Güncel Yazılar

Antik Yunan’da Bir Tragedya Örneği Olarak Antigon

Antik Yunan tragedyasının önemli isimlerinden Sofokles tarafından yazılan Antigon, elindeki otorite ile kişilerin duygularını dahi kontrol etmeyi amaçlayan bir tiranın ve o tirana ilahi kudretin vermiş olduğu dirayetle başkaldıran bir kadının hikâyesidir. Dört ana başlıkta toplanabilecek çatışmaya maruz kalan Antigon’un durumu bugün modern insanın da içinde bulunduğu durum ile örtüşmektedir. Bu ekseriyette, çalışma boyunca bir Antik Yunan dönemi tragedyası olan Antigon incelenmektedir.

Giriş

Tragedya kahramanına uygun bir şekilde davranarak kendi etik değerini sonuna kadar savunan Antigon’un değerlendirildiği bu çalışmaya ilk olarak tragedya tanımı ile başlanmış, ardından Antik Yunan’ın önemli filozoflarından Sofokles’e dair bilgi verilmiştir. Akabinde eserdeki kişiler ve eserin olay örgüsü açıklanmıştır. Çalışmanın temel argümanı Antigon’un asırlar öncesinden bugüne vermek istediği mesajlar ve günümüze yansımalarıdır.

Antigon isimli tragedya oyununun üzerinden asırlar geçmesine rağmen farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, Fransız yazar Anouilh II. Dünya Savaşı sırasında yazdığı Antigone adlı oyunda Antigon’un isyancı ruhu ile Hitler’e karşı oluşan direnci işler. (1) Yazar burada Hitler istilası ve Philippe Petain idaresindeki Vichky hükümetini hiciv eder. Oyunda, Antigon’un otoriteye karşı gelerek kardeşini gömmek için gösterdiği çaba, aynı zamanda Hitler diktatörlüğüne karşı girişilen bir eylem olarak da yorumlanabilir.

Hiç kuşkusuz Antik Yunan tragedya türünün şaheserleri arasında yer alan Antigon isimli tragedya çalışmasında Sofokles’in temel argümanı temel Antigon’un inancı ile Kral Kreon’un akıl ve düzene verdiği önemin çatışmasıdır. Bu çatışmadan galip çıkan ise Antigon’a dünyevi otoriteye meydan okuma gücü veren ilahi gücün zaferi olmuştur.

Tragedya nedir?

Sofokles’in bu önemli eserinin bir tragedya çalışması olmasından ötürü eser incelemesinden önce tragedyanın ne olduğunu bilmek de yarar vardır.

“Tragedya”, etimolojik olarak, Yunanca “tragoidia” sözcüğünden gelmektedir. “Tragos” keçi, “oidia” ise ezgi anlamında kullanılır. Böylece, tragedya “keçi ezgisi” anlamına gelir. Sözlükteki anlamı itibariyle tragedya, ciddi ve hüzün verici karakterlerden kurulu ve sonu kötü biten bir dramatik yapıt örneğidir. İlk örnekleri antik Yunan edebiyatında (M.Ö. 6. yy) görülen tragedya, seyircide acıma ve korku duyguları uyandıran ve kendine özgü kuralları olan bir oyun türüdür.

Tragedya, eski Yunan ve Latin edebiyatlarının taklit edildiği ve Klasizmin etkili olduğu 17. yüzyılda, özellikle Fransa’da yeniden canlanmış ve bu canlanma 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. (2)

Sofokles ve Antigon

M.Ö. 496 – 406 yılları arasında Atina’da yaşamış olan Sofokles, daha hayattayken yazar olarak saygı görmüş önemli bir filozoftur. Salamis ve Plataiai Savaşlarına tanıklık etmiştir. Atina’nın politik ve kültürel yükselişi Sofokles’in sanatsal anlamda doruğa ulaştığı yılladır. Sofokles, dönemin önemli isimlerinden Perikles ile kurmuş olduğu bağ sayesinde önemli toplantılara katılma fırsatı bulmuştur. Her biri Atinalıların büyük beğenisini kazanan toplam 123 oyunundan günümüze yalnızca 7 tragedya ve bir satir oyunu kalan Sofokles’in, bu eserlerinin 100’ünü elli yaşından sonra yazdığı tahmin edilir. Bugün elimize ulaşan eserlerinden en bilinen ikisi Kral Oidipu ve Antigon’dur.

Nasıl ki Aiskhülos tragedyaya derin anlam, dilin ve müziğin gücü gibi katkılarda bulundaysa, Sofokles’in de tragedyaya en büyük katkısının karakter tragedyası yaratmak ve eylemi yoğunlaştırmak olduğu söylenebilir ama Aiskhülos’tan farklı olarak Sofokles’in elinde tragedya eski oratoryo formundan uzaklaşır. (3)

Sofokles’in kendi tragedya yazarlığında kabaca üç aşama tanımladığı söylenir: (4)

  1. Aiskhülos’u taklit dönemi (Tragedya yazarlığına giriş)
  2. Yeni arayışlar (Seyircideki duygular nasıl uyandırılır?)
  3. Derinleşme (Karakterler ve tragedya yazınında sadelik, anlamlılık.)

Sofokles tarafından M.Ö. 411 yılında tragedya şeklinde yazılan Antigon, Kral Oedipus ile başlayan tragedya üçlemesinin son oyunudur. Bazı kaynaklar Antigon’un bir efsane olduğunu ve Sofokles’in tragedyasına bu efsaneyi konu olarak aldığını iddia ederken diğer kaynaklar da Antigon’un Sofokles tarafından kurgulanmış bir oyun kişisi olduğu üzerinedir.

Antigon’da Kişiler

  • Antigon (ana karakter),
  • İsmene (Antigon’un kız kardeşi),
  • Kreon (Thebai’nin Kralı),
  • Eurüdike (Kreon’un karısı),
  • Haimon (Kreon’un oğlu) ve
  • Teiresias (kör kâhin).

Antigon’da Olay Örgüsü

Sofokles’in Antik Yunan’daki siyaset ve toplum ilişkisini incelediği bu eserin olayı Antik Yunan mitlerine göre, bir zamanlar Kadmon tarafından öldürülen bir ejderin dişlerinden vücuda gelen ve savaş arabalarıyla ünlü olan Thebai’de meydana gelmektedir.

Oedipus doğduğunda, bir kâhin, onun babasını öldürüp annesiyle evleneceğini söyler. Bu sebepten Kral olan babası Laios bebek Oedipus’u uzaklara gönderir. Günü geldiğinde Oedipus, yaptığının farkında olmayarak babası Laios’u öldürür ve annesi Iokaste’yle evlenerek ülkesinin kralı olarak taç giyer. Bu evlilikten iki erkek (Eteokles ve Polüneikes) iki de kız (Antigon ve İsmene) dünyaya gelir. Sonra, birden Oedipus’un hüküm sürdüğü Thebai kenti, ardı arkası kesilmeyen felaketlere tanık olmaya başlar. Oedipus’un gerçek kimliği açığa çıkınca Iokaste kendini asar ve Oedipus da gözlerini oyarak kendini kör eder.

“Oedipus oğulları ülkeyi idare edecek hale gelene kadar Thebai’de kalır; ardından kızı Antigon’un yardımıyla Kolonos’a gider. Ancak oğulları arasında gelişen husumetler yeni bir kehanet doğurur: Oedipus’un gömüldüğü yer bilinmezse kardeşlerin büyük bir felaketle karşılaşacağı ilan edilmiştir. Eteokles ve Polüneikes kendi çıkarları için babalarını kullanmaya çalışırlar, Oedipus ise buna izin vermez. Oğulları kendisini zorla Thebai’ye getirtmeye kalkınca onlara beddua okur. Daha sonra huzur içinde ve kendi topraklarından uzakta ölür.” (5)

Tahtın varisi olan Eteokles ve Polüneikes ülkeyi dönüşümlü olarak yönetmeye sözleşseler de bir süre sonra aralarında husumet başlar. Polüneikes ve Eteokles arasındaki taht kavgasını Eteokles kazanır ve kardeşi Polüneikes’i Thebai’den sürer. Ülkeden sürülen Polüneikes, tahtı elde edebilmek için Argos Kralı’nın kızı ile evlenir ve Argos Kralı’nı Thebai’ye saldırmak için ikna eder. Argos Kralı’nın altı kumandanını da yanına alan Polüneikes, Thebai’nin yedi kapısının önüne dikilir. Hakkı olan tacı istediğini ilan ederek kardeşini savaşa çağırır. Aiskhylos’un “Thebai Önünde Yedi Komutan” (M.Ö. 467) tragedyasına konu olan bu savaşta kardeşler birbirlerini öldürürler. Her biri ötekinin katili olur. Bu durumda Oidipus’un annesiyle olan lanetli evliliğinden geriye sadece kız çocukları olan Antigon ve İsmene kalır. Bu durumda tahta bir erkeğin geçmesi gerekli olduğundan ölülerin en yakın akrabası olarak dayıları Kreon yeni Kral olur.

Kreon’un göreve geldikten sonra yaptığı ilk iş Eteokles’in teamüllere göre gömülmesini emrederken; Polüneikes’in gömülmesine dahi izin vermemek olur. Bunun sebebini eserin ilgili şu pasajında görebiliriz.

  • Kreon: “Oidipus’un oğullarıyla ilgili verdiğim kararların esas kaynağı devlet içerisinde isabetli kararlar almak içindir. Devletin birliğini ve dirliğini korumak içindir. Anayurdu için dövüşmüş ve şehit düşmüş olan Eteokles ayinlerle toprağa verilecektir. Buna karşılık Argos’taki sürgün yerinden dönerek atalarının ülkesini ve tapınaklarını yakıp, yıkmaya çalışan kardeşi Polüneikes ise devletin birliğini ve dirliğini bozmaya çalıştığından ötürü cesedi gömülmeden kurtlara ve akbabalara yem edilecektir.”

Kreon’un bunu yapmasının sebebi Antik Yunan’daki bir inanışa dayanır. Bu inanışa göre, ölüler ritüeller eşliğinde gömülmezlerse ruhları yeryüzünde dolaşmaya devam ederek azap içerisinde kalacaklardır.

Ölen iki kardeşin kız kardeşi olan Antigon’un hikâyesi de işte burada başlar. Kreon’un buyruğuna uymayanın cezalandırılacağını bile bile Antigon kardeşi Polüneikes’in cesedini gömmek ister ve bu konuyu kız kardeşi İsmene’ye açar. Antigon’a nazaran İsmene, Kralın ya da bir başka ifadeyle devletin emirlerine karşı gelemeyeceğini, ayrıca kadın olduğu için daha güçlü olan erkeklerin emirlerine boyun eğilmesi gerektiğini söyler ve ona yardım etmekten geri durur. Antigon kız kardeşi İsmene’nin bu cevabına hem hüzünlenir hem de sinirlenir ve cesedin yanına gider. Kapıdan çıkarken kız kardeşi İsmene, Antigon’a bu işi yaparken dikkatli olmasını ve kimseye bir şey söylememesini tembihlese de kutsal bir günahı ifa etmeye önceden hazır olan Antigon, kız kardeşine karşı şu çarpıcı ifadeyi kullanır: “Ölülere yaranmak dirilerek yaranmaktan daha iyidir”. Burada bir hususu belirtmek de yarar var. Sofokles, Sofistlerin ve Sokrates’in etkisiyle eserlerinde işlediği bireysel eğilimi İsmene’nin zayıf karakterini kullanarak Antigon’un güçlü kişiliğini ön plana çıkarır. (6)

Takip eden süreçte Antigon söylediğini yapar ve kardeşi Polüneikes’in cesedinin yanına gider ve cesedin üstünü toprakla örterek birtakım dini ritüeller ifa eder. Sabah olunca durumu fark eden nöbetçiler bu durumun Kreon’a bildirilmesi amacıyla aralarında kura çekerler ve bir nöbetçi bu durumu Kreon’a arz eder. Kreon’un cevabı ise şu şekildedir “Benim emrimi bile bile bunu yapmaya hangi erkek cesaret eder?”.

Bundan sonra gün içerisinde bazı tetkikler yapılsa da bu işin sorumlusu bulunamaz. Tabi bu sırada cesedin üzerindeki toprak da dağıtılarak tekrar açık bir şekilde çürümeye bırakılmıştır.

Akşamüzeri Antigon mezarı süslemeye gittiğinde bu sefer nöbetçiler tarafından yakalanır ve Kreon’un huzuruna çıkarılır. Antigon suçunu inkâr etmeden başını dik tutar.

Kreon ve Antigon arasında geçen diyalog sırasında Kreon’un “Benim yani devletin ilan etmiş olduğu buyruğa rağmen bu suçu nasıl ifa edebildin?” sualine Antigon şu şekilde cevap verir: “(Senin) devletinin kanunları (tanrı) Zeus’un kanunlarından daha mı yüksek?”

Bu cevap üzerine dünyevi otorite ilahi otoriteye üstün gelir (!) ve Kreon yeğeni ve aynı zamanda oğlu Haimon’un nişanlısı olan Antigon’a dünyevi kurallara başkaldırması ve anarşi faaliyetinde bulunmasından ötürü zindana attırarak ölüme mahkûm eder bu sayede polis (şehir devleti) içerisindeki düzeni korumaya çalıştır.

Ancak bütün olayın maiyetini değiştirecek olan kör kâhin Teiresias ise olanları haber almış ve Kreon’un huzuruna çıkarak şunları söylemiştir:

  • Kâhin Teiresias: “Antigon’a vermiş olduğun bu ceza ile devleti doğru yönetmiş oldun ama Thebai’de bir süredir ilginç şeyler oluyor. Bugün kuşların inip kalktığı her zamanki yerimde oturuyordum ama birden alışılmadık kuş sesleri duymaya başladım. Kulak tırmalayıcı, barbarca seslerdi bunlar. Korkuyla bir kurban sunmak istedim ama kurban eti yanmakta olan sunak taşında alev almadı; çünkü Oidipus’un zavallı oğlunun ölüsünden kurdun kuşun koparıp getirdiği leş lokmalarıyla sunakların ve ocakların hepsi dolmuş durumda. Anladım ki şehir senin yüzünden bu illete tutulmuş. Bu yüzden hiçbir tanrı kurbanlarımızı kabul etmiyor. Onun için ölüyü rahat bırak. İnat etmekten vazgeç; yoksa tanrıların laneti senin üzerine olacak; çünkü ne senin ne de yer üstü tanrılarının, yer altı tanrılarının işine karışmaya hakkı var! Eğer vazgeçmezsen çok yakında hanenden bir erkek bir de kadın feryadı yükselecek.”

Bu açıklamadan sonra kâhin Teiresias saraydan ayrılır. Bu açıklamadan etkilenen Kreon (Koro’dan gelen serzeniş sonra) vermiş olduğu karardan vazgeçer ve Antigon’u zindandan çıkartmak ister ama Antigon çoktan intihar ederek Sokrates’in Savunması’nda (Apology) olduğu gibi kutsalı kutsal bildiği için şerefli bir ölümü seçmiştir.

Bunu öğrenen Haimon babasına çok öfkelenir ve kılıcı ile kendini öldürür. Akabinde Haimon’un annesi yani Kreon’un karısı Eurüdike de oğlunun ölüm haberini alınca intihar eder. Thebai’nin kurucusu Labdakos sülalesinin kaderine Moiralar (Antik Yunan’da Kader tanrıçaları) tarafından çizilen lanet serisi, kör kâhin Theireisas’ın kâhini ile doğrulanır. Kreon’un hanesinden bir erkek bir de kadın feryadı yükselir. Böylece, Kreon, geleneğe karşı gelmekle ilahi bir tokadı suratına yemiş olur… Bu sefer ilahi otorite dünyevi otoriteye galip gelmiştir.

Antigon’dan çıkarılacak dersler ve modern dönemdeki yansımaları

Antik Yunan’da yapılan çalışmaların günümüzde dahi incelenmelerinin en önemli sebebi bugünkü gerek düşük mahiyetli konuların (low politics) gerekse yüksek mahiyetli konuların (high politics) o zaman dahi tartışılmalarındandır. (7) Örneğin, Platon’un “Erdem nedir?”, “Ahlak nedir?”, “İdeal devlet nasıl olmalıdır?” gibi birçok diyalektik konusu o zaman olduğu gibi bugün de tartışılmaktadır.

Antik Yunan tragedyasının önemli eserlerinden biri olan Antigon’un davranışlarından ortaya çıkan ve modern dönem insanının da paylaştığı dört farklı kimlik türünün çatışması vardır. (8) Bunlar: Vicdan sorunu, Din sorunu, Aile sorunu ve Cinsiyet sorunudur.

  1. Vicdan sorunu ya da dünyevi ve ilahi otoritenin çatışması

Bu başlığı değerlendirmeden önce konuyla ilgili olarak otorite ve vicdan tanımlarına değinmek de fayda vardır.

Otorite nedir?

Bir kavram olarak “Otorite” çevrimiçi Oxford İngilizce sözlüğe göre şu şekilde tanımlanmıştır: (9)

  • “Emir verme, karar alma ve itaat altına alma gücü ya da hakkı.”

Bu tanımın ötesinde, siyaset teorisinin en merkezi konularından birisini teşkil eden otoritenin belli başlı üç tanımı vardır. (10) Bunlardan birincisi kavramın sözlük anlamı olup, “emretme veya nihai kararı verme hakkı”, ikincisi “başkaları adına konuşma veya eylemde bulunma hakkı veya yetkisi”, ve üçüncüsü ise “herhangi bir konudaki uzmanlığı” ifade eder. Çalışmanın ekseriyeti açısından ikinci tanım “başkaları adına konuşma veya eylemde bulunma hakkı veya yetkisi” daha çok göze batmaktadır.

Antigon’un mobilize ettiği eylem (Kreon’un kör kâhin Teiresias’a söylediği gibi) “Devlet, ona hâkim olanın değil midir?” diyen bir tiranın ve o tiranın ikame ettirdiği devlet zulmüne başkaldırıdır. Bu noktada siyasi iktidar ile otoritenin farklılaştığını belirtmekte yarar var. Oyun bağlamında düşünüldüğünde Kreon’un genel tavrı, kendisine verilen “başkaları adına konuşma veya eylemde bulunma hakkı veya yetkisini” toplum bağlamından çıkarıp siyasi iktidarını sorgulanamaz bir hale getirmeye çalışmasıdır. Yani, Antigon örneğinde Kral Kreon kendini devlet olarak görmektedir. Kendi emirlerine karşı gelinmesi onun otoritesini sarsmaktadır; çünkü onun zihninde otorite kavramı daha çok saygı ve üstünlük göstergesidir. Haliyle, bu durum kendi otoritesini sorgulanamaz kılmaya çalışan bir iktidar için rahatsız edicidir. Bugünden örnek vermek gerekirse Kreon bir modern zaman iş önderi, Antigon da kendi değerleriyle işyerinin talepleri çakıştığı için ne yapacağı konusunda ahlaki ikilemle karşı karşıya kalan bir işçi olarak görülebilir. (11)

Vicdan nedir?

İlahi kitap Kur’an-ı Kerim’de de birçok ayette (12) değinilen “Vicdan” kavramı çevrimiçi Oxford İngilizce sözlüğe göre şu şekilde tanımlanmıştır: (13)

  • “Bir insanın doğru ile yanlış fark edebilme iradesidir. Kişinin hareketlerine yön verir.”

Bu tanımlama dâhilinde eserin hiç kuşkusuz en didaktik unsurlarından bir diğeri kardeşlik bağından da öte bir insanın cesedinin açıkta kalmasını vicdanına sığdıramayan bir bireyin kendi iradesine göre fiiliyatta bulunmasıdır. Bu açıdan bakıldığında aslında basit bir sivil itaatsizlikten de öte, daha yüksek değerleri savunmak için ölümü gözüne olan bir “kadının” vicdan muhasebesidir. Antigon, Kreon’un emrine meydan okuyacağını ve kardeşini defnedeceğini söylediğinde aslında hala daha bugün “modern” insanın içinde bulunduğu siyasal yükümlülüğe karşı vicdan sorunu gün yüzüne çıkartır.

İki terimin ekseriyetinde bu kısım için bir kombinasyon yapmak gerekirse, Antigon bir yanda elindeki dünyevi otorite ile polis içerisindeki düzeni sürdürmeye çalışanların ve bu dünyevi otoritenin, insanın soyut manada sahip olduğu vicdan dünyasında her zaman bir karşılığı olmadığının savunanların hikâyesidir.

  1. Din sorunu ya da dünyevi kimlik ile ilahi kimliğin çatışması

Eserin günümüze hitap eden bir başka didaktik öğesi ise insanın dünyevi kimliği ile ilahi kimliğinin çatışmasıdır. Yani, Antigon’un “Sen (Kreon) istersen tanrıların kutsal yasalarına yüz çevir ama hiçbir kanun beni kendi kanunumdan alı koyamaz.” derken bir ilahi muhasebe yapmaktadır.

Kreon’a göre herkesin dünyevi yasaları uyma zorunluluğu vardır. Aksi takdirde bir anarşi ortamı çıkacaktır. Ancak böyle bir durumda siyasi anarşi yerine ilahi anarşi durumu ortaya çıkmaktadır. Yani, dünyevi kanunlara göre doğru olan bir şey tanrının kanunlarına uygun olmayabilir ve bu şekilde tanrı ile kul arasında bir anarşi ortamı çıkar. Peki, herkesin kendi dinini yaşadığı bir toplumda adalet nasıl sağlanır? Tabi ki toplumu ve toplumun değerlerini sekülerleştirerek (!). Ancak bu demek değildir ki dünyevi bir otorite olmasın. Herkesin farklı tanrıya inandığı ve haliyle her tanırının koymuş olduğu farklı kanunlar var iken bu kanunların ortak bir payda da kombine olması gerek. Buradan çıkarılacak sonuç, yeryüzündeki yasaların, daha yüksek konumda olan ilahi yasalar ve ebedi gelenekle uyum içinde olmalarıdır. Bireyin dünyadaki yasalara itaat yükümlülüğünü, yalnızca bu yasalar daha yüksek yasalarla uyum içinde olduğu zaman, söz konusudur. Eğer bunlar birbirleriyle çatışırlarsa, öncelikli yükümlülük daha yüksek yasadadır ki oyunun sonunda Kreon’un pes etmesi de ilahi hukukun galip geldiğini gösterir.

Bu kısım için bir sonuçlandırma yapmak gerekirse, Antik Yunan’ın Antigon’u, bugün insan eliyle sekülerleşen dünyevi kanunlar gibi vicdanın da sekülerleştirilmesi amaçlanan modern dönemin insanlarının muhasebesini yansıtmaktadır.

  1. Aile sorunu

Kreon’un müstakbel gelini ve aynı zamanda yeğeni olan Antigon’u işlemiş olduğu hatadan ötürü cezalandırmasının sebebi polis içerisindeki devlet düzenin en başında yer almasındandır. Bu durum, onun kişisel ailevi bağlılıklarından taviz göstermemesine sebep olmaktadır. Haliyle, onun kişisel ailevi bağlılıkları devlete olan yükümlülüklerinden dolayı daha önemli hale getirir. Aynı şekilde, Antigon’un kardeşinin cansız bedenine karşı göstermiş olduğu hassasiyet de onun ailevi bağlarından kaynaklanmaktadır.

Bugün içinde bulunduğumuz toplumdan bir örnek vermek amacıyla kardeşi uyuşturucu kullanan birisinin durumunu ele alalım. Hukuken kamu görevlilerine haber vermesi gereken kişi onu ele vermemek de hatta ona yardım ve yataklık etmesi ancak ailevi bağ ile açıklanabilir.

Peki, herkesi aile bağına önem verdiği bir toplumda kamu düzeni sağlanabilir mi? İşte bu yüzyıllardır tartışılagelen bir başka soru…

  1. Cinsiyet sorunu ya da kadının erkek otoritesine başkaldırısı

Oyundaki bir başka sorgulama, Batı siyaset felsefesinin dört düalizminden biri olan kadın – erkek çatışmadır. (14) O dönemin çoğu tragedyalarında olduğu gibi, toplumdaki korunmuş ya da dışlanmış statülerinden dolayı polise karşı yegâne bakış açısı ve meydan okumayı temsil edebilen kadınlara tahsis edilir. (15) Bu açıdan eserin bir başka didaktik özelliği kadının başkaldırısından ötürü feminizmin ilk hareketi olarak görülmesidir. Yani, Antigon, kadınların, karşı gelmeyi ve siyasal otoritenin yalnızca bir erkek alanı olmadığını da içeren de siyasal faaliyete bulunabileceğini gösterir.

Tüm eser boyunca Kreon’un ifadelerinden alınan bazı pasajlar bugün feministler tarafından sıklıkla kullanılan argümanlardır.

  • “… Benim emrimi bile bile bunu yapmaya hangi erkek cesaret eder …”
  • “… Hayatım boyunca hiçbir kadın çekip çeviremez beni …”
  • “… Eğer iktidardan düşmek kaçınılmazsa hiç olmasa erkek elinden olmalı. Kadınları söz sahibi yaptın, dedirtmem hiç kimseye…”

Günümüzden bakıldığında, aslında söz konusu durumun bir çelişki olmadığı, kadının toplumsal konumunun sadece gelenek tarafından değil, siyasi otorite tarafından da şekillendirildiği ve dolayısıyla Antigon’un bir erkeğe karşı çıkarak geleneğe mi siyasi otoriteye mi karşı çıktığının muğlaklaştığı tespit edilmiştir. (16)

Bu kısım için bir sonuçlandırma yapmak gerekirse, Sofokles’in Antigon’u, kadınların karşı gelmeyi ve siyasal otoritenin yalnızca bir erkek alanı olmadığını da içeren de siyasal faaliyette bulunabileceğini gösterir. (17)

Sonuç

Antigon ve Antigon tarzı eserler, birliği tehdit eder görünen çok sayıdaki siyasal sorunları ve çatışmaları gündeme getirmek ve aydınlanmak için retorik ve teatral durumları kullanma çabalarının bir ürünüdür. (18) Yani, Antik Yunan dönemi tragedya örneği olan Antigon’un kardeşini gömme tutkusu ve akabinde gerçekleşen olaylar aslında 2 – 3 günlük bir süreyi kapsasa da Antigon bugün modern dönem insanoğlunun sıklıkla karşılaştığı vicdan, otorite, aile bağları gibi birçok ikilemin Antik Yunan’daki örneğidir. Bu ikilemler kadar kadının erkek üstünlüğüne karşı göstermiş olduğu dirayet ile de gerek pre-modern (modern öncesi) gerekse modern dönem feministler için önemli bir figürdür. Bunun yanı sıra, gücü elinde bulunduran halkı yönetme gayesi ile belirli mevkilere gelen yöneticilerin bu güçten aldıkları ivme ile gücü nasıl bir tehdit ve şantaj maşası olarak kullanmaları adına önemli bir örnektir.

Sokrates ile yeni bir döneme giren Antik Yunan filozoflarının üzerinde tartıştıkları birçok sorunun ve konunun tarih boyunca sadece format değiştirerek bugünlere gelmesi aslında insanlık tarihinin dipsiz bir kuyu olmasındandır.

Hacı Mehmet BOYRAZGediz Üniversitesi – Uluslararası İlişkiler Bölümü, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi

7 Kasım 2014

Kaynaklar, Referanslar ve Dipnotlar

Ana Kaynaklar

  • “Antigon”, Sophokles, Türkçeye çeviren Ari Çokona, İş Bankası Kültür Yayınları/ Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi, 2014.
  • “Mitoloji Sözlüğü”, Azra Erhat, Remzi Kitapevi, 2004.

Referanslar ve Dipnotlar

  1. “Antigone’nin İki Farklı Yorumu”, Dilek Zerenler, Türkiye Araştırmaları Dergisi, sayfa: 264 – 265.
  2. http://www.bilgicik.com/tag/tragedya-nedir/ (son erişim: 01.11.2014)
  3. kafkas.edu.tr/upload/225/Antigone1.doc (son erişim: 01.11.2014)
  4. kafkas.edu.tr/upload/225/Antigone1.doc (son erişim: 01.11.2014)
  5. kafkas.edu.tr/upload/225/Antigone1.doc (son erişim: 01.11.2014)
  6. “Antigone’nin İki Farklı Yorumu”, Dilek Zerenler, Türkiye Araştırmaları Dergisi, sayfa: 266.
  7. Bu cümlede geçen “high politics” kavramının tam çeviri anlamı yüksek politika anlamına gelse de burada “yüksek mahiyetli” kavramı kullanılmıştır. Aynı cümlede geçen “low politics” kavramının tam çeviri anlamı ise düşük politika anlamında gelse de burada “düşük mahiyetli” kavramı kullanılmıştır.
  8. “Siyasi Düşünce Tarihi”, Donald G. Tannenbaum ve David Schultz, Türkçeye çeviren Fatih Demirci, Adres Yayınları, 2013, sayfa: 47.
  9. http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/authority (son erişim: 01.11.2014)
  10. “Siyaset Teorisinde ‘Otorite’ Kavramı”, Dr. Hüseyin Bal, Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 9/2 Winter, 2014, Ankara, sayfa: 247
  11. “Siyasi Düşünce Tarihi”, Donald G. Tannenbaum ve David Schultz, Türkçeye çeviren Fatih Demirci, Adres Yayınları, 2013, sayfa: 47
  12. İçerisinde “Vicdan” geçen Kur’an-ı Kerim ayetleri: EN’AM 6/24: “Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gitti.”; TEVBE 9/118: “Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah’tan kurtuluşun, ancak Allah’a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tövbekâr olmaya muvaffak kıldı da tövbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tövbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.”; RA’D 13/19: “Şimdi Rabbinden sana indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen bir kimse, kör olan bir kimse gibi olur mu? Fakat bunu ancak üstün akıllı ve temiz vicdanlı kimseler idrak ederler.”; ENBİYA 21/64: “Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: Doğrusu siz haksızsınız.”; NUR 24/12: “Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, ‘bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi?”; NEML 27/14: “Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!”
  13. http://www.oxforddictionaries.com/definition/english/conscience (son erişim: 01.11.2014)
  14. Diğer düalizmler: Birey – Topluluk, Kamu – Özel ve Zengin – Fakir (Ezen – Ezilen)
  15. taskıslasahnesi.net/2011/04/antigone (son erişim: 01.11.2014)
  16. taskıslasahnesi.net/2011/04/antigone (son erişim: 01.11.2014)
  17. “Siyasi Düşünce Tarihi”, Donald G. Tannenbaum ve David Schultz, Türkçeye çeviren Fatih Demirci Adres Yayınları, 2013, sayfa: 51.
  18. “Siyasi Düşünce Tarihi”, Donald G. Tannenbaum ve David Schultz, Türkçeye çeviren Fatih Demirci Adres Yayınları, 2013, sayfa: 45.

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir