ankara escort
Güncel Yazılar

Avrupa Birliği Akdeniz Politikası ve Arap Baharı

Geçtiğimiz 20 yıllık süre içerisinde AB için en önemli mücadele alanı güvenlik kimliğini ve küresel/bölgesel alanda rolünü tanımlamak olmuştur. Soğuk Savaş’ın ardından yeniden şekillenen uluslararası sistem, doğu Avrupa ülkelerine genişleme ve 11 Eylül saldırılarının ardından güvenlik paradigmasındaki değişim AB’nin uluslararası alanda farklı bir konum elde etmesini zorunlu kılmıştır. Bu arayış içinde AB hem Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nı (ODGP) geliştirmiş hem de 2003 yılında Güvenlik Strateji’ni kabul etmiştir. Avrupa Birliği, kendi güvenliğine yönelik temel tehdit ve risk faktörlerini tanımlayarak ekonomik işbirliğinin ötesinde uluslararası bir kimlik elde etme çabasına girmiştir. (1) Avrupa Komşuluk Politikası 2004 yılında genişleyen Avrupa’nın komşularıyla arasındaki farklılıkları azaltmak ve işbirliğini artırmak amacıyla başlatılmış, bölgesel veya çok taraflı antlaşmalarla derinleştirilmiştir.

Tunus’ta Yasemin Devrimi ile başlayan “Arap Baharı” süreci, Mısır, Libya ve Suriye’ye de yayılarak Akdeniz bölgesinde yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. Söz konusu gelişmeler Avrupa Birliği’nin güney komşularıyla ilişkilerini yeniden tanımlaması açısından önemli bir görev görmüştür. AB, Komşuluk Politikası’nı (European Neighborhood Policy – ENP) canlandırarak hem insani yardımda bulunmuş hem de ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi suretiyle sürdürülebilir güvenlik, refah ve istikrara hizmet etmek istemiştir. (2)

Güney Akdeniz ülkelerinde yaşanan gelişmelerin AB’nin Akdeniz politikasında ne gibi değişikliklere neden olacağı değerlendirilmeden önce tarihsel süreç içinde AB Komşuluk Politikası ve Akdeniz Politikası, Barselona Süreci incelenerek günümüz koşulları üzerinde durulacaktır.

AB Komşuluk Politikası ve Akdeniz Politikası’nın Geçmişi

AB’nin kurumsal yapısı dış politika ve güvenlik konularında ortak politika üretme kapasitesinden yoksundur. Özellikle 90’lı yılların krizleri ve Balkan Savaşları, AB’nin bu eksikliğini gözler önüne sermiştir. AB her ne kadar güvenlik kimliğini geliştirmeye çalışmışsa da, AB’nin uluslararası alandaki rolünü artırma çalışmaları Chirac veya Solana’nın kişisel girişimleriyle liderlik düzeyinde seyretmiştir. AB’nin dış politikada kullandığı en etkili araç mali araçlardır. Siyasi reformlara (Phare, Tacis, Sapard gibi) karşılık olarak sağlanan mali yardımlar, AB’nin komşuları üzerinde dolaylı bir etkiye sahip olmasına neden olmuştur. Neoliberal kurumsalcıların “yumuşak güç” olarak adlandırdıkları bu politika sayesinde tüm komşularla işbirliği gerçekleştirilerek bölgesel istikrar ve toplumsal güvenliğin sağlanması hedeflenmiştir. (3)

Doğu Avrupa ülkelerine genişlemeyle birlikte AB yeni sınırlara, yeni komşulara, yeni avantajlara ve aynı zamanda yeni mücadele sahalarına sahip olmuştur. Yeni bir bölgesel etkileşim içerisinde komşularla işlevsel ilişkiler kurmak siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma için şart olmuştur. Bu kapsamda bölgesel ve alt bölgesel işbirliğinin stratejik siyasi çerçevede değerlendirilmesi gerekmiş ve Avrupa Komşuluk Politikası (ENP) şekillenmiştir. Komşuluk Politikası’yla AB, komşularına ayrıcalıklı bir ilişki sunarken, demokrasi ve insan hakları gibi ortak değerlere karşılıklı saygıyı inşa etmek istemiştir. Diğer yandan AB, özellikle komşulara uygulanan Avrupa pazarına erişim politikalarındaki farklılıkların yaratacağı rekabetleri önleme sorumluluğunu da almak durumunda kalmıştır, çünkü Avrupa’da yeni farklılıkların doğması istenmemektedir. Bu hedefe ulaşmak içinde işbirliği ve sürdürülebilir kalkınma temel unsurlar olarak kullanılmıştır. Komşuluk politikası küresel sistemde ortaya çıkan karşılıklı bağımlılığın sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunun nedeni de ortak tercihler ve beklentilere sahip olan komşular arasında, farklı transnasyonal sorunlar ve çıkarlar, işbirliği yapılmadan gerçekleştirilemeyecek olmasıdır. (4)

ENP başlangıçta AB ve komşu devletler arasında ikili bir politika iken, zamanla bölgesel ve çok taraflı işbirliği girişimleri vasıtasıyla zenginleştirilmiştir. Doğu Ortaklığı, Akdeniz için Birlik ve Karadeniz Sinerjisi, ENP’nin bölgesel sütunlarını oluşturmaktadır. ENP kapsamında AB, komşu ülkelere ayrıcalıklı bir ilişki sunmakta ve karşılıklı olarak ortak değerlere (demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, pazar ekonomisi, sürdürülebilir kalkınma) vurgu yapılmaktadır. ENP ile komşu devletlere siyasi ortaklık ve daha derin ekonomik bütünleşme imkanları tanınması hedeflenmektedir. İlişkilerin gelişme düzeyi elbette bahsi geçen değerlerin paylaşılma derecesine göre farklılık göstermektedir. (5)

Akdeniz politikasını incelemeye 1970’lerin başına dönerek başlamalıyız. Avrupa Konseyi, 1972 yılında Komisyon’dan AB’nin global akdeniz politikası üzerine bir tasarı hazırlamasını istemiştir. Aynı yıl Konsey’in Paris Zirvesi’nde, Akdenizli partnerlerle yapılacak antlaşmaların sanayi mallarının serbest ticareti üzerine kurulması, tarım konusunda özel düzenlemelerin yapılması ve finansal alanda işbirliğinin geliştirilmesi kabul edilmiştir. Böylece uluslararası sistemdeki rolünün yeniden tanımlanması ve ABD’den bağımsız bir politika üretmesi bakımlarından çok taraflı bir Akdeniz politikası oluşturulması Topluluk üyelerince kabul görmüştür. 1973 yılında yaşanan petrol krizi AET’nin Akdeniz ülkeleriyle ilişkilerini geliştirme yolunda attığı adımları hızlandırmasına neden olmuştur. Petrole olan bağımlılığın gözler önüne serildiği bu krizle, AET ülkeleri Akdeniz ve Arap devletleriyle ilişkilerin yeni bir yaklaşımla gözden geçirilmesi gerektiği sonucuna varmışlardır. Global Akdeniz politikasının üç temel yönü vardı: sanayi mallarının serbest ticareti, bazı tarım ürünlerinde gümrük tarifelerinin kısıtlanması ve teknoloji ve sanayi alanlarında işbirliği. Ancak Akdeniz ülkelerinin heterojen yapıları ve politikanın yardım antlaşmaları ve ticari ölçütler üzerine inşa edilmiş olması nedeniyle 1980’lere gelindiğinde Topluluk, Akdeniz Politikası’nın başarısızlığa uğradığını açıklamıştır. (6.)

AET’nin Akdeniz politikasının bir başka ayağını Akdeniz Genişlemesi oluşturmaktadır. Bu kapsamda Yunanistan (1981), İspanya ve Portekiz (1986), Topluluğa üye olmuşlardır. Genişleme sonucunda AET’nin Akdeniz politikasında değişim olduğu görülmektedir. Bunun temel sebebi de yeni üyelerin ekonomik olarak güçlendirilmeleri için diğer üyelerin destek sağlamalarının gerekmesi olmuştur. Yeni üyelerin rekabetten olumsuz etkilenmemeleri ve bölgesel eşitsizliklerin çözülmesi için Entegre Akdeniz Programları oluşturulmuştur. Dolayısıyla 1980’lerin sonuna kadar AET’nin Akdeniz Politikası finansal işbirliği seviyesinde kalmış, 1989’dan itibaren ise dikkatlerin Doğu Avrupa ülkelerine çevrilmesi ile Akdeniz politikası arka planda kalmıştır. Bununla birlikte 1990 yılında Komisyon’un önerisi üzerine Konsey, 1992-1996 dönemi için Yenilenmiş Akdeniz Politikası için kapsamlı bir karar almıştır. Tarım ürünlerinde gümrük tarifelerinin düşürülmesi, Akdeniz ülkelerine mali destek sağlanması, Akdeniz ülkeleri arasında çevre, enerji, ulaşım ve iletişim alanlarında işbirliğinin gerçekleştirilmesi, insan haklarına saygı ve demokratik değerlerin iyileştirilmesi gibi hedefler yeni politikanın yapı taşlarını oluşturmuştur.  Bu gelişmeler ve küreselleşmenin dinamikleri çerçevesinde istikrar ve güvenlik alanının gerekliliği ilkesinden hareketle Avrupa-Akdeniz Ortaklığı dile getirilmeye başlanmıştır. (7)

ODGP kapsamında, güney komşulara yönelik politika kurumsallaştırılmaya çalışılmışsa da, alınan sonuçlar son derece kısıtlı olmuştur, çünkü AB orta ve doğu Avrupa ülkelerine genişlemeye odaklanmıştır. Aynı zamanda AB, batı Balkanlar ve güney doğu Avrupa’yı güvenlikleştirme ve istikrarlaştırma sürecine dahil olmuştur. Dolayısıyla güney politikası daha çok son dönemde liderler tarafından ortaya atılan ve geliştirilmeye çalışılan bir politika olmuştur. (8)

Barselona süreci

Avrupa-Akdeniz Ortaklığı (Euro-Mediterranean Partnership – EMP) 1995 yılında Barselona Süreci’yle birlikte başlatılmıştır. 15 AB üyesi ve 14 Akdeniz ülkesi arasında başlatılan ortaklık, hem ikili hem de bölgesel düzeyde ilişkilerin geliştirilmesi için bir çerçeve sunmaktaydı. Ortaklığın temel hedefi AB ile Akdeniz ülkeleri arasında serbest ticaret bölgesi kurmaktı. AB ülkelerinin Akdeniz ülkelerine mali ve teknik destek sağlayarak dengeli bir şekilde sosyo-ekonomik kalkınmanın sağlanması bir başka amaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ortaklığın siyasi amaçları ise sürdürülebilir kalkınma, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan haklarıyla pekiştirilen ortak bir barış ve istikrar bölgesi yaratmaktı. Ancak 2000’lerde başlatılan doğu genişlemesi, Komşuluk Politikası’nın arka plana itilmesine neden olmuştur. (9)

1995 yılında başlatılan Barselona Süreci, Avro-Akdeniz Ortaklığı yaratarak hem Avrupa’nın güvenlik ihtiyaçlarına cevap vermek hem de güney ve doğu Akdeniz ülkelerinin kalkınmalarına destek sağlamak amacındaydı. AB ile on iki Akdeniz komşusu arasındaki ilişkiler böylece resmileştirilmiştir. (Türkiye, Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Fas, Suriye, Tunus, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Filistin Yönetimi) Libya ve Irak ise gözlemci statüsü elde etmişlerdir. Süreç, insan haklarına saygılı, karşılıklı anlayış ve diyalog temelinde kültürel etkileşimin sağlandığı, serbest ticaret bölgesi oluşturarak ekonomik ve mali ilişkilerin güçlendirildiği bir barış ve istikrar alanı yaratmak hedefini taşımaktaydı. (10)

Barselona Süreci’nde AB ve Akdeniz ülkeleri arasında ortaklık antlaşmaları imzalanması, mali alanda AB’nin Akdeniz ülkelerine ekonomik ve sosyal kalkınmalarını gerçekleştirmeleri için mali ve teknik destek sağlamak amacıyla MEDA gibi yardım programlarının yürürlüğe girmesi, kültürel mirasın korunması ve gençlik değişim programlarının başlatılması önemli adımlar arasında sayılmaktadır. Ancak sürecin eksik kaldığı alanlar daha fazladır. Öncelikle Akdeniz ülkeleri ve AB üyeleri arasında kalkınma seviyeleri bakımından ciddi bir fark göze çarpmaktadır. Ayrıca AB üyesi olmayan Akdeniz ülkeleri doğrudan yatırım çekmek konusunda başarılı olamamışlardır. Eklenmesi gereken bir başka konu ise bölgede barış ve istikrar yaratılmamıştır. Her ne kadar AB ve Akdeniz ülkeleri arasında özellikle enerji, göç ve güvenlik alanlarında ikili işbirliği ilişkileri kurulmuş olsa da, bu işbirlikleri bölgesel alana yayılmamıştır, çünkü her ülke AB ile daha ayrıcalıklı bir ilişki kurma amacına yönelmiştir. ( 11)

EMP’nin başarısız bir oluşum olarak kalmasının nedenleri siyasi ve ekonomik olarak iki düzeyde incelenmektedir. Siyasi açıdan bakıldığında ortaklık çerçevesinde AB’ye üyelik imkanının bulunmaması, kısa vadede ortaklığa taraf devletlerin kazançlarını az olarak değerlendirmeleri, ayrıca tarım gibi bazı sektörlerin politize olması Ortaklığın ilerletilememesinin nedenleri arasında sayılmaktadır. Ekonomik alanda ise AB’nin doğu Avrupa ülkelerine odaklanması, Avrupa iş dünyasının güney Akdeniz’e ilgi göstermemesi ve doğrudan yatırımların düşük seviyede kalması önemli sebeplerdir. (12)

Barselona Süreci’yle Akdeniz’i diyalog, değişim ve işbirliği araçlarıyla barış, istikrar ve refah bölgesine dönüştürmek; böylece demokrasinin, insan haklarına saygının, sürdürülebilir ve dengeli ekonomik – sosyal kalkınmanın sağlanması, fakirlikle mücadelenin ve kültürler arası anlayışın teşvik edilmesi hedeflenmiştir. (13) Günümüze baktığımızda ise bu hedeflerin gerçekleştirilmemiş olduğu görülmektedir. Barcelona sürecinin etkisiz kalması üzerine, süreci canlandırmaya yönelik yeni bir girişim karşımıza çıkmıştır. Akdeniz Birliği kurma önerisi 2007 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy tarafından sunulmuş ve Akdeniz’e kıyısı olan devletler arasında siyasi, ekonomik ve kültürel birliktelik kurulması amacı dile getirilmiştir. Ancak Avrupa’lı liderler öneriyi kurumsal yapıda ve mali programlarda çift başlılık yaratacağı endişesiyle eleştirmişlerdir. ( 14)

Bunların yanında, mali araçların içeriklerinin belirsizliği, fonların Fransa’nın kişisel çıkarlarına yarar sağlayacağı endişesi de AB üyeleri tarafından projeye karşı çıkılması nedenleri arasındadır. Türkiye de Akdeniz Birliği’nin ilerde AB üyeliğine alternatif olarak sunulacağı endişesiyle Fransa’nın önerisine karşı çıkmıştır. Tepkiler karşısında Fransa Akdeniz Birliği ismini Akdeniz için Birlik (Union for the Mediterranean – UfM) şeklinde değiştirmiş ve Almanya’nın desteğinin sağlanmasıyla UfM 2008 yılında hayata geçirilmiştir. Böylece Barselona Süreci’ne ivme kazandırılmıştır.(15) Girişim bir yandan Sarkozy’nin seçim kampanyasının bir parçası olarak tanımlanırken, diğer yandan Akdeniz’de Fransa ve İspanya arasındaki etki rekabetinin bir ayağı olarak değerlendirilmiştir. Revize edilen EMP’nin yeni hedefleri ise küçük ve orta ölçekli şirketlere destek sağlamak, Akdeniz Üniversitesi kurmak, çevre, ulaşım konularında ilerleme ve son olarak da Barselona’da sürekli bir sekretarya kurularak Akdeniz’in kuzeyi ve güneyi arasındaki işbirliğini geliştirmek olarak sıralanmıştır. (16)

Akdeniz Politikası’nın Bugünü – Arap Baharı’nın Etkisi

AB, güney komşularında yaşanan gelişmeleri göz önünde bulundurarak Akdeniz politikasının yeniden yapılandırılması amacına yönelmiştir. Bu ihtiyacının temel sebepleri de AB’nin güvenlik politikasında aranmalıdır. Avrupa Güvenlik Stratejisi’nde (2003) AB tarafından güvenlik tehdidi olarak algılanan unsurlar sınırlar ötesi etki yaratma kapasitesine sahip olan terörizmin, kitle imha silahlarının yayılmasının, bölgesel ihtilafların, devletlerin başarısızlığının ve organize suçların sayıldığını görmekteyiz. Bu unsurlar günümüz uluslararası güvenlik sistemini tehdit etmektedir. Strateji belgesinde yer verilen tehditler, klasik tehditler arasında olmadıkları için, artık devletlerin ve vatandaşların güvenliklerini sağlamak için yeni bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini göstermektedir.  Dolayısıyla son gelişmelere paralel olarak, yeni tehditlerin yönetilmesi müdahale veya tepki vermeye odaklı askeri yaklaşımdan ziyade önleyici mekanizmaya dayalı yaklaşımların kabul edilmesini gerektirmektedir.(17)

AB’nin doğu sınırlarından kaynaklanan en önemli sorunlarından biri de göçtür. Avrupa’nın göç ile ilgili söylemleri dört ana başlık altında incelenmektedir: ekonomik tehdit söylemi (iş kaybı ve göçün neden olduğu mali yük), birlik söylemi (demokratik değerler ve insan hakları göz önünde bulundurulmaktadır), güvenlik söylemi (suç oranlarının artışı) ve sosyal güvenlik söylemi.  Geleneksel olmayan bir başka güvenlik tehdidi ise göç faktörü ve ona bağlı olan suç faaliyetleridir. Javier Solana da 2003 yılında verdiği bir demeçte, Avrupa’ya yüksek oranda göç dalgasının olduğunu ve diğer tehditlerle birleşerek Avrupa güvenliği için radikal bir tehdit oluşturduğunu belirtmiştir. (18)

EMP’nin yeniden canlandırılmak istenmesinin altında yatan pragmatik neden bahsi geçen kontrol edilemeyen yasadışı göç ve güçlenen Müslüman gruplar korkusudur. Güvenli, istikrarlı ve refah içindeki bir Akdeniz’in AB için önemi burada yatmaktadır. Yasadışı göçün giderek artan şekilde AB için tehlike durumuna gelmesi, gündemin ilk sıralarına göç konusunun alınmasına neden olmuş ve mali krizin etkisiyle de alınan önlemler ve getirilen kısıtlamalar artırılmıştır. Göçle mücadelede temel adım kaynak ülkede somut adımlar atılarak, iş olanakları sağlamak ve ticaret rejimlerini liberalleştirmektir. Akdeniz’in AB için jeostratejik önemi göz önünde bulundurulduğunda, bu ülkelere mali yardım yapılması akla gelen ilk seçenektir, ancak Euro bölgesi krizinin içinde bulunduğu günümüz şartlarında bu seçeneğin uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Buna karşılık Avrupa ticaretindeki korumacı önlemlerin kaldırılarak özellikle tarım alanında Akdeniz ülkeleriyle ticaretini liberalleştirmesi mümkündür. Kültürel diyalogun güçlenmesi, istikrarın ve güvenliğin teşvik edilmesi, mali ve teknik destek sağlanması ise işbirliğini geliştirecek diğer unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. (19) Bu sayede AB, geleneksel politikasıyla güncel gelişmeleri uyumlaştırmaya çalışmaktadır.

Arap Baharı’nı takip eden süreçte bölgeye yönelik politikalarını gözden geçirme gereksinimi duyan AB Komisyonu ve European External Action Service (Avrupa Dış Eylem Hizmeti) “Partnership for Democracy and Shared Prosperity” (Demokrasi ve Ortak Refah için Ortaklık) tasarısını sunmuşlardır. Bu sayede işbirliğinin, demokrasinin ve insan haklarının teşviki temelinde ilerleyeceğinin sinyalleri verilmiştir. Tasarı ayrıca bölgede oluşan yeni dinamiklerin de AB tarafından göz önüne alındığının göstergesi olmuştur. Bu süreçte AB sivil toplumun da desteklenmesinden yana tavır almaktadır. Bunun yanında AB’nin bölgeye yönelik yeni komşuluk politikasının eski başarısızlıklardan ders alınarak, AB’nin yeni şartlandırmalar sunmadan destek vermeyeceği yönündeki yargıları bertaraf edecek, neyin ve kimin desteklendiğinin açıkça dile getirildiği bir politika benimsenmelidir. (20)

AB’nin demokrasiyi ve insan haklarını teşvik etmek maksadıyla şekillendirdiği yeni politikasını etkileyecek bölgesel özelliklerden kaynaklanan bir takım unsurlar vardır. Bunlardan ilk ikisi siyasi İslam’ın rolü ve bölgesel güç dengeleridir. Başka bir etken, tasarıda dile getirilen serbest ticaret bölgesidir. Fakat genel kanaate göre, AB tarım ürünleri üzerindeki sınırlamaları kaldırmadığı sürece serbest ticaret bölgesinin işlemesi olanaklı görünmemektedir. Göç ve mülteciler sorunu ise AB’nin tekrar şekillendirdiği komşuluk politikasının önemli bir kanadını oluşturmaktadır. Arap Baharı sürecinde göçmen sayısının hızlı bir artış göstermesi, AB üyeleri arasında görüş farklılıklarını ortaya çıkarmıştır. İtalya, göçmenlerin tüm üyelere paylaştırılmasını isterken, kuzey Avrupa ülkeleri ve özelikle Fransa göç dalgasının İtalya tarafından yönetilmesi için mali yardım yapılmasını önererek, göçmen kabul etmek istememiştir. Bunun üzerine İtalya, Tunus’lu mültecilere “insancıl vize” temin ederek Şengen bölgesinde kısa süreli serbest dolaşım olanağı tanımış, bu da Danimarka’nın sınır kontrollerini arttırmasına ve Şengen Antlaşması’nın tartışmaya açılmasına neden olmuştur. (21)

Sonuç

AB’nin Akdeniz komşularıyla ilişkilerinde yanlış değerlendirmelerde bulunduğu bizzat Stefan Füle tarafından da kabul edilmektedir. Genişlemeden ve Komşuluk Politikası’ndan sorumlu AB Komiseri Stefan Füle, Arap Baharı’nın etkileri üzerine yaptığı bir açıklamada, Avrupa’nın demokratik değerler ve insan hakları konularında yeterince savunucu olamadığını ve bölgede otoriter rejimlerle istikrarın sağlanacağı inancına sahip oldukları için utanç duyduklarını belirtmiştir. Ayaklanmalar AB’nin bölgeye yönelik ekonomik işbirliği ve göç konularına odaklanan politikalarının zayıflığının bir göstergesi durumundadır.  (22)

AB’nin Akdeniz politikası, geçmişinde ve bugününde değerlendirildiğinde etkisiz kalmış politikalar karşımıza çıkmaktadır. Yeni süreçte AB’nin güney Akdeniz’de ne kadar etkin olabileceği ve Akdeniz komşularıyla ilişkilerini ne kadar derinleştirebileceği akla gelen ilk sorulardır. Sürecin en başından beri göç ve İslam korkusunun neden olduğu çekinceyle Akdeniz’de temkinli hareket etmeye çalışan AB’nin, günümüzde bu korkularının belirgin şekilde arttığı göz önünde bulundurulduğunda, hedeflenen ilişki düzeyine ulaşması kolay görünmemektedir. Bunda elbette tüm AB üyelerinin Akdeniz’e aynı oranda ilgi göstermemesinin de etkisi yadsınamaz.

Kaynakça

(1) Dorin I. Dolghi, Geopolitics and Security in the European Neighbourhood, s 181.

(2) Aylin Yardımcı, “Rethinking the European Union’s Economic Relations With the Mediterranean:

A Historical Opportunity”, Turkish Policy Quarterly, vol 10, no 2, s 66.

(3) Dacian Duna, Approaching the Northern and Southern Neighbours of the European Union,
http://www.iser.rdsor.ro/Main_page/Documents/Eurolimes/Eurolimes_7_Abstact.pdf , s 11-12.

(4) Dorin I. Dolghi, a.g.m., s 183-184.

(5) Avrupa Komisyonu, resmi internet sitesi,

http://ec.europa.eu/world/enp/policy_en.htm, erişim tarihi 15 Ocak 2012

(6) Savaş Biçer, “Avrupa Birliği’nin Akdeniz Politikası ve Barselona Süreci”,
Der. Beril Dedeoğlu, Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Istanbul, Boyut Yayıncılık, 2003, s 400-403.

(7) Savaş Biçer, a.g.e., s 403-406.

(8) Dacian Duna, a.g.m., s 17.

(9) Aylin Yardımcı, a.g.m., s 66-67.

(10) Jean-François Jamet, “Intégration Régionale: Processus de Barcelone et Union pour la Méditerranée,
Quels Scénarios d’Avenir?”, Questions d’Europe, no 105, 7 Juillet 2008, Fondation Robert-Schuman, s 3.

(11) Jean-François Jamet, a.g.m., s 4-5.

(12) Aylin Yardımcı, a.g.m., s 67-68.

(13) “Barcelona Process: Union for the Mediterranean, Readjusting the Euro-Mediterranean Partnership”,
Friedrich Ebert Stiftung, Brussels Focus, April 2008, s 4.

(14) Dacian Duna, a.g.m., s 18.

(15) Jean-François Jamet, a.g.m., s 6-7.

(16) Aylin Yardımcı, a.g.m., s 67

(17) Dorin I. Dolghi, a.g.m., s 187.

(18) Dorin I. Dolghi, a.g.m., s 187

(19) Aylin Yardımcı, a.g.m., s 68-70.

(20) Vera Knoops, “Euro-Mediterranean Relations and the Arab Spring,

The EU Centre, Background Brief no 6, Ekim 2011, s 16.

(21) Vera Knoops, a.g.m., s 19.

(22) Nathalie Tocci & Jean-Pierre Cassarino, “Rethinking the EU’s Mediterranean Policies Post 1/11,
Instituto Affari Internazionali, Working Papers 11/06,Mart 2011, s 9.

Detaylı bilgi için:

– Communication From The Commission To The European Parliament And The Council,
Brussels, 20/05/08, COM(2008) 319 (Final).

– European Neighbourhood Policy: STRATEGY PAPER, Brussels, 12.5.2004, COM(2004) 373 final.

Yazar: Aslıhan P. TURAN

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir