Güncel Yazılar

Avrupa Birliği’nin Yeni Güvenlik Stratejisi İhtiyacı

2011 yılında Libya, 2013 başında da Mali krizi sırasında AB’nin krizlere müdahale etmekte yaşadığı başarısızlık, daha entegre bir güvenlik ve savunma politikası oluşturulması konusuna Lizbon Antlaşması’nın da çare olamadığını göstermektedir. Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinden 3,5 yıl sonra, hâlâ Ortak Güvenlik Savunma Politikası (OGSP) kapsamında önemli bir gelişme kaydedilememesinin temel sebebi, üye devletlerin bu konudaki irade eksikliğidir. Bu eksiklik de temelde farklı ulusal çıkarlara, farklı stratejik kültürlere, Birlik’in uluslararası ortamda oynayacağı role ve hedeflerine ilişkin farklı görüşlere ve ABD ile olan ilişkilere farklı bakış açılarına dayanmaktadır. Tüm bu değişkenlerin ortak özelliği ise ulusal güvenlik ve savunma stratejilerinin başlıca unsurlarını oluşturmalarıdır. Zira ulusal güvenlik ve savunma stratejileri için ulusal çıkarlar gözetilerek saptanmış hedefler; güvenliğe yönelik tehditler algılamaları; askeri güç kullanımından, silahlı kuvvetlerin önemine, savaşa girme eğiliminden, askeri operasyonlara destek vermeye kadar savunma ve güvenlik kapsamındaki pek çok alanı etkileyen stratejik kültür ve diğer devletlerle olan ikili ilişkiler, ittifaklar ve ortaklıklar temel öğelerdir.

2003 AB Strateji Belgesi

Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik tehditleri, küresel düzeydeki gelişmelere paralel olarak önemli ölçüde değişikliğe uğramıştır. Bu dönemde, realist düşüncenin alçak politika (low politics) olarak tanımladığı sosyo-ekonomik konular, askeri-güvenlik sorunlarına (high politics) oranla genel olarak daha baskın hale gelmiştir. Ayrıca küreselleşmenin bir getirisi olarak bilgi ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler yeni tehditlerin sınıraşan bir boyut kazanmasına neden olmuştur. Yani söz konusu tehditler tek bir devletten kaynaklanmadığı gibi sadece tek bir devlet için sorun teşkil etmemektedir. Ayrıca devlet dışı aktörlerin uluslararası ilişkilerde rol oynamaya başlamasıyla yeni tehditler sadece devlet kaynaklı olma özelliklerini yitirmiştir. Bu da yeni tehditlerin kapsamını ve etki alanını genişletmiş, önceden tahmin edilebilme oranını ise ciddi ölçüde azaltmıştır.

Değişen güvenlik algılamalarıyla birlikte öngörülemez bir yapı haline gelen uluslararası sistemde, belirsizlikleri en aza indirerek ulusal çıkarlarını gerçekleştirebilme amaçlı bir ulusal güvenlik stratejisi geliştirmek önem kazanmıştır. Nitekim ABD, AB (hem Birlik hem üye devletler), Çin, Rusya gibi uluslararası arenanın önde gelen aktörleri ulusal güvenlik stratejilerini ortaya koyan belgeler yayımlamaktadır.Bu stratejilerin temel amacı ise dış politikada karşılaşılacak olan belirsizlikler karşısında hazırlıksız ve plansız olmamak ve belirlenmiş hedeflerden ödün vermeden istikrarlı bir şekilde var olan durumu yönlendirebilme yeteneği elde etmektir. AB güvenlik stratejisi de 2003’de yaşanan Irak krizi sırasında Birlik bünyesinde ortak bir politika geliştirerek ortak hareket etme noktasında yaşanan sorunlar sonucu oluşturulmuştur. Prof. Ali Karaosmanoğlu Irak gelişmelerinde AB devletlerinin, bir oybirliği sağlayıp ortak bir tutum geliştirememeleri ve ABD’nin kararlılığı karşısında dağılmaları üzerine bir strateji belgesinin ortaya konduğunu vurgulamaktadır.(1)

“Daha İyi Bir Dünyada Güvenli Bir Avrupa” başlıklı AB güvenlik strateji belgesi, AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana tarafından hazırlanmış ve 12 Aralık 2003 tarihinde Brüksel’de düzenlenen Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde kabul edilmiştir.(2) AB, 2008 yılında da stratejinin daha etkin şekilde uygulanması amacıyla “Değişen Dünyada Güvenliği Sağlama” başlıklı bir rapor hazırlamıştır.(3) Strateji belgesinde öncelikle Soğuk Savaş’ın bitimiyle birlikte ABD’nin sistemdeki hâkim askeri aktör olduğunun, ancak günümüzün karmaşık sorunları ile hiçbir ülkenin tek başına başa çıkamayacağının altı çizilmektedir. Güvenlik tehditleri olarak terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel çatışmalar, başarısız devletler ve organize suçları sayılmaktadır. Ayrıca yoksulluk, açlık, küresel ısınma, siber güvenlik ve enerji güvenliğine de değinilmiştir. Stratejik hedefler olarak tehditlerle mücadele etmek, komşu bölgelerde güvenliğin sağlanması ve etkin çok taraflılığa dayalı uluslararası düzenin tesis edilmesi belirlenmiştir. Belgenin üçüncü bölümünde küresel tehdit ve güvenlik gelişmelerinin Avrupa politikasına etkisi ve yapılması gereken hususlara yer verilmiştir. Bu bağlamda diğer aktörlerle işbirliği yaparak, daha etkin, daha tutarlı ve daha yetenekli olmanın önemine, askeri güçlerin yeni tehditlerle başa çıkabilecek daha esnek mobil kuvvetler haline getirmesine ve savunmaya daha fazla kaynak ayrılmasına değinilmiştir. Kitle imha silahlarının yayılması hususunda önleyici angajmanın ileride daha ciddi sorunların oluşumuna engel olabileceğine vurgu yapılmıştır. Ayrıca ABD ve Rusya ile ilişkilerin önemi, Ortadoğu’daki komşular ile Afrika, Latin Amerika ve Asya’daki ortaklar ile ilişkilerin geliştirilmesi gerektiği dile getirilmiştir.

Strateji belgesinin önleyici angajman yanında, “etkili çoktaraflılığı, yerel asayiş görevlilerinin yetiştirilmesinden gözetim, denetim, gözlem türünden pek çok polis operasyonlarını, hukukun üstünlüğünü tesis etmek veya seçimlerde gözlemci olmak gibi adlî ve sivil operasyonları, en son ihtimal olarak ise bir takım askerî operasyonları öngörmesi” ortak AB stratejik kültürünün yansıması olarak değerlendirilmelidir.(4) Dolayısıyla AB dış politikada öncelikli olarak siyasi ve ekonomik araçların kullanılmasını ve en son çare olarak askeri güce başvurulmasını tercih edeceğinin sinyallerini vermektedir.

Yeni Bir Strateji Belgesi Oluşturmanın Önündeki Engeller

O dönemdeki 15 üyenin mutabakatı sonucu ilk defa bir güvenlik strateji belgesinin hazırlanması sembolik açıdan şüphesiz önem taşımaktadır. Ancak söz konusu belge 2008 yılında gözden geçirilmiş olmakla birlikte muğlak ve daha çok betimleyici bir nitelik taşımaktadır. Birlik’in hangi şartlar altında harekete geçmesi gerektiği, hangi yöntemlere başvuracağı ve hangi araçları kullanacağı belirtilmemiştir.  Dolayısıyla da OGSP’nin stratejik altyapısını oluşturma konusunda yetersizdir. Son dönemde Libya ve Mali krizlerine müdahale konusunda yaşanılan başarısızlık OGSP’nin güçlendirilmesi gerektiğini ve bu bağlamda da öncelikli olarak kapsamlı bir stratejik çerçevenin oluşturulmasına duyulan ihtiyacı yeniden gözler önüne sermiştir.

Öte yandan 2003 belgesinin kabulünden sonra Avrupa’da ve yakın çevresinde önemli değişimler yaşanmıştır. Bugün AB pek çok eski Doğu Bloğu ülkesini bünyesinde barındırmaktadır ki bu yeni üyelerin Rusya ve Türkiye ile ilişkileri AB’nin politikalarını da dolaylı olarak etkilemektedir. Ayrıca AB’nin, Orta Doğu’da “Arap Baharı” kapsamında yaşanan gelişmelere ve Batı Afrika’da güvensizlik ortamına kayıtsız kalması mümkün değildir. Öte yandan 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması dış politika ile güvenlik ve savunma politikalarında önemli değişimleri beraberinde getirmiştir. Dış politika, Birlik Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, yeni diplomasi servisi (European External Action Service) ve 130 ülkede faaliyet gösteren AB delegasyonları aracılığıyla güçlendirilmiştir. Güvenlik ve savunma politikası çerçevesinde de Petersberg görevleri genişletilmiş, “kalıcı yapısal işbirliği” imkanı tanınmış, terör saldırısı veya doğal afet durumunda kullanılacak dayanışma maddesi öngörülmüş, Avrupa Savunma Ajansı’nın rolü yeniden tanımlanmıştır.

AB’nin, yeni bir strateji belgesinin hazırlanmasını gündemine almak istememesinin temel nedeni olarak üye ülkelerin Birlik’in gelecekte oynayacağı role ve uluslararası arenadaki konuma ilişkin bir tartışma platformu oluşturmakta isteksiz davranmasıdır. Zira bu platform öncelikle üye devletleri ulusal çıkarlardan mümkün mertebe sıyrılarak ortak çıkarlar aramaya itecek ve bu arayış da hasır altı edilen birtakım sorunları su yüzüne çıkaracaktır. 2003 belgesi 15 üyeli bir Birlik bünyesinde kabul edilmişken bu kez sayı 28 olacağından mutabakat sağlamanın daha zor olduğu aşikardır.  Ulusal çıkarlar temel alındığında Rusya, ABD ve Orta Doğu ülkeleriyle olan ilişkilerin boyutları üye devletler arasında farklılık göstermektedir.

Bir diğer önemli farklılık da stratejik kültürden kaynaklanmaktadır. Stratejik kültür, genelde savunma ve güvenlik politikalarından özelde savaşın siyasi amaçlarına kadar pek çok unsuru şekillendirmektedir. Stephen Rosen stratejik kültürün uluslararası ilişkilerdeki askeri hareket seçeneklerini, özellikle savaşa girme, savunma biçimleri ve kabul edilebilir zayiata ilişkin tutumları biçimlendirdiğini vurgulamaktadır.(5) Örneğin, AB bütünleşmesinin itici güçlerinden Fransa’ya bakıldığında bu ülkenin uluslararası arenada ön planda olmak ve güçlü devlet imajını korumak amacıyla hareket ettiği görülmektedir.  Dolayısıyla Fransa güç kullanımı, askeri müdahale ve Avrupa güvenliği konularında NATO’ya bağımlı bir AB istememektedir. Almanya, AB’nin ekonomik ve sivil bir güç olması gerektiği üzerinde durmakta ve OGSP konusunda daha ihtiyatlı bir yaklaşım sergilemektedir. İngiltere ise öteden beri ABD ile ilişkilerini ön planda tutan ve Avrupa güvenliği konusunda NATO’yu yeterli gören bir politika sürdürmektedir.

Almanya’nın 2006 yılında yayımladığı Beyaz Kitap’ta savunma politikasının hedeflerinden, kullanılacak araçlardan ve silahlı kuvvetlerin iç işleyişinden açıkça bahsedilmektedir.(6) İngiltere’nin 2010 yılında yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ise dış politika ve güvenlik bağlamında önemli addedilen konulara vurgu yapılmakta, savunma politikasına yüzeysel olarak değinilmektedir.(7) Fransa’nın 2013 ayında çıkardığı Beyaz Kitap ise Alman ve İngiliz belgelerinin bütünleştirilmiş şeklidir.(8) Zira belge, hem savunma hem de güvenlik alanını detaylı şekilde ele almakta ve bu iki alanda üç temel öncelik olarak koruma, caydırma ve müdahale etmeyi saymaktadır.

Bu üç ülkenin strateji belgeleri analiz edildiğinde Almanya’nın kendini partner ve müttefik ülke olarak lanse ettiği, İngiltere ve Fransa’nın ise uluslararası ilişkilerde liderlik rolü oynama arzusunda olduğu göze çarpmaktadır. Fransa’nın 2013 Beyaz Kitabı’nda “yeni stratejik resimde Fransa’nın yeri” başlığı altında öncelikle Fransa’nın küresel hedefleri olan bir Avrupa gücü şeklinde adlandırıldığı görülmektedir. Fransa ve İngiltere ulusal ve uluslararası çıkarları uygun olarak müdahale etme kapasitesine sahip olmaya önem verildiğini ifade ederken, her türlü tek taraflı müdahale Alman anayasasına aykırıdır. Örneğin, Beyaz Kitap’ta Fransa’nın son yıllarda Afganistan, Fildişi Sahilleri, Libya ve Mali’deki operasyonları göz önünde bulundurulduğunda, askeri müdahalenin Fransa’nın güvenliği için önemli bir unsur olduğu belirtilmektedir.(9) İngiltere 2010 yılında yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde de ise çatışmaları önlemek ve ulusal sınırlar dışında oluşan tehdit unsurlarını bertaraf etmek için tüm milli güç unsurlarının kullanılacağının altı çizilmektedir. Ayrıca söz konusu belgelerin dış politikayla ilgili kısımlarından İngiltere’nin ABD ile ayrıcalıklı ilişkilerine verdiği önemi, Fransa’nın savunma anlamında daha bağımsız bir Avrupa isteğini, Almanya’nın ise kendine biçtiği arabulucu rolünü görmek mümkündür.

Diğer üye ülkeler de göz önünde bulundurulduğunda durum daha da karmaşıklaşmaktadır. Olivier de France ve NickWitney “Europe’s Strategic Cacophony” başlıklı çalışmalarında AB üyesi ülkelerce yayımlanmış güvenlik stratejilerini hedefleri ve kapsamları bakımından beş gruba ayırmaktadırlar.(10) “Stratejist” olarak adlandırılan gruba Fransa, İngiltere, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti ve İsveç dahil edilmektedir. Bu ülkelerin strateji belgelerinin özelliği ulusal hedeflerle sahip olunan araçlar arasında net bir bağ kurmaları, böylece güvenlik ve savunma politikalarında izlenecek rotayı önceden tespit etmeleridir. Tehdit algılamaları, silahlı kuvvetlerin rolü, kriz yönetimi operasyonlarına katılım gibi öğeler de söz konusu belgelerde yer almaktadır. Finlandiya ve İsveç tarafsız ülkeler olmalarına rağmen uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ne şekilde yardımcı olacaklarına, AB genişleme ve komşuluk politikasının nasıl evrilmesi gerektiğine, AB askeri kabiliyetlerinin geliştirilmesi ve bir savunma endüstrisi ve pazarı oluşturulması ihtiyacına değinmişlerdir.

“Küreselciler” olarak adlandırılan grup Almanya, İspanya, Macaristan ve Slovenya’dan oluşmaktadır. Bu grup daha çok değişen güç dengeleri ve genel politik hedefler üzerinde durmakta, eylemsel hususlara değinmemektedir. Uluslararası ortamın değişen yapısına atıfta bulunulmakta ve daha karmaşık ve öngörülemeyen hale gelmiş risk faktörlerine vurgu yapılmaktadır. Alman ve İspanyol belgelerinde koruma sorumluluğu, soykırım, savaş suçları gibi kavramlar üzerinden teorik çerçeve oluşturulduğu görülmektedir. Tehditler ve risk faktörleri ele alınmakla birlikte bunlarla nasıl mücadele edileceği kısmı eksiktir. Örneğin Macar strateji belgesinde siber güvenliğin günümüzde kazandığı öneme detaylı biçimde dikkat çekilmekte, ancak siber tehditlerle nasıl mücadele edileceğine değinilmemektedir.

“Yerel (localist)” olarak tanımlanan gruba Litvanya, Bulgaristan, Hollanda, Romanya ve Polonya dahil edilmektedir. Bu grup daha çok toprak bütünlüklerini koruma amacıyla hareket ettiğinden sadece bu amaca yönelik uygulamalarda ve araçlardan bahsetmektedir. Örneğin Litvanya strateji belgesinde Rusya ile işbirliğinin Baltık bölgesindeki barış ve güvenliği korumada elzem olduğu belirtilmektedir. Bulgar belgesinde ise konvansiyonel tehditlerin önemini yitirdiğinin ve ulusal bağımsızlığa yönelik bir tehdidin artık bulunmadığının altı çizilmektedir. Bu bakış açısı özellikle eski Doğu Bloğu ülkelerinin bölgesel güvenliği sağlamada NATO’yu ön planda tutmalarının ve güçlü bir AB savunma politikasına yönelmekten imtina etmelerinin de temel nedenidir.

Dördüncüsü Avusturya, Malta, Portekiz, Lüksemburg ve Belçika’yı kapsayan “çekimserler” (abstentionists) grubudur. Söz konusu ülkeler, güvenlik ve savunma alanında sınırlı faaliyet gösteren veya nötr ülkeler olduklarından yayınladıkları belgeler stratejik derinliği olmayan, genellikle savunma bakanlarının açıklamalarından ve ilgili konularda çıkan yasalardan oluşan metinlerdir.

Son olarak “hareketsizler” (drifter) olarak adlandırılan grup, önceden kapsamlı stratejiler geliştirmiş ancak günümüzde bu stratejiler geçerliliğini yitirdiği halde yeni strateji oluşturmamış Yunanistan ve İtalya’yı kapsamaktadır. Yunanistan’ın en son yayımladığı strateji belgesi 1997 tarihlidir. İtalya ise 11 Eylül saldırılarını baz alarak hazırladığı 2004 tarihli belgeyi güncellememiştir.

Özetle güvenlik stratejisi konusunda bu kadar farklılığın olduğu AB bünyesinde OGSP çerçevesinde kısa sürede karar almak ve bunu uygun araçlarla hedeflere uygun şekilde gerçekleştirmek pek de mümkün gözükmemektedir. Bu bakımdan stratejik temelden yoksun bir güvenlik ve savunma politikasının varlığı göz önünde bulundurulduğunda krizlere müdahale konusunda yaşanan başarısızlıklar sürpriz olmamaktadır. AB, diğer devletlerden önce kendi üyelerine amacını, neyin savunuculuğunu yaptığını ve hedeflerini net biçimde açıklamak durumundadır.  Zira “Avrupa’dan ne kastedildiğini ve bir operasyonun neden AB’nin geleceği için gerekli ve önemli olduğunu bilmeden, kimse bir Fransız veya İngiliz askerine Avrupa için ölmesi emrini veremez”.(11) Öte yandan güvenlik sorunlarının uluslararasılaştığı bir dünyada BM, NATO, AGİT, Afrika Birliği gibi kurumlar AB’yi güvenlik konularında sorumluluk almaya çağırmaktadır. Fakat siyasi irade eksikliği sebebiyle AB birlik olarak bu sorumluluğu almaktan kaçınmakta (üye devletler bireysel olarak taleplere cevap vermekte) veya çağrılara çok geç cevap verebilmektedir. Bu “kabiliyet-beklenti uçurumu” da (capability–expectation gap) AB’nin uluslararası imajını zedelemekte ve inandırıcılığının sorgulanmasına sebep olarak yumuşak gücünü azaltmaktadır. Bu sebeple Birlik hangi durumlarda, hangi ön koşullarla, hangi tür araçlar kullanarak ne şekilde bu çağrılara cevap vereceğini açıkça ortaya koymalıdır.

Yeni Strateji Belgesi Nasıl Olmalı?

Yeni strateji belgesinde yer alması gereken hususlara değinmeden önce kapsamlı ve yol gösterici bir belgenin neler içermesi gerektiği üzerinde durmak uygun olacaktır. Bir stratejiden söz edilebilmesi için öncelikle uluslararası konjonktür,yakın çevre, ulusal çıkarlar ve geçerli paradigmalar ışığında belirlenmiş olan hedef ve önceliklerin var olması gerekmektedir. Daha sonra bu hedefe ulaşmayı güçleştiren veya engelleme eğiliminde olan hususların, bir başka ifadeyle risk ve tehditlerin belirlenmesine ihtiyaç vardır. Akabinde bu öncelik ve hedeflere ulaşmakta hangi hareket yollarının benimsenip ne tür yöntemlere başvurulacağına değinilmelidir. Son olarak da belirtilen tehditlerle mücadelede hangi araçların kullanılacağı strateji belgesinde yer almalıdır.

Soğuk Savaş döneminin sona ermesi ve özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de gerçekleşen terörist saldırılar neticesinde iki kutuplu blok sistemine göre belirlenmiş güvenlik ve tehdit algılamasında ciddi değişim 2003 ve 2008 belgelerine yansımıştır. Yeni belgede bu değişim dışında Avrupa’nın bir süredir karşı karşıya olduğu ekonomik ve finans kriz,  Çin, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen güçlere karşı Avrupa’nın gücünü azaltması, inandırıcılığına ve imajına darbe vurması, sosyal güvenlik sistemi ve ekonomik faaliyetleri sekteye uğratması bağlamında belgede yer almalıdır. İkinci olarak “Arap Baharı” çerçevesinde gelişen olayların Orta Doğu bölgesinde yarattığı değişimler ve bu değişimlerin kısa ve uzun vadeli sonuçlarına değinilmelidir. Üçüncü olarak da Asya-Pasifik bölgesinin uluslararası ilişkilerde öne çıkması ve ABD’nin ilgisinin bölgeye kayması da dikkate değer bir konudur.

Hedef ve öncelikler konusuna gelindiğinde 2003 strateji belgesinde AB, stratejik hedefler olarak tehditlerle mücadele edilmesi, komşu bölgelerde güvenliğin teşkil edilmesi ve etkin çoktaraflılığa dayalı uluslararası düzenin sağlanmasını saymaktadır.  İlk iki noktanın yeni strateji belgesinde de aynen korunması uygun olacaktır. Çoktaraflılığın AB kimliğinin bir parçası olduğu ve meşruiyeti sağladığı göz önüne alındığında da bu konuya yapılan vurgu son derece normaldir. Fakat yeni strateji belgesinde bu kavramın başlı başına sonuç olarak değil de bir sonuca ulaşmakta araç olarak ele alınması daha uygun olacaktır.(12) Avrupa bir model olarak çoktaraflılığın gelişimine ön ayak olmalıdır. Yeni belgede bulunması uygun olacak bir diğer kavram, ulus-üstü aktörlerin etkileşimi içerisinde ülkelerin veya bölgesel yönetimleri etkileyen sorunların devletler arası resmi işbirliği çerçevesinde çözülebilmesi olarak özetlenebilecek küresel yönetişim (global governance)’dir. Ayrıca AB temel çıkarları çerçevesinde önceliklerini de net biçimde ortaya koymalıdır. Birlik topraklarına yönelik her türlü askeri tehdide karşı savunma, AB yakın coğrafyasının istikrarı ve güvenliği, uluslararası ticaret ve iletişim yollarının güvenliği, enerji nakil hatlarının güvenliği ve kontrol edilebilir göç bu öncelikler arasında sayılabilir.

Tehdit ve riskler kısmında 2003 ve 2008 belgelerinde yer alan unsurların aynen yer alabilir: terörizm, kitle imha silahlarının yayılması, bölgesel çatışmalar, başarısız devletler ve organize suçları, siber saldırılar ve deniz haydutluğu. Riskler kısmında yoksulluk, açlık ve küresel ısınmanın yanında ekonomik istikrara ve finans sektörüne yönelik riskler de yer alabilir.

Söz konusu öncelik ve hedeflere ulaşmada ve tehditlerle mücadele etmede izlenecek başlıca yöntemler olarak koruma (AB vatandaşları ve sınırlarının korunması), caydırma (güçlü ekonomik ve siyasi ilişkiler, nükleer caydırıcılık ve askeri güç) ve müdahale (kriz yönetimi kapsamında sivil ve askeri kabiliyet) yeni strateji belgesinde yer alabilir. Kullanılacak araçlara ilişkin olarak ise AB Muharebe Grupları’nın rolü yeniden tanımlanmalı, NATO ile ilişkiler bağlamında kullanılacak sivil ve askeri kabiliyetlere yer verilmeli, Avrupa’nın yakın çevresinde güvenlik ve istikrarı sağlamada AB Komşuluk ve Genişleme Politikaları bağlamında ne şekilde hareket edileceği saptanmalı (mali yardım, ekonomik tavizler, vize serbestisi, adaylık statüsü, vs), Orta Doğu’da siyasi kaosun hüküm sürdüğü ülkelere nasıl yaklaşılması gerektiği, Rusya ve Asya-Pasifik ülkeleri ile ilişkilerde yumuşak güç unsurlarının mı ekonomik araçların mı ön planda tutulacağı belirtilmelidir.

Sonuç

Bir önceki belgenin eksikleri ve zaman içerisinde değişen uluslararası konjonktür ile Birlik bünyesindeki değişimler göz önünde bulundurulduğunda AB’nin yeni bir güvenlik stratejisi ihtiyacı kendini açıkça belli etmektedir. AB amacını, neyin savunuculuğunu yaptığını ve hedeflerini hem kendi üyelerine hem de dış dünyaya net biçimde açıklamalıdır. Aksi takdirde Birlik diğer güçlü aktörler arasında uluslararası ilişkilerin başat oyuncularından biri olma konumunu yitirme olasılığıyla karşı karşıya kalacaktır. Stratejik bir rehberin olmaması etkin bir güvenlik ve savunma politikası yürütülmesini iyice zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte Birlik bünyesinde su yüzüne çıkması istenmeyen farklı çıkarlar, görüşler, bakış açıları ve stratejik kültürler nedeniyle yeni bir güvenlik strateji belgesinin hazırlanmasına sıcak bakılmadığı görülmektedir. Ancak AB güvenlik stratejisi sadece bir belge olarak görülmemelidir.  Bu belge anlaşmazlıkları aşıp ortaya ortak bir irade koymak amacıyla gerçekleştirilen önemli bir çabadır. Söz konusu belge “strateji oluşturma sürecinin bir sonucudur, onun katalizörü değildir.” (13) Bu süreç devletlerin farlılıklara rağmen ortak çıkarlar etrafında uzlaşabilmesi açısından önem taşımaktadır. Zaten “farklılıkta birlik” mottosunu benimsemiş AB’yi ayakta tutan da bu dinamik süreçtir.

Son notlar

1.Ali L. Karaosmanoğlu, “Transatlantik Çatlağı: Değişen Kimlikler,” Doğu-Batı Düşünce Dergisi 23(Mayıs-Haziran-Temmuz 2003):
175-183.

2. “A Secure Europe in a Better World”, European Security Strategy, Council of the European Union, Brussels, December13, 2003,
http://www.consilium.europa.eu/uedocs/cmsUpload/78367.pdf (erişim: 13.08.2013).

3.”Providing of Security in Changing Europe”, Report on the Implementation of the European Security Strategy, Council of the European Union, Brussels, December 11, 2008, http://www.consilium.europa.eu/ueDocs/cms_Data/
docs/pressdata/EN/reports/104630.pdf(erişim: 13.08.2013).

4.Johan Eliasson, “Regional Defense Policy: The European Security and Defense Policy”, in Handbook of Military Administration,
Jeffrey A. Weber – Johan Eliasson, der.(CRC Press, Taylor &Francis Group, Florida 2007), 321.

5.Stephen P. Rosen, “Military Effectiveness: Why Society Matters”,International Security 19, no 4(Spring 1995):10.

6.“Germany White Paper 2006”, Federal Ministry of Defence, http://merln.ndu.edu/whitepapers
/Germany_White_Paper_2006.pdf(erişim: 14.08.2013).

7.“A Strong Britain in an Age of Uncertainty”, UK National Security Strategy 2010, http://www.direct.gov.uk/
prod_consum_dg/groups/dg_digitalassets/@dg/@en/documents/digitalasset/dg_191639.pdf(erişim: 14.08.2013).

8.“Le livre blanc sur la défense et la sécurité nationale 2013”, Ministère de la Défense,
http://fr.calameo.com/read/000331627d6f04ea4fe0e(erişim: 14.08.2013).

9.Aslıhan Turan, “Beyaz Kitap 2013: Fransa’nın Savunma ve Ulusal Güvenlik Belgesi”, BİLGESAM,
(10 Mayıs 2013),(erişim: 14.08.2013).

10.Olivier de France ve Nick Witney, « Europe’s Strategic Cacophony », European Council on Foreign Relations,
(April 2013),http://ecfr.eu/publications/summary/europes_strategic_cacophony205 (erişim: 15.08.2013).

11.Pierre Henri d’Argenson, “The Future of European Defence Policy”, Survival 51, No.5(October-November 2009):
152.

12. Pawel Swieboda, “Five good reasons for rewriting Europe’s security strategy”, Europe’s World, (Spring 2009),
http://www.europesworld.org/NewEnglish/Home_old/Article/tabid/191/ArticleType/articleview/ArticleID/21338/
language/en-US/Default.aspx(erişim: 15.08.2013).

13.Jeremy Shiparo, “A New European SecurityStrategy,” BrookingsInstitution, (March 2009),
http://www.brookings.edu/research/opinions/2009/03/spring-europe-shapiro (erişim: 15.08.2013).

Yazar: Emine AKÇADAĞ

Pazartesi, 19 Ağustos 2013

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) ve Büyük Britanya

Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nın Avrupa’ya sayısız faydaları olacaktır. Yaklaşık 13 milyon iş istihdamı sağlayacak …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle