Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrupa Birliği Olmadan Türkiye

Küresel ısınmaya insanların daha bir dikkat gösterdiği şu günlerde, mevsim belirsizliğine benzer siyasi çalkantılar ve kaotik tavırlar gördük. Hrant Dink’in menfur cinayete kurban gitmesi bizi nerelere getirdi. İçeride bir gelişmenin dışarıda nasıl yankı bulduğunu ve bu yankıların içe dönerek iç siyasete nasıl etki ettiğini hep beraber okuduk. Bu da bize göstermiştir ki; iç politika dış politikadan vareste değil. Birbirlerine dönük etkileme ve yönlendirme kabiliyetine sahipler.

Dışişleri Bakanı Gül’ün ABD’deki temaslarında, Kıbrıs ve Ermeni meseleleri üzerine uyarı ve bilgi kabilinden açıklamalarda bulundu. Türkiye’nin bu konulardaki hassasiyetlerini aktarmaya çalıştı. Bu geziden ve temaslardan ne tür sonuçlar çıkacağını ilerleyen günlerde göreceğiz. ABD Temsilciler Meclisine sunulan sözde “Ermeni Soykırımı Tasarısı” üzerinde etkisi olacak mıdır bu gezinin diye soracak olunursa, şahsi cevabım “hayır” olacaktır. Büyük bir olasılıkla tasarı kabul edilecek. Ne değişecek peki? Aslında kabul eden ülkeler listesine bir ülke daha eklenecek. Hepsi bu kadar. Buradan şu noktaya gelmek istiyorum. Türkiye gerçekten güçlü ve gelişim gösteren bir ülkedir. Türkiye ile ilişkileri bulunan hiçbir ülke, Türkiye’ye kolay kolay sırtını dönemez. Bunların başında ABD geliyor. Ardından da Avrupa. Bu noktayı özellikle AB üzerinden biraz açmak istiyorum.

Bilindiği gibi Birlik bir piyasa ekonomisi üzerine kuruludur. Dolayısıyla yeni üyelerden örtülü ya da açık istenen birtakım standart ve kriterler mevcuttur. Burası anlaşılır bir noktadır, fakat Türkiye’nin bu standartları, Birliğin en yeni iki üyesi Bulgaristan ve Romanya’dan daha az karşıladığını düşünmek son derece hatalı ve taraflıdır. Bugün Türkiye’deki işsizlik oranı Bulgaristan’dan daha düşüktür. Ekonomisindeki ziraat oranı Romanya’dan daha iyi durumdadır.

25 yıldır ezici ve yıpratıcı varlığını sürdüren enflasyonu kontrol altına alan Türkiye, ekonomik büyümesini artırarak bugün Avrupa televizyonunun %53’ünü üretmekte olup, otomobil ve ileri teknoloji ürünlerine hızla yönelmektedir. Komünist rejime sahip Çin, bu alanlarda nasıl başarı sağladıysa Türkiye’nin de başarılı olacağı inancını fazlaca taşımaktayım. Ekonomik gelişimini eğitimle donanmış işgücü ile desteklediği takdirde küresel taleplerle başa çıkabilecektir.

Genel olarak bakıldığında Türkiye, Avrupa Birliği üyeliği açısından çoğu ülke kadar niteliklidir. Türkiye ekonomisi iyi yoldadır. Ülke yaş ortalaması 28 olan dinamik ve genç bir nüfusa sahiptir. Fransa, Almanya ve İtalya gibi Avrupa ülkeleri, yaşlanan nüfusuyla yakın gelecekte devletin sosyal güvenlik harcamalarının, çalışanlar üzerinde büyük yükler getirmesiyle sıkıntı içerinse girecektir. Türkiye böyle bir sorunu yaşamayacaktır. Çünkü kendini yenileyen ve üreten demografik yapısıyla Avrupa ülkelerinin kıskandığı bir dinamizme sahiptir.

Özetle Türkiye geldiği ekonomik durum itibariyle Bulgaristan ve Romanya’dan kesinlikle çok daha iyidir. Hatta karşılaştırıldığında İspanya ve Portekiz’in ekonomisi kadar iyidir de diyebiliriz. Bugün ismi zikredilen ülkeler Birliğin üyesidir, ama maalesef Türkiye hâlâ Birlik dışındadır. Bir farklılığı daha aktarmak isterim. Portekiz ve İspanya gibi ülkelerin(Bulgaristan ve Romanya’da aynı şekilde olacaktır.) ekonomileri Birlik içinde desteklenerek iyileştirilmiştir. Fakat Türkiye aday üye olmasına karşılık kendi ekonomisini Birlik dışında düzeltme çabasına itilmiştir. Menfi bir durum olarak addedilse de bu hariç bırakılma, bence Türkiye’nin lehine işlemiş ve elini güçlendirmiştir. Bu durum zamanla daha iyi anlaşılacaktır.

Şunu da unutmadan eklemeliyim, bugün Türkiye ülke ticaretinin yarısını Avrupa ile gerçekleştirmektedir. Birliğe üye olsa da olmasa da bu ticari ilişkide pek bir şey değişmeyecektir. Türkiye’nin canlanan ekonomisinin aksine bugün hantallaşan ekonomisiyle dünya ticaretinde payı azalan bir Avrupa karşımızda durmaktadır.

Geldiğimiz noktada şunu özetlememiz mümkün: Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girişini engelleyen asıl şeyin ekonomi olmadığı kesin. Hıristiyan mirasını terk etmiş olmasına rağmen Avrupa ülkelerinin mevcut korkusu, 70 milyon Müslümanı özümseyemeyeceği konusundadır. Ve bu korku çerçevesinde Avrupa, Türkiye’yi sözde ‘Ermeni Meselesi’, Kıbrıs, ayrılıkçı Kürtler ve ordunun siyaset konusundaki ağırlığı gibi konularda mütemadiyen yargılamaktadır.

Yazının sonuna gelirken zannımca sorulmasında fayda mülahaza ettiğim can alıcı sorular şunlar olmalıdır: Türkiye’nin Birliğe girmeye gerçekten ihtiyacı var mı? Birlik içerisinde olmadan da kendini uluslararası güç ilişkilerinde başat aktör yapamaz mı? Global bir oyuncu olmak için illaki ulus üstü bir entegrasyona kendini eklemlemesi mi gerekir? Bu durum harekat alanını sınırlayıcı etki doğurmaz mı?…

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret