Güncel Yazılar

Avrupa Birliği’nde Dönüşüm Tartışmaları ve Türkiye

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkeler yaşanmakta olan krizle birlikte Birliğin geleceğini sorgulamaya başladı. AB içerisinde krizden etkilenen ülkelerde kurtuluş reçetelerine ilişkin tartışmalar sürerken Almanya’nın ordoliberalizm olarak adlandırılan enflasyonun kontrolü ve kamu borçlarının sıkı denetimi gibi unsurlar içeren politikayı özellikle krizdeki ülkelere empoze etmeye çalışması rahatsızlığa neden olmaktadır. Almanya’nın kendi tarihi tecrübelerinden ortaya çıkan modeli ve reçetelerini uygulamakta siyasi riskler bakımından sakıncalar gören ülkelerde AB’nin eleştirilmesinin yanı sıra, Birliğin önemli ülkelerinden İngiltere’de yoğunlaşan AB üyeliğinin sorgulanması ve bu bağlamda bir referandumun yapılması tartışmaları AB dönüşecek mi sorularına yol açtı. İngiltere’de Muhafazakar Parti içinde AB’ye kuşkuyla bakanlar (Eurosceptics) 2015’den önce bir referandum isterken, önce AB’nin kriz sonrası durumunu görüp bir değerlendirme yapılmasını isteyenler de bulunmaktadır.

AB’nin siyasi krize dönüşen ekonomik krizi artık bütün üyelerin aynı derecede entegre olduğu bir AB’nin mümkün olmadığını ortaya koymaktadır. Tüm üyelerin Euro kullandığı bir yapı olamayacaktır. Belki Almanya’nın özel çabasıyla Euro’yu kullanan krizdeki ülkeler Eurozone’da kalabilecekler ancak Eurozone genişlemeyecektir. Bu durumunda Euro kullananlar ve kendi milli para brimleri kullanan ülkeler olmak üzere iki kategori zaten oluşmuştur. Bunun dışında Eurozone içerisinde de farklı entegrasyon modellerini savunan ülkeler vardır.

AB’deki durum Türkiye’nin üyelik sürecini de etkileyecektir. Bir dönem gündemde olan çok vitesli Avrupa tartışmaları ve farklı çekirdeklerin olduğu yeni bir Avrupa yapılanması Türkiye’ye de Birlik içinde bir yer açabilir. Türkiye müzakere eden ülke konumunda olmasına rağmen ilerleme sağlanamamaktadır. Kıbrıs sorunu Türkiye’nin Annan Planı sürecinde gösterdiği çabalara ve Kuzeyden çıkan evet oyuna rağmen üyelik önünde bir engel olarak sunulmaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin dönem başkanlığında da Türkiye’nin üyelik süreci tamamen durmuştu. Kıbrıs ile benzerlikler gösteren Kosova 22 AB üyesi ülke tarafından tanınırken KKTC’nin görmezlikten gelinmesi AB açısından etik bir sorundur. Kosova’nın bağımsız oduğu bir uluslararası sistemde Kıbrıs’ta tek devletli bir yapıyı zorlamak çelişkidir. Kosova’da taraflar 1999 yılında NATO operasyonundan sonra ayrışmışken, Kıbrıs’ta 1963’den beri filen 1974’den beri resmen iki taraf ayrı yaşamaktadır ve Kuzeyde de Güneyde de işleyen iki demokrasi bulunmaktadır. Kıbrıs’ta artık iki devletli çözüm daha gerçekçidir ve sorunun Türkiye’nin önüne engel olarak sunulması etik değildir.

Kıbrıs Türkiye’nin AB süreci önüne engel olarak çıkartılan ne tek sorundur ne de en önemli konudur. Türkiye’nin üyeliği artık AB içi bir sorun haline gelmiştir. Türkiye’nin AB dışında kalmasını isteyen ülkeler Türkiye’nin üyelik hevesinden vazgeçmesini ve süreçten kendisinin çekilmesini istemektedirler. Türkiye’ye zaman zaman sunulan içeriği belirsiz imtiyazlı ortaklık gibi seçeneklerde AB’nin Türkiye’ye verdiği üyelik sözünü yerine getirmemesini kamufle eden başka formülasyonlarıdır. AB ile gümrük birliği içerisinde olan Türkiye zaten ayrı bir pozisyondadır. Türkiye üye olacaksa AB karar mekanizmalarında da ağırlığı ölçüsünde yer almalıdır.

Mevcut AB yapılanmasında Türkiye’nin üyeliği zordur. Ancak AB dönüşüm gerçekleştirirse ve yeni bir yapı ortaya çıkarsa Türkiye için bir fırsat doğabilir. Farklı entegrasyon halkalarının ortaya çıkması halinde Türkiye örneğin İngiltere ve bazı Doğu Avrupa ülkeleriyle AB içerisinde ayrı bir grup oluşturabilir. Aslında Türkiye’nin üyeliği tartışması AB’nin uluslararası sistemde oynamak istediği rol ile de ilgilidir. AB’nin mevcut yapısını yeterli bulan, Ortadoğu Kafkasya ve Orta Asya’da ekonomik bazı çıkarların dışında AB’nin aktif olmasını istemeyen ülkeler açısından Türkiye’nin üyeliği gereksiz hatta tehlikelidir. Bu ülkeler Türkiye’nin istikrarsız olarak nitelendirdikleri bölgelere komşu hatta o bölgelerin bir parçası olmasını istenmeyen bir durum olarak görmektedirler. Ancak tüm AB üyesi ülkeler bu denli stratejik vizyondan yoksun değillerdir. AB içerisinde Birliğin Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu’da politik, ekonomik ve hatta sosyal alanda yer alması ve uluslararası sistemin başat bir aktörü olmasını isteyen ülkeler de bulunmaktadır. Bunlar açısından Türkiye’nin AB üyeliği stratejik bir değerdir. Balkanlardan Orta Asya’ya ya uzanan coğrafyada etkin bir Türkiye, AB’ye güç katacaktır. İşte AB’deki kriz eğer farklı düzeyde entegre olmuş yeni bir AB’ye yol açarsa bu yapıda Türkiye kendisine bir yer bulabilir.

Uluslararası sistemde değişen dengeler yeni güç merkezleri ortaya çıkarmıştır. Bunun en önemli göstergesi ABD’nin dış politikasında Asya Pasifik bölgesinin birinci sıraya yerleşmeye başlaması ve Obama’nın ikinci döneminde ilk dış gezisini bölgeye yapmasıdır. Uluslararası sistemdeki bu değişime paralel olarak Türkiye’de de AB’ye olan ilgi azalmıştır. İrlanda’nın dönem başkanlığında en azından AB sürecinin yeniden canlanması Türkiye’de de yeni bir bakışa yol açabilir. Ancak AB’nin içinde bulunduğu kriz ve dönüşüm sürecinin devam ettiği dikkate alındığında bu konuda fazla da iyimser olmamak gerekir. Türkiye üyelik sürecinden çekilen ülke olmamalıdır. Böyle bir davranış AB içerisinde Türkiye’yi istemeyenlerin etik çelişkilerini ortadan kaldıracaktır. Türkiye sürece devam etmeli ancak dönüşü olmayan hamleler yapmamalıdır. Önemli konularda üyelik garantisi olmadan taviz anlamına gelecek politikalar izlenmemelidir. Aksine bir durum Türkiye’de Avrupa ve bununla özdeşleşen güçlü bir Batı karşıtlığı doğuracaktır. Bu ne Türkiye’nin ne de AB’nin çıkarınadır.

Yazar: Kamer Kasım

19 Şubat 2013

Kaynak

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir