chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip düşük hapı antalya escort bayan antalya escort
AB Mevzuatında Yerellik (Subsidıarity) İlkesi | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Avrupa Birliği Mevzuatında Yerellik (Subsidiarity) İlkesi

Yerellik (subsidiarity) kavramı siyaset sözlüğünde 20. yüzyılda yer bulmasına karşın, fikir bazında Avrupa’daki siyasal düşünce hareketleri kadar eski bir entelektüel geçmişe sahiptir.[1] Montesquieu, Locke, Tocqueville, Proudhon gibi Avrupayı etkileyen siyasal aktörler ve düşünürlerin fikirlerinde yerellik ilkesinin izlerini görmek mümkündür. Hatta, Aristo’nun minimalist devlet fikri ile bu ilkenin öncüsü olduğunu söyleyenler bile vardır.[2] Yerellik ilkesi bireyi öne çıkaran fikri gelişmenin bir ürünü olmuştur. Hıristiyan sosyal öğretisinden gelen ve 20. yüzyıl boyunca Katolik sosyal öğretisi bağlamında gelişen yerellik ilkesi ile birleşmenin ve bütünleşmenin Avrupa’nın temel taşları olan yerel birimleri ihmal etmek gibi bir sonuç doğurması önlenmek istenmiştir.[3]

Bu ilke, “bir hizmetin prensip itibarıyla vatandaşa en yakın idari birim tarafından yerine getirilmesini, sadece ve sadece bu birim tarafından ya hiç ya da yeterince etkin bir biçimde yerine getirilmeyen hizmetlerin bir üst idari birim tarafından üstlenilmesini gerektirir”.[4]

AB açısından yerellik ilkesi Birlik yetkilerinin kullanımını düzenlemeye yöneliktir. Ortak yetki kullanımının söz konusu olabileceği sahalarda AB’nin yetkiyi kendisinin mi kullanacağını yoksa, üye ülkelere mi bırakacağını belirlemektedir. Bu ilkeye uyulup uyulmadığı siyasal veya yasal olmak üzere iki yolla izlenmekte ve denetlenmektedir.[5]

Yerellik ve oransallık gibi 2 önemli ilke AB mevzuatında ilk defa Maastricht Anlaşması ile öne çıkmıştır. Böylece, kamu hizmetlerinin daha etkin ve halka yakın, dolayısıyla demokratik olarak yerel düzeyde yerine getirilmesi sağlanmıştır.[6]

AB içerisinde yerellik ilkesine o kadar değer verilmiştir ki, bazılarınca bu ilkenin “Maastricht’i kurtardığı” bile iddia edilmiştir.[7] Kurtarmak, her ne kadar Maastrich Anlaşması Taslağına yol açan etkenleri saydığı sayısının kapağında European Independent gazetesi bu şekilde kullansa da, çok iddialı bir ifadedir. Yerellik ilkesi Maastricht Anlaşması için özel bir kavram değildir. Buna karşın, ünlü 5. maddesi (eski 3/b) ve daha sonra Amsterdam Anlaşmasına Protokollerle yapılan takviyelerdeki ekler, dönüm noktası olmasa bile, Avrupa entegrasyon sürecinin en azından kaynaştırıcı yönü olarak önemlidir. Yerellik ilkesi, üye ülkelerin hükümranlığı ile ilgili iddiaları ortaya çıkaran siyasal zorlukların başladığı “Avrupa Anayasası”nın gelişme safhalarına işaret etmektedir. Bu nokta, AB Anayasası oluşturulurken “çetin bir ceviz” olarak görülmektedir. AB üyesi Fransa ve İngiltere gibi ülkelerde ulus devletin egemenliği ilkesi büyük taraftar toplamaktadır. Bu ülkelerde Ulus Devletin yerellik ilkesinin önünde gelmesi yönünde güçlü siyasal eğilimler vardır. Fransa halkının AB Anayasası konusunda yapılan referandumda %55 “Hayır” oyu vermesinde bu güçlü siyasal düşüncelerin büyük etkisi olmuştur. AB, yerellik ilkesini öne çıkararak ulus devletin geleceğine yönelik endişeleri azaltmayı ummaktadır.

Bu çalışmanın amacı AB Anlaşması ve Amsterdam Anlaşmasında var olan haliyle yerellik ilkesini incelemektir. Bu konuda özellikle yerellik ilkesinin AB’nin ulus üstü olma eğilimini engellemekte siyasal bir araç olarak kullanılırken, aynı zamanda Avrupa Adalet Divanı (AAD)’nda Birlik mevzuatının mahkemeye götürülebilir bir ilkesi olması bakımından da ilgimizi çekmektedir. Bu çalışma hizmette yerellik ilkesinin dava açılabilir bir ilke olup olmadığını da tartışacaktır.

Yerellik konusunda kafa karıştıran sorun mahkemelerde dava konusu edilebilirliğinden çok, mahkemelerin Birlik kanunlarını genişletip güçlendirmelerinin mümkün olup olmadığında düğümlenmektedir. Yerellik ilkesinin kendisi Anlaşma hazırlanırken devam edegelen bir siyasal süreç sonucunda ortaya çıktığı için, AAD’nın yasal sürecin devamı sırasında ilkenin gözden geçirilmesini veya anayasanın yorumunu yasaklayıp yasaklamayacağı konusundaki belirsizlik sürmektedir.

Öte yandan, AAD, AB mevzuatının yorumunda ve kararlarında, yapılan eleştirilerin tersine, hizmette yerellik ilkesinin uygulanmasında kısıtlamalar koymuştur. Bu nedenle, araştırmamıza hizmette yerellik ilkesinin her iki Anlaşmaya da nasıl girdiğine ilişkin kısa bir geçmişle başlayacağız. Bunu kavram hakkında önde gelen yabancı akademik çevrelerin görüşleri, kavramın sorgulanabilirliği ve mahkemeye götürülebilirliği hakkında bazı düşünceler ve mevzuatın son durumunun gözden geçirilmesi, Türkiye açısından yerellik ilkesinin önemi ve kendi görüşlerimiz izleyecektir.

Yerellik İlkesinin Topluluk Mevzuatında İlk Ortaya Çıkışı

Yerellik ilkesi, her ne kadar Maastricht Anlaşması ile özellikle vurgulanmış olsa bile, ilk defa bu Anlaşma ile resmiyet kazanmamıştır. İlke, daha önce imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Anlaşmasında da yer almaktaydı. Bu kurucu Anlaşmada ve daha sonra yürürlüğe giren Avrupa Atom Topluluğu ve Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) Anlaşmalarında da yetkilerin ulus üstü örgüt ile üye devletler arasında paylaştırılması söz konusu idi.[8]

Kasım 1991’de Maastricht’te geliştirilen Avrupa Topluluğu (AT) Siyasal Birlik Taslağı aşağıdaki metni önermiştir:

“Topluluk bu Anlaşma ve içindeki amaçlar uyarınca kendisine tevdi edilen yetki sınırları içerisinde hareket edecektir. Kendi yetki sahasına girmeyen konularda Topluluk sadece hizmette yerellik ilkesine uygun hareket edecek, yalnızca önerilen eylemlerin büyüklüğü veya etkilerine göre bu amaçların Topluluk tarafından tek başına hareket eden ülkelere göre daha iyi gerçek-leştirebileceği durumlarda karışacaktır.

Topluluk eylemleri Anlaşma amaçlarını yerine getirmek için gerekli olandan öteye gitmeyecektir.”

Bu genel dil bazı değişikliklerle AB Anlaşması ve Anlaşmaya yapılan (Avrupa Topluluğunu kurucu) eklemeler ve düzeltmelerle de korunmuştur. Avrupa Parlamentosu, AB Konseyi ve Avrupa Komisyonu arasında 25 Ekim 1993’te yapılan Kurumlararası Anlaşma, Yerellik İlkesinin Uygulanması Hakkında Protokol[9] ve 1997 tarihli Amsterdam Anlaşmasına yapılan ek içinde de hizmette yerellik ilkesinin uygulanmasına dair ayrıntılı prosedürler yer almıştır.

Anlaşmayı imzalayan taraflarca kullanılan güçlü ve titiz dil görüşme masasında çatışan çıkarları uzlaştırma gereği içinde çok az bir şüpheye yer bırakmıştır. Protokol taslağını hazırlayanlar, su götürmez biçimde, ilkenin “tüm kurumlarca kesin bir şekilde gözlenmesi ve sürekli uygulanması” konusundaki kararlılıklarını vurgulamışlardır. Birmingham’da 16 Ekim 1992’de yapılan Avrupa Konseyi Toplantısında ulaşılan sonuçlar yanında 11-12 Aralık 1992’de Edinburgh müzakerelerindeki genel yaklaşımı takiben Anlaşmayı imzalayan devletler her kurumun yerellik ve oransallık ilkelerine uymasını istemişlerdir. Bu yaklaşıma göre, AT’nun bir görev alanında yetkili olabilmesi için;

a) Gereklilik (Hedefler üye devletler düzeyinde yeterince gerçekleştirilemiyorsa);

b) Etkinlik (Hedefler Topluluk düzeyinde daha iyi gerçekleştirilecekse), ölçütlerinin bulunması gerekmektedir.

Yerellik ilkesinin uygulanması sırasında tüm eylemler mevzuata ve topluluk kurumları arasındaki dengeye uygun olmak zorundadır. Ancak, yerellik ilkesi AT’na Anlaşma ile verilen yetkileri sorgulamamaktadır, ama özellikle Topluluğun özel ve geçerli bir yetkisinin olmadığı sahalar için kullanılmaktadır. Yetkinin Topluluk seviyesinde kullanılmasına bir rehber olarak anlaşıldığında yerellik ilkesi, uygulamada dinamik, olayların Topluluk eylemlerinin gerektirdiği hallerde genişletilebilir ve yine mahkemelerde dava konusu edilemediği hallerde sürdürülmez derecede kısıtlayıcı olarak görül-mektedir.

Protokol, Edinburg’taki AB Konseyi Toplantısında kabul edilen rehber ilkeleri bir sisteme bağlamakta ve onlara yasal bir güç kazandırmaktadır. Bu yasal güçler üye ülkelerdeki yerellik ilkesi ile bağlantılı bir takım durumlara resmiyet kazandırmaktadır. Bu durumlar;

– Yerellik dinamik bir kavramdır ve karar verme makamları şartlara göre değişebilmelidir.

– Tüm yasa tasarılarına, tasarının yerellik ilkesinin uygulanmasına etkisini ortaya koyacak etki değerlendirme raporları eklenmelidir.

– Amacın uygun biçimde yerine getirilmesi ile tutarlı olacak biçimde AB eylemi çok kısıtlayıcı olmamalıdır (yönetmelikler yerine direktifler tercih edilmelidir).

– AAD yorumunda olduğu gibi, yerellik Anlaşma ile AB’ye verilen yetkilere zarar vermemelidir.

Topluluk düzenlemeleri ilke olarak ulusal karar alma sürecine mümkün olduğunca fazla yer bırakmak istemektedir. Topluluk Kanunu bağlamında Toplulukça gerçekleştirilen eylemler, iyi düşünülmüş ulusal düzenlemeleri ve üye ülkelerin yasal sistemlerinin işleyiş ve örgütlenmesini dikkate almak zorundadır. Üye ülkeler, sırayla, Anlaşma gereğince mükellefiyetlerin yerine getirilmesini sağlayan ve Anlaşma amaçlarına erişmeyi tehlikeye atan eylemlerden kaçınmayı öngören 10. maddenin (eski 5. madde) uygulanmasını sıkı bir şekilde izlemişlerdir.

Anlaşmanın 5. maddesi ve Protokol, Topluluk ve üye ülkeler arasındaki dikey ilişkiyi tanımlamaya çalışmıştır. Burada Topluluk yetkileri korunurken üye ülkelerin hükümranlıkları da garanti altına alınmaya çalışılmıştır. Bu ilkenin uygulanmasından Avrupa Komisyonu, AB Konseyi ve Avrupa Par-lamentosuna  karşı  sorumlu  olacak  ve  Anlaşmanın  yerellik  ilkesinin  uygu-laması (5. madde-eski 3/b. madde) ile ilgili olarak Konseye yıllık rapor su-nacaktır.

Aslında Yerellik İlkesi 3 önemli nedenden dolayı AB’nin gündemine yerleşmiştir:

a) Birliğin ortak Pazar programını uygulamaya başlaması ile birlikte tüm politika alanlarına yayılan bir politika düzenleme gereksinimi ortaya çıkmıştır. Brüksel’deki merkez bürokrasisinin tüm düzenlemeleri yapması imkansızdır.

b) Yerellik İlkesi bir anlamda küresel eğilimlere karşı bir tepki olarak kabul görmektedir.

c) Ortak Pazar programı nedeniyle Birlik birinci karar düzeyi olmuştur. O halde, diğer yönetim düzeyleri ile yeni bir işbirliği ve görev paylaşımının yapılması ve bunun bazı kurallara bağlanması gerekmektedir.[10]

Akademik Çevrelere Göre Yerellik

Türkçe’ye “hizmetlerde halka yakınlık” olarak da çevrildiği görülen subsidiarity, devlet örgütlenmesinin aşağıdan yukarıya kurulmasını öngörmektedir. Yerellik, yerelleşmenin tersine, yukarıdan aşağıya bir yetki devri sürecini değil; yetkileri önce en alt kademeye bırakma, bu kademenin taşıya-madığını bir üste çekme biçiminde bir yapılanma süreci olarak resmedilmektedir.[11] Bu anlamda ülkemizde yerellik ilkesinin her şeyin yerel yönetimlere bırakılması olarak algılamanın pek doğru olmadığına dikkat çekmek gerekir. Yerellik ilkesinde hedef hizmetlerin halka en yakın birimler tarafından verilmesidir. Bu birimin yerel yönetim birimi ya da merkezi yönetime bağlı bir birim olup olmadığı ilkenin uygulanması açısından çok da önemli değildir. Bu hususta göz önüne alınan kriterler “Görevin kapsam ve niteliği, yetkinlik ve ekonomik gerekler” olmak üzere 3 tanedir.

Yerellik ilkesi, yukarıda da vurguladığımız gibi, biçim ve içerik olarak her biri Avrupa entegrasyon süreci boyunca ortaya çıkan anlaşmazlıkları ve tartışmaları  azaltan yönde çeşitli tekrarlarla Tek Avrupa Senedinden beri evrim içinde olmuştur. Bu anlamda akademik çevrelerin de ilgisini çekmiştir. İlkenin uygulanabilirliği  ve aracılığı hakkında temel eleştirel düşünce Mahkemelerde ilkenin uygulanmasına yönelik, olası davalarla ilgili olmuştur. İkinci olarak, AB’nin siyasal gelişimindeki rolü endişe uyandırmıştır. Akademisyenler yerellik ve oransallık ilkelerinin Anlaşma hazırlanırken gerekli bir süreç olduğunda hemfikirdirler. Buna karşın, AAD’nın bu ilkeyi Topluluk kurumları, üye ülkeler ve vatandaşlar arasındaki ilişkileri biçimlendirmede nasıl kullanacağına dair bir uzlaşma oluşmamıştır. Bu nedenle ilkenin kullanımı konusunda Avrupa akademik çevrelerindeki belirsizlik açıkça görülmektedir.

Genel olarak yerellik konusundaki görüşler, kavramı AB ve Amsterdam Anlaşmalarının arkasındaki siyasal dinamik olarak görmeyi istemektedir. AB Anlaşması, Kasım 1993’te Amsterdam’da kararlaştırılmasından 2 yıl sonra yürürlüğe girmiştir. Bu Anlaşma AT’yı AB’ye dönüştürmüş ve önemli şekilde iç pazar, dengeli ekonomik ve sosyal kalkınma, sürdürülebilir kalkınma, özel girişimin enflasyon doğurmayan biçimleri konularında Topluluk yetkilerini genişletmiştir. Ekonomik performans yalnızca artan iç verimlilik anlamında değil aynı zamanda, işsizliğin azaltılması, yaşam standardının artırılması ve üye ülkeler arasında ekonomik ve sosyal uyumu teşvik anlamında da ölçülmeye başlamıştır. AB genişlemesi gündemin bir parçası olarak kalsa da arkasındaki esas konu  AB kurumlarının iyi işlemesi ve AB vatandaşlarının refahıdır.

AB yetki sahasının genişlemesinin önemine karşın, Anlaşmanın imzalanmasını AB’nin genişlemesinin yarattığı işlevsel ve coğrafik sorunların çözümünü hedefliyor göstermek” biraz abartılı olacaktır. Bu arada, “federal” kelimesi Anlaşmanın taslak belgelerinde yer almasına karşın, “Birlik” kelimesi daha çok yakınlık ifade ettiği için ve AET Anlaşmasının “Giriş” bölümünde de kullanılmasının etkisiyle sonradan çıkarılmış ve Birlik kelimesi tercih edil-miştir.

Federal devlet yapılanmasına benzer bir yapının önüne geçme çabaları, AB kurumlarının kararlarının yerellik ilkesi gereğince vatandaşa en yakın birimlerce verilmesi zorunluluğunu getirmiştir. Buna göre, yerellik ilkesi AB kurumlarının kararlarını vatandaşa en yakın biçimde almasını sağlamaktadır. Yerelleşme konusunun AB Anlaşmasındaki yeri ve önemi ile ilgili olarak bazı akademisyenlerce “Yerellik, Federalizme benzer biçimde uluslar üstü işbirliği ve yeterli yerel kontrolü bir arada tutma arzusunu bir arada barındırmaktadır” yorumları yapılmaktadır. Yine kimilerine göre yerelleşme Birlik içinde güç dağılımını sağlamanın bir aracıdır. Bazıları içinse yerelleşme, federal yapılanmaya benzer şekilde eli kolu uzun bir yapılanma değil, güçlerin sınırlı biçimde dağılımını sağlayan yapılanmadır.

Özetle, yerelleşme ilkesi AB Anayasasını yapma sürecinde bazı işlevlere sahiptir. Bunlardan ilki ve en önemlisi, AB Kurumlarının yetkilerini sınırlandırma işlevidir. İkincisi, yetkinin üye ülkeler ve Birlik kurumları içerisinde dağılımını sağlamaktır. Bununla beraber, AAD tarafından etkili biçimde kulla-nılmaya müsait bir araçtır. Yeter ki, AAD bu yetkisinin kullanımını açık kurallara bağlasın!

Dava Konusu Edilebilirlik

AB ve Amsterdam Anlaşmalarında federal devlet için ABD Anayasasındakine benzer bir “Üstünlük (supremacy) Hükmü” bulunmasa da, AAD bazı olaylarda AB mevzuatının önceliğini karara bağlamıştır. Bilindiği gibi, bir konunun AAD önüne gelebilmesi için 3 şart vardır:

–       Öncelikle AAD’nın konu ile ilgili yargılama yetkisinin olması,

–       Konunun AAD önüne gelebilmesi için bir hukuk yolunun olması,

–       Son olarak ta, AAD’nın konunun özü ile ilgili karar alma yetkisinin olması gereklidir.

5. madde ile yapılan düzenleme sonucunda yerellik ilkesinin dava konusu edilip edilemeyeceği tartışmaları başlamıştır. Kimileri Protokol’ün son paragrafındaki “yerellik ilkesine uyulup uyulmadığının Anlaşmada belirlenen kurallara uygun olarak incelenmesi” ibaresinin dava konusu edilebilirliğini kaldırdığını söylemektedir. Ancak, AAD “Mevduat Garantisi Direktifi Davası”[12]nda yerellik ilkesini dikkate almış fakat ilkeden söz etmemiştir.

Yerellik ilkesi, yetkinin ademi merkezileştirilmesinin bir aracı olarak yorumlanabilir. AB Direktifleri benzer bir yolla ademi merkezileşmenin bir aracı olarak kullanılabilir. 249. madde (eski 189. madde) direktiflerin işlevlerini tanımlamamıştır. AB Konseyi ve Komisyonu, AB kuralları içindeki ayrı ayrı rollerini yerine getirsin diye direktifler çıkarabilmektedir.

Direktifler özellikle ulusal mevzuatın karmaşık olduğu ve Birlik eylemlerine uymanın güç olduğu sahalarda yararlı bir araçtır. Mevzuat uyumlaştırmasının bir aracı olarak direktifler uygulamanın şekil ve yöntemlerinin nasıl olacağı hususunu üye ülkelere bırakmaktadır. Bu nedenle, Tek Avrupa Senedine AET Anlaşmasının 100/a. maddesi ile yapılan ek ile “üye ülkelerin direktifleri, yönetmeliklerin üzerinde ve mevzuat uyumlaştırmasının bir aracı olarak görme tercihlerini ifade etmeleri” şaşırtıcı değildir.

Daha önce de ifade edildiği gibi, yerellik ilkesi üye ülkelerin nüfuz sahasına AB kurumlarının karışmasını engelleme aracı olarak işlev görmektedir. 308. (eski 235.) ve 10. (eski 5.) maddelerin AB yetki sahasını genişlettiği tartışmaları vardır. AB Anlaşmasının getirdiği yükümlülükler ulusal yasalara zıt olabileceği gibi AB kurumlarının eylemleri sonucu ortaya çıkan mükellefiyetler de yine 5. (eski 3/b.) maddenin hükümlerini genişletebilecektir. Yine, AAD 10. (eski 5.) maddenin uygulanması ile ilgili davalarda yerellik, oransallık ve AB mevzuatının üstünlüğü ilkelerinin uygulanmasını dikkate almaktadır.

10. (eski 5.) maddenin tersine 308. (eski 235.) madde ortak pazar konusu ile ilgili Birlik işlerinde konunun karmaşık ve çeşitliliğini kabul etmektedir. Bu nedenle AB’ye, AB Anlaşması ile özel olarak verilememiş sahalarda da müdahale hakkı vermektedir. Bu yetki özellikle ortak pazar hareketleriyle ilgili topluluk amaçları tehlikeye düştüğünde veya aynı hususta AB hedeflerini daha ileri noktalara taşımakta yararlı olmaktadır. Bu tür bir müdahale Komisyonun önerisi üzerine ve sonrasında AB Parlamentosunun görüşü alındıktan sonra AB Konseyi tarafından ittifakla alınacak bir kararla yaptırımda bulunulması sonucunu getirecektir. Bu nedenle 308. (eski 235.) madde Birlik yetkilerini genişleten bir araç gibi görülse de, oy birliği zorunluluğu nedeniyle, Pazar ekonomilerindeki öngörülemeyen hallere hızla cevap vermesi ve işlemesi mümkün görülmeyen bir yoldur. Pazar ekonomisindeki öngörülemeyen hallere hızla önlem alınması konusuna Amsterdam Anlaşmasına Ek Protokol Tasla-ğında da değinilmiştir.

308. (eski 235.) maddeye ilişkin olarak yerellik ilkesinin dava konusu edi-lebilmesi sorunu “uygun araçların ne olacağı” konusuna odaklanmak zorundadır. AAD, İngiltere’nin AB Konseyi’ne karşı açtığı davada Ticaret Politikasına dair tartışmaları dikkate almıştır. İngiliz Hükümeti, bazı 3. Dünya Ülkelerinden yapılacak ithalatı düzenleyen 519/94 sayı ve Mart 1994 tarihli AB Konseyi Yönetmeliğinin 1. maddesinin 2. bendinin iptalini istemiştir. Müracaat sahipleri aynı zamanda belli sınıflardaki oyuncak ithalatını düzenleyen diğer regulasyonların da feshini talep etmiştir. 1766/82 ve 3420/83 sayılı yönetmelikler hala üye ülkelerin ithal ürünlerle ilgili ulusal tedbirler almasına imkan vermektedir. Giriş bölümünün 4. paragrafı “daha çok yeknesaklık sağlamak için, özellikle 3420/83 nolu (AET) yönetmelik altında muhafaza edilen nicel yasaklar başta olmak üzere,  ulusal ticaret politikalarından kalma istisnaları yok etmek gerekir” hükmünü taşımaktadır. Fakat, AB sanayisinin belli sektörlerinin hassasiyeti yüzünden” ve “Çin’de üretilen sınırlı sayıdaki ürünler hariç olmak üzere” belli ürünler Birlik düzeyinde kotalara ve izlemeye tabi tutulmalıdır.

Görüldüğü gibi, ilkenin dava konusu edilebilirliğine ilişkin genel eğilim olumlu olsa da siyasal sonuçları bakımından henüz tam bir fikir birliği oluşmuş değildir. Bu durumun zaman içerisinde yargının alacağı tutuma göre şekillenme ihtimali oldukça fazladır.

Türkiye ve Yerellik İlkesi

Ülkemizdeki açısından bakıldığında, Cumhurbaşkanınca yeniden görüşül-mek üzere TBMM’ne iade edilen 15.07.2004 tarih ve 5227 sayılı Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanunda yerellik ilkesinden söz edilmektedir. Hatta, Kanunun, Anayasada ifadesini bulan “idari vesayet” kavramı yerine bu ilkeyi koyduğu iddiaları da o dönemde yoğun biçimde dile getirilmiştir. Kanunun 5.e maddesinde bu ilke, “Görev, yetki ve sorumluluklar, hizmetten yararlananlara en uygun ve en yakın birime verilir” biçiminde yer almaktadır.

Yine, 5393 sayılı yeni Belediye Kanununun 14. maddesinde “Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur” denilerek ilkenin uygulanmasına yer verilmiştir. Aynı hüküm 5302 sayılı yeni İl Özel İdaresi Kanununun 6. maddesinde yer almıştır.

Sonuçta, yerellik (subsidiarity) ilkesi Türkiye gibi geleneksel olarak merkezin demir yumruğu ile yönetilmeye alışmış, birey yerine devleti öne çıkaran bir ülke için, AB’de kullanıldığı biçimiyle, yeni bir kavramdır. AB’nin tutkalı işlevini görme iddiasındaki bu ilke, AB’ye üyelik çabaları ve buna paralel yapılan müktesebatın gerçekleşmesi ve uyumlaştırılması çalışmaları çerçevesinde ülkemizde de dikkatle uygulanmak zorundadır. Öyle ki, imzalanan uluslar arası anlaşmalar gereğince bu ilkenin uygulanması AB içinde AAD tarafından olduğu gibi, ülkemizde yerel mahkemelerde bile dikkate alınmak zorundadır. Çünkü, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve bizim de imzaladığımız Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nda ifadesini bulan “özerklik” kavramı yerine artık “yerellik” kavramı kullanılmaktadır. Bilindiği gibi, ülkemizde Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı (ETS 122) 1 Nisan 1993’te yürürlüğe girmiştir. Şart’ın 4. maddesinin 3. bendi “Kamu sorum-lulukları genellikle ve tercihen vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılacaktır. Sorumluluğun bir başka makama verilmesinde, görevin kapsam ve niteliği ile yetkinlik ve ekonomi gerekleri göz önünde bulundurulmalıdır”[13] hükmünü haizdir. Bu hükmün bizim açımızdan önemi Anayasanın 90. mad-desine 07.05.2004 tarihinde 5170 sayılı Kanunla konulan ek cümle ile bir araya getirildiğinde daha da önem kazanmaktadır. Çünkü, Anayasanın 90. maddesine yapılan bu ekleme, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” demektedir. Bu ekleme dikkatle incelendiğinde aslında iç hukukumuz açısından devrim sayılabilecek sonuçlar doğurabileceği görülmektedir. Ülkemizde henüz uluslararası anlaşmalar yeterince incelen-mediğinden ve bunlar adli makamlarca yeterince bilinmediğinden bu ekleme ile ilgili değişiklikler halen iç mevzuatımıza yansıtılmamıştır.

Avrupa Konseyi, Türkiye ile ilgili aldığı 1997 Tarihli 29 Nolu Tavsiye Kararı’nda “Türk Anayasasının 127. maddesinin reformunu telkin etmek düşünülmelidir. Türkiye’nin üniter devlet olarak kalmayı istediği açık olsa da eğer mümkünse Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na gönderme yaparak yerel yönetimin ilkeleri ile hizmetlerin yerelleşmesi (subsidiarity) ilkesine açık bir gönderme yapılabilir. Bu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 2. maddesi ile uyuşabilir.” demektedir.[14] Görüldüğü gibi, bu Raporda istenen yerellik ilkesinin Türk Anayasasında açıkça yer almasıdır.

Bu tavsiyede sorun, idarenin bütünlüğü ilkesinin, idarede merkeziyetçilik ilkesine, siyasal düzeyde üniter devlet tercihine temel oluşturmasıdır; “yerellik” ilkesi, üniter yapı ile değil asıl olarak federal siyasal yapı ile uyumludur. Bu nedenle Anayasada yapılacak değişiklik Türk Kamu Yönetiminin kökten değişmesi anlamına gelecektir. Öte yandan, ülkenin henüz AB üyesi olmaması nedeniyle, AB üyesi ülkelerden farklı olarak, merkezi yönetimin vazgeçeceği yetkilerin bir kısmının Brüksel’e devri de söz konusu değildir. Dolayısıyla, “yerellik” ilkesi çerçevesinde Türkiye’den talep edilen düzenlemelerin sonucu, AB üyesi ülkelerde uygulandığında yaratacağı sonuçlardan farklıdır.[15] Bu nedenle, kurumsal bir boşluk ve muhatap bulamama gibi bir sorunla karşılaş-mak olasıdır.

Sonuç

Yerellik ilkesi ister AB içinde yetki dağılımının bir aracı olarak, isterse Birlik yetkilerinin doğru kullanımının bir aracı olarak görülsün halihazırda AB yasal düzeni içinde temel anayasal bir ilkedir. Bu ilkenin AAD tarafından yorumu henüz AB’nin yetki sahasını genişleteceği iddiasını doğrulamış değildir. Ayrıca, AAD üye ülkelerin bu ilkeyi  ulusal yetkilerini korumak için kullandığını da düşünmemektedir. Bu da beklendiğinin tersine AAD’nın tavrının ılımlı olduğunu göstermektedir.

Gerçekten de “yerellik” Maastricht’i kurtaran bir kavram mıydı? Bu sorunun cevabı “belki” olacaktır; çünkü, en azından politik anlamda Anlaşmanın etki sahasını şekillendirmiştir. Yerelleşme, üye ülkelerin yetkilerine AB’nin yetki tecavüzünde bulunması gibi net belli olmayan konuları ifade etmekte kullanılamaz. Bu bağlamda, Birlik yetkilerini sınırlamayı amaçlayan AB anayasal düzenine dair bir ilkedir. Ancak, bu ilke AB Komisyonu, Konseyi ve Birlik Kurumlarının yönetişiminde hesap verebilirlik ve açıklığı zorlamaktadır.

Bu nedenle üye ülkeler yerellik ilkesinin uygulanmasını ve bunu yaparken ulusal meclislerin aktif rolünü güçlendirmek için;

– Ulusal meclislerle ilgili olarak daha fazla bilgi ve şeffaflık (AB Komisyonuna önerilerinin ulusal meclislerce sevki vb. gibi),

– Ulusal meclislere yerellik ilkesine uyulmadığını düşündükleri durumlarda gerekçeli bir fikir ve itiraz belirtme hakkı veren (erken uyarı sistemi) yeni bir rol gibi tekliflerde bulunmaktadır. Erken uyarı sistemi önerisi AB tarafından yerellik ilkesinin uygulanmasını incelemek üzere oluşturulan Çalışma Grubu-nun 23.09.2002 tarihli raporunun sonuç kısmında da yer almıştır.[16]

Yerellik ilkesinin irade oluşturma, karar alma, icra ve denetim süreçlerine katılımı, hız ve kararların isabeti bakımından, optimum hale getirdiği; imkanlarla ihtiyaçların en iyi biçimde bağdaştırılarak, yerel özellik, gelenek ve göreneklerin en üst seviyede dikkate alınması nedeniyle hizmet-külfet ilişkisini daha iyi hissettirdiği ve bu nedenle hizmetlerin yerel halk tarafından benim-sendiği düşünülmektedir.

Buna karşın, bu ilkenin hizmetlerin yerinden yönetilmesi demek olmadığını; aksine, bu ilkenin uygulamasının belli alanlarda merkezi idareyi zorunlu kıldığını savunanlar da vardır. Çünkü, ülke düzeyinde homojen hizmet seviyesi ve dağılımı, bölgeler arası dengesizlikleri telafi etmeye yönelik olarak mali tevzin (dengeleme), yeterli teknik uzmanlık bilgisi ve kadrosu ile ölçek ekono-milerinden istifade ancak merkezi yönetim tarafından sağlanabilir.[17]

Yerellik ilkesi, tüm bu belirsizliklere karşın, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Konferansı aracılığıyla Avrupa Konseyi tarafından bizim de aralarında olduğumuz üye ülkeler arasında geçerli sayılmaya başlamıştır. Ayrıca, Avrupa Konseyi, aynı ilkenin, AB üyesi olmayan ülkelerde şimdiden uygulanması talebinde bulunduğu için, “yerellik” ilkesi Türkiye üzerinde de doğrudan etkide bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu ilkenin doğru anlaşılıp uygulanması önem kazanmaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yerellik ilkesinde hedef hizmetlerin halka en yakın birimler tarafından verilmesidir. “Görevin kapsam ve niteliği, yetkinlik ve ekonomik gerekler” dikkate alınarak ilkeyi uygulayacak makamların tespit edilmesi gereklidir. Bu makamların illa da yerel yönetimler olarak anlaşılmaması gerektiği AB üyesi ülkelerin ilkeyi uygulayış biçimlerine bakılarak kolayca anlaşılabilecek bir husustur. AB açısından önemli olan hizmetin kapsam, yetkinlik ve ekonomik gerekler dikkate alınarak halka en yakın kurum ve kuruluşlarca verilmesidir. Bu kurum ve kuruluşların başında bulunan kişilerin seçimle gelip gelmediği ikincil bir husustur. AB üyesi ülkeler yönetim geçmişlerini ve geleneklerini yansıtan bir biçimde bazen yerel yönetimler, bazen de merkeze bağlı ama ülke genelinde örgütlenmiş ve halkın kolayca ulaşabileceği birimler vasıtasıyla bu ilkenin uygulanmasını gerçekleştirmektedirler. Önemli olan hizmetin halka en hızlı, en sorunsuz ve en etkin biçimde sunulabilmesidir. Yerellik ilkesinin doğru biçimde anlaşılıp uygulanabilmesi için başta akademik çevreler olmak üzere Türk kamuoyunda yeterli derecede tartışılıp özümsenmesi gereklidir.

Yazar: Ahmet APAN

Kaynak: Türk İdare Dergisi, Yıl, 78, Sayı 450, s. 29-42.


[1] http://www.asil.org/ajil/carozza.pdf, 21.05.2005.

[2] http://www.nuigalway.ie/law/GSLR/2003/Subsidiarity.pdf, 20.12.2005.

[3] Ruşen Keleş, “Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma: Avrupa ve Türkiye Yerel Yönetim-lerde Yeniden Yapılanma Uluslar arası Konferansı, Türk Belediyecilik Derneği-Konrad Adenaur Vakfı, Ankara 1995.

[4] Kadir Koçdemir, “Hizmette Vatandaşa Yakınlık (Subsidiyarite) İlkesi ve Sosyal Hizmetler”, Türk İdare Dergisi, Mart 2002, Sayı 434, Ankara, s. 2.

[5] http://europa.eu.int/scadplus/leg/en/lvb/a27000.htm, 26.05.2005.

[6] Muhammed Kösecik, Yerel ve Kentsel Politikalar, Çizgi Kitapevi Yayın No: 80, Konya 2003, s. 156.

[7] Harold G. Jeffcoat, http://www.txwesleyan.edu/president/subsidiarity.htm, 10.10.2005.

[8] Ayşegül Mengi, Avrupa Birliğinde Bölgeler Karşısında Yerel Yönetimler, İmaj Yayıncılık, Ankara 1998, s. 25.

[9] Protokol’le ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. (http://europa.eu.int/scadplus/leg/en/lvb/a27000.htm), 27.05.2005.

[10] Ayşegül Mengi, a.g.e., s. 25.

[11] Birgül Ayman Güler, (http://www.zmo.org.tr/odamiz/devlette_reform.php), 22.05.2005.

[12] Almanya’nın Avrupa Parlamentosu ve Konseyi aleyhine açtığı Dava, Case C-233-94, (1997) ECR I-2405, (1997) 3CMLR 1379.

[13] http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/aas_122.html, 10.11.2005.

[14] Ahmet Apan, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi ve Yerel Yönetimlerimiz, Hukuk ve Adalet (Eleştirel Hukuk Dergisi), Yıl 1, Sayı 2, Nisan-Haziran 2004, s. 220

[15] Birgül Ayman Güler, http://www.zmo.org.tr/odamiz/devlette_reform.php,

[16] Raporun tam metni için bkz. (http://register.consilium.eu.int/pdf/en/02/cv00/00286en2.pdf) 19.05.2005.

[17] Kadir Koçdemir, a.g.e., s. 3.

Kaynakça

Apan, Ahmet, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi ve Yerel Yönetimlerimiz, Hukuk ve Adalet, Eleştirel Hukuk Dergisi, Yıl 1, Sayı 2, Nisan-Haziran 2004, s. 212-222.

Güler, Birgül Ayman, http://www.zmo.org.tr/odamiz/devlette_reform.php.

Jeffcoat, Harold G., http://www.txwesleyan.edu/president/subsidiarity.htm.

Keleş, Ruşen, “Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma: Avrupa ve Türkiye Yerel Yöne-timlerde Yeniden Yapılanma Uluslar arası Konferansı, Türk Belediyecilik Derneği, Konrad Adenaur Vakfı, Ankara 1995.

Koçdemir, Kadir, “Hizmette Vatandaşa Yakınlık (Subsidiyarite) İlkesi ve Sosyal Hizmetler”, Türk İdare Dergisi, Mart 2002, Sayı 434, Ankara.

Kösecik, Muhammed, Yerel ve Kentsel Politikalar, Çizgi Kitapevi Yayın No: 80, Konya 2003.

Mengi, Ayşegül, Avrupa Birliğinde Bölgeler Karşısında Yerel Yönetimler, İmaj Yayıncılık, Ankara 1998.

http://www.asil.org/ajil/carozza.pdf.

http://www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/aas_122.html.

http://europa.eu.int/scadplus/leg/en/lvb/a27000.htm .

http://www.nuigalway.ie/law/GSLR/2003/Subsidiarity.pdf.

http://register.consilium.eu.int/pdf/en/02/cv00/00286en2.pdf.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

The European Union Law Reality in Cyprus: Only South, What About the Northern Part?

Avrupa Birliği üyeliği kapsamında, 2004 yılında Kıbrıs Türk ve Rum toplumu için ayrı ayrı düzenlenen referandumun …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle