Güncel Yazılar

Amerikan Politikalarının Gizli Aktörleri: Think Tankler

Günümüzde, Amerikan savunma ve güvenlik politikasının en önemli özelliği, her türlü  potansiyel rakibe, hatta çıkarlarını tehdit eden her türlü ittifaka karşı askeri üstünlük sağlama kaygısıdır.  Bu kaygının sonucu olarak, Amerika savunma harcamaları toplam dünya savunma harcamalarının % 46’sından fazladır. Günümüzde Amerikan ordusunun gerek nicelik gerekse nitelik  açısından rakipsiz olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Peki ama, böyle bir politikayı kim yönlendirmektedir, bu önemli kararların ardında kimler vardır? Kuşkusuz, politik kararların alınması ve uygulanması süreci anayasal sistemle belirlenmiştir: Kongre, başkan, savunma bakanı, genel kurmay… Ama Amerikan savunma politikasını yönlendiren ve belirleyenler sadece bu kurum ve kişiler midir?

Bugün, Amerika’nın dünya literatürüne think tank sözcüğünü kazandırmış olması tesadüf değildir. Think tank, araştıran, analizler yapan, yayınları olan ve danışmanlık hizmetleri veren sivil toplum kuruluşudur. Bu düşünce kuruluşları, Amerikan politikalarının yönlendirilmesinde ve karar alma aşamalarında yadsınamaz bir etkiye sahiptir.  Başka hiçbir ülkede düşünce kuruluşları ile siyasal yaşam ilişkisi bu kadar iç içe geçmiş değildir. Günümüzde, ABD merkezli olan think tank sayısı 1777`dir ve bu sayı dünyadaki tüm think tank kuruluşlarının yaklaşık üçte birine denk gelmektedir .

Amerikan think tank’lerinin ilk örneklerini oluşturan birinci nesil think tank’ler, 1900’lü yıllarda Amerikalı zengin hayırseverlerin ve entelektüellerin, akademisyenleri bir araya getirerek dünya sorunlarının tartışılabileceği bir ortam oluşturma istekleri sonucu ortaya çıkmıştır. Bu dönemin önemli düşünce kuruluşları: Carnegie Endowment for International Peace, Hoover Institution on War, Revolution and Peace, Council on Foreign Relations ve daha sonra bünyesinden bugünün önemli think tanklerinden Brookings Institution (1927) ve American Enterprise Institute for Public Policy (1943) çıkacak olan Institute for Government Research’tür.

İkinci Dünya Savaşı sonrası, iki kutuplu bir düzende süper güç olarak aktif ve güçlü bir dış politika izlemek zorunda kalan ABD için bağımsız uzman görüşleri her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. Bu bağlamda, 1948 yılında Amerikan çıkarlarını korumak amacıyla RAND Corporation adlı think tank kurulmuştur. Dış politika alanında oldukça etkin olan RAND aynı zamanda yeni bir think tank neslinin, hükümet destekli think tank’lerin, öncüsü olmuştur. İlerleyen yıllarda RAND, Hudson Institute ve Urban Institute gibi düşünce kuruluşlarına da zemin hazırlamıştır.

Üçüncü nesil think tankler kendilerinden öncekilerin aksine siyasi tartışmalardan uzak durma prensibine sadık kalmamış ve ABD dış politikasının belirlenmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu think tanklere örnek olarak Center for Strategic and International Research (1962), Heritage Foundation (1973) ve CATO Institute (1977) verilebilir.

Bugün, Amerikan politikasını think tank etkisinden ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu kuruluşlarca üretilen fikirler başkan, kongre, senato, ordu, komisyonlar, şirketler ve de medya tarafından “alınmaktadır”. Bu gruba birde think tank sisteminin tipik temsilcileri olan Alvin Toffler, Hermann Kahn, Samuel Huntington veya Francis Fukuyama tarafından yazılan ve “best seller” olan kitapları okuyan uluslararası toplumu da eklemek gerekmektedir.

1945’ten sonra düşünce kuruluşları duruşları itibariyle merkezi, muhafazakar, liberal veya aşırı liberal eğilimler göstermeye başladılar. 80’li yıllarda demokrat partili senatör D.P. Moynihan, “Dikkat, cumhuriyetçiler düşünce partisi olma yolunda”  diyordu. Bugün Amerikan sağı, gücün bir ideolojik hegemonya işi olduğuna inanıyor ve bunu nedenle 40 yıldan fazla birsüredir muhafazakar kanada yakın think tankleri desteklemektedir. Bunlardan en önemlileri, savunma politikaları üzerine faaliyet gösteren Project for New American Century ve dış politika alanında etkili Heritage Foundation’dır.

George W. Bush’un başkanlığı sırasında Project for New American Century kuruluşu özellikle dış politika ve güvenlik konularında hükümet üzerinde büyük bir etkiye sahipti. Heritage Foundation ise yetkileri anayasa ve hukuk prensipleriyle sınırlandırılmış bir hükümet, özel teşebbüs, kişisel özgürlükler, etkili bir ulusal savunma politikası ve geleneksel Amerikan değerleri üzerine kurulu bir dünya görüşünü savunmaktadır. Sürekli bir rekabet içinde olan think tankler için görüşlerini yaymak ve etki alanlarını arttırmak son derece önemlidir. Amerikan başkanlık seçimleri,  bu amaca hizmet edebilecek  en iyi kanaldır. Başkan adaylarının iç, dış ve güvenlik politikalarına ilişkin görüşlerini yansıtan ve göreve geldikleri taktirde izleyecekleri politikalar hakkında bilgi veren taslaklar genellikle think tankler tarafından kaleme alınmaktadır. Örneğin, Jimmy Carter’in  Trilateral Commission ile, Ronald Reagan’in Heritage Foundation ile, Bill Clinton’in ise Progressive Policy Institute ile işbirliği içerisinde olduğu bilinmektedir.

Ayrıca, başkan Wilson’un Beyaz Saray’a çıkışından itibaren, başkanlar ve başkan adayları ABD’nin geleceğini şekillendirmek için büyük ölçüde think tanklerde görev yapan uzmanlardan yararlanmışlar, hatta bu uzmanlar yönetimde danışman olarak söz sahibi olmuşlardır. Son olarak belirtilmesi gereken, think tanklerin karar alıcalar üzerinde sahip olduğu etkinin büyük ölçüde o ülkedeki demokrasi işleyişi ile bağlantılı olduğu ancak, siyasal sistem, etnik yapı, gelenekler ve bölgesel farklılıkların da önem taşıdığıdır. Amerika’nın federal yapısına bağlı olarak, eyaletler arasındaki rekabet ortamı sürekli daha farklı ve daha tatminkar politikaların yürürlüğe konması açısından think tanklerin önemini arttırmaktadır. Aynı şekilde, Amerika nüfusu çok farklı etnik yapı ve gelenekten insanlardan oluşmaktadır. Bu farklı gruplar, kendi görüşlerine uygun olan think tankler aracılığıyla taleplerini karar alma mekanizmalarına iletebilmektedir. Ayrıca, ABD’de “bağış yapma” ve entelektüel tartışmalara maddi katkı sağlama kültürünün son derece gelişmiş olması da think tanklerin varlıklarını sürdürmelerinde önemli bir etkendir.

Yazar: Emine AKÇADAĞ

Salı, 20 Ekim 2009

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Amerikan Gücünün Gerileyişi: Mit mi Gerçeklik mi?

1-) Giriş Bugünkü Amerikan gücü, kendisinden sonra gelen Çin, Rusya, Japonya ve Almanya’nın güçlerinin kat …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir