AB üyesi ülkeler arasındaki ekonomik faaliyetler ile AB’nin diğer ülkeler ile olan dış ticaretini ayırmak için kullanılan bir terimdir. Mallar, hizmetler, kişiler ve sermayenin serbest dolaşımının tam olarak sağlanması için Avrupa Tek Senedi ile başlatılan süreç sonucunda 1992 yılı sonunda Tek Pazar kurulmuştur. Ancak İç Pazar terimi halen kullanılmaktadır.
Genel olarak yargı organlarının verdiği kararlara “içtihat”, mahkeme kararlarının oluşturduğu hukuk ilkelerinin tümüne ise “içtihat hukuku” adı verilmektedir. Kıta Avrupası hukuk sisteminde kapsamlı kanunlar önem taşımaktadır, Anglo-Sakson hukuku ise içtihat hukuku üzerine kuruludur. Bu ülkelerde hukuki uyuşmazlık durumunda görüş bildirebilmek için, aynı veya benzer durumlarda yargı organlarının daha önce ne şekilde karar verdikleri araştırılır ve o kararlarda belirtilen ilkelere göre uyuşmazlık çözümlenir.
Avrupa Birliği hukukunda da Adalet Divanı’nın içtihatları büyük önem taşımaktadır. Adalet Divanı’nın verdiği kararlar, 1952 yılından itibaren AKÇT, 1958’den itibaren AET ve EURATOM için olmak üzere, uzun yıllar süresince anlaşmazlıkların çözümünü sağlamış, aynı zamanda kapsamlı bir Topluluk içtihat hukuku oluşmasıyla sonuçlanmıştır. Adalet Divanı kararları genellikle gerekçeleri kapsayan bölüm (motif) ve kararın hüküm bölümünden (dispositif) oluşur. Taraflar açısından verilen kararın hüküm bölümü, uyuşmazlıklara getirilen çözümü ortaya koyması açısından önemlidir. Bu bölüm, aynı taraflarca aynı konuda Adalet Divanı’na getirilecek davada bağlayıcı hüküm teşkil ederken, diğer benzer davalar için de emsal oluşturur.
Adalet Divanı’nın içtihat hukuku, Türkiye-AT Ortaklığı açısından da önemlidir. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla sonuçlanan 1/95 sayılı ve 6 Mart 1995 tarihli Ortaklık Konseyi kararının “yorum” maddesinde, Gümrük Birliği’ne ilişkin olarak kararların Adalet Divanı’nın ilgili kararlarına uygun olarak yorumlanacağı belirtilmektedir.
Üretim ya da satış sırasında alınan vergilerin, ürünlerin ihraç edilmesi durumunda geri ödenmesidir. Ürünlerin dış rekabet gücünü artırmak amacıyla uygulanan ihracatta vergi iadesi, bir tür ihracat teşviği olarak değerlendirilebilir.
Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde ihracatta vergi iadesi verilmesine, ancak alınması gereken bu önlemlerin Ortaklık Konseyi’nce önceden sınırlı bir süre için onaylanmış olması halinde izin verilir (Katma Protokol 45. Madde).
Topluluk hukuku genel olarak iki ana başlık altında incelenmektedir: birincil mevzuat ve ikincil mevzuat. İkincil mevzuat AB kurumlarının çıkardıkları düzenlemelerden (yönerge, tüzük, karar vb.) oluşmaktadır.
AB’ye katılım sürecinde Komisyon, aday ülkelerin Kopenhag kriterlerini karşılama yönünde kaydettikleri ilerlemeleri düzenli olarak izlemekte ve gelişmeleri her yıl hazırladığı ve "İlerleme Raporu" adı verilen raporlarla ortaya koymaktadır. AB Komisyonu her aday ülke için 1998 yılından itibaren İlerleme Raporu hazırlamaktadır.
İlerleme Raporları, aday ülkelerin üyelik yönünde göstermiş oldukları gelişimlere ilişkin olarak sundukları bilgilere, Parlamento rapor ve kararları ile başta Avrupa Konseyi, AGİT ve uluslararası finans kuruluşları olmak üzere uluslararası örgütler ile sivil toplum örgütlerinin değerlendirmelerine dayanmaktadır. Bütün bu değerlendirmeler ışığında Komisyon, aday ülkenin Kopenhag kriterlerini karşılayıp karşılamadığını tespit etmekte ve aday ülkeyle katılım müzakereleri açılıp açılmamasına ilişkin görüşünü Konsey'e iletmektedir. Müzakerelerin açılmasından sonra Komisyon İlerleme Raporlarını hazırlamayı sürdürmektedir. İlerleme raporları Kopenhag kriterleri çerçevesinde siyasi kriterler, ekonomik kriterler ve üyelik yükümlülüklerini üstlenebilme yeteneği olarak üç temel bölüm içermektedir. Aday ülkeler ile katılım müzakerelerinin başlatılması ve aday ülkenin Birliğe katılımının sağlanması kararlarında Komisyon’un hazırladığı ilerleme raporları kilit rol oynamaktadır.
Kurucu Antlaşmalar ile genel çıkarların koruyucusu olan Komisyon’un bu görevlerini yerine getirebilmesi için kendisine inisiyatif hakkı tanınmıştır. Bu hak çerçevesinde Komisyon’un, Kurucu Antlaşmalar kapsamında yer alan konularda öneriler sunma görevi ve yetkisi bulunmaktadır. Bu tavsiyeler, Antlaşmalar’da açıkça belirtilen alanlarda ya da Komisyon’un gerekli gördüğü durumlarda alınabilir. Bu çerçevede:
İnisiyatif hakkı, Topluluğun kurumsal dengesinde temel unsurlardan biridir. Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte Komisyon’un inisiyatif hakkı yeni politikalar (sağlık ve istihdam); kişilerin serbest dolaşımına ilişkin konular ile üçüncü sütunu (Adalet ve İçişleri) da kapsayacak biçimde genişletilmiştir. Üçüncü sütun konusunda Komisyon bu hakkı, Antlaşma’nın yürürlüğe girmesinden sonraki ilk beş yıl süresince üye ülkelerle paylaşacak, bu süre sonunda inisiyatif hakkı yalnızca Komisyon’a devredilecektir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde yer alan ilkeler, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı'nın içtihat hukuku kapsamında da yer almaktadır. İnsan haklarına saygı konusu, üye ülkeler tarafından 1986 Tek Senet önsözünde onaylanmış ve daha sonra Avrupa Birliği’ni kuran Antlaşma’nın F maddesiyle bütünleştirilmiştir. Bu madde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile AB üyesi devletlerin ortak anayasal geleneklerine dayanmaktadır.
Temel haklara saygı Amsterdam Antlaşması ile daha da güçlendirilmiştir. Antlaşma, Adalet Divanı'nın insan hakları konusundaki yasal yetkisini AB kurumlarının faaliyetleri çerçevesinde F maddesine dayalı olarak genişletmiştir. Ayrıca yeni oluşturulan askıya alma hükmü ile AB üyesi ülkelerin Birliğin temelini oluşturan ilkeleri ihlal etmeleri durumunda alınacak önlemler belirlenmiştir. 7 Aralık 2000 tarihinde Nice Zirvesi’nde açıklanan AB Temel Haklar Şartı ile Avrupa vatandaşlarının ve AB’de ikamet eden herkesin temel hak ve özgürlükleri belirlenmiştir.
Amsterdam Antlaşması ile kurulan İstihdam Komitesi her üye ülkeden iki temsilci ile iki Komisyon temsilcisinden oluşmaktadır. Komite, istihdam ve işgücü piyasası alanlarında Konsey’in çalışmalarına destek olmaktadır. Özellikle Topluluk üyesi ülkelerde istihdam eğilimleri ile ve üye ülkelerin istihdam ve işgücü piyasalarına ilişkin politikalarının izlenmesi görevlerini üstlenen Komite, üye ülkeler ile Komisyon arasındaki görüş alışverişini kolaylaştırmaktadır. Komite ayrıca bu sorunlara ilişkin raporlar hazırlayarak öneriler sunmaktadır.
AB ülkelerinde işsizliğin yüksek boyutlarda seyrettiği göz önünde bulundurulduğunda istihdam, AB’nin temel sorunlarından biridir (halihazırda AB düzeyinde işsizlik oranı %8 düzeyindedir). Bu nedenle ilk kez Komisyon’un 1993 yılında hazırladığı Büyüme, Rekabet Gücü ve İstihdam konulu Beyaz Kitabı takiben Essen Zirvesi’nde (9-10 Aralık 1994), istihdamın artırılması için beş öncelikli alan belirlenmiştir:
21 Kasım 1997 tarihinde AB düzeyinde ilk kez istihdama ilişkin bir olağanüstü zirve düzenlenmiştir. İstihdam edilebilirlik, girişimcilik, uyum sağlama yeteneği ve fırsat eşitliğinin odak noktasını oluşturduğu Zirve’de, her yıl istihdamı artırmaya yönelik yönlendirici ilkeler hazırlanması ve üye ülkelerin bu doğrultuda hazırladıkları eylem planları ile bu planların ne şekilde hayata geçirildiğine ilişkin faaliyet raporlarını sunmaları kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede ilk eylem planları ile faaliyet raporları 1998 yılı içerisinde sunulmuştur. Haziran 1999 tarihinde yapılan Köln Zirvesi’nde Avrupa İstihdam Paktı kabul edilmiş, Lizbon ve Stockholm Zirveleri’nde istihdamın artırılmasına yönelik hedefler belirlenmiştir.
Amsterdam Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte istihdam, Avrupa Birliği’nin hedefleri arasına alınmış ve AB’yi kuran Antlaşma’ya istihdama ilişkin yeni bir bölüm eklenmiştir.
İstikrar ve Büyüme Paktı, Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren başlayan üçüncü aşamasıyla bağlantılıdır. Paktın amacı, tek paraya geçilmesiyle birlikte üye ülkelerin bütçe disiplini yönünde gösterdikleri çabaları sürdürmelerini sağlamaktır.
İstikrar ve Büyüme Paktı esasen biri 17 Haziran 1997, diğeri ise 7 Temmuz 1997 tarihli iki Konsey tüzüğünden (bir tanesi bütçe pozisyonlarının denetimi ve ekonomi politikalarının koordinasyonu, diğeri ise yüksek düzeyde bütçe açığının engellenmesi prosedürünün uygulanmasına yöneliktir) oluşmaktadır. Orta vadede üye devletler, dengeli ya da dengeliye yakın bütçe hedefine ulaşmak ve 1 Mart 1999 tarihine dek Komisyon ve Konsey’e yılda bir güncelleştirilmesi öngörülen bir istikrar programı sunmayı taahhüt etmişlerdir. Bu çerçevede ülkelerin sunduğu raporlar Komisyon tarafından değerlendirilmektedir. Buna paralel olarak EPB’nin üçüncü aşamasına katılmayan üye devletlerin, bir uyum programı sunması gerekmektedir.
İstikrar ve Büyüme Paktı, yüksek seviyeli bütçe açığını engellemek için gerekli önlemleri almayan katılımcı üye ülkelere yaptırım uygulanması için Konsey’e yetki vermektedir. İlk etapta söz konusu yaptırım, Topluluğa verilecek bir vadesiz mevduat (non-interest-bearing deposit) şeklinde olacaktır. Ancak aşırı bütçe açığının iki yıl zarfında kapatılmaması durumunda bu ödeme para cezasına çevrilecektir.
İstisnadan yararlanma kavramı, Topluluk düzeyinde işbirliği gerektiren belirli bir alanda diğer ülkelerle aynı görüşte olmayan bir ülkenin veto kullanarak işbirliğini tümüyle bloke etmesini önlemek amacıyla, yalnızca sözkonusu ülkeyi işbirliğinin dışında bırakmak suretiyle uygulanan bir modeli ifade etmektedir. İngiltere'nin Ekonomik ve Parasal Birliğin üçüncü aşamasına katılmama kararı, aynı şekilde EPB ile ilgili olarak ve savunma ve Avrupa vatandaşlığı konularında Danimarka'nın çekinceleri bu yönteme ilişkin uygulamalara örnektir. Bu uygulamalar, özellikle Hükümetlerarası Konferans kapsamında sık sık gündeme gelen ve halen tartışma konusu olan “esneklik” kavramına ilişkin önemli uygulama örnekleridir.
İşbirliği yöntemi (Madde 189 C’de öngörülen yöntem) Avrupa Tek Senedi ile kurulmuştur. Bu sistem Avrupa Parlamentosu’na, Komisyon’un yasa önerilerini “ikinci kez değerlendirmek” suretiyle yasama sürecini etkilemekte daha büyük bir imkân vermiştir. Avrupa Birliği Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden sonra bu yöntem, özellikle şu alanlarda uygulanmaktadır: ulaştırma, ayırımcılık yapmama, Avrupa Merkez Bankası ve üye devletler Merkez Bankalarınca verilen krediler, Sosyal Fon, mesleki eğitim, Trans-Avrupa ağları, ekonomik ve sosyal uyum, araştırma, çevre, kalkınmada işbirliği, güvenlik ve işçilerin sağlığı, sosyal politika v.b.
Karar almanın basitleştirilmesiyle ilgili olarak Hükümetlerarası Konferansta yer alan görüşmelerde 189 C maddesinin kaldırılması ya da uygulama alanının daraltılması öngörülmüştür. Bu çerçevede Amsterdam Antlaşması’yla getirilen değişikliklerle işbirliği yönteminin kapsamı oldukça daraltılmış ve birçok alanda ortak karar yöntemine göre karar alınma imkanı doğmuştur. Yalnızca EPB’ye ilişkin bazı konularda işbirliği yöntemi kullanılabilecektir.
İşbirliği Yöntemi şeması için tıklayınız.
Genel anlamıyla işlenmiş tarım ürünleri, temel tarım ürünlerinin belirli bir sanayi işleminden geçirilmesi sonucu elde edilen ürünlerdir. AB-Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çerçevesinde işlenmiş tarım ürünleri, ilk işleme safhasından daha ileri düzeyde işleme tabi tutulmuş ve muhtevasında temel tarım ürünleri olarak nitelendirilen hububat, süt ve şekerin yer aldığı ürünler olarak tanımlanmaktadır.
AB ile Türkiye arasında 1 Ocak 1996 tarihinde tamamlanan Gümrük Birliği tarım ürünlerini kapsamamakta, ancak işlenmiş tarım ürünleri içerdikleri sanayi payı nedeniyle Gümrük Birliği kapsamında yer almaktadır. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı’nın 17.-23. Maddeleri arasında ele alınan bu ürünlerin, sanayi ve tarım payları ayrı ayrı değerlendirilerek hesaplanmaktadır. Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla bu ürünlerin sanayi payındaki koruma oranı karşılıklı olarak sıfırlanmıştır. Ancak Gümrük Birliği’nin tarım ürünlerini kapsamaması nedeniyle, bu ürünlerin tarım payının sıfırlanması söz konusu değildir.
Avrupa Birliği’nin işletmelere yönelik politikaları girişimciliğin, yenilikçiliğin ve değişimin desteklenmesini, İç Pazarın etkinliğinin artırılmasını ve Avrupa’nın rekabetçiliğinin güçlendirilmesini hedeflemektedir. Bu hedeflerin sağlanmasına yönelik olarak Ocak 2000 tarihinde Avrupa Komisyonu bünyesinde yeni bir Genel Müdürlük (DG) kurulmuş, eski Sanayi ve KOBİ Genel Müdürlükleri ile Bilgi Toplumu Genel Müdürlüğü’nün yenilikçilik alanındaki faaliyetleri yeni Genel Müdürlük tarafından yürütülmeye başlanmıştır.
Avrupa Birliği işletmeler politikası kapsamında 2001-2005 dönemi için İşletmeler ve Girişimcilik Çok Yıllı Programı’nı kabul etmiştir. 450 milyon Euro tutarında bütçesi olan program ile özellikle küçük ve orta boy işletmelerin rekabet gücünün artırılması, finansman sorunlarının çözümlenmesi, büyümelerinin desteklenmesi, idari ve yasal yapıların basitleştirilmesi, AR-GE faaliyetlerinin yoğunlaştırılması, girişimciliğin desteklenmesi, Avrupa işletmelerinin AB programlarına ve ağlarına katılımının artırılması ve destek hizmetlerinden faydalanması amaçlanmaktadır. İşletmeler ve Girişimcilik Programı tüm aday ülkelerin katılımına açıktır.
Türkiye’nin programa katılımına ilişkin Mutabakat Zaptı, 23 Ekim 2002 tarihinde Brüksel’de imzalanmış ve 6 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Mutabakat Zaptı, Çok Yıllı Programa katılım koşullarını ve ödenecek katkı payını karara bağlamaktadır. Çok Yıllı Programın yürütülmesinde Ulusal Koordinatörlük görevini KOSGEB-Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı üstlenmiştir. İşletmeler ve Girişimcilik Çok Yıllı Programı kapsamında Türkiye’de 12 adet Avrupa Bilgi Merkezi kurulması öngörülmektedir.
Kaynak: www.ikv.org.tr