10 Aralık 1991 tarihinde Maastricht’te düzenlenen Zirve’de Topluluk, daha önce toplanmış olan Hükûmetlerarası iki Konferans çerçevesinde varılan sonuçları temel alarak yeni bir Avrupa Toplulukları Antlaşması yapılmasına karar vermiştir. 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’ni kuran Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluklarına yeni boyutlar kazandırılmış ve AB’nin “üç temel direği” oluşturularak, yeni bir hukuksal yapı düzenlenmiştir. Maastricht Antlaşması’yla sağlanan temel yenilikler şunlardır:
1. Ekonomik ve
Parasal Birlik:
Maastricht Antlaşması’yla EPB’nin ikinci aşamasına geçiş tarihi olarak 1
Ocak 1994 tarihi saptanmıştır. Bu çerçevede Avrupa Komisyonu ve Avrupa
Para Enstitüsü tarafından hazırlanan raporlar, Konsey tarafından
incelenerek 1996 yılı sonunda en az yedi üye ülkenin aşağıdaki
kriterleri yerine getirip getirmediğinin incelenmesi
kararlaştırılmıştır: düşük enflasyon oranı, kamu maliyesinde düşük açık,
para politikalarında istikrar ve uzun vadeli faizler (Bkz.
Makro-ekonomik yaklaşım kriterleri).
Bu hususları inceleyen Konsey, EPB’nin üçüncü aşamasının 1 Ocak 1999 tarihinde başlamasını kararlaştırmıştır. Bu aşamada bağımsız bir Avrupa Merkez Bankası tarafından yönetilecek olan tek paranın yürürlüğe girmesi öngörülmüştür.
2. Ortak
Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP):
İkinci temel direği oluşturan ODGP çerçevesinde Bakanlar Konseyi uzlaşma
yöntemiyle, bu alanlarda ortak eyleme konu olacak sorunları ve nitelikli
çoğunluk ile hangi alanlarda kararlar alınacağını saptamıştır.
Savunma:
ODGP, Topluluğu “Ortak Savunma”’ya götürecek bir ortak savunma
politikasının ileride saptanmasını da içermektedir. Batı Avrupa Birliği
(BAB), Topluluğun ortak hareket alanlarını yürürlüğe koymakla
görevlendirilmektedir. BAB’ın mekanizmalarının güçlendirilmesinin ve bu
kuruluşun Maastricht Antlaşması içerisine alınmasının, BAB
Antlaşması’nın sona erdiği 1998 sonundan itibaren görüşülmesi
kararlaştırılmıştır.
Avrupa
Vatandaşlığı:
Diğer bir üye devlette ikamet eden AB vatandaşlarının, Avrupa
Parlamentosu seçimleriyle belediye seçimlerinde seçme ve seçilme, AB
toprakları üzerinde ikamet ve hareket etme hakları ve tüm AB
vatandaşlarının üçüncü ülkelerde diplomatik korumadan faydalanması
kararlaştırılmıştır.
Konsey’de
Çoğunluk Oylamasının Genişletilmesi:
Tüketicinin korunması, gelişme halindeki ülkelere yardım, eğitimle
ilgili bazı konular, sağlık, ulaştırma, çevre, Trans-Avrupa ağlarının
altyapıları konularında Konsey’de nitelikli çoğunlukla karar
alınabilecektir. Bu çerçevede 1989 Avrupa Şartı’nı temel alarak
yürürlüğe koyulması kararlaştırılan Sosyal Politika’ya ait bazı
uygulamalarda da çoğunluk usulü ile oylama yapılabilecektir.
Avrupa
Parlamentosu:
Avrupa Parlamentosu’nun yetkileri genişletilmekte, bazı hallerde Konsey
ile ortak karar almasını sağlayacak yeni bir yöntem oluşturulmaktadır.
Ayrıca Avrupa Parlamentosu bazı hallerde uygun görüş belirtmek hakkını
kazanmaktadır.
Ekonomik ve
Sosyal Uyum:
Ekonomik ve sosyal uyumun, 31 Aralık 1993 tarihinde kurulacak bir uyum
fonuyla güçlendirilmesi öngörülmüştür. Bu çerçevede üye devletlerin öz
kaynaklar sistemine katkılarının, olanakları ile doğru orantılı olması
kararlaştırılmıştır.
3. Adalet ve
İçişlerinde İşbirliği:
Üçüncü temel olan Adalet ve İçişlerinde İşbirliği kapsamında üye
devletler, göç ve siyasi iltica alanlarında aralarındaki işbirliğini
artırmak amacıyla bir Avrupa Polis Ofisi kurmuşlardır (Europol).
Maastricht’te kurulan hukuksal yapı sayesinde Topluluk bütünleşmesi ile Hükümetlerarası işbirliği aynı zamanda işler duruma gelmiştir. 1996 yılından sonra Avrupa Parlamentosu’nun yetkilerini arttırmak ve bütünleşmeyi güçlendirmek amacıyla bazı işbirliği alanlarının yeniden gözden geçirilmesi öngörülmüştür. Öngörülen değişiklikler 26 Mart 1996 tarihinde başlatılan altıncı Hükümetlerarası Konferans (HAK) sırasında şekillenerek, Haziran 1997’de gerçekleştirilen Amsterdam Zirvesi’nde kabul edilen Amsterdam Antlaşması’yla nihai şeklini almıştır.
Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) gerektirdiği makro-ekonomik istikrar ve bütünleşmenin sağlanmasını teminen Maastricht Antlaşması beş yaklaşım kriteri belirlemiştir. EPB’nin üçüncü aşamasına geçebilmek için üye devletlerin bu kriterleri karşılaması zorunludur. Söz konusu kriterler aşağıdakileri içermektedir:
Makro-ekonomik yaklaşım kriterlerinin hedefi, EPB çerçevesinde dengeli ekonomik kalkınma sağlanması ve üye ülkeler arasında parasal ve mali açıdan gerilimlerin engellenmesidir. 1 Ocak 1999 tarihinde EPB’nin üçüncü aşamasına geçilmesinden sonra da kamu açığı ile kamu borçlanmasına ilişkin kriterlere uyulmaya devam edilmesi gereklidir. Bu amaçla Amsterdam Zirvesi’nde bir İstikrar Paktı kabul edilmiştir.
Roma Antlaşması’nın Maastricht Antlaşması ile değişikliğe uğramayan 235. Maddesi, Antlaşma’yı hazırlayanların, Avrupa bütünleşmesinin almasını istedikleri esnek yapıyı yansıtır. Roma Antlaşması’nda verilen yetkiler (işlevsel yetkinlik), Kurucu Antlaşmalarda açık biçimde öngörülen hedeflere ulaşmak için (fiili yetkinlik) yeterli olmayabilir. Bu nedenle 235. Madde’nin kullanımı bu boşluğu kapatmaya yöneliktir. Maddeye göre “Topluluğun saptadığı (…) herhangi bir hedefe ulaşmak için AT düzeyinde bir girişim ve eylem gerekliyse ve Antlaşma bu eylemin gerçekleşmesi için gerekli yetkileri açıkça vermemişse, AT Konseyi, Komisyon’un önerisi üzerine oybirliğiyle karar vererek ve Avrupa Parlamentosu’nun da görüşünü alarak bu önlemleri alır.”
Ekonomik ve Parasal Birlik kapsamında AB üye devletleri her altı ayda bir kamu borçları, bütçe açıkları ve ilgili verileri ESA 95 hesap standardında AB Komisyonu’na iletmekle yükümlüdür. AB Komisyonu sağlanan bilgiler çerçevesinde bütçe gelişmelerini takip etmekte ve aşırı bütçe açığı riskine ilişkin önlem almaktadır.
Ekonomik ve Parasal Birliğe rahat bir geçiş sağlanabilmesi için aday ülkelerden de mali bildirimde bulunmaları talep edilmektedir. Mali Bildirim ile bütün aday ülkelerin ESA 95 hesap standartlarına uyumunun sağlanması ve belirli bir standartta sağlanan veriler kullanılarak aday ülkelerin bütçelerinin ekonomik analizinin yapılması amaçlanmaktadır. Her aday ülke 1 Nisan 2001 tarihinde Katılım Öncesi Mali İzleme Prosedürü’nün iki bileşeninden biri olan Mali Bildirim kapsamında kamu borçları, bütçe açıkları, GSYİH büyüklükleri ve ilgili tamamlayıcı verilerini AB Komisyonu’na iletmiştir.
1995 yılında, 1/95 sayılı Gümrük Birliğini oluşturan kararın alındığı Ortaklık Konseyi toplantısında AB, Gümrük Birliği sürecinde Türkiye’nin rekabet gücünü artırmak, altyapısını güçlendirmek için sağlanacak mali yardımları “Mali İşbirliği Deklarasyonu”nda açıklamıştır. Söz konusu deklarasyonda mali işbirliğinin beş temel unsurdan oluştuğu belirtilmiştir.
Belirtilen beş unsurdan sadece Yenileştirilmiş Akdeniz Politikası ve Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kapsamında verilecek olan AYB kredileri hayata geçirilmiştir. Bütçe kaynaklı hibeler ve 750 milyon Euro tutarındaki AYB kredisinin kısmen işlerlik kazanması ise Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’ye aday statüsü verilmesi ile mümkün olmuştur. 750 milyon Euro tutarındaki Avrupa Yatırım Bankası kredisinin 450 milyon Euro’luk bölümü 4 Aralık 2000 tarihinde AB-Türkiye Gümrük Birliğini güçlendirmeye yönelik Avrupa Yatırım Bankası Özel Eylem Programı kapsamında Türkiye’nin kullanımına açılmıştır.
AB’nin Gümrük Birliği kapsamında taahhüt ettiği 375 milyon Euro tutarındaki bütçe kaynaklı hibenin bir bölümünün kullandırılmasına yönelik olarak AB Konseyi 10 Nisan 2000 tarihinde 15 milyon Euro, 28 Aralık 2000 tarihinde ise 135 milyon Euro tutarındaki iki yönetmeliği onaylamıştır.
Serbest ticaretin en temel unsuru olan malların serbest dolaşımı, ülkelerin karşılıklı olarak ithalat/ihracat vergileri (gümrük vergileri) ve eş etkili vergiler ile tüm miktar kısıtlamaları ve eş etkili engelleri kaldırmasıyla gerçekleşir.
Geleneksel olarak bir ülkede üretilen mallar o ülke içerisinde serbest dolaşımdadır. Farklı bir ülkede üretilen bir malın bir ülkede serbest dolaşıma girmesi için ise, giriş yaptığı ülkede belirli oranda gümrük vergisi tahsil edilir. Ancak zaman içerisinde dünya ticaretinin daha serbest hale gelmesiyle birlikte ülkeler, aralarında düzenledikleri tercihli anlaşmalar (Serbest Ticaret Anlaşmaları, Gümrük Birliği vb.) aracılığıyla karşılıklı olarak ithalat vergileri ve miktar kısıtlamalarını kaldırarak, birbirlerinin mallarının da serbest dolaşıma girmelerini sağlamışlardır.
AB’nin kurucu Antlaşması olan Roma Antlaşması’nda malların Gümrük Birliği çerçevesinde serbest dolaşımı öngörülmektedir. Bu çerçevede üye ülkeler karşılıklı olarak gümrük vergileri, eş etkili vergiler ve miktar kısıtlamalarını kaldırmanın yanı sıra, üçüncü ülkelere karşı bir Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygularlar.
Roma Antlaşması’nda yer alan bu hükümler (Madde: 9-37) aynen Türkiye-AET arasında gerçekleştirilen Gümrük Birliği’ne de uygulanmıştır (Ankara Anlaşması, madde: 4, Katma Protokol madde: 2-30, Ortaklık Konseyi’nin 1/95 sayılı kararı madde: 2-11). Katma Protokol ile Türkiye’nin geçiş dönemi 12 yıl olarak kabul edilmiş (Ankara Anlaşması madde: 4/2) ve 22 yıllık uzun dönem koruma listesine alınmayan mallarda serbest dolaşım bu süre içinde sağlanmıştır. Her iki sürede kaldırılacak gümrük vergileri ile eş etkili vergiler ve kotalarla Ortak Gümrük Tarifesi’ne (OGT) uyum için, zaman içerisinde indirim oranları düzenlenmiş ve süreler sonunda 31 Aralık 1995 tarihinden itibaren sanayi mallarının serbest dolaşımı sağlanmıştır.
AB’nin Akdeniz ülkeleriyle yerel düzeyde işbirliğini geliştirmek amacıyla oluşturduğu MED programı kapsamında birçok alanda proje bazında mali destek sağlanmaktadır. Programın kapsadığı alanlar şunlardır:
MED-Invest: Akdeniz bölgesinde küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurulması, geliştirilmesi ve uluslararası piyasalara açılımları desteklenmektedir;
MED-Urbs: Kentsel altyapının iyileştirilmesine yönelik yerel projeler desteklenmektedir;
MED-Campus: Üniversitelerarası işbirliğine yönelik destek sağlanmaktadır;
MED-Avicenne: Araştırma alanında işbirliği çalışmaları desteklenmektedir;
MED-Media: Medya alanında işbirliği projelerine destek sağlanmaktadır.
MEDA, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı çerçevesinde 1995 yılında oluşturulan bir mali destek programıdır. Haziran 1995 tarihli Cannes Zirvesi’nde, Akdeniz ülkelerine 1995-1999 yılları arasında verilmek üzere 4 milyar 685 milyon ECU tutarında bir mali destek paketi hazırlanması onaylanmıştır. Avrupa Yatırım Bankası (AYB) kredileri de dahil olmak üzere Akdeniz ülkelerine bu dönem içerisinde verilmesi öngörülen toplam yardım, yılda yaklaşık 2 milyar ECU tutarındadır. MEDA programı kapsamında sağlanan fonların %90’ı ilgili Akdeniz ülkeleriyle yapılacak ikili anlaşmalar çerçevesinde verilmekte, %10’u ise daha önce oluşturulan Yenileştirilmiş Akdeniz Politikasıyla belirlenen bölgesel işbirliği programlarında kullanılmaktadır.
2000-2006 dönemi için oluşturulan MEDA II kapsamında ise 5 milyar 350 milyon Euro tutarında hibe yardımı verilmesi kararlaştırılmış, Avrupa Yatırım Bankası tarafından aynı dönemde Akdeniz ülkelerine kullandırılmak üzere 6 milyar 400 milyon Euro tutarında Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kredi paketi oluşturulmuştur. MEDA II ile programın etkinliğinin artırılmasına yönelik olarak değişiklikler yapılmıştır. Söz konusu değişiklikler ile proje seçiminde karar alma süreçlerinin rasyonelleştirilmesi ve daha stratejik olması, Akdeniz ülkelerinin programlama ve uygulama kapasitelerinin artırılması ve programın prosedürlerinin azaltarak uygulama sürecinin hızlandırılması amaçlanmaktadır.
Menşe ülkesi prensibi, ithal malların statüsü ile bu mallara uygulanacak gümrük işlemlerini konu alan bir ilkedir. Bu ilke çerçevesinde ithal ürünler, gümrük işlemleri için menşe ülkesinde geçerli kurallara tâbidir.
Kısa süre öncesine dek vergilendirme bu prensibin dışındaydı. AB’de vergi alanında uyumlaştırma söz konusu olmadığı için, ihraç edilen ürünler sınırda vergiden muaf tutularak, ithal edildikleri ülkede vergiye tabi olmaktaydı. Diğer bir deyişle vergi menşe ülkesinde değil, varış ülkesinde alınmaktaydı. 91/680/AET sayılı yönergeyle 1 Ocak 1997 tarihinden itibaren KDV’nin menşe ülkesinde alınması kararlaştırılmıştır.
MDAÜ, Arnavutluk, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Polonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’dan oluşan Merkez ve Doğu Avrupa ülkelerini tanımlamak için kullanılan bir kısaltmadır.
Merkezi Finans ve İhale Birimi, aday ülkeler ile AB arasında mali işbirliğinin etkin ve düzenli işlemesi için her aday ülkede oluşturulan Merkezi Olmayan Yapılanma’da (Decentralized Organization) yer alır. Merkezi Finans ve İhale Birimi proje kapsamında ihale açılması, ihalelerin sonuçlandırılması ve AB fonlarının proje bazında uygulayıcı kuruluşa aktarılmasını kapsayan “Proje Uygulaması” sürecindeki ihale, ödeme ve raporlama işlemlerinden sorumludur. Bu birimin başkanı, Programlama Yetkilendirme Görevlisi olarak tanımlanmaktadır. Programlama Yetkilendirme Görevlisi Ulusal Yetkilendirme Görevlisi tarafından Ulusal Mali Yardım Koordinatörünün görüşü alınarak atanır.
AB, aday ülkeler ile yürüttüğü mali işbirliği çerçevesinde aday ülkelerde Merkezi Olmayan Yapılanma (Decentralized Organization) oluşturulmasını istemektedir. Bu yapılanmanın temel özelliği mali işbirliğinin değişik evrelerinin farklı birimler ve kişilerce uygulanması ve denetlenmesidir. AB, mali işbirliği sürecinde, program hazırlama, izleme ve değerlendirme ile proje uygulama birimlerinin farklılaştırılmasını gerekli görmektedir.
AB yardımlarının verilmesi için bir ön koşul olan ve diğer tüm aday ülkelerce uygulanmakta olan bu yapının Türkiye’de kurulması için 18 Temmuz 2001 tarih ve 2001/41 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayımlanmıştır. Genelge ile Merkezi Olmayan Yapılanma içerisinde, “Ulusal Mali Yardım Koordinatörü”, “Mali İşbirliği Komitesi”, “Ulusal Fon”, “Ulusal Yetkilendirme Görevlisi”, “Ortak İzleme Komitesi” ve “Merkezi Finans ve İhale Birimi” birimleri oluşturulmuştur.
Yeni yapı ile Avrupa Birliği tarafından sağlanacak mali yardımlar ile “Katılım Ortaklığı Belgesi” ve “Ulusal Program”da yer alan önceliklere uygun projelere kaynak sağlanması planlanmıştır. 2002 yılından itibaren mali işbirliğinin program temelinde genel onayın AB tarafından verilmesinin ardından uygulama ve denetimin Türkiye tarafından yürütülmesi ve yılda iki kez AB’ye rapor sunulması öngörülmektedir.
Topluluk hukukunda, mevzuatın gayrıresmi olarak yalnızca beyana dayalı bütünleştirilmesi ve yasal araçların sadeleştirilmesine ilişkin özel bir yöntem bulunmaktadır. Bu yöntem çerçevesinde temel bir yasa üzerinde yapılan değişiklikler, yeni bir hukuki aracın (yönerge, tüzük vb.) kabulünü gerektirmez. Bu alanda yalnızca Komisyon gerekli sadeleştirmeleri yapar. Sonuçta hazırlanan ve yasal bağlayıcılığı olmayan metin, gerekli olduğu takdirde Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nde (C Serisi) resmi açıklamalar olmaksızın (citations, recitals) yayınlanır.
Mevzuatın bütünleştirilmesi, daha önce oluşturulan yönerge, tüzük, karar vb. yasal araçların (temel araçlar ve tadil eden araçlar) içerikleri değiştirilmeksizin birleştirilmesi ya da feshedilmesi yoluyla, Avrupa Toplulukları Resmi Gazetesi’nde (L serisi) yayınlanan yeni bir yasal araç vasıtasıyla bütünleştirilmesine verilen isimdir. Mevzuatın bütünleştirilmesi iki şekilde yapılabilir:
Dikey: Yeni araç, temel yasa ve bunu tadil eden diğer araçları tek bir araç haline getirecek biçimde birleştirir.
Yatay: Yeni araç, aynı konuda birbirine paralel temel yasalar ile bunları tadil eden araçları tek bir araç haline getirir.
Ortak Pazar’ın işleyişinin bozulmasını engellemek amacıyla, AB üyesi ülkelerin ekonomi politikalarına yönelik tedbirleri ile yasal ve idari kuralları arasındaki farklılıkların giderilerek, ulusal mevzuatlarının uyumlaştırılmasıdır. AB’nin genişleme hedefi çerçevesinde aday ülkelerin de ulusal mevzuatlarını AB mevzuatı ile uyumlaştırması gerekmektedir. Aday ülkelerin bu yönde kaydettikleri ilerlemeler, izleme süreciyle (screening) denetlenmektedir.
Ortak Tarım Politikası (OTP) çerçevesinde, temel tarım ürünleri fiyatlarının ancak önceden belirlenmiş daha düşük seviyedeki sabit sınıra kadar düşmesine izin verilir. Bu sabit sınır fiyatına müdahale fiyatı (intervention price) adı verilir. Fiyatların bu sınırın altına düşmesi halinde ulusal kurumlar duruma müdahale ederek, ürünleri müdahale fiyatı üzerinden satın alır. Müdahale alımlarında arz-talep dengesinin gözetilmemesi sonucu ürün stoklarının oluşması, OTP’nin eleştirilen yönleri arasındadır.
Kaynak: www.ikv.org.tr