Türkiye aktif, belirleyici bir dış politika izlemelidir. Bu politikayı yaparken içeride yaşanmakta olan sorunların halledilmelidir. Bu klasik iç politika-dış politika ayrımını ortadan kaldıran bir yaklaşımdır. Türkiye’nin en önemli dış politika amacı evini düzene koymak olmalıdır. Evi camdan olanın dışardakiler tarafından taşlanacağı prensibine dayanan bu yaklaşım, camdan olan evi daha kırılmaz maddeler ile yeniden inşa etmeyi öncelik olarak belirler[8]. Yani dış politikanın nihai amacı Türkiye evini düzene koyarken dışarıda özellikle komuşularda çıkması muhtemel krizlerin bu süreci olumsuz etkilememesine çalışmaktır.[9]

Üçüncü prensip komşular ile sıfır sorun prensibidir. Bu politika genel anlamıyla komşularla yaşanan sorunların ivedilikle sona ermesi gerektiği vurgulanmaktadır.[10] Komşularla sıfır sorun, her şeyden öte Türkiye’nin ilgisini içerdike sorunların çözümüne kanalize etmesi açısından gereklidir. Bu, komuşuların hatrına savunulan bir görüş değil, sınırlı kaynakların daha acil olan ülke içi sorunların çözülmesine ayrılabilmesi için gerekli bir stratejidir.[11]

Bir diğer prensip proaktif dış politika anlayışıdır. Bu prensibe göre, sorunların çıkmasını beklemeden, potansiyel sorun alanlarına müdahale etmek ve tarafları en kısa sürede ortak bir noktaya getirmek için uğraşılması gerekmektedir. Önemli olan sorunlar çıkmadan olaya müdahil olmaktır. Özellikle Türkiye’nin çevresi- Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu- sorunların her daim sürdüğü bir coğrafyadır. Bundan dolayı Türkiye olası muhtemel sorunların önüne geçerek hem ülke içi durrumu, hem de bölgesel politikalar açısından istikarar ve güven sağlama açısından önemlidir. Bu bölgelerde çıkan problemlere Türkiye’nin gözünü kapama lüksü yoktur. Yani Türkiye reaksiyoner değil aksiyoner bir dış politika izlemelidir.[12] Keza, Davutoğlu’ nun ok-yay prensibide bu noktada önemlidir. Türkiye coğrafyasında olan bir ülke Asya’ya doğru yayını ne kadar gererse, okunu Avrupa’ya doğru o kadar hızlı atar, anlayışına sahip bu prensip Davutoğlu doktrinini anlatan güzel bir örnektir.[13]

Beşinci prensip Türk dış politikasının ritmiklik kazanmasıdır. İnisiyatif almada hız ne kadar önemliyse, sorunların bütün taraflarla görüşmekte o derece önemlidir[14]. Sorunu ortadan kaldırabilecek bütün aktörlerle önyargısız görüşmek sorunların hızlı çözümü için önemlidir.

Davutoğlu prensibinin sonuncusu ise dış politikada hangi enstrümanların kullanılacağıdır. Cazibe ve muhakeme[15] yollarıyla ülkelerin ikna edilmesi ve buna destek olarak askeri olmayan yöntemlerin tercih edilmesi yani bir kamu diplomasisi kullanılmasıdır. Türkiye’nin ikna kabiliyetini geliştirmesi ve komşularla olan ilişkilerde kazan-kazan prensibi ekseninde oluşturulması gerektiğidir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız Ahmet Davutoğlu doktrinleri temel noktaları bunlardır. AK Parti’nin iktidara gelmesi ile -özellikle komşularlar sıfır sorun- daha da hızlandırılmış bir şekilde Türk dış politikasında önemli bir yöntem haline gelmiştir. Genel anlamıyla komşularla sıfır sorun politikası 21.yüzyılda zor gerçekleştirilecek bir politikadır. Uluslar arası ilişkilerde en önemli unsur ulusal çıkardır. Sıfır sorun prensibi karşı tarafın taleplerinin hepsine evet dendiğinde gerçekleşek bir politikadır. Zaten Ahmet Davutoğlu’nun sıfır sorun üzerine yaptığı bu açıklama önemlidir: Hiçbir şeyin sıfıra inmeyeceğini bildiğini belirten Davutoğlu, ”Bu, bir idealdir. Sıfır sorundan bizim kastettiğimiz şey, bir vizyondur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, dünyada sulh’ derken, gerçekten bir cennet mi tasavvur ediyordu? Öyle bir dünya olacak ki herkes herkesle sulh içinde. Onca savaş yaşamış Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün böyle ütopik olacağını düşünür müsünüz? Niye böyle söylüyor? Çünkü bir ufuk gösteriyor.”[16]

21.yüzyıl Türk Dış Politikasında Orta Doğu ve Suriye

Komşularla sıfır sorun politikasın da en önemli ilerleme kaydedilen ülke Suriye’dir diyebiliriz. 1946 yılında Suriye devleti kurulduğundan bu yana, 1347 km. uzunluğunda bir sınırı paylaşan Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkiler, normal diplomatik ilişkilerden, siyasi ve askeri tansiyonlara kadar uzanan düzensiz bir seyir takip etmiştir.[17] Artık iki ülke birbirlerini 1957-1958 ve 1998 yıllarında savaşın eşiğine gelmesine rağmen, ticari ortak olarak tanımlamakta, ilişkileri sekteye uğratan önemli sorunları-Suriye’nin PKK’ya verdiği destek, Fırat nehri sularının paylaşımında Türkiye’yi suçlayan tutumu ve Hatay konusundaki memnuniyetsizliği- gibi konular artık gündemi meşgul etmemektedir.[18]

Türkiye- Suriye ilişkileri 2000’li yılların başından itibaren önemli bir ivme kazanmıştır. Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in tüm tepkilere karşın Hafız Esad’ın cenazesi için Suriye’ye gitmesi Türkiye’nin uzattığı bir el olarak algılanmış ve bu girişim Suriye tarafından hala dile getirilmektedir.[19] 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin Orta Doğu’ya yönelik dış politikasını anlamak için, Türkiye-Suriye ilişkilerinde yaşanan olumlu değişimi/gelişimi anlamak gerekmektedir. Çünkü Türkiye’nin Ortadoğu’ya açılımında Suriye kilit öneme sahiptir.[20] Suriye’nin PKK terör örgütüne verdiği desteği kesmesi ve tarafların ilişkilerini görüş ayrılıkları değil de, işbirliği olanakları üzerine yoğunlaştırması, Ankara ve Şam arasında sağlıklı, yapıcı, üretken ve verimli bir zeminin kurulmasına olanak tanıdı.[21] Özellikle 2002 AKP’nin iktidara gelmesiyle Türkiye’nin Orta Doğu politikası ve dolayısıyla Türkiye-Suriye ilişkilerin değişmesinin baş aktörleri arasında Ahmet Davutoğlu gelmektedir. Davutoğlu’nun ifadeleriyle, 2002 sonrası Türkiye’nin Orta Doğu politikası şu şekilde özetlenebilir. Türkiye’nin Orta Doğu’ya bakışının hem düşünsel hem de coğrafi temelleri bulunmaktadır. Osmanlı’nın mirasçısı olması ve kendine has konumu, Türkiye’nin kendini savunmacı bir anlayışta tanımlamasını imkânsız kılmaktadır. Türkiye güvenlik sorunlarını çözebilmek için bölgeye yönelik ekonomik ve kültürel işbirliği kampanyası başlatmalıdır. Ortadoğu sorunlarına sırt çevirmek güvenlik problemlerine çözüm üretmeyecek, bölge sorunları dönüp dolaşıp Türkiye’nin iç istikrarını olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla Türkiye iç güvenlik ve istikrarını; çevresinde düzen ve istikrar yaratmak için aktif, yapıcı rol üstlenerek koruyabilecektir.[22] Bu düşünce değişimin Suriye politikasına etkisi şu şekildedir: Türkiye, Suriye’nin Orta Doğu’ya açılan kapısı konumundadır.[23] Bu açılım coğrafi, siyasi ve ekonomik anlamdadır. Suriye ile güvene dayalı ilişkiler, Orta Doğu sorunlarında aktif olma arayışındaki Türkiye’ye önemli fırsatlar sunmakta, Türkiye’nin bölge sorunlarına daha rahat müdahil olması imkânı doğmaktadır. İsrail- Suriye barış görüşmelerindeki üstlenilen arabuluculuk, Lübnan devlet başkanlığı krizinde oynana yapıcı rol, İsrail-Filistin sorununda özellikle Hamas tarafı ile kurulmaya çalışılan iletişimde Suriye ile ilişkilerin belirleyici oluduğu söylenebilir. Suriye’nin Arap platformlarında Türkiye’ye verdiği destek de aynı doğrultuda değerlendirilebilir. Türkiye böylece Ortadoğu’da sorunların çözümünde anahtar bir konuma sahip olabilmektedir.[24]

Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir dönem olarak 16 Eylül 2009’da imzalanan Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Anlaşması ve her iki ülke vatandaşlarının 90 günle sınırlı olmak koşulu ile vizeden muaf seyehat serbestîsine kavuşması hem yakın çevre ülkeleri hem de Orta Doğu’nun geneli açısından oldukça önemli ve tarihi bir olaydır. [25] 13 Ekim 2009’da Türkiye-Suriye Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 1.Bakanlar Kurulu toplantısı gerçekleştirildi. Ekonomiden güvenliğe, sağlıktan çevreye değişik konular içeren kırk protokol imzalandı. Bu anlaşma 2000’li yıllardan itibaren gelişen Türkiye-Suriye ilişkilerinin en somut göstergesidir. 1998 yılında savaşın eşiğine gelen her iki devlet arasında bugün vize dahi uygulanmamaktadır. Aynı zamanda icracı bakanlardan oluşan ortak bakanlar kurulu belirli periyotlarla toplanmaktadır. Artık iki devlet arasındaki esas gündem güvenlik konuları değil uzlaşma, ortaklık ve işbirliğidir. Bugün Türkiye ve Suriye arasındaki diplomatik dil tamamen olumlu yönde değişmiştir. Bunun en açık göstergesi, ilişkilerin  “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Anlaşmasıdır.[26] Stratejij İşbirliği Konseyi öncelikli olarak Türkiye ve Suriye arasındaki ilişkilerin her alanda gelişmesine yardımcı olacak mekanizmalar ve somut adımlar içermesi açısından oldukça önemlidir. Her iki ülkenin başbakanları düzeyinde Eş-başkanlık sistemi öngören İşbirliği Konseyi’nin Bakanlar Kurulu’nun içinde dışişleri, enerji, ticaret, bayındırlık, savunma, içişleri, ulaştırma ve tarım bakanlarının bulunduğu toplam on altı (Türkiye ve Suriye’den) bakandan oluşması öngörülmüştür.[27]Gelinen nokta itibariyle baktığımızda Türkiye ile Suriye arasında gelişen ilişkilerin düzeyi ancak “model komşuluk” kavramıyla açıklanabilir.[28]

Sonuç:

Türk dış politikası 2000’li yılların başından itibaren çok yönlü dış politika anlayışını tekrardan benimseyerek belki de soğuk savaşın bitiminden beri ilk kez bu denli yoğun çok yönlü dış politika doğrultusunda hareket etmeye çalışıyor. Komşularıya ve bölge devletleriyle sık sık diyalog halinde olan Türkiye, bölgesel bir güç olarak etkinliğini daha da artırmanın uğraşını veriyor. Bulunduğu konumu, sahip olduğu tarihi ve coğrafyasındaki hinterlandı nedeniyle Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Hazar, Akdeniz ve Merkezi Asya gibi havzalarla doğrudan ilişkili olan Türkiye esas olarak 2000’ler boyunca çoklu zeminlerde, çoktaraflı anlaşmazlıklarda ve yine çoktaraflı işbirliği olanaklarında kurulan denklemlerde etkisini artırmaya çalışıyor.[29] Bu etkinliğin daha da artması için özellikle kendisini ilgilendiren sorunlar ve bölgesel sorunlarda çözüm sürecine katkıda bulunmak için yoğun çaba sarfediyor. Burada uluslararası konjoktürden gelen imkân ve kabiliyetleride göz ardı etmemek gerekiyor. Ancak Türkiye’nin bu noktada dikkat etmesi gerekn nokta, hem içsel hem de bölgesel imkân ve kabiliyetlerin abartılmamasıdır. Çünkü bir ülkenin imkân ve kabiliyetini bilmesi ve bu yönde hareket etmesi dış politikada önemli noktalardan birisidir. Bu açıdan komşularla sıfır sorun, proaktif dış politika gibi bazı politikaların abartılmadan imkân ve kabiliyetler doğrultusunda gerçekleştirilmesi Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından daha kolay elde edilebilecek bir yaklaşım olabilir.

Türkiye ve Suriye arasında 2000’li yıllardan itibaren gelişen karşılıklı gelişen siyasi, ekonomik, kültürel ilişkiler iki ülke içinde yarar sağlamaktadır. Gelişen ilişkilerle birlikte Suriye hem bölgesel politikada hem de uluslar arası politikada tekrar güç kazanmaya başladı. Hep İran ile aynı resimde görüldüğü için Sünni Arap yönetimleri tarafından dışlanan Suriye, Türkiye sayesinde Arap siyasetinin güçlü bir aktörü konumuna geldi. Aynı zamanda Suriye Türkiye sayesinde İsrail ile yürütülen dolaylı barış görüşmeleri ve kullanılan itidalli diplomatik dille bir anlamda ABD ve Batının hedefinden de çıkmış oldu. ABD’nin Şam’a büyükelçi ataması bunun en somut göstergesidir. Türkiye sayesinde dış politikada yakaladığı olumlu havayla birlikte, Beşar Esad yönetimindeki Suriye iç bütünlüğünü/güvenliğini de sağlama almış oldu.[30]

Gelişen ilişkilerde Suriye gibi Türkiye de Ortadoğu politikası açısından çok yarar sağlamaktadır. Yıllardır PKK, Hatay ve Su meselesi gibi sorunlardan dolayı Suriye ile problemli ilişki içinde olan Türkiye, neredeyse bütün Arap dünyası ile sorun yaşamaktaydı. Suriye ile karşılıklı kaldırılan vize diğer Arap ülkeleri için güzel bir örnek teşkil etmiş ve Arap coğrafyası ile Türkiye ilişkilerinde daha da iyi sonuçlar elde etmiştir. Türkiye eğer Suriye ile ilişkilerinde vizeyi kaldırmasaydı Lübnan ile iyi ilişki kurup vizeyi kaldırması düşünülemezdi. Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin Ortadoğu’da önünü açmıştır. Güvenlik merkezli bir ilişkiden işbirliği odaklı ve karşılıklı güvene dayalı bir ilişki oluşmuştur ve bu ilişki Ortadoğu’da “model komşuluk” ilişkileri olarak örnek alınırsa bölgenin istikrarı, refahı ve barışı için yararlı olacağı aşikârdır.[31]

Yazar: Orhan KARAOĞLU

24 Mayıs 2011

Kaynak

[1] Baskın Oran (Ed.), Türk Dış Politikası, Cilt 1, İletişim Yayınları, 13.Baskı 2008, İstanbul, s.194

[2] Ibid. s. 194

[3] İdris Bal, (Ed.)., 21.yy’da Türk Dış Politikası, Geçmişten Günümüze Türkiye’nin Orta Doğu Politikasının Analizi ve İlişkileri Belirleyen Dinamikler, s. 701

[4] Baskın Oran (Ed.), Türk Dış Politikası, Cilt 2, İletişim Yayınları, 13. Baskı, 2008, İstanbul, s.125

[5] William Hale, Türk Dış Politikası 1774-2000, (1.Baskı). (Çev. P. Demir) Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2003, s.321 ((Orijinal çalışma basım tarihi 2000)

[6] Ahmet Davutoğlu,  Turkey Foreign Policy Vision: An Assesment of 2007, Insight Turkey, Vol 10, No.1, 2008, p.77-96

[7]Ahmet Davutoğlu, Türkiye merkez ülke olmalı http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=107581

[8] H.Tarık Oğuzlu, Türk Dış Politikasında Davutoğlu Dönemi, Ortadoğu Analiz Eylül 2009, Cilt 1, sayı 9, s.46

[9] Ibid.

[10] Alexander Murinson, The Strategic Depth Doctrine of Turkish Foreign Policy, Middle Eastern Studies,Vol 42, No.6, 2006, p.945-964

[11] H.Tarık Oğuzlu, Türk Dış Politikasında Davutoğlu Dönemi, Ortadoğu Analiz Eylül 2009, Cilt 1, sayı 9, s.46

[12] Ahmet Davutoğlu, Turkey Foreign Policy Vision: An Assesment of 2007, Insight Turkey, Vol 10, No.1, 2008, p.77-96

[13] http://www.gazeteokuyun.net/ahmet-davutoglu-yon-tarifi-ok-ve-yay.html

[14] H.Tarık Oğuzlu, Türk Dış Politikasında Davutoğlu Dönemi, Ortadoğu Analiz Eylül 2009, Cilt 1, sayı 9, s.46

[15] Ibid.

[16] http://www.gazeteokuyun.net/ahmet-davutoglu-yon-tarifi-ok-ve-yay.html

[17], Türkiye ve Komşularıyla İlişkiler, Türkiye Suriye İlişkileri, Anadolu Üniversitesi Yayını s.175

[18] H.Tarık Oğuzlu, Türk Dış Politikasında Davutoğlu Dönemi, Ortadoğu Analiz Eylül 2009, Cilt 1, sayı 9, s.47

[19] Serpil Açıkalın, Bölgesel Gelişmeler ve Türkiye-Suriye İlişkileri http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1058

[20] Mehmet Şahin, Model Komşuluk: Türkiye-Suriye İlişkileri, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/174/model-komsuluk-turkiye-suriye-iliskileri.aspx

[21] http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=3941

[22] Davutoğlu Ahmet,  Turkey Foreign Policy Vision: An Assesment of 2007, Insight Turkey, Vol 10, No.1, 2008, p.77-96

[23] “‘Cumhurbaşkanlığı İnternet Sitesi Basın Açıklamaları: Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile Düzenledikleri Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama”, 15 Mayıs 2009, http://cankaya.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/, (Son Erişim: 19 Mayıs 2009

[24] Oytun Orhan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Şam Ziyareti Işığında Türkiye-Suriye İlişkileri, Ortadoğu Analiz Haziran 2009, cill 1, sayı 6, s.39-47

[25] Ayhan Veysel, Türkiye-Suriye İlişkilerinde Yeni Dönem Yüksek Düzeyli Stratekik İşbirliği Konseyi, Ortadoğu Analiz, Kasım 2009, cilt 1, sayı 11 s. 26-34

[26] Şahin Mehmet, Model Ortaklık: Türkiye-Suriye İlişkileri, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/174/model-komsuluk-turkiye-suriye-iliskileri.aspx

[27] Ayhan Veysel, Türkiye-Suriye İlişkilerinde Yeni Dönem Yüksek Düzeyli Stratekik İşbirliği Konseyi,Ortadoğu Analiz, Kasım 2009, cilt 1, sayı 11 s. 26-34

[28] Şahin Mehmet, Model Ortaklık: Türkiye-Suriye İlişkileri, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/174/model-komsuluk-turkiye-suriye-iliskileri.aspx

[29] http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=3941

[30] Şahin Mehmet, Model Ortaklık: Türkiye-Suriye İlişkileri, http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/174/model-komsuluk-turkiye-suriye-iliskileri.aspx

[31] Ibid.

KAYNAKÇA:

Oran, B. (Ed.).2003 Türk Dış Politikası (9.baskı). İstanbul, İletişim Yayınevi

Bal, İ (Ed.).2001 21.Yüzyıl Türk Dış Politikası (3.Baskı). Ankara, Lalezar Kitabevi Yayınları

Hale, W. 2000 Türk Dış Politikası 1774-2000 (1.Baskı). (P. Demir,Çev). İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 2000)

Davutoğlu, A 2007 Turkey Foreign Policy Vision: An Assesment of 2007, Insight Turkey, Vol 10(1),77-96

Davutoğlu, A. (Şubat 2004), Türkiye Merkez Ülke Olmalı, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=107581

Murinson, A. (2006). Strategic Depth Doctrine of Turkish Foreign Policy, Middle Eastern Studies, Vol 42(6), 945-964

Oğuzlu, H.T,(2009). Türk Dış Politikasında Davutoğlu Dönemi,Ortadoğu Analiz,cilt1(9), 46

Davutoğlu, A. (Kasım 2009). Yön Tarifi Ok ve Yay, http://www.gazeteokuyun.net/ahmet-davutoglu-yon-tarifi-ok-ve-yay.html

Türkiye ve Komşularla İlişkiler.(b.t) 2010,http://www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/IOLTP/1269/unite10.pdf

Açıkalın, S. (Eylül 2009). Bölgesel Gelişmeler ve Türkiye-Suriye İlişkileri,http://www.usak.org.tr/makale.asp?id=1058

Şahin, M. (Şubat 2010). Model Komşuluk: Türkiye-Suriye İlişkileri, , http://www.sde.org.tr/tr/kose-yazilari/174/model-komsuluk-turkiye-suriye-iliskileri.aspx

2000’lerde Türk Dış politikas.(b.t). http://www.diplomatikgozlem.com/haber_oku.asp?id=3941

Cumhurbaşkanlığı İnternet Sitesi Basın Açıklamaları: Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile Düzenledikleri Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama”, 15 Mayıs 2009,http://cankaya.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/aciklama_mesajlar/

Orhan, O. (2009). Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Şam Ziyareti Işığında Türkiye-Suriye İlişkileri,,Ortadoğu Analiz,cilt1(6),39-47

Ayhan, V. (2009) Türkiye-Suriye İlişkilerinde Yeni Dönem Yüksek Düzeyli Stratekik İşbirliği Konseyi, Ortadoğu Analiz, cilt 1(11) , 26-34

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir