kaçak bahis guvenilir bahis siteleri antalya escort bayan antalya escort pendik escort kurtköy escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort
AB Türkiye'yi Neden Tam Üyeliğe Kabul Etmiyor? | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Avrupa Birliği Türkiye’yi Neden Tam Üyeliğe Kabul Etmiyor?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta içinde AB’ye en son katılan Orta Avrupa Ülkelerinden bazılarını ziyaret etti ve ziyaretleri sırasında Türkiye’nin 50 yıllık bir zaman süreci içinde AB’ne kabul edilmediğini  her fırsatta vurguladı. Başbakan bugün de Türkiye’deki AB ülkeleri büyükelçileri ile bir araya gelecek. Elbette, Türkiye geçtiğimiz 50 yıllık süreçte AB’ne tam üye olarak kabul edilmeliydi. AB’nin açık bir şekilde dile getirmediği, ancak Türkiye’nin olası bir tam üyeliğinden endişe duyduğu bir takım gerçekler var. Bize göre, biraz sonra açıklayacağımız bu gerçekler, aslında endişe duyulmasına neden olmayan gerçekler.

AB’nin Türkiye’nin tam üyeliği konusunda endişe duyduğu  konulardan biri, Türkiye’nin kalabalık nüfusudur. Belki aklınıza söyle bir soru gelebilir: “ 27 ülke ele alındığında 503 milyon 679 bin (1 ocak 2012 itibariyle) kişiye ulaşan bir nüfusa sahip olan AB, neden 74 milyonluk bir Türkiye’den endişe etsin?”. Başta AB Parlamentosu olmak üzere, bazı karar organlarında ülkelerin nüfusları ölçüsünde  temsil edilmeleri, tam üye olması halinde Almanya’dan sonra ikinci büyük nüfusa sahip olacak olan Türkiye’nin bazı kararlarda Almanya kadar söz sahibi olmasına yol açabilecek. Bu nokta, yetkililerin son yıllarda Türkiye’ye karşı çıkmalarının ve “imtiyazlı üyelik” gibi aslında hiçbir konuda imtiyaz tanımayan bir tam üyelik formülünü sadece Türkiye için önermelerinin en önemli nedeni. Avrupa Parlamentosu’nda Almanya’dan sonra en fazla parlamentere sahip bir Türkiye tüm kararlarda kendini etkili hisseden bir Almanya için kabul edilemez bir durumdur.

Tablo 1:1 Ocak 2012 İtibariyle AB’ne Üye Ülkelerin Nüfusları

Ülkeler

Nüfus

AB-27

503 679.7

Belçika

11 041.3

Bulgaristan

7 327.2

Çek Cumhuriyeti

10 505.4

Danimarka

5 580.5

Almanya

81 843.7

Estonya

1 339.7

İrlanda

4 582.8

Yunanistan

11 290.9

İspanya

46 196.3

Fransa

65 397.9

İtalya

60 820.8

Güney Kıbrıs

862.0

Letonya

2 041.8

Litvanya

3 007.8

Lüksemburg

524.9

Macaristan

9 957.7

Malta

416.1

Hollanda

16 730.3

Avusturya

8 443.0

Polonya

38 538.4

Portekiz

10 541.8

Romanya

21 355.8

Slovenya

2 055.5

Slovakya

5 404.3

Finlandiya

 5 401.3

İsveç

  9 482.9

İngiltere

62 989.6

Türkiye

74 724.3

Kaynak: Eurostat(Online data code:demo_gind).

Elbette sadece Almanya için değil, Almanya’dan sonra ikinci kalabalık nüfusa sahip olan (Bkz. Tablo 1) Fransa için de kabul edilemez bir durumdur. Çünkü, Türkiye’nin tam üyeliği halinde ikinci büyük nüfusa sahip olan Fransa, nüfus bakımından ve Parlamento’da temsil bakımından üçüncü sıraya gerileyecektir.

AB’nin 2004 yılında yaptığı en büyük genişleme sonunda AB’ne katılan 10 ülkenin 1 Ocak 2011 tarihindeki nüfusları toplamı, 74 milyon civarındadır. Bu rakam, Türkiye nüfusu ile hemen hemen aynıdır. 2004 yılında en fazla sayıda ülke ile yapılan bu genişlemenin AB ortalamalarını ne kadar düşürdüğü bilinmektedir. AB genişleme sonrasında, ABD ve Japonya karşısında, başta kişi başına gelir olmak üzere pek çok makro ekonomik gösterge bakımından düşük değerlere sahip olmuştur. 2008 yılından başlamak üzere önemli bir ekonomik krizle mücadele eden AB, Türkiye’yi alarak yeniden en azından bazı ortalama değerlerinde meydana gelecek bir düşmeyi göze almamaktadır.

Aslında, AB Türkiye’nin kalabalık nüfusunu sadece bir dezavantaj değil, aynı zamanda önemli bir avantaj olarak da kabul ediyor. 1996 yılında başlayan gümrük birliği süreci ile AB büyük ve dinamik bir Pazar elde etti. Türkiye-AB dış ticaretinde dış ticaret dengesi her zaman AB lehine sonuçlar doğurdu.

AB’nin Türkiye’yi tam üyeliğe kabul etmemesinin bir başka önemli nedeni, AB bütçesi içinde en önemli gelir kalemlerinden biri olan özkaynaklar-GSMH payı olarak bilinen kaleme Türkiye’nin yapacağı katkının sınırlı olmasıdır. AB bütçesinin önemli gelir kalemlerinden biri, üye ülkelerin GSMH’lalarının belirli bir oranını AB bütçesine aktarmaları sonucunda ortaya çıkmakta ve özkaynaklar-GSMH payı olarak bilinmektedir. Şimdilik bu kalem kanalıyla en yüksek katkıyı Almanya yapmakta ve AB’nin finansörü olarak adlandırılmaktadır. Almanya, daha önce belirttiğimiz gibi Avrupa Parlamentosu’nda en fazla temsil edilen ülke olması nedeniyle, parasal olarak en fazla katkı sağlamasına pek itiraz etmemektedir. Türkiye’nin GSMH’sının Almanya’nın GSMH rakamından düşük olması, Türkiye’nin tam üyeliği ile ilgili itirazları daha da artırmaktadır. Çünkü, Türkiye, bir taraftan Avrupa Parlamentosu’nda Almanya’nın sahip olduğu sayıya yakın sayıda parlamenter ile temsil edilecek, diğer taraftan AB bütçesine Almanya kadar katkı sağlamayacaktır.

Kişi başına gelir rakamı, Euro bazında ele alındığında en düşük değere (7500 Euro) Türkiye sahip olmaktadır. AB ortalamasını 100 kabul ettiğimizde, Türkiye ancak AB ortalamasının yarısı büyüklüğünde bir kişi başına gelire sahip bulunmaktadır (Bkz. Tablo 2).

Tablo 2:  Türkiye ve AB’nde GSYİH ve Kişi Başına Gelir (2011)

Ülkeler

 GSMH (Satınalma Gücü Paritesine Göre 1 000 milyon)

Kişi Başına Gelir (Euro)

Kişi Başına GSYİH, AB-27, Satınalma Gücü Paritesine Göre

AB-27

12638

25200

100

Belçika

327

33700

119

Bulgaristan

84

..

45

Çek Cumhuriyeti

211

14900

80

Danimarka

175

43200

125

Almanya

2480

31700

121

Estonya

23

11900

67

İrlanda

143

..

..

Yunanistan

234

18500

82

İspanya

1150

23100

99

Fransa

1757

30600

107

İtalya

1535

26000

101

Güney Kıbrıs

20

21100

91

Letonya

30

9800

58

Litvanya

50

10200

62

Lüksemburg

36

82100

274

Macaristan

165

10000

66

Malta

9

15000

84

Hollanda

549

36100

131

Avusturya

272

35700

129

Polonya

625

..

65

Portekiz

207

16000

77

Romanya

263

..

49

Slovenya

43

17600

84

Slovakya

100

12500

73

Finlandiya

156

35200

115

İsveç

300

41100

126

İngiltere

1716

27900

109

Türkiye

959

7500

53

Kaynak: Eurostat:online data codes nama_gdp_c_and tec00001)

Türkiye’nin tam üyeliği önündeki başka bir engel, AB 2020 derinleşme stratejisidir. Bundan önceki yazımızda, bu stratejiden ve Türkiye üzerindeki olası etkilerinden bahsetmiştik.

AB’nin  daha fazla entegrasyon yönünde adımlar atması “derinleşme” olarak adlandırılırken, yeni üyeler alarak bunları AB’ne entegre etmeye çalışması “genişleme” olarak bilinmektedir. Tek Pazar Programı ve Euro’nun tek para olarak kullanılmaya başlanması, derinleşme stratejilerinin bazılarıdır.

AB’nin derinleşme stratejileri Türkiye ile ilişkilerini olumsuz etkilemiştir. Bize göre, bunun iki  önemli nedeni vardır. Bunlardan birincisi, derinleşme politikalarının önemli mali kaynağa ve disipline ihtiyaç göstermesidir. İkinci nedeni  ise, Türkiye’nin büyük bir ülke olmasıdır. Derinleşme stratejisi bir taraftan, hedeflere ulaşmak için mali disiplini ve önemli fon kaynağını gerekli kılarken, diğer taraftan tüm üyelerin bu hedefler doğrultusunda çaba sarfetmesini gerekli kılar. Eğer derinleşme, genişleme kararı ile birlikte uygulanırsa, dahil olan ülkenin  büyük bir ülke olması durumunda hedeflere ulaşılmasını zorlaştırabilir. Bu konuda, Türkiye’nin önemli bir dezavantajı, kalabalık bir nüfusa sahip olmasından dolayı, AB’ne entegrasyonunun güç olması ve AB derinleşme hedeflerinden sapmalara yol açacağının düşünülmesidir.

Nitekim, 14 Nisan 1987 yılında AB’ne yapılan tam üyelik başvurumuzun reddedilmesinin en önemli gerekçelerinden biri, AB’nin bir derinleşme stratejisi olan Tek Pazar programını yürürlüğe koyması olmuştur. Türkiye’nin kalabalık nüfusu ile Tek Pazar Hedeflerinden sapmalara yol açabileceği dile getirilmişti. Türkiye, 2004 yılında tam üyeliğe kabul edilen Slovenya, Slovakya, Letonya, Litvanya ve Macaristan gibi nüfus bakımından küçük bir ülke olmuş olsaydı, şimdiye kadar çoktan tam üye olmuş olurdu.

AB Komisyonu şu anda yeni bir derinleşme stratejisi olan AB 2020 stratejisine odaklanmış bulunmaktadır.Avrupa Birliği Komisyonu, AB’nin yeni ekonomik stratejisini ve 2020 yılı için ekonomik hedeflerini belirleyen “AB 2020 Stratejisi: Akıllı, yeşil ve kapsayıcı büyüme için Avrupa Stratejisi” isimli raporu Komisyon Başkanı Jose Manuel Barroso tarafından 3 Mart 2010 tarihinde açıklandı.

Belge, dünyada yaşanan küreselleşme, iklim değişikliği gibi hızlı gelişmeler ve Avrupa’da nüfusun yaşlanması gibi sıkıntıların Avrupa Birliği üzerinde yarattığı etkileri dikkate alarak, AB’nin 21. Yüzyıl’da bir sosyal pazar ekonomisi olarak rolünü belirliyor. 2020 Stratejisi, AB’nin yaşanan ekonomik krizden daha güçlü çıkması için yüksek seviyede istihdam sağlayan, verimli ve sosyal uyumu yüksek, akıllı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir ekonomi haline gelmesi gerektiğini vurguluyor. Yine önceki yazımızda belirttiğimiz gibi Türkiye, AB 2020 stratejisi çerçevesinde belirlenen somut hedeflerin gerisinde performans sergiliyor.

Sonuç ve Değerlendirme

Burada ortaya koyduğumuz engeller değerlendirildiğinde, Türkiye’nin AB’ne hiçbir zaman tam üye olamayacağı şeklinde bir sonuç çıkartılabilir. Ya da madalyonun sadece tek yüzünün okunduğu dile getirilebilir. Türkiye’nin hiç olumlu bir yanı yok mu? Sorusu akla gelebilir. Elbette, Türkiye pek çok olumlu kabul edilebilecek özelliğe sahip bir ülke. Genç ve dinamik nüfusu, jeopolitik önemi, 2000’li yıllarda gösterdiği ekonomik performansı olumlu yönlerinden sadece bir kaçı. Türkiye, bu özellikleriyle ve en önemlisi gümrük birliği ilişkisiyle AB’nin asla gözden çıkartamayacağı bir aday.

Ancak, tam üyelik bu şartlar altında yakın bir tarihte mümkün görünmüyor. Şu anda AB, ya çok küçük bir ülkeyi ya da Avusturya, İsveç ve Finlandiya’nın katıldığı (1995) dördüncü genişleme aşamasında olduğu gibi AB standartlarının üzerinde ortalamalara ulaşmış bir ülkeyi kabul edebilir. Peki o zaman ne yapmalı. Türkiye, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, adalet-içişleri… vb. pek çok konuda AB standartlarını yakalamaya çalışmalı. AB normlarını evrensel dünya normları olarak kabul etmeli. Her alanda, gelişmiş ekonomiler düzeyine ulaşmalı. Eğer Türkiye, her alanda istenen gelişme düzeyini yakalarsa, AB üyeliği olsa da olur, olmasa da.

Yazar: Hayriye Atik

11 Şubat Pazartesi, 2013

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle