Güncel Yazılar
https://www.paykasabozdurmaa.com/
bodrum escort
kuşadası escort
alanya escort

Afganistan’da Tarihin Tekerrürü

2001’de ABD’nin Afganistan’daki Taliban rejimine yönelik yaptığı operasyon ile birlikte ülkede yeniden “cihad” ilan eden Afganistan Hizb-i İslami Lideri Gülbeddin Hikmetyar, uzun yıllardan sonra ilk defa 3 Şubat 2012 Cuma günü, BBC radyosu aracılığı ile sesini duyurmuştu. Hikmetyar, ABD ile Taliban örgütünün bir kanadı arasında Katar’da devam edip hala belli bir sonuca bağlanamayan barış görüşmelerine değinerek “perde arkasında gerçekleşen bireysel görüşmelerin Afganistan’da barışın sağlanmasında hiçbir etkisinin bulunmadığını” belirtirken, kendisine de daha önce böyle bir teklifte bulunulduğunu ancak kabul etmediğini açıklamıştı. Ayrıca Hikmetyar, Kabil yönetimine karşı çatışan grupların kendi arasında belli bir birliğinin olup olmadığı sorusuna, kendisinin “mücahitler” arasında belli bir birliğin sağlanması konusunda çaba gösterdiğini, ancak dış baskılar ve etkiler nedeni ile buna başarılı olamadığı belirterek, Afganistan’da Kabil yönetimi karşıtı grupların belli bir merkezi otoriteden yoksun olduklarını açıkça dile getirmişti.

Burada dikkati çeken husus; uzun yıllardan beri Taliban örgütü ile müttefik olarak hareket edip Afganistan’daki uluslararası koalisyon güçleri ve Kabil yönetimine karşı çatışmakta olan Hikmetyar’ın, Taliban adı altında faaliyet eden örgütün aslında belli bir merkezden yönetilmediği yönündeki ifadeleriyle, Katar’da devam eden barış görüşmelerine karşı tutumudur. Bilindiği üzere ABD, İngiltere ve Almanya’nın istekleri ile bir süre önce Taliban örgütü Katar’da siyasi bir temsilcilik açarak Afganistan’da barış görüşmelerine resmen başlamıştı. Basına sızan en son haberlere göre Taliban örgütü özellikle ABD’den, Afganistan’ı terk etmesi hususundaki en son takvimin açıklanmasını istemiştir. Diğer taraftan geçtiğimiz hafta Brüksel’de toplanan NATO üyeleri Milli Savunma Bakanları zirvesinde, NATO’nun hedeflenen zamandan (2014) daha önce bu ülkeyi terk etme ihtimali de konuşulmaya başlanmıştı. Ancak Amerikan Milli Savunma Bakanı Leon Panetta, yaptığı açıklamada NATO güçlerinin Afganistan’ı terk etmesinden sonra da ABD’nin bir takım askerinin eğitim amacıyla bu ülkede kalabileceğini ifade etmişti.

Öte yandan Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Geylani’nin de Katar’daki barış görüşmelerine katılmak üzere 6 Şubat 2012’de Katar’a gittiği bilinmektedir. Fakat burada kafaları kurcalayan soru; Katar görüşmelerinden şimdiye kadar her hangi bir sonuç çıkmamasına rağmen, Brüksel zirvesinde neye istinaden 2014’ten önce NATO’nun Afganistan’ı terk etme ihtimali üzerine durulmaktadır. Ayrıca, Katar’da ABD ile barış görüşmelerine devam edip Kabil yönetimini tanımadıklarını açıklayan Taliban, söz konusu örgütün hangi kanadını temsil etmekte ve Afganistan’da silahlı eylemlerde bulunan gruplar arasında ne derece etkili olmaktadır? Eğer ABD bu görüşmelerde Taliban lideri olarak bilinen Molla Muhammed Ömer ve ona yakın çevreyi esas alıyorsa, bilindiği üzere 2008’de Emaret-i İslamî (Bu örgütün resmi yönetim biçiminin adı) adresinden yayınlanan bir bildiri ile Molla Ömer örgüt liderliğinden alınmış ve yerine Seracüddin Hakkanî getirilmişti.

Özellikle ülkenin güneydoğusunda ciddi bir taraftar kitlesine sahip olan Seracüddin Hakkanî, meşhur komutanlardan Celalüddin Hakkanî’nin oğlu olup Afganistan’da son beş yıl içinde gerçekleşen tüm intihar saldırıların arkasında olduğu bilinmektedir. Öte yandan yine ülkenin güney, güneydoğu ve kısmen kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde belli kesimler tarafından desteklenen Gülbeddin Hikmetyar’ın da gücü göz ardı edilmeyecek kadar ciddi olduğu bilinmektedir. Nitekim Hikmetyar yaptığı söyleşide Katar’daki görüşmelere karşı olduğunu açıkça dile getirmektedir. Diğer taraftansa ABD, İngiltere ve Almanya öncülüğünde Katar’daki görüşmeler devam ederken Kabil yönetimi Suudi Arabistan’da ayrı bir Taliban ile Katar’dakinden bağımsız olarak görüşmeye başladığı bilinmektedir. Ayrıca bir süre önce Pakistan’ın Peşaver kentinde de, bu ülkedeki bir takım siyasi partilerin girişimleri ile Afgan yönetimine karşı olan bazı grupların bir araya gelerek yine Katar’daki görüşmelere tepki gösterdikleri ortaya çıkmıştır.

Tüm bu gelişmeler ve barış görüşmelerindeki farklılıklar ülkedeki Taliban örgütünün beli bir merkezi otorite tarafından yönetilmediğini göstermekle beraber, Katar’daki tarafların ülkede fiilen silahlı mücadeleyi yürüten grupların tümünü temsil etmediği de açıkça görülmektedir. Bu da aynen 23 yıl önce Sovyetler Birliği Afganistan’ı terk ederken yaptıkları hesaplarla düştükleri hataları anımsatmaktadır.

Bilindiği gibi, eski SSCB 1989’da Afganistan’ı terk etmeden önce, ülkedeki tüm silahlı grupların potansiyellerini dikkate almaksızın tüm imkânları ile merkezi yönetimi destekleme kararı almışlardı. Gizli ve açık olmak üzere birçok ülke tarafından desteklenip kendi aralarında belli bir birlikteliğe sahip olmayan silahlı gruplar, hem kendi aralarında hem de ülkedeki komünist rejimine karşı savaşarak ülkeyi büyük bir kaosa sürüklemişlerdir ki hala söz konusu sorunların bir devamı olarak bölgenin adeta kanayan bir yarasına dönüşmüştür. 1991’lerden sonra ülkedeki komünist rejimi, o dönemlerde Gülbeddin Hikmetyar ile anlaşarak devleti Hikmetyar’a teslim etme kararı almış ve diğer grupları dışlamaya başlamıştı. 1992’de Hikmetyar dışındaki tüm gruplar birleşerek Komünist rejiminin yıkmışlar ve böylece Afganistan’da büyük bir iç savaş başlamıştı. Aşağı-yukarı 23 yıl önce eski Sovyetler Birliğinin düştüğü hataya şimdi ABD’nın düşmek üzere olduğu görülmektedir.

ABD barış görüşmelerine başlamadan önce askeri yöntemlerle Afganistan sorununu çözmeyi denemiştir. Bu çerçevede Taliban örgütünün etkin olduğu bölgelerde, nüfus sahibi olan kimseleri toplayarak “Erbeki” adıyla Taliban karşıtı yeni mahalli silahlı birlikler kurarak Taliban örgütünü köy kasaba birlikleri aracılığı ile mağlup etmeye çalışmıştır. Ancak bu yöntem Afganistan halkı arasında gruplaşmaları arttırarak hasmı çoğaltmaktan başka bir işe yaramamıştır. Nitekim Eski Sovyetler Birliği de uzun zaman önce aynı yöntemi mücahit gruplara karşı uygulamış ve sonuçta silahlı çatışmayı köy ve kasabaların kendi arasına kadar yayılmasını sağlamıştı. Afganistan halkının bir birine güveninin sarsılmasında eski Sovyetler Birliğinin uyguladıkları bu yöntemin etkisi göz ardı edilemez. ABD de aynı yöntemle sorunun çözümüne ilişkin çabalar gösterdiyse de olumlu bir sonuç elde edememiştir. Bu yüzden barış yapma yolunu denemeye çalışmaktadır. Ancak barış yapma yönteminde de tek taraflı oynaması yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

ABD Katar’da Taliban örgütünün belli bir kanadıyla barış görüşmelerine devam ederken, Kabil yönetimi başta olmak üzere, 2009 Devlet Başkanlığı Seçimlerinde Karzai’yi destekleyen gruplar, onun rakipleri ve Gübeddin Hikmetyar ve diğer bir takım grupların mevcut barış görüşmelerinin perde arkasında gerçekleşmemesi gerektiği hususundaki beyanatları, söz konusu sürecin kırılganlığını açıkça ortaya koymaktadır. Afganistan’da barışın sağlanması için ülkedeki tüm grupların istek ve önerilerinin dikkate alınması, bu ülkede kalıcı bir barışın temini için büyük bir önem taşımaktadır. Dolayısı ile tek taraflı görüşmelerin olumlu sonuç doğurmayacağıyla birlikte yeni sorunların kaçınılmaz kılacağını söylemek mümkün.

Yazar: Fazıl Ahmed BURGET

09 Şubat 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Düşmanımın Düşmanı Dostumdur: Çin – Rusya İlişkileri ve ABD

Çin – Rusya yakınlaşması 1990’lı yılların ikinci yarısında olgunlaşarak, iki büyük ülke arasında “stratejik ortaklık” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

https://www.paykasabozdurmaa.com/