Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrupa Birliği Zor Bir Dönemden Geçiyor

Avrupa Birliği (AB) zor bir dönemden geçiyor. Ulusal sınırları kaldırmayı hayal eden Birlik, ekonomik milliyetçilik ve korumacılık yüzünden tehlikede. Başta Müslüman ülkelerden gelenler olmak üzere göçmenlere karşı düşmanlık, kalkması hedeflenen sınırlara hayat verirken, Avrupa’daki siyasi yaşam yeniden milliyetçiliğe kayıyor. Bu durum da Avrupa entegrasyonunu, ulus üstü olma özelliğinden uzaklaştırarak, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana gözlenen en ciddi krize sürüklüyor.

Londra, Paris, Berlin ve Roma’daki hükümetleri kırılgan; zihinleri de bölünmüş ve öfkeli seçmenleriyle meşgul olduğunu belirten Charles A. KUPCHAN*, nesil düzeyinde şekillenen anlayış farkını da şu cümlelerle vurguluyor: “II. Dünya Savaşı’nın acı günlerini yaşamış olanlar için, AB Avrupa’nın kanlı geçmişinin kutsal panzehiri. Ancak, genç Avrupalılar ne kaçmak istedikleri ortak bir geçmişe, ne de siyasi birleşme için tutkuya sahip.”**

Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Cephe eşi görülmemiş derecede destekleniyor; nüfusun üçte biri göçmen karşıtı bu partinin halkın endişelerine yanıt vereceğini düşünüyor. Fransa, modern zamanların en ciddi kimlik bunalımını yaşıyor. Megaloman siyasi elitiyle Fransa, entelektüel birikiminden beklenenin aksine ilkel bir yol seçerek, gerilemesinin suçunu ‘diğer’ olarak tanımladığı başka unsur, kişi ve ülkelerde arama eğilimine sapıyor. İslam, göçmen işçiler ve Türkiye olarak belirginleşen bu unsurların Türkiye maddesinde, Türkiye açısından yakın gelecekte Fransa’nın bu yaklaşım ve tutumu son derece önemli bir sorun olacaktır.

AB’de 15 milyon Müslüman yaşıyor ve 70 milyonluk Müslüman nüfusuyla Türkiye, AB’nin kapısını çalmakta. Avrupa’da dışlanan çoğu Müslüman, radikal tavır almaya ve sosyal dokuda ciddi çatlaklar meydana getirmeye adeta zorlanıyor. Bu dışlanmışlık tavrı, Türk toplumunda da ister istemez kendisine yer buluyor.

Komisyon dışında, Avrupa Birliği ülkeleri kamuoylarına bakıldığında, hiçbir ülkede Türkiye’nin üyeliğinin ciddi anlamda destek görmediği gibi üyeliğine karşı olanların genelde kahir ekseriyeti oluşturduğu görülmektedir. AB, Türkiye ile olan ilişkisinin bir tür ‘ortaklık’ olduğuna ne kendisini ne de Türkiye’yi inandıramadığı için müzakere süreci başlamasına rağmen normal koşullarda oluşması gereken ‘yumuşak çekim alanı’ oluşmamıştır.

Kısa vadede Türkiye için bu anlatılanların dışında kalan asıl sorun, Kıbrıs’tır. AB, GKRY’ye herhangi bir siyasi baskı uygulayamadığı gibi, Türkiye’yi teknik addedilebilecek bir sorunla, Gümrük Birliği’nin tüm üyelere ve tabiî ki GKRY’ye de genişletilmesi yönünde baskı yaparken, her fırsatta bu sorunun Türkiye merkezli çözülmesini vurgulamaktadır. Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği Kıbrıs’a bağlı bırakılarak belirlenmemeli. Kıbrıs’a indirgenen Avrupa geleceği Türkiye’yi çıkmaza sokmakla kalmayıp aynı zamanda birliğe üyelik arzusunu isteksiz bırakmaktadır.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

———
* Georgetown Üniversitesi Uluslararası İlişkiler profesörü
** Los Angeles Times, 30 Mayıs 2006

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret