Rekabet gücü, bir ülkenin ürettiği malların, diğer ülke mallarıyla fiyat ve kalite açısından ulusal ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilir düzeyde olmasıdır. AB Komisyonu’nun 1994 yılında hazırladığı büyüme, rekabet gücü ve istihdam konulu Beyaz Kitap, küresel rekabet gücünün sağlanması politikalarına ilişkin yönlendirici ilkeler belirlemektedir. Beyaz Kitap’ta sıralanan dört hedef halen geçerliliğini korumaktadır:
• Avrupa
firmalarının küresel ve birbirine bağımlı yeni rekabet koşullarına uyum
sağlamasına yardımcı olunması,
• Bilginin temel alındığı yeni ekonomik yapıya kademeli geçişin
yaratacağı rekabet olanaklarının değerlendirilmesi,
• Sanayinin sürdürülebilir kalkınmasının desteklenmesi,
• Arz artışı ya da azalması ile bunlara bağlı olarak yapılan talep
ayarlamaları arasındaki zamanlama farkının azaltılması.
Amsterdam Antlaşması’yla Roma Antlaşması’na, Beyaz Kitap’ta sıralanan hedefleri de içeren istihdama ilişkin yeni bir bölüm (Bölüm VIa) eklenmiştir.
Rekabet Kurumu, Türkiye’de mal ve hizmet piyasalarının rekabet kurallarına uygun biçimde kurulup işlemesini sağlamak ve bu yönde gerekli denetlemeleri yapmak amacıyla 1997 yılında kurulmuştur. 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde oluşturulan Kurum, siyasi otoriteden bağımsız, mali ve idari açıdan özerktir.
Kurum, 11 üyeden oluşan bir Rekabet Kurulu tarafından yönetilir. Kurumun temel karar organı olan Rekabet Kurulu’nun üyelerinin görev süreleri altı yıldır ve üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir. Rekabet Kurulu, kanuna ilişkin tebliğlerin hazırlanması, kanunda yasaklanan faaliyetler hakkında incelemeler yapılması, gerektiği taktirde işlem başlatılması ve idari yaptırımlar uygulanmasından sorumludur. Kurul ayrıca, piyasadaki birleşme ve devralmalar ile kanun çerçevesinde uygun görülen anlaşmalara muafiyet tanınmasına ilişkin kararlar da alır.
Gümrük Birliği çerçevesinde Türkiye’nin, malların serbest dolaşımını temin etmek amacıyla bir kısım mevzuatını AB müktesebatı ile uyumlaştırma yükümlülüğü bulunmaktadır. Rekabet politikası da bu alanlar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede hazırlanan Rekabet Kanunu 1994 yılında yürürlüğe girmiştir. Buna rağmen, Rekabet Kurumu’nun karar organı olan Rekabet Kurulu, ancak 1997 yılında oluşturulabilmiştir. AB ülkelerindeki benzer kurumların yapısı ve işleyişi incelenmelerini takiben ise, aynı yıl içerisinde Rekabet Kurumu da kurulmuştur.
Rekabet Kurumu bünyesinde yapılan Tebliğ hazırlama çalışmalarında Avrupa Birliği Komisyonu’nun aynı konularda çıkardığı Tebliğler göz önünde bulundurulmaktadır.
AB’nin rekabet kuralları, piyasa koşullarına dayalı bir Avrupa ekonomik alanının etkin biçimde işleyebilmesini sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Avrupa Topluluğu’nun rekabet politikası (Roma Antlaşması Madde 85-94) beş temel ilkeye dayanmaktadır:
Ancak yukarıda sıralanan ilkelerden ilk ikisi çerçevesinde bazı sapmalara izin verilmektedir. Özellikle işletmeler arasında yapılan bir anlaşmanın üretim ve dağıtım sürecini iyileştirmesi ya da teknik ilerlemeyi destekler nitelik taşıması durumunda anlaşmalara izin verilir. Ayrıca sosyal sübvansiyonlar ya da kültürün desteklenmesi ve kültür mirasının korunmasını hedefleyen devlet yardımları, son derece sıkı uygulanan rekabet kuralları kapsamında izin verilen sayılı devlet yardımları arasında yer almaktadır.
Rekabet politikasının etkin biçimde uygulanmasını güçleştiren en önemli sorun, Topluluğun bazı hedeflerinin birbiriyle çelişmesidir. Bu çerçevede Topluluk, iç pazarda rekabet ortamının sağlanmasının, Avrupalı işletmelerin dünya pazarlarında rekabetçi konumlarını sürdürmelerini engellememesini de hedeflemektedir. Bunun yanısıra liberalizasyon yönünde gösterilen çabaların, kamu hizmetleriyle temel ihtiyaçların karşılanması önünde engel oluşturmaması da arzulanmaktadır.
Roma Antlaşması, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Kurucu Antlaşması’dır. Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması da Roma Antlaşması ile aynı tarihte yürürlüğe girmesine rağmen, EURATOM Antlaşması adıyla anılmaktadır.
1 Ocak 1952 tarihinde yürürlüğe giren AKÇT Antlaşması’nın kazandığı başarıdan sonra Altılar, yalnız demir-çelik ve kömür alanlarında değil, tüm ekonomik faaliyetlerde bütünleşme yolunu benimsemişlerdir. Siyasi bütünleşme umutlarının Avrupa Savunma Topluluğu’nun kurulamamasıyla birlikte büyük ölçüde yitirilmesi sonucu, ekonomik bütünleşmenin zaman içerisinde siyasal bütünleşmeyi de beraberinde getireceği, bu sayede Avrupa ülkeleri arasında savaşların engelleneceği düşüncesiyle ekonomik entegrasyon çalışmalarına ağırlık verilmiştir.
Bu düşünceler çerçevesinde 1 Haziran 1955 tarihinde İtalya’nın Messina kentinde düzenlenen Dışişleri Bakanları toplantısında, AET ve EURATOM Anlaşmalarının hazırlanmasına karar verilmiştir. Messina Konferansı’yla başlayan çalışmalar sonucunda 25 Mart 1957 tarihinde Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında Roma ve EURATOM Antlaşmaları imzalanmıştır. Sonuç olarak AKÇT ile beraber üç Avrupa Topluluğu oluşmuştur. Ancak bu Topluluklar arasında en önemlisi, Roma Antlaşması’yla kurulan ve 1993 yılında adı Avrupa Birliği olarak değişen Avrupa Ekonomik Topluluğu’dur.
Roma Antlaşması’nın orijinal metni öncelikle, AET’yi kuran ülkelerin temel entegrasyon modeli olarak benimsedikleri Ortak Pazar’ın oluşturulmasına yönelik hükümler içermektedir. Bu çerçevede ilk olarak malların serbest dolaşımının sağlanması için, başta miktar kısıtlamaları ve gümrük tarifeleri olmak üzere üye ülkeler arasında ticareti kısıtlayıcı tüm engellerin kaldırılması ve üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi benimsenmesi yoluyla bir Gümrük Birliği oluşturulması öngörülmüştür. Bunun yanı sıra mallar, hizmetler, kişiler ve sermayenin serbest dolaşımının tam olarak sağlanması için, üye ülkelerin bu konulardaki mevzuatlarının ve politikalarının uyumlaştırılmasını öngören hükümler de Antlaşma’da yer almıştır.
Ancak Roma Antlaşması yalnızca Ortak Pazar’ın kurulması yönünde bir girişimi ifade etmemektedir. Antlaşma, başta Topluluğun temel politikalarından biri olan Ortak Tarım Politikası (OTP) olmak üzere, Topluluk düzeyinde ele alınacak ortak politikaları da belirlemiştir. Roma Antlaşması’nın orijinal metninde yalnızca tarım ve ulaştırma alanlarında ortak bir politika belirlenmiş, ancak zaman içerisinde Antlaşma’da yapılan değişikliklerle (Bkz. Avrupa Tek Senedi, Maastricht Antlaşması, Amsterdam Antlaşması) Ortak Ticaret Politikası, Ekonomi ve Para Politikaları gibi politikaların yanı sıra, tüketicinin korunması, çevre, eğitim, sanayi, kamu sağlığı gibi birçok alanda da ortak politikalar geliştirilmiştir.
Roma Antlaşması’yla ayrıca, Topluluğun temel organları (Konsey, Komisyon, Parlamento ve Adalet Divanı) ile karar alma mekanizmaları da oluşturulmuş, politikaların hayata geçirilmesi ve üye ülkeler arasında bütünleşme sağlanması için gerekli bazı kurumsal yapılar (Avrupa Yatırım Bankası gibi) ve destek mekanizmaları (Avrupa Sosyal Fonu gibi) belirlenmiştir. Başta üye devletlerin eski sömürgeleri olmak üzere üçüncü ülkelerle sağlanacak işbirliği çerçevesi de Roma Antlaşması hükümleri arasında yer almıştır.
Kaynak: www.ikv.org.tr