Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrupa Birliği’nin Akdeniz’den Karadeniz’e Uzanan Kolları

1980’lerin ikinci yarısı, etkileri bugünlere uzanan birçok gelişmeyi tetikleyen önemli bir dönem oldu dünyada. Bunlar arasında ise, çok önemli iki gelişme öne çıktı. Bunlardan biri, düşünsel kökleri çok eskilere dayanmakla birlikte kurumsal köklerinin 1950’lere dayandığı birleşik bir Avrupa fikrinin giderek entegre bir birliğe dönüşmesidir. Özellikle 1992 yılındaki Maastricht Zirvesi (1) bu noktada anlamlıdır. Bu zirve ile bahsedilen bütünleşme Avrupa Birliği’ne (AB) dönüşmüştür. Öte yandan hemen hemen aynı dönemlerde SSCB, bir çözülme dönemine girmiştir. Bu süreç Avrupa ve ABD kanadının karşısında uzun yıllar yer alan bir blok olan Doğu Blok’unun yıkılması ile sonuçlanmıştır ki, bu da belirtilen ikinci gelişmedir. Bu açıdan bakıldığında SSCB’nin zayıflamaya başladığı ve sonuçta dağıldığı bir dönemde SSCB için “öteki” anlamına gelen Avrupa’nın bütünleşmesinin ivme kazandığı görülmektedir. (2) İlginç olan bir nokta ise, o dönemden 2000’li yıllara uzanan süreçte Avrupa bütünleşmesinin bir kısım eski Doğu Blok’u ülkelerini de içine alarak sürmesi ve bu ilerleme karşısında SSCB ya da Doğu Blok’u gibi bir yapının henüz bulunmamasıdır. Bu çalışmada, AB’nin bahsedilen entegrasyon ve ilerleyişinin Akdeniz’den Karadeniz’e kadar nasıl uzandığı ve bu durumun uluslararası politikada nasıl bir konjonktür yarattığı incelenecektir.

AB’nin günümüzde bölgesel bir yapı olmaktan çıkarak küresel bir aktör olma yolunda hedefleri bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda AB, küresel dengelere oynamak için farklı argümanlar kullanmaktadır. Avrupa çevresindeki çeşitli bölgelerle politik, ekonomik ve kültürel işbirliği ve ortaklık anlaşmaları ve organizasyonlar da bu açıdan AB’nin bölgesel etkinliğini küresel ölçeğe dönüşme yolunda kullandığı başlıca metotlardan biridir.

AB, özellikle Soğuk Savaş sonrası oluşan konjonktürü çok iyi kullanmış ve başta eski Doğu Blok’u ülkeleri olmak üzere pek çok ülke üzerinde Batı’lı değerleri ifade eden ve modernliği simgeleyen bir yapı olarak öne çıkmıştır. Fas’tan (3) Baltıklara kadar pek çok devletin AB’ye üye olmak için yarışması bu algılamanın somut örneğidir. Bu ilgi ve algılamanın farkında olan ve bu durumu iyi değerlendiren AB, hem kendi ekonomik-ticari menfaatlerini korumak, hem de yakınında tuttuğu bu devletler üzerinde etki sağlamak, onları bir anlamda kontrolünde tutmak ve aynı zamanda da temel değerlerini bu alanlarda yaymak gibi amaçlar ile az önce değinilen ortaklık ve işbirliği anlaşmalarına yönelmiştir. Avrupa-Akdeniz Ortaklığı ve Avrupa Komşuluk Politikası bunlar arasında sayılabilir. Avrupa-Akdeniz Ortaklığı, AB’ye Akdeniz’de bir etki alanı sağladığı gibi ticari açıdan da büyük çıkar sağlamaktadır. AB’nin Doğu Avrupa ve Baltıklar’a yönelik son genişleme dalgası ve Avrupa Komşuluk Politikası ise AB’nin özellikle eski Sovyet coğrafyasında ve özellikle Karadeniz ve Kafkasya üzerinde etki kazanmasına yönelik bir girişim olarak değerlendirilebilir. (4)

AB ülkeleri 1960’lı yıllardan bu yana Akdeniz Bölgesi’nde çeşitli projeleri ve aktiviteleri desteklemektedirler. AB ülkeleri ile Akdeniz ülkeleri arasındaki işbirliği, 1960-1990 yılları arasında devamlı bir biçimde gelişmiştir. (5) 1969’da Fas ve Tunus ile sınırlı yapıda da olsa bir anlaşma yapılmıştır. Aynı dönemde Yunanistan (1961) ve Türkiye (1963) ile de ortaklık anlaşmaları imzalanmıştır. Türkiye ve Yunanistan ile yapılan anlaşmalar, daha çok Avrupa Toplululuğu (AT)’na tam üyeliğe götüren bir süreç önerdiği için, diğerlerinden çok farklı nitelikte olmuştur. 1970’li yıllarda Malta (1970) ve o zamanki Kıbrıs (1972) ile de yine sınırlı yapıda ortaklık anlaşmaları imzalanmıştır. Bu ortaklık anlaşmalarının yanı sıra AT, İsrail (1964), Lübnan (1965), Mısır (1972) ile de bir dizi ticari anlaşmalar imzalamıştır. Dolayısıyla, 1972 itibariyle AT bölge ülkelerinin bir kısmı ile ekonomik anlaşmalar imzalamıştır. Ancak bu dönemde sürdürülen ilişkiler sistemsel bir bakıştan uzaktır. (6)

Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın sistemsel temellerinin ise, 19-20 Ekim 1972 tarihli Paris Zirvesi’nde atıldığı söylenebilir. Zirve’de daha önceden Akdeniz ülkeleri ile yapılan tarım ve sanayi ürünlerini kapsayan sınırlı anlaşmaların küresel ve dengeli bir yaklaşımla ele alınması gerektiği ortaya konulmuş ve Akdeniz ülkelerine verilen taahhütlerin yerine getirilmesinin önemi vurgulanmıştır.(7) Bu anlamda Akdeniz’e yönelik olarak ortaya konulan politika özellikle Komisyon ve Fransa hükümeti tarafından desteklenmiştir. (8)

1973 yılında Kopenhag Zirvesi ile Avrupa-Arap Diyalogu’nun başlatılmasına karar verilmiş ve 1976-1977 yıllarında bütün Akdeniz ülkeleri ile beşer yıllık işbirliği anlaşmaları imzalanmıştır. Anlaşmalar mali protokollerle güçlendirilmiş ve 1996 yılına kadar Akdeniz ülkelerinin ekonomik kalkınmasına katkı amacıyla başlıca dört mali protokol uygulanmıştır. Böylece Avrupa-Akdeniz ülkeleri arasında ekonomik, teknik ve mali işbirliğine giden yolda önemli adımlar atılmıştır. 1989 yılında Avrupa Komisyonu bir strateji yayınlamış ve Akdeniz havzasındaki refah ve istikrarın Topluluk refah ve istikrarı üzerinde hayati önem taşıdığını ve bölgedeki ekonomik reform ve demokrasi hareketlerinin desteklenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası küresel değişmelerin de etkisi ile AB, Akdeniz’e yönelik ortaya konan Yenilenmiş Akdeniz Politikası ile bölgesel işbirliğine gitmiş ve mali destek de yarı yarıya arttırılmıştır. Bu tarihten sonra gerçek bir ortaklık ve işbirliği düşüncesi giderek yaygınlık kazanmış ve nihayet 1995 tarihinde Cannes’da toplanan Avrupa Konseyi’nde, Komisyonu’nun Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın kurulması yönündeki teklifi onaylanmış ve Barselona’da 27-28 Kasım 1995’te Avrupa ve Akdeniz ülkeleri Dışişleri Bakanları Konferansı düzenlenmiştir. Konferansta, Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kurulmuştur. (9)

Konferansa dönemin 15 AB üyesi ve 12 Akdeniz ülkesi-yönetiminin Dışişleri Bakanları katılmıştır. (Türkiye, Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Fas, Filistin Yönetimi, Suriye, Tunus, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) Barselona Konferansı ile başlayan süreç Barselona Süreci olarak da adlandırılmaktadır. Malta ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi AB’ye tam üyelik elde edince Avrupa-Akdeniz Ortaklığından ayrılmışlardır. (10) Bugün Ortaklığa 25 AB ülkesi, 10 Akdeniz ülkesi dahildir ve Libya gözlemci statüsüne sahiptir.(11) Barselona Konferansı sonucunda, üyelerin ilerideki eylemlerine ve politikalarına temel oluşturacak olan ve Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın Anayasası niteliğinde olan Barselona Bildirgesi ve Avrupa Akdeniz Ortaklığı Çalışma Programı kabul edilmiştir. Barselona Bildirgesi, başlıca üç alana yönelik politika ve eylemler ile Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’nın kurulmasını öngörmektedir. Bunlar; siyasi diyalog ve güvenlik konularında ortaklık, ekonomik ve mali ortaklık, sosyal, kültürel ve beşeri alanlarda ortaklık ve kültürler arası anlayışın ve sivil toplumlar arası alışverişin teşviki. Çalışma Programı ise, Barselona Bildirgesinin hedeflerini bölgesel ve çok taraflı eylemlerle sağlamayı amaçlamakta, Ortaklık kapsamında tesis edilen ikili ve çok taraflı işbirliğini düzenlemekte ve tamamlayıcı bir nitelik taşımaktadır. (12)

Barselona Konferansı’nda alınan kararlara göre, taraflar, kapsamlı işbirliği ve dayanışma temelinde ve komşuluk ve tarihin biçimlendirdiği bağların ayrıcalıklı niteliği doğrultusunda, Akdeniz’in stratejik önemini vurgulayarak ve gelecekteki ilişkilerine yeni bir boyut katma arzusuyla hareket ederek; Akdeniz’in her iki tarafındaki yeni siyasi, ekonomik ve toplumsal meselelerin, koordine edilmiş ve bütüncül bir biçimde karşılanması gereken ortak meydan okumalar oluşturduğunun bilincinde olarak; bu amaçla, ortaklık ruhuna dayanan ve her katılımcının kendine özgü niteliklerine, değerlerine ve ayırt edici özelliklerine gereğince saygı gösteren, çok taraflı ve kalıcı bir ilişkiler çerçevesi kurma kararıyla; bu çok taraflı çerçeveyi, korunması önemli olan ve özgül nitelikleri vurgulanması gereken ikili ilişkilerin tamamlayıcı unsuru sayarak; söz konusu Avrupa-Akdeniz inisiyatifinin bölgede barış, istikrar ve gelişmeye yönelik diğer inisiyatiflerin yerine konulmasının amaçlanmadığını, tersine bunların başarısına katkıda bulunacağını vurgulayarak; BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları ve içerdikleri bütün anlamla birlikte barış karşılığı toprak ilkesi de dahil olmak üzere Madrid’de toplanan Orta Doğu Barış Konferansı için yapılan çağrıda belirtilen ilkeler temelinde Orta Doğu’da adil, kapsamlı ve kalıcı bir barış çözümünün gerçekleşmesini desteklediklerini ifade ederek; Akdeniz havzasını, barış, istikrar ve refahı güvenceye alacak bir diyalog, mübadele ve işbirliği alanına dönüştürmek şeklindeki genel hedefin demokrasi ve insan haklarına saygının güçlendirilmesini, sürdürülebilir ve dengeli bir ekonomik ve sosyal gelişmeyi, yoksullukla mücadele önlemlerini ve kültürler arasındaki karşılıklı anlayışın artmasını gerekli kıldığı ve bunların tümünün ortaklığın vazgeçilmez unsurları olduğu inancıyla, düzenli bir esasla güçlendirilmiş bir siyasi diyalog, ekonomik ve mali işbirliğinin geliştirilmesi ve ortaklığın üç unsuru olan sosyal, kültürel ve insani boyutlara daha fazla önem verilmesi yoluyla katılımcılar arasında kapsamlı bir ortaklık – Avrupa-Akdeniz Ortaklığı kurmak konusunda anlaşmaya varmışlardır. (13)

Avrupa ve Akdeniz ülkeleri arasındaki bu ortaklık ile, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde demokratik siyasi yapı, bölge insanlarının ekonomik düzeylerini artıracak ekonomik ıslahatlar ve mevcut farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşayabilecekleri bir toplumsal yapı oluşturulması hedeflenmiştir. AB, Avrupa’ya göçü engellemeyi de hedeflemektedir. Bölge halkının refah ve iş imkânları için Avrupa’ya göçü önleyecek en önemli çözüm, o bölgenin kendi içinde gereken ekonomik altyapının oluşturulması olarak düşünülmüştür. Bu nedenle de, deklarasyonun içinde yer alan ekonomik hedefler diğer iki düzeyden (siyaset ve güvenlik ile kültür, insan hakları ve sosyal) daha fazla vurgulanmıştır. Barselona Süreci önemli yenilikler getirmiştir. İlk olarak, üst düzey yetkililerin sık sık bir araya gelerek görüşmesi ve ortak sorunlara çözüm araması Akdeniz ülkeleri arasındaki ilişkilere yeni bir ruh getirmiştir. İkincisi, hedeflenen iş birliği süreci ekonomik, siyasi, mali, sosyal, insan hakları ve kültür gibi çok önemli ve çeşitli konuları içermektedir. Üçüncü olarak da, taraflar arasında ikili çalışmaların yanında, ülkelere bölgesel işbirliği fırsatı da sunulmaktadır. (14) Ortaklık çerçevesinde sağlanacak siyasi işbirliği ile Akdeniz’de güvenli ve istikrarlı bir bölge yaratılması, ekonomik işbirliği ile 2010 yılında tamamlanmak üzere AB ve söz konusu Akdeniz ülkeleri arasında serbest ticaret bölgesi oluşturulması ve sosyo-kültürel işbirliği ile de sivil toplumun desteklenmesi ve kültürler arası diyalogun geliştirilmesi hedeflenmiştir. (15)

Avrupa-Akdeniz Ortaklığı, Akdeniz Havzasındaki ülkelerin nüfusunun 2010 yılında 300 milyondan fazla olacağını, ekonomik kalkınma sağlanmadığı takdirde ise gelir düzeyindeki farkların daha çok büyüyeceğini dikkate alan ve bu durumun Avrupa’nın barış ve güvenliği açısından önem verilmesi gereken bir konu olduğunu daha 1970’li yıllarda fark eden AB’nin doğrudan Akdeniz’de dolaylı olarak da Avrupa’da kalıcı barış, refah ve istikrara yönelik olarak yaptığı uzun vadeli bir yatırımdır. (16)

Görüldüğü gibi AB, oluşturduğu Avrupa-Akdeniz Ortaklığı ile büyük faydalar elde etmektedir. Bölgeyle oluşturulan ekonomik ilişkiler sayesinde ticari açıdan kazanımlar elde ettiği gibi Akdeniz ve Orta Doğu’ya yönelik sergilediği politika ile bir yandan bölge üzerinde etki alanı oluştururken, diğer yandan bu alanlardan Avrupa güvenliğine yönelik olumsuz etkileri de en aza indirmeyi hedeflemektedir. Akdeniz havzasının pek çok açıdan sahip olduğu önem göz önüne alındığında AB’nin önemli ve kazançlı bir adım attığı söylenebilir. Öte yandan AB’nin büyük bir enerji ithalatçısı olduğu da hatırlanacak olursa ve bunun büyük kesimini Orta Doğu’dan ve özellikle Cezayir üzerinden sağladığı göz önüne alınırsa, AB’nin bölgeye kurmak istediği yakın ilişkilerin ve bölgenin istikrarlı, güvenli, Batı’lı değerlere sahip ve demokratik olması yönündeki girişimlerinin önemi ve amacı daha iyi anlaşılmış olacaktır. Bu ilişki, aynı zamanda AB’nin küresel hedeflerine de katkıda bulunacaktır. ABD’nin özellikle Orta Doğu üzerindeki etkisi açıkça görülmektedir. AB ise, Soğuk Savaş sonrası gelişmeleri iyi kullanmayı bilmiş ve bir kısım eski Doğu Blok’u ülkelerini bünyesine alarak etkinliğini Doğu Avrupa’ya yaymıştır. Akdeniz ülkeleri, AB üyelik perspektifinde olmasalar da, bu ülkeler ile kurulacak yakın bağlar ABD’nin bölgedeki etki alanını daraltacağı gibi AB’ye etkinliğini Doğu Avrupa’dan sonra buraya da vermesi yönünde bir kazanç sağlayacaktır. Uluslararası ilişkilerin bir bütün olduğu ve dünyadaki gelişmelerin bir biri ile ilişkilendirilerek izlenmesi ve değerlendirilmesi gerektiğinden hareketle, AB-Akdeniz Ortaklığına bu gözle bakılması daha anlamlı olacaktır.

AB küresel olarak yürüttüğü bu politikayı, Karadeniz’e de uzatmayı hedeflemektedir. AB’nin yaşadığı son genişleme dalgası ile neredeyse Karadeniz’e komşu hale geldiği görülmektedir. 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın katılımı ile AB, Karadeniz’e kıyıdaş haline gelecektir (gelmiştir). Bu çerçevede AB’nin Akdeniz havzasına yönelik politikaları ve ulaşmak istediği hedeflerin bir benzeri de Karadeniz için söz konusudur. Yeni uluslararası mücadelenin Karadeniz’de yaşanacağı sinyalleri gelmektedir. Soğuk Savaş döneminde, Karadeniz bir tampon bölge olarak görülmüştür. Bu nedenle Karadeniz jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemli olmuştur. Soğuk Savaş sonrası değişen dengeler de Karadeniz’e yeni özellikler yüklemiş, uluslararası ilişkilerde bölgesel ve küresel güçlerin 1990 sonrası Sovyetlerin dağılmasıyla Kafkasya ve Orta Asya’nın zengin yeraltı kaynaklan gün yüzüne çıkmış, enerji politik bağlamında Karadeniz o günlerden bu günlere gitgide artan bir öneme sahip olmuştur. Büyük oranda Rus denetiminden kurtulan bu kaynaklar, giderek artan bir enerji ihtiyacına sahip olan Avrupa, ABD ve Uzak Doğu’nun iştahını kabartmıştır. Bu zengin enerji kaynaklarının çıkarılması, işletilmesi, dağıtılması ve kullanılması büyük çıkar çatışmaları yaratmaktadır. Bu kaotik durumda Karadeniz hem bu kaynakların kontrol edilmesi hem de enerjinin nakli konusunda öne çıkmaktadır. Önceleri daha çok Rus İmparatorluğunun akabinde de Sovyet Rusya’nın güneye inmesini engellemek için ve komünizmin yapılamasını önlemek amacıyla üzerine oynadıkları bir güç alanı haline gelmiştir. Önceleri komünizmin yayılması, Rusların sıcak denizlere inmesi, etki alanının genişletilmesinden endişe ediliyordu, şimdi ise “son çar” olarak adlandırılan Putin’in izlediği politika doğrultusunda Rusya’nın tekrar güçlenmesi ve arka bahçesi olarak gördüğü eski Sovyet topraklanın Rus nüfuzuna alınmasından endişe edilmektedir. Bu yeni endişelerde de Karadeniz daha bir adım daha öne çıkmaktadır. Eski Sovyet nüfuz alanları olan Kafkas Hazar bölgesini ve enerji kaynaklarını denetleme açısından önemli olduğu kadar; dünya dinamiklerinde gitgide öne çıkmaya başlaya Çin ve Hindistan’ın kontrolü, İran’ın denetlenmesi, BOP ve bu bağlamda yapılan Afganistan- Irak harekatlarıyla bağlantılı olarak da Karadeniz önemli hale gelmektedir. ABD’nin, Karadeniz’de önemli bir konum kazanarak kadife devrimle etki alanına giren Gürcistan’dan sonra diğer Kafkas ülkelerini de yanına çekmek istediği değerlendirilmektedir. ABD, Kafkas -Hazar Bölgesi enerjisinin aktarılmasında söz sahibi olmak, bu coğrafyayı etki alanında tutmak, Rusya, Çin, Hindistan ve İran’ı kontrol altında tutmak istemektedir. Bu noktalarda Karadeniz’in, Rusya, AB ve ABD arasında güç mücadelelerinin yaşandığı bir alana dönüştüğü görülmektedir. AB ve ABD’nin Karadeniz ekseninde çatışan çıkarlarında ABD’nin bu hamlesine karşılık AB de eski Doğu Bloğu üyelerini AB’ne dahil etmeye ve bu yolla hedeflerine ulaşmaya çalışmakladır. AB bu genişlemeyle bir yandan Karadeniz’e sınır olmaya ve söz konusu mücadelede aktif olarak yer almaya çalışırken öte yandan Kafkas-Hazar enerjisinin batıya ulaştırılmasında bu ülkelerden geçecek alternatif yollar oluşturarak ABD ve Rusya’nın enerji nakil hatları üzerindeki nüfuzunu kurnayı ve rahatlamayı istemektedir. NATO ve AB genişleme sürecinin asıl amacı çıkar mücadelelerinde öne çıkmaktır. (17)

AB, NATO’nun genişlemesinden ve Karadeniz’de yeni kıyılara kavuşmasından da rahatsızlık duymaktadır.(18) Romanya ve Bulgaristan’ın aynı zamanda NATO üyesi olduğu, Karadeniz’e kıyısı bulunan ama AB üyesi olmayan Türkiye’nin de NATO üyesi olduğu, Karadeniz’e kıyısı bulunan Gürcistan’da yaşanan iktidar değişikliğinin, ABD etkisi ile gerçekleştiğinin düşünüldüğü ve Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili’nin Gürcistan’ın NATO üyesi olmak istediğini açıkladığı dikkate alınırsa(19), AB’nin Karadeniz’de NATO karşısında mevzi kaybettiği ve rahatsızlığının da bundan ileri geldiği düşünülmektedir.

Karadeniz’in odak noktası haline gelebileceği düşüncesi iki temele dayanmaktadır. Karadeniz, Avrupa’ya, Rusya Federasyonu’na, Kafkasya ve Orta Asya’ya ve Türkiye’ye müdahale etme imkanı veren ve bu önemli coğrafyalara açılan bir kapıdır. Üstelik bu mücadele yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik ve ekonomik açıdan da gerçekleşebilir. Ortaya çıkan bu jeopolitik ve jeostratejik tablo karşısında, Montrö’nün Karadeniz’de sağladığı kısmen kapalı ve sakin yapının zorlanacağı ve değiştirilmek isteneceği hesap edilmektedir. ABD’nin bu yönde bazı taleplerinin olduğu, en azından Karadeniz’de farklı bir statü kazanmak istediği bilinmektedir. Karadeniz’de ortaya çıkan bu değişim işaretleri, uluslararası politika dengeleri üzerinde de etkiye neden olabilecek güçtedir. Bu açıdan denilebilir ki, Karadeniz’i kontrol eden, bu denizin sunduğu bütün avantajları da kontrol eder ve bu durum kontrol eden aktöre rakipleri karşısında büyük bir üstünlük ve hareket serbestisi sağlar. (20) Bu nedenle Karadeniz’in sahip olduğu konum ve Karadeniz’in komşularının SSCB’nin dağılması ile değişikliğe uğraması ve bu değişiklik sonrasında yeni bağımsızlığına kavuşan ülkelerin küresel aktörlerin ilgisini çekmesi Karadeniz’i de ilgi alanı haline getirmektedir.

Karadeniz’i uluslararası mücadelenin odak noktası haline getirebilecek bir diğer nokta ise, enerji kaynakları ile ilgilidir. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve SSCB’nin parçalanması ile Kafkasya ve Orta Asya’nın zengin yer altı kaynakları gün yüzüne çıkmış, enerji-jeopolitik bağlamında Karadeniz o günlerden bu günlere gitgide artan bir öneme sahip olmuştur. Büyük oranda Rus denetiminden kurtulan bu kaynaklar, giderek artan bir enerji ihtiyacına sahip olan Avrupa, ABD ve Uzak Doğu’nun dikkatini çekmiştir. Bu zengin enerji kaynaklarının çıkarılması, işletilmesi, uluslararası pazarlara sunumu-taşımacılığı, kullanılması büyük çıkar çatışmaları yaratmaktadır. Bu kaotik durumda Karadeniz, hem bu kaynakların kullanılması, kontrol edilmesi hem de enerji kaynaklarının nakli konularında ön plana çıkmaktadır. Enerjinin Karadeniz üzerinden Balkanlar yolu ile Avrupa’ya ulaşmasını sağlayacak farklı alternatifler üretilmektedir. (Karadeniz-Burgaz-Dedeağaç gibi) Bu açıdan da enerji kaynaklarına ulaşım ve taşımacılığı konusu, Karadeniz’i önemli kılmaktadır. (21)

Tüm bu şartlar, Karadeniz’de uluslararası bir mücadelenin yaşandığının ve yaşanacağının işaretleridir. Abhaz-Gürcü ve Gürcü-Oset gerginliklerine Rusya’nın etkide bulunması ve Ahıska sorununa ABD’nin karışması bunun birer işaretidir Ukrayna ve Rusya Federasyonu arasında Kırım üzerinde yaşanan mücadele bu durumun bir tezahürüdür. (22) Geçmişte, Rus politikaları ile Kırım ve Ahıska Türkleri’nin yurtlarından sürülmesinin arka planındaki nedenlerden biri de Karadeniz’e hakim olmaktır. ABD’nin asıl hedefinin Montrö’yü değiştirmek ve bu suretle Karadeniz’de etkin olmayı istediği yaygın bir değerlendirmedir. NATO’nun Karadeniz’e kıyısı olan Romanya’yı ve Bulgaristan’ı üyeliğe kabul etmesinin NATO üzerinden ABD’nin bu amacına hizmet edeceği düşünülmektedir. Aslında Karadeniz geçmişten beri önemli olmuştur. Bugün ise bölgede yaşanan gelişmeler Karadeniz’in önemini giderek arttırmaktadır. (23) Bu nedenlerle AB, bu alanda bir etkinlik sağlamak ve hareket serbestisi kazanmak için Karadeniz kıyısındaki Ukrayna ve Gürcistan’a yönelmiştir. AB, Avrupa Komşuluk Politikası ile bu alanda var olmayı ve etkinlik kazanmayı hedeflemektedir. (24)

Soğuk Savaş sonrası yeni düzen ve yapılanmadan Kafkaslar, Avrupa ve Balkanlar’da nasibini almıştır. Bu bölgelerdeki devletler bir yandan bağımsızlık sürecine girerken diğer yandan küresel ve bölgesel güçlerin üzerlerine oynadıkları oyun alanına dönüşmüşlerdir. Bu bölgelerde etkin olup öne çıkan gücün,bu alanlardan sağlayacağı kazanımlarla küresel ölçekte de öne çıkması mümkündür. Belki de bu nedenle Balkanlarda ve Kafkaslarda, Sovyetlerin yıkılmasından beri hala istikrar sağlanamamıştır. Sorunların devam etmesi bölgeye müdahale etmek için bir fırsat sağlamaktadır. Bu genel değerlendirmeden sonra Karadeniz’in jeopolitiğine baktığımızda; Karadeniz’in bahsettiğimiz iki sorun alanın (“Balkanlar ve Kafkaslar”) arasında yer aldığını görüyoruz. Yani Karadeniz üzerine çıkar hesapları yapan güçlerin, bu sorun alanlarına müdahale bahanesiyle ve çerçevede bölge ülkeleriyle yakınlaşma, ittifak adı altında Karadeniz sızması mümkün olabilir.

Peki Karadeniz neden önemlidir? Karadeniz Boğazlar’a, Ege’ye, Akdeniz’e yani sıcak denizlere ulaşılabilecek bir konumdadır. Yeraltı kaynakları bakımından son derece zengin Kafkas ve Hazar bölgesine ulaşmakta, bu kaynakları taşımakta da önemlidir. Rusya’nın Putin sonra güçlenme stratejisinde etkinlik sağlayabilecek bir bölge olduğu kadar ABD’nin BOP temelli çabaları ve küresel hegemon olma hedeflerinde kar sağlayabileceği ve Rusya’yı caydırabileceği bir bölgedir. AB’de enerji politikalarında söz sahibi olmak ve ABD’yi, Rusya’yı dengeleyebilmek için bölgede öne çıkmayı istemektedir.

AB’nin Karadeniz’in batı kıyılarına çıkması, Avrupa’nın enerji ihtiyacının karşılanmasında özel bir anlam taşıyacaktır. Böylece yeni ve farklı hatlar gündeme gelecek bu durum en çok Moskova ve Türkiye’yi etkileyecektir. Özellikle NATO’nun Türkiye dışında Karadeniz’e kıyısı olan yeni üyelere kavuşması, Karadeniz’in ve Türk Boğazları’nın statüsünde yeni tartışmaları da beraberinde getirecektir. Karadeniz son gelişmelerle birlikte Avrupa’nın, Rusya Federasyonu’nun, Kafkasya, Orta Asya ve Anadolu’nun içlerine müdahale İmkanı veren bir coğrafya haline gelmiştir. Bu askeri bir müdahale olabileceği kadar politik ve ekonomik de olabilir. Bu açılardan Montrö’nün yapısı değiştirilmek istenmektedir. (Kısa süre önce, başlangıçta arama, kurtarma, insani yardım amaçlı kurulan Blackseafor’un görev alanını genişletilmiş, Karadeniz’de barış ve güvenliğin istikrarın sağlanması da bu görev alanına dahil edilmiştir- Bunda amaç bölge dışı aktörleri Karadeniz’den uzak tutmak olabilir.) Yani Karadeniz Brüksel, Moskova, Washington arasında bir rekabet alanına dönüşmektedir.

Bu çerçevede hem bu açılardan öne çıkmak ve bahsedildiği üzere Karadeniz sayesinde elde edilecek çıkarlara kavuşmak için AB’nin Karadeniz ile ilgilendiği açıktır. Öte yandan AB, Karadeniz’e enerjinin emniyetli şekilde Batı pazarlarına nakli ve Kafkasya gibi sorun alanlara yakınlığı sebebi ile de güvenlik açısından yaklaşmaktadır. Yaşadığı genişlemelerle Karadeniz’e çok yaklaşan ve 2007’de Romanya ve Bulgaristan’ın Birliğe katılımı ile Karadeniz’e tamamen sınır hale geleceği bilinen AB’nin bu endişelerinde haklı olduğu değerlendirilebilir.

Hem Akdeniz hem de Karadeniz üzerinde AB’nin bakışını ve politikalarını değerlendirdiğimizde AB’nin iki alanda da hakim bir üstünlük elde etmek istediği açıktır. Bu hedef hem ekonomik çıkarlar bağlamında hem de Avrupa güvenliği açısından görülebilir. Öte yandan oluşturulan işbirliği ağları ve AB’nin Batılı değerleri ve pazar ekonomisini yayma, sivil toplum örgütlerini ve demokratikleşme hareketlerini destekleme isteği AB’nin hem Akdeniz hem de Karadeniz havzasında nüfuz alanı yaratmasına ve bunu bölgede çıkar hesapları güden aktörler aleyhine geliştirmesine imkan verebilecek girişimleridir. Bu konjonktür, AB’nin ABD ve Rusya karşısında etkinliğini arttıracak ve AB’ye küresel bir aktör olma yolunda ivme kazandıracaktır. Bu açıdan AB’nin oldukça rasyonel hareket ettiği ve uluslararası politika oyununda uzun vadede mesafe almaya yönelik akılcı hamleler yaptığı söylenebilir. Ancak bu noktada uluslararası ilişkilerde dengelerin her an değişebileceği ve sürekli dostluk ya da düşmanlıkların mevcut olmadığı gerçeği akıldan çıkarılmamalıdır.

Yazar: Tuba TÜRKSAVAŞ

————–
DİPNOTLAR

(1) Maastricht Anlaşması için bkz. http://europa.eu.int/en/record/mt/title1.html ve http://www.eurotreaties.com/maastrichtec.pdf
(2) Mahmut Niyazi SEZGİN, “Avrupa Birliği’nin Güney Kafkasya Politikası”, Stratejik Analiz, Kasım 2003, s. 61
(3) Fas 1986 yılında üyelik başvurusunda bulunmuş ancak Birliğin sadece Avrupalılara açık olduğu gerekçesi ile başvuru reddedilmiştir. Iver B. NEUMANN, “Avrupa Kimliği, AB Genişlemesi ve Entegrasyon / Dışlama Bağıntısı”, Avrasya Dosyası, Avrupa Birliği Özel, Kış 1999, Cilt:5, Sayı:4, s.9
(4) Avrupa Komşuluk Politikası ile AB, Birliğin sınırları içindeki alan ile komşu ülkeler arasında farklılaşma oluşmanın önüne geçmeyi ve Birlik üyesi olmanın faydalarını tüm komşuları ile paylaşmayı amaçlamıştır. Avrupa Komşuluk Politikası, Avrupa’nın komşularına Birliğe üye olmadan sağlayabilecekleri en ileri entegrasyonu sunmaktadır. Ukrayna, Moldova, Belarus, Cezayir, Mısır, İsrail, Ürdün, Libya, Lübnan, Fas, Suriye, Filistin Otoritesi, Tunus bu kapsamdaki ülkelerdir. Daha geniş bilgi için bkz. “Wider Europe-Neighbourhood:A New Framework for Relations with our Eastern and Southern Neighbours”, http://ec.europa.eu/world/enp/pdf/com03_104_en.pdf. 2 004 yılında Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’da bu ülkeler arasına dahil edilmiştir ki bununla AB’nin Güney Kafkasya ve buradan da hareketle Karadeniz üzerinde öne çıkmayı hedeflediği değerlendirilmektedir.
(5) Avrupa Birliği MEDA Programı Çerçevesinde Düzenlenen “Avrupa Birliği Programları” Semineri Raporu .
http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?
F6E10F8892433CFF4497A73B597516EA85ACA374B1116107
(6) Kenan DAĞCI, ” AB’nin Akdeniz Politikası ve Türkiye’ye Etkileri “, TASAM Bahar Konferansları 18 Mart 2005, TASAM Konferans Salonu.
(7) Selda PAYDAK, “Avrupa-Akdeniz Ortaklığı’na Bakış Avrupa-Akdeniz Ortaklığı Bütünleşme Süreci ve Türkiye”, Avrasya Dosyası, Avrupa Birliği Özel, Kış 1999, Cilt:5, Sayı:4, 269
(8) Kenan DAĞCI, a.g.k .
(9) Selda PAYDAK, a.g.m., s. 270
(10) Avrupa Birliği MEDA Programı Çerçevesinde Düzenlenen “Avrupa Birliği Programları” Semineri Raporu .
http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?
F6E10F8892433CFF4497A73B597516EA85ACA374B1116107
(11) Kenan DAĞCI, a.g.k.
(12) Selda PAYDAK, a.g.m., s. 271
(13) http://www.denizliso.tobb.org.tr/bilgi/ab/t-meda-1.html
(14) Kenan DAĞCI, a.g.k.
(15) Avrupa Birliği MEDA Programı Çerçevesinde Düzenlenen “Avrupa Birliği Programları” Semineri Raporu .
http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?
F6E10F8892433CFF4497A73B597516EA85ACA374B1116107
(16) Selda PAYDAK, a.g.m, s. 271
(17) Bu bölümde Prof. Dr. Osman Metin ÖZTÜRK’ün ders notlarından yararlanılmıştır.
(18)AB’nin Karadeniz’ e bakışı ve Avrupa Entegrasyonu ile Karadeniz bağlantısı hakkında daha geniş bilgi için bakınız, Burak TANGÖR: “Avrupa Entegrasyonu ve Karadeniz”, Uluslararası Mücadele’nin Yeni Odağı Karadeniz, Der. Osman Metin ÖZTÜRK, Yalçın SARIKAYA, (Ankara: Platin Yayınları, 2005), 57-72
(19) “NATO Özel Temsilcisi ile Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili’nin Tiflis’deki Görüşmeleri”http://www.vor.ru/Turkish/Exclusive/exclusive.phtml?act=46
(20) Osman Metin ÖZTÜRK: “Karadeniz’in Güncel Jeopolitiği Bağlamında Rusya Federasyonu’ndaki Son Terör Olayları”, Jeopolsar Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, (Eylül 2004), http://www.jeopolsar.com
(21) Günnur Tuba TÜRKSAVAŞ: “Karadeniz Bağlamında Yunanistan ve Jeopolitiği”, Uluslararası Mücadelenin Yeni Odağı Karadeniz, Der. Osman Metin ÖZTÜRK, Yalçın SARIKAYA, (Ankara: Platin Yayınları, 2005), 267
(22) Rus Meclisi’nin alt kanadı Duma’da Kırım’ı geri alma girişimi başlatılmıştır. Rusya’nın 1997 yılında Ukrayna ile imzaladığı karşılıklı toprak bütünlüğünün tanınmasını öngören anlaşmanın gelecek yıl uzatılmaması yönündeki teklifi Duma’da kabul edilmiştir. “Kırım’ın İadesinin Önü Açıldı”, Sabah Gazetesi, 3 Haziran 2006 Ayrıca bu konuda geniş bilgi için bkz. İlyas KAMALOV: “Kırım’da Neler Oluyor?”,
http://www.asam.org.tr/tr/yazigoster.asp?ID=1024&kat1=6&kat2=
(23) Karadeniz’in güncel önemi hakkında daha geniş bilgi için, bakınız, Der. Osman Metin ÖZTÜRK, Yalçın SARIKAYA, Uluslararası Mücadele’nin Yeni Odağı Karadeniz (ANKARA: Platin Yayınları, 2005), Hasan KANBOLAT: “Pax Ottomana’dan Pax Americana’ya Mı? Karadeniz’in Değişen Jeopolitiği”, Stratejik Analiz, Sayı 72, (Nisan 2006) 24-36
(24) Avrupa Komşuluk Politikası için bkz. “Wider Europe-Neighbourhood:A New Framework for Relations with our Eastern and Southern Neighbours” , http://ec.europa.eu/world/enp/pdf/com03_104_en.pdf

Kaynak: jeopolsar.com/8.htm

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret