Güncel Yazılar
escort bursa-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-escort istanbul bayan-bodrum escort-denizli escort-marmaris escort bayan-kayseri escort-sakarya escort-samsun escort-mersin escort bayan-bursa escort-kocaeli escort-ataşehir escort-istanbul escort bayan-sikiş-bursa escort-bursa escort

ABD-İran Arasında Nükleer Bir Kriz: “Barış için Atom”dan “Savaş için Atom”a

21. yüzyılın hemen başında gerçekleşen 11 Eylül saldırıları dünyada büyük bir çalkalanmaya yol açmıştır. Etkilerinin uzun bir süre daha yaşanacağı bu saldırı sonrasında ABD, küresel terörizme karşı savaş ilan etmiş ve “Şer Ekseni” olmakla itham ettiği İran, Irak ve Kuzey Kore’ye karşı pek barışçıl amaçlar taşımadığını ortaya koymuştur. 14 Ağustos 2002 tarihinde İran rejimine muhalif Halkın Mücahitleri Örgütünün temsilcilerinden Alireza Jafarzadeh’nin Washington’da yaptığı bir basın açıklamasında İran’a ait Arak ve Natanz’daki tesisleri ifşa etmesi üzerine, bu tarihten itibaren başlayan ve günümüzde de sürmekte olan “İran Nükleer Krizi” dünya gündeminde önemli bir yer işgal etmiştir. Henüz sonlanmamış bu kriz, Amerika’daki bazı think tank kuruluşlarının savaş senaryoları üzerinde çalışmalar yapmaları, İsrail’in İran’a askeri saldırı tehditleri ve olası bir ABD askeri müdahalesinin masa üzerinde duran seçeneklerden biri olması durumun vahametini anlatır niteliktedir. Muhtemel bir savaşın “felaket” ile sonuçlanacağı konusunda çok geniş bir kesimin hemfikir olduğunu söyleyebiliriz.

Bu çalışmada İran Nükleer Krizi, özellikle ABD’nin başını çektiği Batılı devletlerin İran’a yönelik iddiaları ile İran’ın söz konusu iddialara verdiği yanıtları ortaya koymaya çalışacağız. Bunu yaparken daha çok Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun raporları, NPT Antlaşması, BM kararları, ABD ve İran başta olmak üzere ilgili devletlerin resmi açıklamaları incelememizin temelini oluşturacaktır. Çalışmanın boyutlarını aşacak kadar ayrıntıya girmeyerek, İran Nükleer Krizinin genel hatlarıyla anlatılması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde İran’ın nükleer enerji ile olan ilişkisinin daha rahat anlaşılabilmesi için Kriz öncesi İran’ın nükleer deneyimi genel bir çerçevede anlatılacaktır. İkinci bölümde Nükleer Krizin ortaya çıkması sonrasında İran’a yönelik iddialara ve İran’ın bu iddialara yanıtları ortaya konacaktır. Üçüncü bölümde İran’a yönelik yaptırımlara ve bu yaptırımların Krizin gidişatına etkileri ele alınacak olup, Krizin derinleşmesindeki rolü vurgulanacaktır. Dördüncü ve son bölümde ise genel bir değerlendirme yapılacaktır.

 1.İran’ın Nükleer Geçmişine Kısa Bir Bakış

 1.1 Barış İçin Atom-Devrim Öncesi İran’da Nükleer Enerji

Dünyanın ilk “Nükleer Gücü” Amerika, Hiroşima ve Nagazaki şehirlerini tarihin gördüğü en büyük yıkımlardan uğrattıktan sonra nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla bu teknolojiye ait bilgilerini kimseyle paylaşmamıştır. Fakat kısa bir süre sonra Sovyetler Birliğinin nükleer güce kavuşmasıyla ABD tekel konumunu yitirmiştir. ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna hitaben “Barış için Atom”[i]  başlıklı bir konuşma yaptığında tarih 8 Aralık 1953’tü. ABD bu tarihten itibaren daha önce sadece yakın müttefiki İngiltere’yle paylaştığı nükleer teknolojiye dair bilgileri dünyaya tanıtmıştır. “Barış için Atom” projesi kapsamında atom enerjisinin barışçıl, sivil amaçlarla kullanılması kaydıyla birçok ABD müttefiki ülkede küçük çaplı nükleer araştırma reaktörlerinin kurulması, bu reaktörlerin işletilebilmesi için gerekli teknolojik ve bilimsel altyapının sağlanması konusunda söz konusu ülkeleri desteklemiştir.

Nükleer teknoloji askeri-stratejik açıdan önemli olduğu kadar önemli bir “ticari mal”dır. Kendi firmalarını nükleer teknolojinin transferi konusunda kısıtlayan ABD, İngiliz firmalarının büyük kazançlar elde ettiğini gördükten politika değişikliğine gitmiştir. Nükleer silah elde etmeme koşuluyla nükleer enerjiye ulaşılmasının yolunu açmış ve teşvik etmiştir. Bu girişimin nükleer teknolojiye “Pazar” arama/yaratma yönünün de olduğunu söyleyebiliriz.[ii] Desteklenen ülkeler arasında ABD’nin Ortadoğu’daki önemli müttefiklerinden İran da vardır. Musaddık’ın devrilmesiyle[iii] iktidara gelen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin Batı yanlısı, seküler yönetimi çok daha “makbul” bir rejim olarak görüldüğünden İran’ın askeri kapasitesinin arttırılması ve bölgesel bir güç haline gelmesi ABD çıkarlarıyla örtüşmekteydi.

ABD ile İran arasında 1957 yılında nükleer enerjinin “Barış için Atom” programının bir parçası olarak sivil amaçlı kullanılmasına yönelik işbirliği antlaşması imzalanmıştı.1959 yılında Şah, Tahran Üniversitesinde Nükleer Araştırmalar Merkezi kurulmasını emretmişti. 1960 yılında Tahran Üniversitesinde 5MW’lık ilk Nükleer Araştırma reaktörü ABD desteğiyle kurulmuş, 1967 yılında ABD araştırma reaktörünün çalışmaya başlaması için gerekli nükleer yakıtı (zenginleştirilmiş uranyum ve plütonyum) İran’a vermişti.[iv]

1 Temmuz 1968 tarihinde Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması(NPT) imzaya açıldığı gün imzalayan İran, 1970 yılında antlaşmayı meclis onayından geçirmişti.[v] Böylece İran, nükleer silah elde etme amacı gütmediği sürece barışçıl amaçlarla nükleer enerji elde edebilme hakkına kavuşmuş oluyordu. Nükleer Enerji konusunda başından beri oldukça hevesli olan Şah Muhammed Rıza Pehlevi, gerek ABD’nin desteği, gerek büyük yatırımlar peşinde koşan firmaların lobi faaliyetlerinin etkisi ve gerekse o dönem yapılan bazı araştırma sonuçlarının teşvik edici sonuçları nedeniyle dört koldan nükleer enerji çalışmalarına hız vermişti. Alman ve Fransız şirketlerinin pastadan pay alma çabaları sonucu ilk büyük yatırımların bu ülkelere ait firmalar tarafından gerçekleştirilmesini sağlamıştı. Alman Kraftwerk Union(KWU) firması ile Buşehr kentinde her biri 1200 MW’lık, iki “Ağır Su Reaktörü” inşası konusunda anlaşma imzalamıştı. Ayrıca Fransız Framatome şirketi de her biri 900 MW’lık iki adet reaktörü Bandar Abbas’ta kuracaktı.1975 yılında ABD-İran arasında 8000 MW toplam kapasiteye sahip 8 adet nükleer reaktörün kurulması konusunda anlaşmaya varılmıştı, bu antlaşmanın İran’a maliyeti 6,4 milyar dolar olacaktı.[vi]

İran’ı nükleer enerjiye ihtiyacı olduğu yönünde daha kararlı hale getiren raporlar da mevcuttu. Örneğin, Stanford Araştırma Enstitüsü’nün raporuna göre İran’ın enerji ihtiyacı 1990 yılına gelindiğinde 20.000 MW olacaktı.[vii] 1974 yılında Şah, 23.000 MW nükleer enerji üretimine mümkün olan en kısa süre ulaşmak niyetinde olduklarını belirtmişti ve bu kapsamda ilk reaktör Buşehr’de 1978 yılında bitirilecekti. Buşehr’de Alman firması tarafından büyük kısmı tamamlanmış nükleer reaktörlerin inşaatları tamamen bitirilemeden İran’da devrim gerçekleşti.

1975’te Massachusetts Teknoloji Enstitüsü(MIT), İran Atom Enerjisi Kurumu ile İranlı mühendislerin eğitimi konusunda antlaşma imzalanmıştı.[viii] 1975 yılı Nisanında ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger imzalı Ulusal Güvenlik Karar Memorandumu 292 no’lu “ABD- İran Nükleer İşbirliği” başlığını taşımaktaydı.[ix] ABD bu dönemde ticari açıdan nükleer antlaşmaların cazibesinden de etkilenmiş olsa gerek, İran’ın nükleer silahlanmaya gidebilecek kadar bu teknolojide ilerlemesine bizzat yardımcı olmaya çalışmıştır. Washington nükleer İran konusunda hiç de endişeli olmadığı gibi, 1978 tarihine gelindiğinde İran’a kullanılmış yakıtın yeniden işlenmesi(ki bu aşama nükleer silaha giden yolda kritik bir aşamadır) konusunda “en çok gözetilen ulus kaydı” statüsünün verilmesine kadar nükleer işbirliğini ilerletmiştir(Ekinci, 2009,s.34). Genel hatlarıyla ifade etmeye çalıştığımız İran İslam Devrimi öncesi dönemde İran-ABD arasında ciddi bir nükleer işbirliği görmek mümkündür. Ancak Devrim sonrasında bu işbirliği sona erecektir.

1.2 Devrim Sonrası Değişen İlişkiler

İran İslam Devrimi(1979) ile Şah yönetimi devrilince İran’ın nükleer bir tehdit olabileceği düşünülmeye başlandı. Şah döneminde, enerji rezervleri azalacağı için nükleer teknolojiye geçmesi gereken İran artık geride kalmıştı. Devrim sonrasındaki İran fazlasıyla enerji kaynağına sahipti, nükleer enerji konusunda bu kadar ısrar etmesinin altında başka nedenler olmalıydı, nükleer silah sahibi olmaya çalışıyordu mutlaka.

ABD-İran ilişkileri özellikle “Rehine Krizi”[x] sonrasında onarılamayacak şekilde bozulmuştu. Bölgedeki önemli bir müttefiki olan İran’ı kaybeden ABD, Humeyni yönetimindeki İran karşı, doğal olarak, tam tersi bir politika yürütmeye başlamıştı. Bir sene öncesine kadar nükleer silah üretebilmek için gerekli teknolojiyi sunmakta hiçbir sakınca görmeyen ABD, devrim sonrasında İran’a nükleer teknoloji transferini durdurduğu gibi başka ülkelerin de İran’da nükleer reaktör çalışmalarını engellemişti. Buşehr kentinde Nükleer reaktör inşa etmekte olan ve inşaatın büyük bir kısmını bitirmiş olan Alman firması(KWU) devrim sonrası ülkeden ayrılmış ve İran’ın tesislerin tamamlanması isteğini gecikmiş ödemeleri bahane ederek reddetmiştir.[xi]

İran, Devrimden kısa bir süre sonra Irak tarafından saldırıya uğramış ve 8 yıl boyunca süren savaştan oldukça hasar alarak çıktı. Bu savaş, İran açısından yol açtığı ağır faturanın yanı sıra bir ders niteliğinde de olmuştur diyebiliriz, çünkü savaş sırasında Irak’ın kullandığı kimyasal silahlar çok sayıda İranlının ölmesine yol açmıştır. Irakı dolaylı veya doğrudan destekleyen ABD, (İran’a silah ambargosu uygulanırken, Irak silahlandırılıyordu)  İran’a karşı kullanılan kimyasal silahları görmezden gelmeyi tercih etmiştir. Dünya kamuoyunun, BM Güvenlik Konseyinin sessizliği İran’da milliyetçiliğin daha da yükselmesine yol açmıştır.[xii]

İran Nükleer teknolojiye ulaşma çabalarını Irak Savaşından sonra arttırarak sürdürmüştür. Birçok ülke ile görüşme yapmışsa da işbirliğine yanaşan ülkeler Rusya ve Çin olmuştur. İran, 1994 yılında Çin ile 300 MW’lık hidrolik nükleer reaktör inşaatının yapılması konusunda anlaşmaya varmıştır.[xiii] 1995 senesinde Rusya ile yapılan antlaşma ile Buşehr’de Alman firmasının yarım bıraktığı ve Irak savaşında da hasar gören nükleer tesislerde 1000 MW’lık Rus teknolojisi reaktörler kurulması, her yıl İran’dan nükleer alanda eğitim almak üzere Rusya’ya öğrenciler gönderilmesi ve teknolojik-bilimsel alanlarda işbirliği konularında uzlaşıya varılmıştır.[xiv]

İran’ın nükleer programı çerçevesinde attığı adımları her fırsatta engellemeye çalışan ABD’nin, bu konuda uyguladığı baskı politikası Rusya ve Çin karşısında etkisiz kalınca İran’ın nükleer silah üretmeyi hedeflediğini iddia etmeye başlamış ve bu iddialarını zaman zaman dile getirmiştir.[xv] İlk ciddi iddia olarak kabul edebileceğimiz 2000 tarihli Amerikan İstihbarat Ajansı CIA’nın hazırlamış olduğu istihbarat raporunda dile getirilmiştir. Söz konusu rapor, İran’ın mevcut durumu ile nükleer silah üretebilecek kapasiteye ulaşmıştır.[xvi] Tabii ki, henüz nükleer reaktör kuramayan, uranyum zenginleştirmek için başka ülkelerin teknolojisine mahkûm bir devletin, nükleer silah üretebilecek teknolojiye sahip olduğu iddiası inandırıcı olmaktan uzaktır. Nükleer enerji teknolojisine sahip olmak, uranyum zenginleştirmek ve nükleer yakıt elde etmek için nasıl ki önemli bir teknolojik-bilimsel bir birikime ihtiyaç varsa, nükleer yakıtı bir nükleer silaha dönüştürmek için de ayrı bir birikim gereklidir.

2. İran Nükleer Krizi

2.1 Krizin Ortaya Çıkışı

14 Ağustos 2002 tarihinde, Halkın Mücahitleri Örgütünün eski bir üyesi Ali Rıza Caferzade’nin İran tarafından yapılmakta olan Arak’taki Ağır Su Reaktörü ve Natanz’daki Uranyum Zenginleştirme Tesisini ifşa etmesi üzerine “İran Nükleer Krizi” patlak vermiştir. ABD, daha önce iddia ettiği İran’ın nükleer silah üretme niyetine, kendisine göre, somut deliller ve haklı gerekçeler bulmuştur. İran’ı nükleer silah yapmaya teşebbüs etmekle suçlamıştır. [xvii]

ABD’nin İran’a yönelik Suçlamaları

İran ile ilişkileri 1979 Devrimi öncesinde gayet iyi olan ABD, devrim sonrasında Ortadoğu’daki eski müttefikine düşman gözüyle bakmaya başlamıştır. İran’ın devrik Şah’ını kabul eden ABD, yeni yönetimin tepkisini üzerine çekmiştir. Ayetullah Humeyni ABD’yi “Büyük Şeytan” olarak adlandırmıştır. Yeni yönetimin ABD ile İran arasında yapılan pek çok antlaşmanın feshedilmesi ABD-İran arasındaki bağları zayıflatmış ve Rehine Krizi ilişkileri tamamen koparmıştır.[xviii]

İran’ın İslam Devrimini bölge ülkelerine ihraç etmesinden çekinen ABD, Uluslararası sistemde İran’ı çevreleme ve böylece izole etme politikası yürütmüştür. Irak-İran savaşı sırasında “tarafsız” kalması, bu politikanın bir uzantısı olarak görülebilir sanırım. Aslında her iki taraf da birbirine karşı güvensiz ve birbirlerini daha baştan düşman olarak tanımlamayı tercih etmişlerdir.1984 yılında ABD, İran’ı “Terörü finanse eden devlet” ilan ediyor. Askeri ve ekonomik yaptırımları genişleterek ve derinleştirerek uygulamaya devam ediyor.[xix] 2002 yılında İran, ABD tarafından Kuzey Kore ve Irak ile birlikte “Şer Ekseni” ülkeleri içinde sayılmıştır. İran’ın “ılımlı ve reform yanlısı” kabul edilen Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde düzelmesi beklenen ilişkilerin kolayca düzelmeyeceğini göstermiştir dersek yanlış olmaz sanırım.

İran’ın devrim sonrası nükleer enerji elde etme girişimlerini engellemek için büyük çaba harcayan ABD’nin kendisine göre haklı nedenleri bulunmaktadır;

Öncelikle Bush Hükümetinin 11 Eylül saldırıları sonrasında yeni güvenlik stratejisi kapsamında kitle imha silahlarına sahip olmaya gayret eden yeni devletler de tehdit oluşturmaktaydı.[xx] Özellikle devlet dışı aktörlerin eline geçebilecek nükleer silahlar tehlikenin boyutunu büyütecekti. Bu nedenle “Haydut Devletler”(İran, Kuzey Kore) nükleer silahlara sahip olmamalıydı.[xxi] Böylesi bir durum hem bölge ülkeleri için, hem ABD için, hem de dünya barışı için tehdit olabilirdi.

ABD, İran’ın zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olması ve bu kaynakların ihracatçısı durumunda olması nedeniyle nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını düşünmektedir. Eğer enerji ihtiyacınız varsa neden sahip olduğunuz petrol ve doğalgazı kullanmıyorsunuz? gibi bir soru Amerikalı yöneticilerin aklını kurcalamaktadır.

Ayrıca İran’ın gizli tesislerinin olması, bir şeyleri gizleme ihtiyacı hissetmesi de İran’ın özellikle güvenilirliği büyük ölçüde zedelemiştir. Uluslararası kamuoyunu nükleer teknolojiyi “Barışçıl” amaçlar doğrultusunda kullanmayı hedeflediğe ikna etmesi için oldukça çaba göstermesi gerekecektir.

Daha önce değindiğimiz 2000 yılı CIA raporu ABD’nin politikalarını ne kadar destekleyici nitelikte ise İran Nükleer Krizi’nin ortaya çıkması ABD’nin iddialarını desteklemek bakımından CIA raporundan daha etkili olmuştur. Böylece İran’ın nükleer silah elde etme amacını taşıdığına dair elde “somut” deliller de mevcuttu. ABD bir an önce bu konunun BM Güvenlik Konseyinin gündemine alınmasını, İran’a karşı sert önlemler alınması gerektiğini savundu.(Ekinci, 2009)

İran’a Yönelik Uluslararası Hukuka Aykırılık İddiaları

İran’ın gizli nükleer tesis projelerinin ortaya çıkması üzerine, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı devreye girerek İran’dan söz konusu tesisler ile ilgili haberleri açıklamasını istemiştir. UAEA Başkanı Muhammed El-Baradey ve bir heyetle inşaat halindeki tesisleri ziyaret etmiş ve tesisler hakkında bilgi almıştır. Şubat 2003 tarihli bu denetim sonrasında, Temmuz 2003’te açıklanan raporda, Arak ve Natanz’da UAEA haberdar edilmeden yapılmaya başlanılan tesisler nedeniyle İran’ın Nükleer Silahsızlanma Antlaşmasına riayet etmediği sonucuna ulaşılmıştır.[xxii] UAEA denetçileri tesisleri denetlemiş, hava, su ve toprak numuneleri almıştır. İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinde bulunması ihtimalini de araştıran denetçiler, İran’ın NPT kapsamında UAEA’ya bildirmekle yükümlü bulunmadığı bazı atölye ve tesisleri gezmek için İran yönetiminden izin istemiştir. İran söz konusu yerlerin denetimine için Mayıs 2003’ te izin vermiştir. UAEA, Kasım 2003 raporunda İran’ın gizli bir nükleer silah programının bulunduğuna dair bir kanıta rastlamadığını, fakat yine de İran’ın nükleer programının tamamen barışçıl olduğunu söylemenin mümkün olduğunu belirtmiştir. Ayrıca UAEA, İran’a dair raporlarının neredeyse tamamında belirttiği gibi İran’ın Ek Protokolü[xxiii] onaylamasını talep etmiştir.[xxiv] ABD, İran’ın Ek Protokolü bir an önce onaylamasını ve tüm uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sonlandırmasını istemiştir. ABD’nin Irak’ta yaptığı gibi tek taraflı politikalar yürütmesinden çekinen AB’nin 3 büyük devleti(Almanya, Fransa ve İngiltere) sorunun diplomasiyle çözülebilmesi için arabuluculuk görevi üstlenmişlerdir. İlk müzakere süreci olumlu sonuçlanmış ve İran 18 Aralık 2003 tarihinde NPT Antlaşmasının Ek Protokolü’nü imzalamıştır.[xxv]

İran Ek Protokolü imzalamış ve henüz Meclis onayından geçmemiş olmasına rağmen, bir iyi niyet göstergesi olarak Ek Protokolü uygulayacağını belirtmiştir. UAEA ise her ne kadar raporlarında bu durumu takdir etse de, daha çok P2 Santrifüjleriyle ve bazı tesislerde bulunan yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyumla[xxvi] ilgilenmektedir. 2004 yılı boyunca yazılan raporlarda bu konular öncelikli konuma yükselmiş ve pürüzlü görünen teknik konularda sorun işaretlerinin giderilmesi için uğraşılmıştır.

AB üçlüsünün ( Fransa, Almanya ve İngiltere) İran ile müzakerelere devam etmiş ve 15 Kasım 2004 tarihli Paris Antlaşması imzalanmıştır. İran Ek Protokol hükümlerini gönüllü olarak uygulamaya devam etmeyi ve tüm uranyum zenginleştirme, dönüştürme ve yeniden işleme faaliyetlerini askıya almayı kabul etmiştir. Fakat 2005 baharına kadar devam eden işbirliği, İran’ın daimi olarak uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurması karşılığında AB üçlüsünün önerdiği paketi reddetmesiyle sona ermiştir.(Ekinci, 2009, s.61-62)

Mahmud Ahmedinejad’ın Ağustos 2005’te Cumhurbaşkanlığı görevine başlaması, Krizin seyrinde değişikliğe yol açmıştır. Ahmedinejad’ın kullandığı sert ve saldırgan üslup diplomatik sürecin tıkanmasına ve krizin tırmanmasına yol açmıştır. Konunun BM Güvenlik Konseyi gündemine gelmesinde bu sert tavırların da etkisi olmuştur. Şubat 2006’da İran hakkında UAEA tarafından hazırlanan rapor, BM Güvenlik Konseyine gönderilmiştir.[xxvii] [xxviii]

2.2 İran’ın Suçlamalara verdiği yanıtlar

İran’ın nükleer teknolojiye kavuşma isteği keyfi olmaktan ziyade gereklilikten kaynaklanıyormuş gibi gözükmektedir. Her ne kadar büyük yer altı kaynaklarına sahip[xxix] olsa da bu kaynakların çıkarılması ve enerji ihtiyacı olan bölgelere taşınması gerekmektedir. Zira 1979 İran İslam Devrimi sonrasında, Batı’dan kopan İran başta ABD üzere pek çok Batılı ülkenin açık ve/veya gizli ambargosuyla karşı karşıya kalmıştır. Uygulanan ambargolar nedeniyle hızla artan nüfusun ve hızla artan enerji ihtiyacını karşılayabilmek için daha fazla üretmesi gereken petrol ve doğalgazı yeterli miktarda üretememektedir. Devrim öncesinde ihraç ettiği petrol ve doğalgaz miktarından çok daha azını günümüzde ihraç edebilmektedir(Ekinci,2009). Çünkü petrol ve doğalgaz üretim faaliyetleri yüksek teknolojiye ve büyük yatırımlara bağımlı durumdadır. İran bu bakımdan çağın gerisinde kalmaktadır. Ayrıca ucuz olan enerjiyi(nükleer enerji) iç tüketimde kullanmak ve pahalı olan enerji kaynağını(petrol ve doğalgaz) ise ihraç ederek, ihracat gelirlerini arttırmak kulağa pek de anormal gelmiyor. Zira böyle davranarak daha fazla gelir elde eden ülkelerin olması(Rusya gibi.) İran için örnek teşkil etmektedir.

İran’ın nükleer teknoloji konusunda ısrarcı olmasının nedenlerinden bir diğeri de güvenlik kaygısıdır. İran, kendisine pek uzak olmayan nükleer güçlerden ve hemen sınırlarının ötesinde duran ABD üslerinden tehdit algılamaktadır.[xxx] Ayrıca Nükleer Silah sahibi olduğu konusunda neredeyse herkesin hemfikir olduğu İsrail de bir diğer tehdit unsurudur.

İran, nükleer teknolojiye erişimi NPT kaynaklanan vazgeçilemez bir hak olarak görmektedir.

Harita 1: İran’a yakın ABD üsleri

Kendilerine karşı çifte standart uygulanmasını, doğal olarak, kabul etmiyorlar. NPT Antlaşmasının IV. Maddesinin 1. Bendi şöyledir: “Bu Andlaşmanın hiçbir hükmü, ayrıcalık gözetmeksizin ve I ve II. Maddelere uygun olarak, Andlaşmaya Taraf olan bütün devletlerin, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla araştırılmasının, üretiminin ve kullanılmasının geliştirilebilmesi için ile ilgili vazgeçilmez haklarını olumsuz biçimde etkiler şekilde yorumlanmayacaktır.”

Bu maddede geçen “vazgeçilmez hak” İranlı yetkililerce sıklıkla üzerinde durulan kelimelerdir.

İran’ın “gizli” yürüttüğü nükleer tesisler konusunda da İran kendisini savunurken, tesisleri UAEA’ya haber verme zorunluluğunun henüz bulunmadığını çünkü INFCIRC/214 ‘e göre tesislere nükleer materyal(nükleer yakıt) sokmadan 180 gün önce UAEA’ya bilgi vermekle yükümlüdür.[xxxi] Dolayısıyla tesislerin varlığı tek başına NPT’nin ihlal edildiği anlamına gelmemektedir. Söz konusu tesisler henüz inşaat halinde olduğu için, nükleer yakıt alımına başlanmadığı için, NPT çiğnenmiş olmaz. Bu arada NPT üzerinde biraz durmakta fayda var. Çünkü NPT(Non- Proliferation Treaty) Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması, nükleer teknolojinin elde edilmesinin, el değiştirmesinin genel bir çerçeve içerisinde ortaya konduğu bir antlaşmadır. NPT Antlaşması, antlaşmayı imzalayan her ülkeye aynı uygulanmamaktadır, daha başlarken eşitsiz bir şekilde başlanmaktadır. Antlaşmanın IX/3. Maddesine göre; bir şekilde 1 Ocak 1967 tarihinden önce nükleer bir silah yapmış devletler “nükleer silah sahibi devlet” olarak adlandırılmıştır.[xxxii] Nükleer silah sahibi devletler şunlardır: ABD (1945), Britanya (1952), Fransa (1960), Sovyetler Birliği (1961) ve Çin (1964). Ayrıca NPT’ye taraf olmayan fakat Nükleer Silahlara sahip ülkeler de mevcuttur. Hindistan (1974), Pakistan (1998), Kuzey Kore (2006) bu ülkelerin yanı sıra İsrail de NPT ye taraf olmayan ve Nükleer silaha sahip ülkeler arasında kabul edebiliriz, her ne kadar İsrail bu konuda herhangi bir açıklama yapmasa da kamuoyunda genel bir kabul var bu konuda. NPT Nükleer silahların yayılması konusunda tamamen başarılı bir düzenleme getiriyor diyemeyiz. Gönüllülük esasına dayalı olduğu, antlaşmadan ayrılmanın kolay olduğu ve nükleer silahlara sahip devletlerin bu gücü ve tekeli ellerinden bırakmak istememeleri NPT’ yi zayıflatan unsurlardır.

İran’ın Uluslararası Hukuk Açısından Dayanakları

Nükleer teknolojinin, barışçıl amaçlarla kullanmak ve nükleer silah üretme yoluna gitmemek şartlarıyla tüm devletlere tanınmış bir hak olduğunu söyleyebiliriz. (NPT, IV. Md.) Nükleer silah sahibi ülkelerin dışında bir başka ülkenin nükleer silah üretmesinin önüne geçebilmek için bir denetim mekanizması oluşturulmuştur. 1955 yılında Cenevre’de toplanan Atom Enerjisinin Barışçıl Kullanımı konferansıyla başlayan süreçte Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Statüsü 1956 yılında kabul edilmiştir.[xxxiii] Kuruluş amacı “nükleer enerjinin barışçıl kullanımının teşvik edilmesi ve askeri amaçlarla kullanımının engellenmesi” olarak tanımlanmıştır. Temel işlevi nükleer teknolojinin, nükleer silah üretimine dönüşmemesi için gerekli denetimlerin yapılması ve teknolojik olarak da güvenliğin sağlanması olan UAEA, tüm nükleer faaliyetlerin “bilgi dâhilinde” olması için bulunan bir denge politikası aracıdır.[xxxiv]

İran’ın NPT’den doğan hakları nedeniyle zenginleştirilmiş uranyum alması, nükleer reaktörler kurabilmesi, nükleer silahlanmaya doğru yönelmemek kaydıyla her türlü nükleer faaliyeti gerçekleştirme hakkı vardır. Fakat İran’a duyulan derin güvensizlik giderilmediği müddetçe, İran’ın gerçekten barışçıl amaçlarla nükleer enerji ürettiğine özellikle Batı dünyası ikna olmadıkça İran Nükleer Programı sekteye uğratılmaya çalışılacaktır. Aradaki güven krizinin bir nebze olsun azalması için Ek Protokolün resmi olarak onaylanması (Meclisin onayından geçirilmesi) şart gözükmektedir. Bu gerçekleşmediği gibi İran, Kum şehri yakınlarında (Fordo) yeraltına bir nükleer tesis ederek kendisine yönelik şüpheleri iyice arttırmıştır. İran tesisin barışçıl amaçlarla kurulduğunu, inşaatın bitmesinin bir buçuk, iki yılı bulacağını, İran’ın nükleer yakıtların doldurulmasından 180 gün önce UAEA denetçilerini kabul edeceğini belirtmiştir.[xxxv] İran, söz konusu tesisin dağın altında yapılma nedenini “hava saldırılarından korunabilmek” olarak açıklamıştır, bu durum İran’ın nükleer tesislerine olası bir saldırı yapılacağından ciddi bir şekilde endişe duyduğunu göstermektedir.

3. İran’a Yönelik Yaptırımlar

İran devrim sonrasında ABD’nin ambargosuna maruz kalmıştır. İran’daki yeni rejimden rahatsız olan devletler İran ile ilişkilerini kesme yoluna gitmişlerdir. ABD 1987 yılında İran’dan ithalat yapmayı yasakladı, 1995 yılında İran’ın petrol kaynaklarının geliştirilmesine yönelik faaliyetleri yasakladı. Aynı yıl İran’a ihracat yapılmasını, İran malları ithalatını ve İran’a yatırım yapılmasını yasakladı.[xxxvi] İran’ın özellikle petrol ve doğalgaz üretiminde yeterli yatırımı yapamadığı için, nükleer enerjiye muhtaç hale gelmesine bizzat ABD’nin bu yaptırım kararlarının etkisi olmuştur muhtemelen.1996 yılında İran-Libya Sanctions Act (İLSA) kararı ile kendisi yatırım yapmadığı gibi yatırım yapanları cezalandırma yoluna gidiyor ABD. İLSA kararları, İran’a 40 milyon $ ve üzerinde yatırım yapan kişilere karşı yaptırım uygulanmasını içermekteydi.2000 yılında İran’a silah satılmasını engellemek için bir karar daha aldı. Bu karara daha sonra Suriye ve Kuzey Kore de eklenecekti.[xxxvii]

Uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin şimdiye kadar 7 tane BM Güvenlik Konseyi Kararı alındı. 31 Temmuz 2006 tarihli karar (1696), pek bağlayıcı sayılmazdı. 23 Aralık 2006 (1737) sayılı karar İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almamasından dolayı çıkarılan bir karardı. İran’ın nükleer programı veya füze programıyla ilgili kişi ve kurumların malvarlıklarının dondurulmasını öngören bu karara karşılık İran daha da sertleşme yoluna gidecekti. 1737 sayılı yaptırım kararının uygulanmasının gözlemek için bir komite kuruldu.[xxxviii]

3 Mart 2008 tarihli yaptırım kararı(1803), yaptırımların kapsamını genişletmiştir. 9 Haziran 2010 tarihinde alınan 1929 sayılı yaptırım kararı sonucunda İran’a yönelik silah ambargosunu tüm silahları kapsayacak şekilde genişlettiler. Türkiye ve Brezilya bu karar alınırken ret oyu verdiler ancak yapabilecekleri bir şey yoktu. Türkiye ve Brezilya, İran’ın düşük oranda zenginleştirilmiş uranyumun Türkiye üzerinden zenginleştirilmiş uranyumla takası konusunda İran’ı ikna etmeyi başarmışlarsa da Batı Dünyasından beklediği olumlu tepkiyi alamamıştır. 17 Mayıs 2010 tarihinde imza altına aldıkları katılım deklarasyonun[xxxix] hemen ertesinde gelen bu yaptırım kararı her iki ülke yönetiminden de tepki gördü.

Yaptırım kararları İran’ı nükleer programından vazgeçirmekten ziyade, daha da sıkı bir şekilde bağlanmasına yol açmaktadır. Nükleer enerji krizi bir ulusal onur meselesi haline gelmiş durumdadır.[xl]

SONUÇ

1979 İran İslam Devrimi ABD- İran ilişkilerini temelinden sarsmış ve eski müttefik iki devletin birbirlerine düşman kesilmesine yol açmıştır. Devrimden kısa bir süre sonra İran hükümeti, ABD ile 1955 yılında imzalanan ve Amerikan şirketlerine İran’ın yer altı kaynaklarını kullanma yetkisi veren antlaşmayı ve 1959 tarihli ABD-İran askeri antlaşmalarını feshetti. İran’dan tüm ABD’li uzmanlar çıkarılırken, Tebriz, Şiraz ve İsfahan’daki ABD konsoloslukları kapatılmıştır.[xli] İlişkilerin bu ani dönüşümü kendisini hemen her alanda gösterdiği gibi, eskiden uyumlu bir işbirliği içerisinde yürütülen nükleer enerji alanında da kendisini göstermiştir. Nükleer silah üretebilmenin yolunun açıldığı “dost” ülkenin yerini, uranyum zenginleştirmesine şiddetle karşı çıkılacak “haydut devlet” almıştı. Haydut devlete karşı girişilen çevreleme politikası belki onu daha zayıf duruma düşürse de içeride biriken kini arttırıyordu. Her iki tarafın sertlik yanlısı idarecileri birbirlerini besliyor, birbirlerinden besleniyordu. Tırmanmanın devam etmesiyle, savaş seçeneğinin masada her zamankinden daha geniş yer kapladığı bir döneme giriliyordu.

İran nükleer krizinin savaş senaryolarının üretilmesine kadar tırmanışı her iki tarafın (ABD ve İran) hatalarının bir yansıması olarak duruyor. ABD krizin ortaya çıktığı ilk andan itibaren, hatta öncesinden sürekli İran’ın şiddetle cezalandırılmasını gündeme getiriyordu. Öte taraftan bir “hak” kullandığı iddiasında olan İran ise, hiçbir ülkenin kendisi hakkında güvenilirlik problemi yokmuşçasına hareket ediyordu. Diğer ülkelerin nasıl bir İran algısına sahip olduklarını pek de önemli değilmiş gibi, güven arttırıcı birkaç hamleden sonra geri çekilip beklemeyi tercih ediyordu.

İran Nükleer Krizi, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşmasının (NPT) etkinlikten yoksun olduğunu bir kez daha göstermiştir. NPT dâhilinde olmayıp nükleer silah sahibi olan ülkeler (Hindistan, Pakistan, İsrail) bulunduğu gibi, NPT’ye taraf olduğu halde nükleer silaha sahip (Kuzey Kore) ülkeler de mevcuttur. NPT imzacısı ülkeler zorlandıkları takdirde, anlaşma kapsamından çıkarak(NPT md.X/1) faaliyetlerine devam edebilmektedir(Kuzey Kore örneği). O halde NPT kapsamında olmak ile olmamak arasında pek fark bulunmamaktır diyebiliriz. Hem NPT içerisinde kalıp, hem Ek Protokol hükümlerine tabi olmayı kabullenmek aslında bir iyi niyetin varlığını göstermektedir.

Sonuç olarak Uluslararası Hukukta Nükleer Silahsızlanma konusunda yapılan düzenlemeler yeterli gelmemektedir. Nükleer silah sahibi ülkelerin, ellerindeki silahların sorgulanmaması karşılığında, nükleer teknolojiye ulaşılmasına izin vermeleri sistemin genelindeki sorunları çözmek için tek başına yeterli değildir. Bugün yaşanan Kriz de aslında bunun bir uzantısıdır. Aslında bu kriz hakkında şu an için bir şeyler söylemek yanıltıcı olabilir, çünkü hala devam eden bir kriz söz konusu. Kriz bitip de sular durulunca daha sağlıklı yorumların yapılması mümkün olacaktır. Şu an için sadece kabaca bir fikir vermesi amacıyla bir çok yönü eksik bırakılarak bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.

Erdal BAYAR, Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü. 

20 Ağustos 2012


[i] Eisenhower, D,1953.Atoms for Peace Address. http://www.eisenhower.archives.gov/All_About_Ike/Speeches/Atoms_for_Peace.pdf (Erişim :12 Mayıs 2012)

[ii] Denk, E.(2011).Bir Kitle İmha Silahı Olarak Nükleer Silahların Yasaklanmasına Yönelik Çabalar. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 66, No.3 s.93-136

[iii] Murat Yetkin, Radikal Gazetesindeki 21.06.2009 tarihli köşe yazısında Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlanan darbe ile ilgili “Kasım 1952’de düğmeye basıldı; Ajax Harekâtı başladı. Amerikan gizli servisi CIA’nin Yakındoğu-Afrika bölümünün başında bulunan eski ABD Başkanlarından Theodore Roosevelt’in torunu Kermit, harekâtı Tahran’da üslenerek yönetti. CIA’in 1 milyon dolar ve İngiliz gizli Servisi MI6’nın 10 bin pound -evet sadece o kadar- ayırdığı bütçe ile kiralanan Şah yanlısı aşiret mensupları kamyon ve otobüslerle şehir merkezine taşınarak başbakanlık ‘halk kitlelerince’ kuşatıldı. Şah’ın emrindeki ordu, başbakanlığı topa tuttu ve 19 Ağustos 1953’te Musaddık böylece devrildi. ”demektedir.

Yetkin, M. (21.06.2009). İran, İran. Radikal

[iv] Jahanpour, F.(t.y.). Chronology of Iran’s Nuclear Programme, 1957-2007.Erişim:13 Mayıs 2012 http://oxfordresearchgroup.org.uk/oxford_research_group_chronology_irans_nuclear_programme_1957_2007

[v] NPT Antlaşması 3 temel sütundan oluşmaktadır.

1-Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi

2-Silahsızlanma

3-Nükleer Enerjinin Barışçıl kullanımı

[vi] Jahanpour,  F.(t.y.) Chronology of Iran’s Nuclear Programme, 1957-2007. Erişim:13 Mayıs 2012

http://oxfordresearchgroup.org.uk/oxford_research_group_chronology_irans_nuclear_programme_1957_2007

[vii] Sahimi, M.(2 Ekim 2003). Iran’s Nuclear Program.Part I:Its History’ ,Payvand Iran News.(Erişim:13 Mayıs 2012) http://www.payvand.com/news/03/oct/1015.html

[viii] Celalifer Ekinci, A.(2009). İran Nükleer Krizi. Ankara: USAK Yayınları. s.33

[ix] National Security Decision Memorandum 292.Erişim: 17 Mayıs 2012 http://www.gwu.edu/~nsarchiv/nukevault/ebb268/doc05d.pdf

[x] Kasım 1979’da devrimci bir grup öğrenci tarafından ABD Büyükelçiliği işgal edilmiş, Büyükelçilik personeli 444 gün boyunca rehin tutulmuştu.24 Nisan 1980’de bir kurtarma operasyonu düzenlenmiş, fakat başarısız olunmuştu. Bazı iddialara göre, İran’ın günümüzdeki Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad Rehine Krizinde öğrenci temsilcileri arasındaydı.

[xi] Kibaroğlu, M.(2006).Good for Shah, Banned fort he Mullahs:The West and İran’s Quest for Nuclear Power. Middle East Journal, cilt 60, no:2, s.216

[xii] Geoffrey, Kemp.,(2004).Iran’s Bomb and What to Do About It. Erişim:21.Mayıs.2012, The Nixon Center, http://www.cftni.org/publications/monographs/IransBomb.pdf

[xiii] Sahimi, M.(2 Ekim 2003). Iran’s Nuclear-Program Part I:Its History. Payvand News.Erişim:13 Mayıs 2012 http://www.payvand.com/news/03/oct/1015.html

[xiv] Iran, Russia Agree on 800 million Nuclear Plant Deal, The Washington Post, 9 Ocak 1995

[xv] Celalifer Ekinci, A.(2009). İran Nükleer Krizi. Ankara: USAK Yayınları, s.41

[xvi] Risen, J., Miller, J.(17 Ocak 2000) CIA Tells Clinton an Iranian A-Bomb Can’t be Ruled Out. New York Times

[xvii] Celalifer Ekinci, A.(2009) İran Nükleer Krizi. Ankara: USAK Yayınları, s.42-43

[xviii] Aliyev, V.(2007) Devrim Sonrası ABD-İran İlişkileri(1979-1991).Yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara

[xix] United States Government Accountability Office.(2007).Iran Sanctions:Impact in Furthering U.S. Objectives Is Unclear and Should be Reviewed.(Rapor no:GAO-08-58)

[xx] Bagdat, G.(2002). The Future of US-Iran Relations. Journal of South Asian and Middle Eastern Studies, Cilt 25, No.2, s.73

[xxi] Kuzey Kore, NPT’den ayrılmış, askeri amaçlarla nükleer faaliyetler yürütmüş ve Ekim 2006 tarihinde ilk nükleer silah denemesini gerçekleştirmiştir. BM Güvenlik Konseyi ekonomik yaptırım kararı almıştır. Kuzey Kore, yapılan müzakereler sonucunda bazı imtiyazlar karşılığında nükleer tesislerini tasfiye etmeyi kabul etmiştir. ABD 2007 yılında Kuzey Kore’ye, çeşitli imtiyazlar ve güvenceler vererek sorunu çözmeyi başarmıştır.(Ekinci, 2009, s.285)

[xxii] Jahanpour,  F.(t.y.) Chronology of Iran’s Nuclear Programme, 1957-2007. Erişim:13 Mayıs 2012

http://oxfordresearchgroup.org.uk/oxford_research_group_chronology_irans_nuclear_programme_1957_2007

[xxiii] INFCIRC/153 Model Protokol(1971)çerçevesinde NPT’ye taraf devletlerin nükleer faaliyetlerinin önceden bilgi verilerek ve sadece izin verilen tesislerde denetlenmesine olanak sağlıyordu. Bu uygulama, Soğuk Savaş sonrasında Güney Afrika apartheid rejiminin gizlice nükleer silah programı geliştirdiğinin ortaya çıkması, Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında gündeme gelen iddialar ve Çernobil kazası gibi etkenlerle sorgulanmaya başlamıştır. Mevcut denetleme rejimindeki eksiklikler ve yetersizlikler, yaygın olarak “Ek Protokol” olarak bilinen (INFCIRC/540)denetim rejiminin 1998’de yürürlüğe girmesini beraberinde getirmiştir. UAEA’ye çok daha geniş bir alanda ve ani (önceden haber vermeksizin) denetim yapma imkânı tanıyan ve fakat katılmanın zorunlu olmadığı Ek Protokol sisteminin, taraf olunması durumunda, ülkelerin “uluslararası toplum” karşısından kendilerini niyetleri konusunda daha rahat savunmalarına imkân tanıdığı yaygın kanıdır. NPT’ ye üye ülke sayısı 192 iken, Ek Protokole taraf olan ve uygulayan 75 devlet vardır. (Ekinci, 2009: 18)

[xxiv] International Atomic Energy Association.(2003) Implementation of the NPT Safeguards Agreement in the Islamic Republic of Iran(Rapor no:GOV/2003/75)

[xxv] IAEA Staff Report.(2003).Iran Signs Additional Protocol on Nuclear Safeguards. Erişim:24 Mayıs 2012

http://www.iaea.org/newscenter/news/2003/iranap20031218.html

[xxvi] Doğal konsantrasyonundan (%0,711) daha fazla U235 içeren uranyum zenginleştirilmiş uranyum, %20 ve üzerinde U235 içeren uranyum ise çok yüksek zenginleştirilmiş uranyum adını alır. Günümüzde birçok ticari reaktör %5 ‘ten daha az zenginleştirilmiş uranyum yakıtı kullanmaktadır.

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu.(Ağustos 2010)Günümüzde Nükleer Enerji. Erişim:25 Mayıs 2012, http://www.taek.gov.tr/bilgi-kosesi/nukleer-enerji-ve-reaktorler/193-gunumuzde-nukleer-enerji-rapor/806-bolum-03-nukleer-yakit-cevrimi.html

[xxvii] Iran Reported to Security Council, BBC News,4 Şubat 2006

[xxviii] İran’ın dosyasının BM Güvenlik Konseyine gönderilme sebebi, UAEA Statüsünde, Ajans Denetçileri ile ilgili kısmın( Article XII) C. Maddesinde belirtilen “itaatsizlik” dir.

[xxix] İspatlanmış dünya rezervi içerisinde İran, Petrol rezervi bakımından Suudi Arabistan ve Venezuela’dan sonra 3. Sırada yer alırken, doğalgaz rezervi bakımından Rusya’dan sonra en büyük rezerve sahip olan ülkedir.( BP Statistical Review of World Energy June 2011 verilerine göre)

[xxx] Harita 1’in orijinal kaynağı: Rogers, P.(2006), Iran: Consequences of a War, Briefing Paper, Oxford Research Group. Türkçeleştirilmiş hali ise: Celalifer Ekinci, A.(2009), İran Nükleer Krizi, USAK yayınları, Ankara, s.279

[xxxi] International Atomic Energy Agency,(1974) The Text of the Agreement between Iran and the Agency for

the Application of Safeguards in Connection with the Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear

Weapons, Information Circular-INFCIRC/214

[xxxii] Non-Proliferation Treaty,(1968). 25 Mayıs 2012. http://www.un.org/en/conf/npt/2005/npttreaty.html

[xxxiii] Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (t.y.) Erişim: 25 Mayıs 2012, http://www.iaea.org/About/statute.html

[xxxiv] Denk, E. (2011). Bir Kitle İmha Silahı Olarak Nükleer Silahların Yasaklanmasına Yönelik Çabalar. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 66, No.3 s.109

[xxxv] Erdbrink, T. (26 Eylül 2009). Angry Reaction ‘Shocked’ Head of Iran’s Nuclear Program, Washington Post. http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/content/article/2009/09/26/AR2009092601359.html

[xxxvi] United States Government Accountability Office.(2007).Iran Sanctions:Impact in Furthering U.S. Objectives Is Unclear and Should be Reviewed.(Rapor no:GAO-08-58)

[xxxvii] United States Government Accountability Office.(2007).Iran Sanctions:Impact in Furthering U.S. Objectives Is Unclear and Should be Reviewed.(Rapor no:GAO-08-58)

[xxxviii] United Nations.(2006) Security Council Committee established pursuant to resolution 1737 http://www.un.org/sc/committees/1737/index.shtml

[xxxix] Nuclear fuel declaration by Iran, Turkey and Brazil. BBC, 17 Mayıs 2010. http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/8686728.stm Erişim: 25 Mayıs 2012

[xl] Celalifer Ekinci, A.(2012). Nükleer Krizde Türkiye’nin Diplomatik Çabaları, Erişim:25 Mayıs 2012 http://www.usak.org.tr/myazdir.asp?id=1353

[xli] A. Boguslavskiy, “Vneşnayaya politika İslamskoy Respubliki İrana na sovremennom etape”,

www.iimes.ru/rus/stat/2003/17.05.03.htm  Aktaran: Aliyev, V.(2007). Devrim Sonrası İran-ABD İlişkileri (1979-1991), yüksek lisans tezi, Ankara Üniversitesi, Ankara

KAYNAKÇA

Aliyev, V.(2007). Devrim Sonrası İran-ABD İlişkileri (1979-1991), yüksek lisans tezi,         Ankara Üniversitesi, Ankara

Bagdat, G.(2002). The Future of US-Iran Relations. Journal of South Asian and Middle Eastern Studies, Cilt 25, No.2

Celalifer Ekinci, A.(2009). İran Nükleer Krizi. Ankara: USAK Yayınları

Celalifer Ekinci, A.(2012). Nükleer Krizde Türkiye’nin Diplomatik Çabaları, Erişim:25 Mayıs 2012 http://www.usak.org.tr/myazdir.asp?id=1353

Denk, E.(2011).Bir Kitle İmha Silahı Olarak Nükleer Silahların Yasaklanmasına Yönelik Çabalar. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt 66, No.3 s.93-136

Eisenhower, D,1953.Atoms for Peace Address. (Erişim Tarihi:12 Mayıs)

http://www.eisenhower.archives.gov/All_About_Ike/Speeches/Atoms_for_Peace.pdf

Erdbrink, T. (26 Eylül 2009). Angry Reaction ‘Shocked’ Head of Iran’s Nuclear Program, Washington Post.

Geoffrey, Kemp.,(2004).Iran’s Bomb and What to Do About It. (Erişim:21.Mayıs.2012), The Nixon Center, http://www.cftni.org/publications/monographs/IransBomb.pdf

IAEA Staff Report.(2003).Iran Signs Additional Protocol on Nuclear Safeguards. (Erişim:24 Mayıs 2012) http://www.iaea.org/newscenter/news/2003/iranap20031218.html

International Atomic Energy Association.(2003) Implementation of the NPT Safeguards Agreement in the Islamic Republic of Iran(Rapor no:GOV/2003/75)

International Atomic Energy Agency,(1974) The Text of the Agreement between Iran and the Agency for the Application of Safeguards in Connection with the Treaty on the Non-Proliferation of Nuclear Weapons, Information Circular-INFCIRC/214

Iran Reported to Security Council, BBC News,4 Şubat 2006

Iran, Russia Agree on 800 million Nuclear Plant Deal, The Washington Post, 9 Ocak 1995

Jahanpour, F.(t.y.). Chronology of Iran’s Nuclear Programme,1957-2007.(Erişim:13 Mayıs 2012)http://oxfordresearchgroup.org.uk/oxford_research_group_chronology_irans_nuclear_programme_1957_2007

Kibaroğlu, M.(2006).Good for Shah, Banned fort he Mullahs:The West and İran’s Quest for Nuclear Power. Middle East Journal, cilt 60, no:2

National Security Decision Memorandum 292. (Erişim: 17 Mayıs 2012) http://www.gwu.edu/~nsarchiv/nukevault/ebb268/doc05d.pdf

Non-ProliferationTreaty,(1968). (25 Mayıs 2012). http://www.un.org/en/conf/npt/2005/npttreaty.html

Nuclear fuel declaration by Iran, Turkey and BrazilBBC, 17 Mayıs 2010. http://news.bbc.co.uk/2/hi/middle_east/8686728.stm Erişim: 25 Mayıs 2012

Risen, J., Miller, J.(17 Ocak 2000) CIA Tells Clinton an Iranian A-Bomb Can’t be Ruled Out. New York Times.

Sahimi, M.(2 Ekim 2003). Iran’s Nuclear Program.Part I:Its History ,Payvand Iran News. (Erişim:13 Mayıs 2012) http://www.payvand.com/news/03/oct/1015.html

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu.(Ağustos 2010)Günümüzde Nükleer Enerji. Erişim:25 Mayıs 2012, http://www.taek.gov.tr/bilgi-kosesi/nukleer-enerji-ve-reaktorler/193-gunumuzde-nukleer-enerji-rapor/806-bolum-03-nukleer-yakit-cevrimi.html

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (t.y.) Erişim: 25 Mayıs 2012, http://www.iaea.org/About/statute.html

United Nations.(2006) Security Council Committee established pursuant to resolution 1737 http://www.un.org/sc/committees/1737/index.shtml

United States Government Accountability Office.(2007).Iran Sanctions:Impact in Furthering U.S. Objectives Is Unclear and Should be Reviewed.(Rapor no:GAO-08-58)

Yetkin, M. (21.06.2009). İran, İran. Radikal.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

American Politics

How do you approach the disputes about secularism in the United States and evaluate it …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir