kaçak bahis guvenilir bahis siteleri antalya escort bayan antalya escort pendik escort kurtköy escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort
AGSP | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

AGSP değişiyor mu?

Jean-Yves Haine* Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın evrimini ve Avrupa’nın etkili bir kriz yöneticisi olabilmesi için gereken askeri dönüşümü değerlendiriyor.

Avrupa bir kere daha çeşitli sorularla karşı karşıya: dış eylemleri kısıtlamadan entegrasyon süreci nasıl derinleştirilebilir; Avrupa’nın sürece odaklanma özelliği dış politikasının gerçek sonuçlarıyla nasıl uzlaştırılabilir; anayasa konusundaki tartışma ile daha tutarlı bir güvenlik ve savunma politikasının uygulanması nasıl bağdaştırılabilir? AB Anayasası’nın onaylanmasıyla ilgili hassas süreç büyük olasılıkla Avrupa Birliği’ni Avrupa’nın politikalarından ziyade kimliği ve amaçlanan konumunun tartışıldığı bir iç hesaplaşmaya itecek. Kısacası, uluslararası ortamdaki belirsizlik ve hassasiyetin Avrupa’nın dışişlerinde daha sorumlu ve daha faal bir rol oynamasını gerektirdiği bir zamanda Avrupa’nın her zamankinden fazla içe dönmesi tehlikesi ciddi biçimde mevcut.

Buna rağmen, Avrupa projesi kıtanın refahı ve hatta güvenliği için gereken temeli sağlıyor. Ayrıca, 1998’de Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac ile Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in St. Malo’da yaptıkları toplantının hemen ardından Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın başlatılmasından itibaren güvenlik ve savunma alanında büyük ilerlemeler kaydedilmiş durumda. 2002 yılının sonunda AGSP ile ilgili AB-NATO Deklarasyonu üzerinde anlaşmaya varılmasının ardından, Irak konusundaki tüm görüş ayrılıklarına rağmen AGSP’nin en belirgin ilerlemeyi kaydettiği yılın 2003 olması ilginçtir. Avrupa Birliği’nin Balkanlar’daki ilk barışı koruma operasyonunu ve ilk polis operasyonunu başlatması da 2003 yılında olmuştur. Bu olaylar AB’nin geçen yılın sonunda Bosna ve Hersek’te barışı koruma sorumluluğunu NATO’dan devralmasının yolunu açmıştır. Ve Avrupa Birliği’nin ilk otonom askeri operasyonu da Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, yine 2003 yılında gerçekleşmiştir.

İstihbarat ve terörle mücadele alanlarında entegre eylemler konusunda yeni çalışmalar başlatılmıştır. Avrupa Birliği nükleer silahların yayılmasını önleme çalışmalarını kuvvetlendirmek için gayet açık bir eylem ve baskı çerçevesini benimsemiş, ve İran konusunda daha önce benzeri görülmemiş bir işbirliği başlatmıştır. En önemlisi de Aralık 2003’te bir AB Güvenlik Stratejisi resmen onaylanmıştır. Avrupa Birliği bu tarihi belgede etrafındaki bölgeye istikrar ve refah getirmek için belirli durumlarda kuvvet kullanmanın gerekli olduğunu kabul etmekle beraber, çok taraflılığa ve önleyici angajman esasına dayanan bir dış politika çerçevesini ortaya koymuştur. Bundan daha beş yıl önce bunların olabileceği düşünülemezdi dahi. AGSP birçok bakımdan Avrupa Birliği’nin son zamanlardaki en büyük başarılarından biri olmuştur. Nitekim son zamanlarda yayınlanan birçok kitapta (T. R. Reid, Jeremy Rifkin, ve Mark Leonard’ın kitapları da dahil) Avrupa’nın dünya politikasındaki sosyal ve ekonomik güç (soft power) yaklaşımından 21’inci yüzyılın yeni uluslararası davranış modeli olarak övgüyle bahsedilmektedir.

Ancak bazı açık başarısızlıklar ve önemli kısıtlamalar Avrupa’nın etkisi ve gücü konusundaki bu iyimser değerlendirmelere gölge düşürmektedir. İlk olarak, uluslararası güvenlik sorunları toplu mukabele gerektirse de, hem Afganistan’daki savaş hem de Madrid’deki bomba olaylarına verilen tepkinin de gösterdiği gibi, pratikte terörist saldırılar uluslararasından ziyade ulusal mukabele görmektedir. Bir kriz zamanında uluslararası kurumlar değil, ulus devletler baş rolü oynamaktadır. Ayrıca Irak konusundaki görüş ayrılığı, Tervuren’de özerk bir AB askeri karargahı kurma konusundaki projenin verdiği rahatsızlık, bazı AB üyelerinin birbirlerine karşı duyduğu güvensizlik, ve kurumları ulusal çıkarlar doğrultusunda kullanma oyunu Avrupa Birliği’nin tüm ortak dış politikası üzerine gölge düşürmektedir.

İkinci olarak, dış politikanın koordinasyonu konusunda büyük Avrupa ülkeleri genellikle tek başlarına hareket ediyormuş gibi görünmeyi sürdürmekte, daha küçük ülkeler de işi Avrupa Birliği’ne atmakla birlikte AB’nin bu yeni sorumlulukları üstlenmesi için gereken kaynakları sağlamamaktadırlar. Gelecekteki AB Dışişleri Bakanının diplomatik hizmeti konusundaki mevcut kavga küçük ve büyük ülkeler arasında ve Komisyon ile Konsey arasında sık sık ortaya çıkan gerginlikleri yansıtmaktadır. Dünyanın geri kalan kısmına karşı ortak bir yaklaşım sergilenmesi çok önemlidir. Ancak üyelerin çoğu Washington ve diğer önemli başkentlerle kendi özel ilişkilerini geliştirmeyi tercih etmektedirler; ancak bu tutum toplu etkilerini azaltmakta, ve diğer tarafın “böl ve yönet” yaklaşımını benimsemesine davetiye çıkarmaktadır.

Üçüncü olarak, Avrupa Birliği’nin son genişleme turunun ardından Moldavya veya Kafkasya gibi uzak bölgeler de yakın komşu haline gelmiştir. Avrupa Birliği Ukrayna olayında Litvanya ve Polonya’nın önemli katkılarıyla kriz yönetimi yeteneğini ortaya koymuşsa da, diğer bölgeler Avrupa’nın etkisinin dışında kalmaktadır. Nitekim Avrupa Birliği’nin on yıldan uzun süredir angaje olduğu Balkanlar’da bile Kosova için uzun vadeli çözüm arayışı Avrupa’nın halen üstlenemediği veya üstlenmek istemediği türden özel bir gayret gerektirmektedir.

Son olarak da, Avrupa Birliği ilkeler üzerinde uzun uzun demeçler vermekte çok iyiyse de, eylemleri yok denecek kadar azdır. Daha da kötüsü, üye ülkeler ortak bir yaklaşım üzerinde anlaşmaya vardıkları zaman bile çoğunlukla somut sonuçlar alamamaktadırlar. Kıbrıs’taki diplomatik başarısızlık, Kongo’da sürmekte olan karmaşa, Darfur’da hiçbir eyleme girişilememesi, ve İsrail-Filistin çatışması konusundaki atalet de bunu göstermiştir.

Stratejik konum
Bu kısıtlamalar Avrupa Birliği’nin stratejik konumuna da yansımaktadır. Avrupa Birliği rejim değişikliğine karşı çıkmakla istikrarın demokratikleşmeden daha önemli olduğunu vurgulamaktadır. Erken müdahale kavramını reddetmekle (Almanya bu sözcüğün çıkarılması için Güvenlik Stratejisi taslağını yeniden yazdırtmıştır) uluslararası krizleri diplomasi ve önleme faaliyetleri ile çözmeyi amaçlamaktadır. Etkili bir çok taraflılığı vurgulamakla kendi eylem yeteneğinden ziyade uluslararası kurumlara dayanmaktadır. Kısacası, genel olarak Avrupa uluslararası hukuk ve etik kavramlarını vurgulamaya hazır, statükoyu korumaya çalışan bir güç olarak kalmaktadır. Geçenlerde Komisyon Başkanı José Manuel Barroso şöyle demişti: “ Biz (Avrupalılar) birçok bakımdan bir süper gücüz. Biz manevi bir gücüz.” Belki. Ama eğer öyleyse de, bu yönetmelikle ilan edilen bir durum; eylemler bu iddiayı desteklemiyor.

Ancak post-modern Avrupa’nın (talihsiz bir tanım) gerçek başarısızlığı savunma yapısında reform yapma kapasitesinin olmayışıdır. AGSP’nin yetenekleri geri kalmaya devam etmektedir. Avrupa Konseyi’nin 1999’da Helsinki’de yaptığı toplantıda belirlenen, 60 gün içinde konuşlandırılabilecek 60,000 asker hedefine ulaşılamamıştır. Adil olmak gerekirse, Avrupa askerlerinin önemli bir kısmı dünyanın her yanındaki ulusal, AB, NATO ve BM misyonlarında konuşlandırılmış bulunmaktadır. Ama burada konu ulusal kuvvetlerden ilave taleplerde bulunmak değil, Avrupa Birliği’nin emrine yedek kuvvetler tahsis edilmesiydi. Helsinki Temel Hedefini zorlayan çeşitli problemler olmuştur. Öncelikle bu hedef Bosna ve Hersek’te uluslararası deneyimlere dayanarak sayısal olarak saptanmıştı, ve dolayısıyla bugünün yeni stratejik şartlarına uygun değildi. İkinci olarak, bu sadece kuvvetlerin bir listesinden oluşuyordu, ve bunların sadece çok küçük bir yüzdesi hızla konuşlandırılabilecek vasıftaydı. Üçüncü olarak, eksiklikler belirlenebilseydi bile bunların giderilmesi için kuvvetli bir teşvik unsuru yoktu. Yetenekler konusundaki çalışmalar nicel olmaktan çıkıp nitel olmak zorundaydı. Son zamanlardaki birçok girişimde bu ihtiyaç göz önüne alınmıştır.

Öncelikle, “kriz yönetimi alanında Avrupa savunma yeteneklerini geliştirme çalışmalarında üye devletleri desteklemek” amacıyla Avrupa Savunma Ajansı’nın kurulması nihayet geçen yıl kabul edildi. Ajans teçhizat konusunda işbirliği, araştırma ve teknoloji projeleri ve satın almayı teşvik edecek. Tüm bunların Avrupa savunma harcamalarına son derece değerli sinerjiler ve ölçek ekonomileri getirmesi bekleniyor. Ajansın özellikle de Avrupa Yetenekleri Eylem Planı (ECAP) ile belirlenen açıkları kapatma konusundaki çalışmaları koordine edebilmesi gerekiyor; ancak bunun için ajansa yeterli fonun sağlanması şart.

İkinci olarak, savunma konusunda daimi yapıları olan işbirliği ilkesi artık AB Anayasası tarafından tanınmış bulunuyor. Bu işbirliğini yönlendiren kriterler en azından kağıt üzerinde son derece katı. Diğer şartların yanı sıra üye devletlerin savunma harcamalarının yeterli düzeyde olması, silahlı kuvvetlerinin mevcudiyetini, birlikte çalışabilirliğini, esnekliğini ve konuşlandırılabilme yeteneğini kuvvetlendirmek için somut önlemler almaları, ve Avrupa Yetenekleri Eylem Planı (ECAP) mekanizmasının belirlediği eksiklikleri giderebilecek kaynakları tahsis etmeleri gerekiyor. Esas yenilik, askeri ihtiyaçların belirlenmesinde koordinasyonun, ulusal savunma konusunda uzmanlaşmanın, ve yeteneklerin bir havuzda toplanmasının teşvik edilmesinde yatıyor. Savunma bütçelerinin zayıflığı ve araştırma ve teknolojiye yapılan yatırımların sürekli olarak yetersiz olması nedeniyle en makul çözüm toplu satın alma ve çokuluslu kuvvetlerdir. Eğer uygulanabilirse, daimi yapıları olan işbirliği Avrupa savunmasının dinamiklerini değiştirebilecek değerli bir çerçeve sunabilir.

Son olarak, Avrupa Birliği geçen Kasım ayında Muharebe Grubu kavramını onayladı. Bu girişim 2003 yılında Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde yapılan Artemis Operasyonunda kazanılan deneyimlerin doğrudan bir sonucudur. Muharebe Grubu kavramı özelikle Afrika’da düzeni sağlamak amacıyla “hızla girip hızla çık” yeteneğine dayanmaktadır, ve mutlaka bir BM Güvenlik Konseyi görev yönergesi altında uygulanacaktır. İkinci aşamada görevi Afrikalı veya diğer devletlerden gelen barışı koruma görevlilerinin devralacaklardır.

Ancak bu şekilde acil bir çözüm getirip sonra barışı tesis etmekle ilgili daha uzun vadeli sorumluluğu diğerlerine bırakmak, uygulanması zor bir stratejidir. Muharebe Grubu’nun neden bu tür operasyonlar için uygun bir kuvvet paketi olarak görüldüğü pek açık değil. Avrupa birliğinin stratejik ikmal konusundaki eksiklikleri göz önünde bulundurulursa, ilk giren kuvvet o kadar hızlı olmayacak. Çıkış ise aylarca gecikebilir. Ayrıca Afrika Birliği’nin daha sonra yeteri kadar barışı koruma görevlisi sağlama olasılığı da pek yok. Bugün Kongo’daki BM misyonunun 16,000 üyesi var, ve bu, örgütün barışı koruma operasyonlarının en büyüğü. Ayrıca, Darfur’daki olaylar karşısındaki kayıtsızlık Avrupa’nın Afrika’da daha büyük bir rol oynaması konusundaki fikir birliğinin de çok kuvvetli olmadığını açıkça gösterdi. Buna rağmen 1,500 askerlik Muharebe Grupları, destek ve hizmet desteği unsurları da dahil olmak üzere, daha yüksek yoğunluktaki operasyonları yürütebilecek daha esnek bir kuvvet paketini temsil etmektedir. Beş gün içinde konuşlandırılabilen bu kuvvetler tam kadrolu, gerekli teçhizata sahip ve eğitim görmüş olacaklar ve yeterli stratejik hava ikmal varlığına sahip olacaklar. Üye devletler 2007 yılına kadar bu tür 13 Muharebe Grubu tahsis etmeyi taahhüt ettiler; bunlardan dokuzu (AB üyesi olmayan Norveç’ten gelecek bir birlik de dahil) çokuluslu olacak. 20,000 kişilik bu yeni hedefe (temel hedefin üçte biri) ulaşma olasılığı daha yüksek görünüyor, ancak ne kadar etkili olacağı Avrupa kuvvetlerinin dönüşümüne bağlı olacak.

Kuvvetlerin dönüşümü
Avrupa’da kuvvetlerin dönüşümü daha çok kısa bir süre önce, ve her zamanki gibi koordine edilmeden başladı. Terimin kendisi de bir hayli belirsiz. Askeri konularda devrimin benimsenmesinin hem olumlu sonuçlara hem de aksaklıklara yol açtığı ABD’de bile durum aynı. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in hafif, hareketli, ve teknolojik açıdan ileri düzeyde bir Amerikan Silahlı Kuvvetleri oluşturma planının hem kuvvetli hem de zayıf noktaları Afganistan ve Irak’ta ortaya çıktı. Bu iki ülkede de konuşlandırılan savaş yetenekleri son derece etkileyici idi, ancak çatışma sonrasında istikrar sağlayacak kuvvetler önemli ölçüde yetersizdiler. Dönüşüm sürecini tetikleyen faktörlerden biri olan dönüşümün silahlı kuvvetlerin boyutunu küçülteceği varsayımının yanlışlığı ortaya çıktı ve ABD dönüşüm projesinin yeniden değerlendirilmesine yol açtı.

ABD’nin yaşadığı zorluklar Avrupa’da derhal fark edilerek dönüşüme ihtiyaç olup olmadığı konusunda şüphe uyandırmak ve barışı korumanın gerçek ihtiyaçlarını vurgulamak amacıyla kullanıldı. AB’nin AGSP kapsamındaki en son girişimlerinin büyük çoğunluğu, yeni sivil taahhütler ve jandarma girişimi de dahil, istikrar sağlandıktan sonraki aşama üzerinde odaklanıyor. Ancak Avrupalı barışı koruma görevlilerinin halen konuşlandıkları misyonlara bakılırsa, bunların çoğunun askeri güç kullanılarak mümkün olduğu görülüyor. NATO’nun müdahalesi olmasaydı Balkanlar’da koruyacak bir barış da olmayacaktı.

Avrupa’da dönüşüm temel olarak iki anlama geliyor. Birincisi, zorunlu askerliğin ve toprak savunma kültürünün sona ermesi. Bosna ve Hersek’te kararlı biçimde davranılamadığı için yaşanan başarısızlığın hemen ardından seferi kuvvetlerin ne kadar önemli olduğu anlaşıldı, ancak Avrupa’daki askeri yapılar henüz bunun için gereken değişimi geçirmediler. Birçok ülkede zorunlu askerlik hala devam ediyor; ağır piyade birliklerinin sayısı hala çok fazla; gereğinden fazla modası geçmiş teçhizat mevcut; ve stratejik ikmal hala zayıf. Bunların düzeltilmesi için siyasi irade ve stratejik açıklık gerekiyor. Ancak şimdilik Avrupa ülkelerinin çoğunda bunların ikisi de yok.

Dönüşümün ikinci boyutu da modern savaş tekniklerinin Avrupa kuvvetlerinde nasıl kullanılmaya başlayacağı. Bugün herhangi bir çatışma durumunda kayıp verme riski ve kabul edilebilir tali hasar hacmi hala çok yüksek. AB üyeleri modern demokrasilerin gerektirdiği kriterler doğrultusunda savaşabilmek için yeteneklerinin modernizasyonunu hızlandırmak zorundalar. Muhtemel bir AB askeri operasyonu daha ziyade çatışmadan sonraki aşama veya başarısız devletlerde önleyici konuşlanma üzerinde odaklanıyor olsa bile, durumun herhangi bir nedenle kötüye gitmesi halinde yeteneklerin yetersiz oluşu manevra kabiliyetini ciddi biçimde sınırlıyor. Böyle bir durumda etkili komuta, kontrol, iletişim, bilgisayar, istihbarat, gözetleme, ve keşif yetenekleri (C4SR) şart. Halen Avrupa’da başta Fransa ve Birleşik Krallık olmak üzere sadece birkaç ülke bilgisayar ağına dayanan yetenekleri edinmeye başladı. Bu konuda en önemli engel Avrupa’nın teknolojiye sahip olmaması değil, savunma bütçelerinin düzeyi. Dönüşüm daha iyi ve daha etkili biçimde harcama yapılması demektir, ancak aynı zamanda kısa vadede daha fazla harcama gerektirir. Bu da uzun vadede Avrupa kuvvetlerinin çıkarına olacaktır, çünkü bu kuvvetler halen işe yaramayan yeteneklerin fazlalığından şikayetçiler. Ancak savunma bütçelerindeki herhangi bir artış birçok ülkede destek bulamayacak politik bir konu olmaya devam ediyor.

Savunma harcamalarının sonuçları
Bu durumun çeşitli sonuçları var. İlk olarak, orta büyüklükteki Avrupa ülkeleri kuvvetlerini modernleştirmek istiyorlarsa büyük olasılıkla uzmanlaşmak zorunda kalacaklar. Bu konuda kararların AGSP kapsamındaki klasik aşağıdan yukarı yaklaşım yerine yukarıdan aşağıya doğru, tutarlı biçimde alınması gerek. Ancak bu Avrupa ülkelerinin hala pek atmak istemedikleri bir adım. İkinci olarak, NATO ile işbirliği hala çok önemli. Avrupa büyük olasılıkla bilgisayar ağına dayanan savaşın tüm yelpazesi üzerinde odaklanmaktansa bilgisayar ağına dayanan operasyonlar üzerinde odaklanacağı için, Avrupa’nın ABD’nin birlikte kullanılabilen C4SR yeteneklerinden yararlanabilmesi önemli hale geliyor. Bu olmazsa Washington ile birlikte çalışma olasılığı ortadan kalkar. Bu bağlamda NATO Mukabele Gücü ve AB-NATO Yetenekleri Çalışma Grubu, transatlantik işbirliğinin temel unsurlarını oluşturuyor. Son olarak da, Avrupalılar tek bir kuvvet havuzuna sahip oldukları için hem AGSP ve hem de NATO çerçeveleri içindeki çalışmalar (yani Muharebe Grupları ve NATO Mukabele Gücü) birbiriyle uyumlu olmak zorunda.

Pratikte durum böyle, ancak iki engel var. Bunlardan birincisi politik. NATO Mukabele Gücü temel olarak Avrupalı askerlerden oluştuğu için Avrupalılar doğal olarak bu gücün nasıl kullanılacağı konusunda alınacak kararlarda söz sahibi olmak istemekteler. NATO sadece Washington’un kararıyla girişilen askeri operasyonların temizlikçisi olamaz. Ancak karar alma ile ilgili şartlar son yıllarda radikal biçimde değişti. NATO Avrupa-Atlantik alanının dışına çıktığı için dünya düzeninin temel yapısı ve özellikle de kuvvet kullanımı konusunda fikir birliği, artık İttifak içinde etkili karar alabilmenin ön şartı haline geldi. Global konular transatlantik ilişkiler açısından giderek daha önemli olduğu için eskisinden çok daha fazla sayıdaki alandaki ortak noktaların ve farklılıkların niteliklerinin değerlendirilmesi aciliyet kazandı. Çin’e uygulanan silah ambargosunun kaldırılması konusunda görüldüğü gibi, Avrupa ve ABD her zaman ve her konuda anlaşamazlar çünkü artık işin içindeki faktörler eskiden olduğu gibi Sovyet tehdidi gibi belirgin bir sorunla sınırlı değil. Tam bir anlaşma olmasını beklemek gerçekçi olmayacağı gibi belirli bir konuda anlaşmazlık olduğu için birlikte hareket etmeyi reddetmek de gerçekçi olmaz. Bir anlaşmazlık ortak hareket etmeye engel teşkil edemez. Bu çerçeve içinde fikir birliğine ulaşmak daha da zordur. Ayrıca hem Muharebe Grupları, hem de NATO Mukabele Gücünün 5-30 gün içinde konuşlanabilmesi şartı son derece zorlayıcı. Hızlı konuşlanma ile ilgili mevcut çalışmalar hala yetersiz ve çok uzayan karar verme süreçleri yüzünden tehlikeye düşebilir.

İkinci zorluk ise daha ziyade operasyonel. Dönüşümün istenen sonuçlarından biri aynı zamanda hem karargah sayılarının artması hem de harekat alanındaki kuvvetlerin küçülmesi. Müttefik Yüksek Komutanlığı Karargahında (Mons, Belçika) bir Müttefik Harekat Komutanlığı ve ABD’de (Norfolk, Virginia) bir Müttefik Dönüşüm Komutanlığı’na sahip olan yeni NATO yapısında SHAPE gerçekte NATO ve AB’nin operasyonel planlamaları arasındaki bağı teşkil ediyor. Özerk bir AB askeri karargahı konusundaki kavga şimdilik sona ermişse de, uzun vadedeki sorun hala mevcut: büyük Avrupa ülkeleri AGSP operasyonları için genişletilmiş bir çerçeveyi kabul ettikten ve askeri yeteneklerini giderek dönüştürdükten sonra bile sonsuza kadar Berlin-Plus çerçevesine mi dayanacaklar? Diğer taraftan, özerk AB operasyonlarını yürütmek için küçük ve orta boydaki ülkeler ulusal karargahlara, yani Fransız, Alman ve Birleşik Krallık karargahlarına mı dayanacaklar? Avrupa tek bir kuvvet havuzuna sahip olduğuna göre, Avrupa yeteneklerinde ne kadar fazla dönüşüm olursa bir AB karargahı sorunu o kadar erken yeniden ortaya çıkacaktır.

Avrupa polis misyonlarından kriz yönetimine kadar güvenlik konusuna geniş kapsamlı bir yaklaşım geliştirmiştir. Onay süreci vasıtasıyla entegrasyonun derinleşmesi Avrupa Birliği’nin dikkatini bir kez daha jeopolitik sorumluluklarından uzaklaştırabilir. Bosna ve Hersek’te devam eden misyon gibi barışı koruma operasyonlarının daha kolay olan boyutlarını gerçekleştirmenin Avrupa kuvvetlerinin gerekli dönüşümünü yavaşlatmasına izin verilmemelidir. Her iki durumda da Avrupa Birliği’nin bir stratejik oyuncu olarak inanılırlığı tehlikededir.

*Jean-Yves Haine, Londra’daki Uluslararası Stratejik Etütler Enstitüsü’nde Avrupa Güvenlik Bursiyeridir. Son kitabı olan “Les Etats-Unis ont-ils besoin d’alliés?” (Payot, 2004) 2004 yılında France-Amerique ödülünü almıştır.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle