Güncel Yazılar

Avrupa Birliği ve AKP

Economist dergisi, Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerini ele aldığı son sayısında, ”Türkiye hükümeti sırtını Avrupa’ya dönüyor olabilir” endişelerine yer vererek dikkatleri üzerine çekti. Diyarbakır’daki olaylarla ilgili olarak 24 yıl hapis istemiyle yargılanan ve avukatlarına göre çoğu gözaltında dayak yemiş 80 kadar çocuk ile Fatsa’da Atatürk anıtına çelenk koyan AKP ilçe başkanının kendisini sakız çiğnerken gören bir subayın şikayeti üzerine tutuklanması üzerinden iki örnekle endişelerini temellendiren dergi, bu son gelişmeler nedeniyle Türkiye’nin Avrupa Birliği yolunda attığı reform adımlarına ne kadar bağlı olduğu sorusunun daha önce hiç olmadığı kadar sık sorulur olduğunu belirtiyor. Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin devamlı yeni engeller koymasından bıkan Başbakan Erdoğan artık Avrupa projesinden vaz mı geçiyor?, Erdoğan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin başörtüsü yasağına destek veren kararına içerledi mi? sorularını soran Economist, Erdoğan hükümetinin İran, Suriye ve Hamas’la ‘flört’ etmeye artık Avrupa Birliği’nden medet ummadığı için başlamış olabileceği yorumunu yapıyor.

Türk siyasi hayatının yakın dönemlerine baktığımızda, Türkiye’de birçok iktidar partisinin ve/veya koalisyon hükümetlerinin cebelleşmek ve dahi hassasiyetle yaklaşmak zorunda kaldığı Avrupa Birliği üyelik sürecinde ciddi sıkıntı ve hayal kırıklıklarının yaşandığını görürüz. Hali hazırdaki AKP iktidarının da benzer sıkıntılarla yüzleştiğine bugün şahit oluyoruz. AB üyeliğini isteyen ve bunun için birçok reforma imza koymuş olan hükümet, geçmişinden gelen tereddütlerle samimiyetsiz görülmüş, inandırıcı olmamakla itham edilmiş ve Economist dergisinin sayfalarına taşıdığı son zamanlardaki hükümetin AB ilgisizliği, Türkiye AB’den vaz mı geçti? sorusunu akla getirmiştir. Hükümetin AB konusunda girdiği politik davranış kalıpları, görüldüğü üzere her zaman olumsuz bir yaklaşımla karşılanmış ve zihinlerde hep soru işaretleri bırakmıştır. Avrupa Birliği’ne üyeliği isteyen tavrı inandırıcı olmamakla; Birlik üyesi ülkelerden gelen yorucu, bıktıran ve benim de gerçekçi bulmadığım üyelik kabulünde oyalayıcı/taraflı politikaları karşısında isteksiz ve suskun duruşu da AB’den vazgeçmekle yorumlanmıştır.

AKP’nin ılımlı İslam-muhafazakar demokrasi modeli, meşruiyet ve inandırıcılık sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. AKP’nin bu olumsuz yaklaşımlardan kendini kurtarması da kanaatimce zor görünmektedir. Çünkü politik duruşu net değil. AB üyeliğini isteyip istemediğini aslında kendisi de bilmiyor ya da bundan emin değil.

Türkiye’nin özelde Avrupa genelde dünya gözünde sahip olduğu kimliği ve bu kimlik üzerinden nasıl algılandığı meselenin merkezine oturan ciddi sorunlardan ve bence en önemlilerinden biri. 11 Eylül sonrası şekillenen dünyada Türkiye’yi Avrupa için, İslam’a olan uzaklığı mı, yoksa yakınlığı mı çekici kılar? Uluslararası ilişkiler ve dünya siyaseti çevrelerinden soruya gelen cevaplardan çıkan hakim görüş, Türkiye’nin İslam’a yakınlığı şeklindedir. İslami kimliğinin özünde çevrelenmiş demokratik ve modern bir Türkiye profiline, Avrupa’nın ve tüm dünyanın hayır diyemeyeceği kabul gören bir önerme. Talep edilen demokrasi ve modernite ile payandalanmış bir İslam. Fakat fikriyatta kalan ve derinlik sunmayan bir talep.

“Kömür Gözlü Sevdamız” başlıklı yazımızda değindiğimiz bir hususa yeri geldiği için tekrar değinmek isterim. Fransız halkının %56’sı bir İslam ülkesi olarak gördükleri Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı olduğunu açıkça belirtirken, %30’luk bir kesim dini ve kültürel yapıdan dolayı Türkiye’nin asla üye olmaması görüşünde. Fransa Başbakanı Jean Pierre Raffarin de Türkiye’nin kültürel kimliğine karşı net bir duruşla “İslam ırmağının laikliğin nehir yatağına akmasını mı istiyorsunuz?” sualiyle Türkiye’nin İslam kimliğine vurgu yaparak AB üyeliğine karşı oluşunu aleni beyan etmişti. Verilen olumsuz istatistiğin ve net tavrın Fransa ile sınırlı olmadığını da belirtmek isterim.

Avrupa Türkiye’nin üyeliğinde nerdeyse ikiye bölünmüş durumda. AB üyesi ülkelerden Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanlar kendilerince haklı görülebilir; nihayetinde din ve kültür temelinde farklı bir ülkedir Türkiye. Diğer taraftan üyeliğini isteyenler ulus-üstü bu entegrasyona Türkiye’nin coğrafyasıyla, sahip olduğu çeşitliği ve kültürel zenginliğiyle katkı sağlayacağını ve Avrupa Birliği’nin birlik olma şuurunda önemli bir adım atacağını düşünüyor olabilir. Ve geldiğimiz noktada çizdiğimiz iki resimde iki keskin düşünce arasında sıkışan ve bazen nefes almakta zorlanan bir Türkiye ve AKP iktidarı görüyoruz. Avrupa Birliği Türkiye’yi Birliğe alıp almamakta, AKP AB’ye girip girmemekte kararsız duruyor.

Her ne olursa olsun dikkat çekilmesi gereken asıl önemli nokta, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği Kıbrıs’a bağlı bırakılarak belirlenmemeli. Maalesef, Kıbrıs’a indirgenen Avrupa geleceği Türkiye’yi çıkmaza sokan bir handikaptır.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle