Güncel Yazılar

Afrika’nın ‘Kara’ Bahtı

Dünyanın en çok sömürülmüş kıtası olan Afrika sonu gelmeyecek gibi görünen çaresizlik batağından bir türlü kurtulamıyor. Böylesine bir kıtada yaşayan insanlar ise şüphesiz ki dünyanın en şanssız insanları ve daha da acısı bu, onların artık değişmeyecek kaderi haline gelmiş durumda. Geçmişte ellerindeki zenginlikler incik boncuk karşılığında alınan Afrikalılar bu yetmezmiş gibi bir de köle olarak çalışmaya mahkum edildiler. Bugün de sözde demokrat(ik), insan haklarına saygılı Batı tarafından birbirlerine düşürülerek üzerlerindeki sömürü mekanizması sürdürülüyor. Doğal kaynakları göreceli olarak daha az olduğu için daha az sömürülen Afrika halkları da bir başka mekanizmayla Batı toplumları tarafından ezilip, fakir kalmaya zorlanıyor. Endüstri ülkelerinin çiftçilerine sağladıkları milyonlarca dolarlık sübvansiyonlarla yüksek üretim teknolojileri, ucuz ekipman, gübre ve yem elde eden Batılı çiftçiler, ürettikleri tarım ürünleriyle kendi toplumlarını doyurdukları gibi, ihtiyaç fazlalarını da üçüncü dünya ülkelerine satıyorlar. Bu satışlardan, kendilerine zorla kabul ettirilen düşük ithal vergisi tarifeleriyle de en çok zararı Afrikalı çiftçiler görüyor. Başka bir deyişle, Batılı çiftçiler ile Afrikalı çiftçiler arasında ağır bir haksız rekabet ortamı oluştuğunu söyleyebiliriz. Hatta öyle ki bugün Afrika ülkelerinde Almanya’dan gelen süt tozu; Çin’den gelen domates salçası; Hollanda’dan gelen tavuk eti, soğan; ABD’den gelen mısır, soya fasulyesi ve pamuk, yerli ürünlerin yerini almış durumda. Üstüne üstlük Afrikalı çiftçinin maliyetleri, ithal edilen bu mamullerden iki kat daha fazla. Batılı ülkelerin Afrika’nın açlık çeken insanlarına “gıda yardımı” olarak dağıttıkları ürünler, milyarlarca dolar sübvansiyonlu kendi çiftçilerinden aldıkları ürünler. Bu ürünleri yerel üreticiden almayı ve hiç olmazsa yıllardır sömürdükleri bu toplumları doğrudan bir başka şekilde desteklemeyi hatırlarına bile getirmek istemiyorlar. Hatta zaman zaman Amerikalılar, insanlık gösterisi adına açlık çeken Afrika ülkelerine ellerindeki ihtiyaç fazlası tarım ürünlerini “yardım” olarak gönderdiklerinde bu ülkelerin çiftçisine bir kat daha zarar veriyorlar. Çünkü bedava verdikleri ürünler bir süre sonra pazarlarda ucuz fiyattan satılmaya başlıyor ve bu da yerli çiftçilerin zararına zarar katıyor. Kara Kıta’nın çiftçilere gelince, onların sübvansiyonla desteklenerek, kendi ürünlerini Batı ülkelerine satmaları gümrük duvarları nedeniyle adeta olanaksız.

Geçtiğimiz Temmuz ayında Dünya Ticaret Örgütü’nün Cenevre’de yapılan toplantısında gelişmekte olan ülkeler, özellikle ABD’ye, haksız rekabete yol açan sübvansiyondan vazgeçmesini ve iç pazarını dış ülkelerden tarımsal ürün ithaline izin verecek şekilde dışa açmasını önerdiklerinde, Amerikalılar toplantıyı sona erdirdiler. Bugünlerde OECD ülkelerinin, Afrika ülkelerine bir yılda yaptığı tarımsal yardımla eşdeğer sübvansiyonu sadece bir günde kendi çiftçilerine verdikleri söylentisi, Kara Kıta’nın giderek artan trajedisinin bir başka yüzünü ortaya koyuyor.

Yüz Karası Darfur 
Yukarıda söz konusu edilen trajedinin öteki ve belki de en acı yüzü ise Afrika’nın doğusunda, Darfur’da çok daha şiddetli bir şekilde sürüyor. Sudan’ın doğu bölgesi olan Darfur’da bulunan petrol nedeniyle Sudan yönetimi ile buradaki Afrikalı yerli halk arasında 1990’ların sonunda şiddetli çatışmalar baş gösterdi. Bu çatışmalar 2003’den sonra giderek yoğunlaşmaya ve sertleşmeye başladı. Sudan hükümetinin bölgeye yatırım yapmasını isteyen Darfur’lular, hükümet tarafından örgütlenen ve sayıları 15 bin civarında olduğu söylenen Arap Cancavid milislerince yıllarca katledildiler.

Bir çok Afrika ülkesi gibi uzun süre İngiltere’nin sömürgesi olan Sudan, 1956’da bağımsızlığını kazandı. Ancak yine birçok kıta ülkesinde olduğu üzere Sudan, son derece zengin doğal kaynaklara sahip olmasına karşın hala ekonomik açıdan kalkınamadığı gibi sürekli olarak iç çatışmalara sahne oluyor. Petrolün yanı sıra son derece stratejik değerlere sahip olan uranyum, bakır, kurşun, demir, antimon ve elmasa da bolca sahip olan ve tarımsal üretim açısından zengin bir ülke profili çizen Sudan’ın bu zenginliklerin bir anlamda başına bela olduğunu da söylemek yanlış olmaz. Hal böyle olunca da dünyanın endüstri devleri gözlerini Sudan’a dikmiş durumda. Özellikle 1970’lerde Afrika Kıtası’nı ABD ve Rusya’ya terk etmiş olan Çin, son yıllarda hızlı bir dönüş yaparak Kara Kıta’ya ve içinde Sudan’ın da bulunduğu Doğu Afrika’ya yatırımlar yapmaya, demiryolları inşa etmeye ve madenleri satın almaya başladı. Bugün 700 kadar Çin firmasının burada ciddi yatırımları ve işletmeleri var. Geçmişte Habeşistan ile Eritre arasında yaşanan savaşta taraflara bir milyar dolarlık silah satan Çin, şimdi de Sudan’a yoğun bir şekilde silah satıyor.

Batılı ülkelerin de Sudan’ın zenginliklerinden pay kapmak uğruna duymazdan, görmezden geldikleri Darfur krizinde yaşanan insanlık daramı sonucunda 300 bin insan katledilmiş, 1 milyon insan işkence görüp, tecavüze uğramış, yaralanmış, 2,5 milyon insan da göçe zorlanmış durumda. Deyim yerinde ise Sudan’da, Darfur’da tam anlamıyla bir “İnsanlık Felaketi” yaşanmış ve ne yazık ki halen de yaşanmakta.

Ülkenin zenginliklerinin paylaşılmasını amaçlayan, 10 binlerce kişinin ölümüne neden olan ve 20 yıla yakın bir süre devam eden Sudan İç Savaşı’nın sona ermesinin hemen ardından başlayan Darfur krizinin -ki ikinci bir iç savaş olarak nitelendirilebilir- neden uluslararası camia tarafından 4 yıl görmezden gelindiğini anlamak olası değil. Ancak muhtemelen Afrika’nın zenginliklerinde gözü olan büyük güçlerin, gelişmelerden “ne gibi bir pay kaparız” düşüncesi yani etik dışı bir pragmatizmleri ve açıkça ortaya koydukları art niyetleri olduğu muhakkak. Özellikle Pekin’in Hartum hükümetiyle sıcak ilişkileri, Avrupalıların Sudan’daki ekonomik çıkarları ve ABD’nin de Sudan hükümetini terör karşıtı mücadelesinde sağlam bir müttefik olarak görmesi bu olayları görmemezlikten gelmelerini sağladı. George Bush’un ABD çıkarlarına uygun düşecek bir şekilde teröre karşı duran Sudan hükümetini kayıtsız şekilde desteklemesi de çıkarları uğruna yarattığı geleneksel yanlışlıklar dizisinin bir başka ve egoistçe örneği. Çünkü bu uğurda bütün Doğu Afrika’ya sıçrayabilecek bir ateş yakılmış, Somali’den Habeşistan’a bütün çevre zarar görmüş ve 9 milyon insan açlığa, sefalete mahkum edilmiş durumda.

Olayların başlamasından ve hatta “atı alanın Darfur’u geçmesinden” sonra BM olaylara el koymak zorunda kaldı. Ancak BM ve Batı’nın geç kalmasından başka Sudan hükümetinin BM ve çeşitli yardım kuruluşlarının Darfur’daki çalışmalarını engellemekte ısrar etmesi de Darfur’daki krizi derinleştirdi. Çatışmaların Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti’ne de geniş ölçüde sıçraması ihtimali ise krizin boyutlarını daha da vahimleştiriyor. Bu nedenle Çad Devlet Başkanı İdris Debi ile Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir arasında görüşmeler yapılması için son günlerde diplomasinin gözde havarilerinden biri haline gelen Suudi Arabistan ağırlığını koymuş durumda.

Çözüm Gecikmemeli
İnsanlık adına Darfur trajedisine son vermek için bir an önce kalıcı ve kararlı çözümler üretilmesi gerekli. Bu bağlamda her şeyden önce insanların can ve mal güvenliği sağlanmalı, barış ortamı oluşturulmalıdır. Ayrıca ibret olması açısından caniler de gereken biçimde cezalandırılmalıdır. Ancak ne yazık ki Afrika’nın zenginliklerini paylaşmak isteyen ikiyüzlü sömürgeciler ve bunlara uşaklık ederek keselerini dolduran Afrikalı diktatörler olduğu sürece Afrika için barış ve huzur hayallerde kalmaya mahkum olacak. Nitekim ülkenin parçalanmasından korkan ve bitmek bilmeyen çatışmaların arkasında -belki de haklı olarak- Batılı komploları arayan El Beşir’in, ülkede bulunan Afrika Birliği Barış Gücü yerine daha güçlü BM Barış Gücü’nün gelmesine şimdiye kadar ısrarla karşı çıkması ise son derece çelişkili bir durum oluşturuyor. Bu durum ayrıca olayların durdurulmasını da engelliyor. Hatta son günlerde Sudan Güvenlik Güçlerinin BM kararlarına aykırı olarak yeniden silahlanıp, uçaklarını BM bayrağı ile çatışma bölgelerine gönderip saldırılarını sürdürdüğü de söyleniyor.

Ciddi bir müdahale amacıyla BM tarafından yapılan 20 bin kişilik güç gönderme önerisi Çin, Güney Afrika gibi ülkeleri arkasına alan El Beşir tarafından bugüne dek reddedilmişti. Ancak 16 Kasım 2006’da yapılan BM toplantısında Darfur’daki Cancavid milislerinin silahsızlandırılması ve bölgeye 3.000 kişilik Barış Gücü gönderilmesi kararı alındı. Hatta Sudan’ın buna uymaması durumunda, yaptırım uygulanması da karara bağlandı. Ancak başta Rusya, Güney Afrika ve Çin’in bu yaptırımların bir ambargo olarak kabul edilmesini engellemesi, sorunların göreceli olarak azalmakla beraber süreceğinin işaretini veriyor.

Drama Son Verilemiyor
Demokrasi getireceğim diye işgal ettiği Irak’ta kanlı bir iç savaş başlatan ABD’nin insanlık adına Darfur’a halen kalıcı bir şekilde yardımda bulunmayışı, Afganistan ve Irak için NATO ve müttefik güçleri harekete geçirdiği gibi burada bunu hala uygulamamış olması ABD’nin çelişkilerini, samimiyetsizliğini açıkça gösteriyor. Bush’un son günlerde kendi kamuoyundan ve BM’den gelen baskılar sonucunda Dışişleri Bakanı’nın iki numaralı yardımcısı John Negroponte’yi çözüm sağlamak amacıyla Sudan’a göndermiş olması da yeterli olmayacak gibi gözüküyor. Çünkü gönderilmesi tasarlanan 3 bin kişilik BM Barış Gücü, ancak 6 helikoptere sahip olacak. Başka bir ifade ile bu denli zayıf bir güçle yaklaşık Fransa büyüklüğünde olan bir alanı kontrol etmek neredeyse imkansız. Yani amaç, alınan bu kararlarla, yapılan yardımlarla, gönderilen BM askerleri ile Darfur’daki krizi çözmek, bölgeye ve tüm ülkeye barışı getirmek değil sadece dünya kamuoyundan gelen baskıları dindirmek ve Somali’de, Afganistan’da, Irak’ta olduğu gibi sözde “Batı adaletini, barışını ve demokrasisini” kalıtsal bir iki yüzlülükle Darfur’a da bahşederek perde arkasından kendi çıkarlarına ulaşmak ya da mevcut çıkarlarını sağlamlaştırmaktır.

Yazar: Ali Külebi

Kaynak: http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=916&sayfa=3

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

The League of Arab Societies

It’s high time for a new Arab League — one that reflects and supports the …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir