Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrasya Enerji Hatları ve Türkiye

1990’dan sonra tek kutuplu duruma gelen dünyamızda, ABD’nin kendi çıkarları uğruna dilediği gi bi, dilediği ülkeye saldırmasında adeta bir kamuflaj aracı gibi kullanılan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin(GOP) ardında yatan esas yaklaşımının gün geçtikçe açığa çıkması, söz konusu bölgenin bizim coğrafyamız olması açısından geleceğimizi etkileyebilecek bir olgu. Fas’tan Çin sınırına kadar uzanan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’nin kapsadığı jeopolitik bölgenin bir rastlantı eseri olarak mı hep enerji kaynakları açısından zengin olması söz konusu. Yoksa amaç salt enerji kaynaklarını güvence altına alıp Amerikalılara ucuz doğal kaynak mı sağlamak. Dünyada ispatlanmış petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 70’inden fazlasını içeren Ortadoğu ile uzantısı olan Kafkaslar ve Orta Asya ABD ve tüm Batı için olağanüstü stratejik bir öneme sahiptir. Ancak, bölgede var olan, köktendinci akımlar, terör örgütleri, kitle imha silahları, uyuşturucu, silah ve insan kaçakçılığı yapan örgütlü suç şebekelerinin, ABD ve Batı çıkarlarına yönelik tehditler üretmesi olgusu da bundan rahatsız olan Amerikan sermayesinin eline bu yerlere ucuz enerji elde edebilmek amacına dönük olarak el koyma gerekçelerini de ortaya çıkarmıştır.

BOP’un mucitlerine göre, bu unsurların ortaya çıkmasının ve taraftar toplamasının asıl nedeni, bölge halklarının içinde bulundukları olumsuz ekonomik ve sosyal koşullar ile, bölgede varlığını sürdüren antidemokratik rejimlerdir. Bu rejimlerin bulundğu ülkelere müdahale edilmeli ve halkları özgürlüğe kavuşturulmalıdır.Bunun için bir dizi önlem gerekir. Özellikle petrolün bol olduğu İslam Dünyası’na karşı, ekonomik kalkınmayı, eğitimi ve iletişim olanaklarını da içeren “topyekun” bir demokratikleşme ile bu ülkelerin bütün bu sorunları çözülebilir diyen GOP mucitleri, ABD ordusunu boyunu aşan işlere sokmuşlardır. Raunda ve Sudan’da bir milyona yakın insan katledilirken kılı kıpırdamayan GOP mucitleri buralara sosyal düzen ve demokratikleştirme götürmeyi düşünmezlerken, Irak ve Afganistan’ı demokratik rejim kurma vaatleriyle işgal etmişler ve bu ülkeleri içinden çıkılamayacak bir geleceğe ve parçalanmaya hazırlamışlardır. Raunda ve Sudan’da önemli petrol yatakları söz konusu olmuş olsaydı bu ülkeleri de işgal edecek olmaları olgusu çelişkilerinin ve demokrasiye verdikleri önemin göstergesidir. Kaldı ki son bir yıldır sözde GOP’dan da pek söz edilmektedir. Çünkü Irak işgal edilmiş, petrol ele geçirilmiştir.

Şimdi başka gerekçelerle çevremizdeki öteki ülkeler hedeftedir. Bizi çok ilgilendiren ve gelecekte, AB sevda ve rüyasının boş olduğu ortaya çıkınca dönüp bakacağımız Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve özellikle Kafkas coğrafyası bu hedefin içindedir. Çünkü, ABD petrol odaklı egemenliğini Brezinski’nin Ortadoğu’dan başlayarak Hazar çevresine uzanan petrol politikası ile yaymak istiyor. “Petrolü kontrol eden devletleri, suyu kontrol eden halkları kontrol eder” anlayışıyla bugünün petrol, yarının su zengini Hazar çevresi de birer birer ABD kontrolü altına alınmak istenmektedir.

Hazar’ın Önemi
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin gelecekte bizim için her halde çok daha önem kazanacak bir cazibe ve hatta siyasal, ekonomik işbirliği merkezi olma durumu, bu bölge ile aramızda köprü konumunda olan ve temelde bizim doğal siyasal aktör olduğumuz Hazar’ın batısı ve doğusunun bizim için ifade ettiği stratejik önemi de ortaya koymaktadır. Bizim son yıllarda siyasal olarak ihmal ettiğimiz bu coğrafya, ABD, AB, Çin ve Hindistan için giderek özel önem kazanmaktadır. Çünkü enerji kaynakları buradadır. Enerjisinin yüzde 80’ini ithal etmekte olan AB için bu bölgeden çıkan doğalgaz ve petrol giderek hayati olmaktadır. Bu bağlamda Hazar ve çevresinin önemini şu noktalarda da vurgulayabiliriz:
-Hazar Bölgesi dünya enerji temininde yeni bir merkezdir,
-SSCB dağıldıktan sonra Hazar bölgesinde şimdilik hiçbir gücün üstünlüğünün kesinleşmemiş olması da bir olgudur.

Bu nedenle; 15 kadar ülkeden dünyanın en büyük 25 kadar petrol şirketi bölgede aktör durumundadır. Bunlar bölgeye 70 milyar doların üzerinde yatırım yapmışlardır ve bu nedenle bölge uluslararası şirketlerin çıkarlarının kesişme noktası haline gelmiştir. Şimdi sorun, bölgede çıkan petrol ve doğalgazın çoğunluğu Batı Avrupa’da olan tüketici ülkelere nasıl götürüleceğidir. Bu amaçla, ekonomik ve siyasal kaygılar da önemli bir şekilde göz önüne alınarak çeşitli boru hatları projelendirilmektedir. Bu hatlarla ilgili geleceğin büyük oyuncuları kısmen bellidir. Küresel sermayenin başı çektiği yatırımcılar arasında oyunun kuralları ve paylaşım ölçüleri belli olmuşsa da hala çözülemeyen sorunlar söz konusudur. Şu günlerde siyasal ve coğrafi açıdan, bu bölgenin eski egemen gücü, Rusya Federasyonu jeopolitik konumunun avantajını da kullanarak daha çok pay istemektedir.

ABD’nin “Kafkaslar’daki Büyük Satranç” oyunundaki hamlelerini zayıflatmak isteyen Rusya Federasyonu’nun Hazar ve Hazar’ın özellikle batısında, Kafkaslar’da etkinliğini sürdürmek istemesinin yanı sıra, son zamanlarda dünyada tam olarak yerleşemediği nadir denizlerden olan Karadeniz’de de bayrak göstermek isteyen ABD’nin gücünü engelleme konusunda da girişimleri vardır ve bu konuda Türkiye’yi müttefik olarak yanında görmek istemektedir.

Hazar Denizi üzerindeki mücadelede ABD, Azerbaycan ve Kazakistan ile Hazar Muhafız Gücü(Caspian Guard) isimli bir kuvvet oluşturup Kitle İmha Silahları(KİS) ve teröre karşı mücadele bahanesiyle bir bakıma İran’ın buradaki etkinlik çabalarını hedef alan ABD aynı zamanda Rusya’yı da dirsek temasıyla kontrol altında tutmak istemektedir. Hazar Denizi’nde iki modern firkateyn, 12 devriye gemisi ve öteki yardımcı gemilerden oluşan deniz gücü ve bölgedeki hava üslerindeki uçak ve helikopterlerle bölgenin en önemli askeri gücü olan Rusya Federasyonu’na karşı oluşturulmaya çalışılan ABD askeri varlığı, Bakü’deki Hazar Muhafız Gücü Komutanlığı emrinde kurulacak radar sistemleriyle de İran ve Rusya’ya karşı buradaki ABD varlığını sağlayacaktır.

Buna karşı Rusya da bütün Hazar ülkeleriyle Hazar Gücü(CASFOR Force) adlı bir kuvvet oluşturup etkin deniz gücünü siyasi ittifaklarla pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Hazar ve çevresinde bu şekilde ortay çıkan iki ülke mücadelesini ana amacı ise doğal kaynaklar üzerindeki kontrol gücünü ötekine kaptırmamaktır. Bu noktada ABD’nin amacının Rusya’nın Hazar egemenliğine son vermek olduğu ortaya çıkmaktadır. Gönül ister ki Türkiye de burada daha etkin bir konumda ve uzun vadede bizim üzerimizden bu bölgeden taşınacak petrol ve doğalgazın başlangıç noktasında söz sahibi olsa ve kendi enerji gereksinimini güvence altına alabilecek siyasal girişimler sergilese. Çünkü askeri gücü ve bölgedeki etkinliği nedeniyle bölgenin boru hatlarının korunmasında Türkiye’ye her zaman ihtiyacı olacaktır ve Türkiye’nin de bundan yararlanması kendi çıkarlarına olacaktır.

Enerji Kaynakları Merkezi Olarak Avrasya
Bu bağlamda ve coğrafi anlamda dar bir kapsamda Avrasya olarak ele alacağımız Hazar ve çevresinde, en önemli aktörlerden Türkiye’nin stratejik olarak ve enerji kaynakları açısından da geçmişte ve bugün için şu üç önemli özelliğine de değinmekte yarar vardır. Türkiye,
– Orta Doğu ile Sovyetler Birliği arasında bir kale gibi durarak petrol zengini bu bölgeyi SSCB’ye karşı korumuştur,
– Hazar havzasına yakınlığı, etnik, siyasi, kültürel, ekonomik ve dini gibi etkenlerle dünyadaki en önemli ikinci havza olmak yolundaki bu bölgedeki en güçlü ve doğal aktörlerdendir,
– Hazar’la beraber Karadeniz’i ve transit geçişleri kontrol etmektedir.

Bu özelliklerini iyi kullanabilen bir Türkiye’nin Akdeniz kıyılarına da sahip olması nedeniyle vazgeçilmez coğrafi üstünlüğü onu transit geçişten hem zaman içinde para kazanacak duruma getireceği gibi de zaman zaman kıtlaşan petrol ve doğalgaz gereksinimini de güvence altına almasını sağlayacaktır. Bu coğrafyadaki en güçlü orduya sahip olması da avantajlarını arttırmaktadır. Güvenlik faktörüyle beraber bütün bu nedenlerin bir bileşkesini göz önüne alan ABD’de Rusya’nın bütün engelleme çabalarına karşın Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının inşa edilmesinde ağırlığını koydu. Bu büyük kapasiteli boru hattının inşasıyla beraber, Boğazlar’ın geçiş sorunlarıyla esasen giderek sıkıntıya giren Rusya Federasyonu’nun da direncinin kırılması ve Türkiye’nin coğrafi gerçeklerini kendi çıkarları açısından realist bir şekilde değerlendirmesiyle Türkiye’nin ele geçirmiş olduğu avantaj giderek önem kazanmaktadır. Hatta Rusya’nın Türkiye’yi boru hatları konusunda en önemli seçenek olarak ele almaya başlaması, ABD’nin boru hatları konusunda hiçbir ülkeyi tek seçenek haline getirmeme politikası ile çelişkiye düşmüş ve şimdi de bizzat ABD, Türkiye’den geçirilebilecek yeni boru hattı projelerine karşı pozisyon almaya başlamıştır.

Hazar Ülkeleri Ve Enerji Kaynakları
Hazar kıyısı ülkeleri olan Azerbaycan, İran, Kazakistan, Rusya ve Türkmenistan’ın ispatlanmış petrol rezervi 4,5 milyar ton, muhtemel rezervleri 18 milyar tondur. Bu ülkelerin 2005’de 52 milyar ton, 2010’da 140, 2015’de 215 milyon ton ihracat yapmaları beklenmektedir. 2015’de Hazar bölgesi günde 4,7 milyon varil petrol üretip çoğunu ihraç edebilir duruma gelecektir ki bu da, Suudi Arabistan’ın 7,6, İran’ın 3,5; ABD’nin günlük 1,9 milyon varil petrol ihraçları göz önüne alındığında hiç de küçümsenecek bir miktar olamayacaktır.

İşte dünyanın bu büyük rezerv havzasının birçok kriter esas alındığında ağırlıklı olarak bizim üzerimizden batıya gitmesi gereği bu şekilde ortaya çıkmaktadır. Yine dünyanın en büyük doğlgaz üreticileri olan Rusya ve İran’ın doğalgazı için de büyük ölçüde aynı durum söz konusudur. Kerkük-Yumurtalık hattı ile gelen Irak petrolü dışında Arap Körfezi petrolünün bizle alakalı olmaması bizim özellikle Hazar Petrolleri ve Rus, İran doğalgazının transit hattı olacağımızı göstermektedir. Hazar bölgesindeki petrol nakli amaçlı hali hazır boru hatları; Tengiz(Kazak)-Novorossisk (1580 km. uzunlukta) 26 mil./ton/yıl kapasiteli ve Atırau-Samara (Rusya içinde) 15 mil./ton kapasitelidir. Bunların Avrupa’ya değil de Rusya’ya dönük taşıma sağlamaları ve özellikle AB ülkelerine bir fayda sağlamamaları gerçeği devreye girecek olan 50mil./ton kapasiteli Bakü-Tiflis-Ceyhan (1730 km) hattını ön plana çıkarmaktadır. Yine, Bakü-Tiflis-Ceyhan’a Kazak petrolünün ulaştırılması projenin genişlemesi de söz konusudur ve bu konuda Aktau(Kazak- Bakü) hattının yapılması kararlaştırılmıştır.

Hazar Çevresi ülkelerden yapılması düşünülen ve sürdürülen diğer projeler ise,
Kazakistan-Türkmenistan-İran (1440 km) petrol boru hattı (25 mil./ton). Proje halinde. Kazakistan-Çin (3000 km) petrol boru hattı (20mil./ton) inşa halinde.
Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hattı. (İnşa edilecek)
Karadeniz’den Batı Avrupa’ya Boğazlar’ı bypass eden diğer boru hattı seçenek ve projeleri ise:

Burgaz (Bulgaristan) – Dedeağaç(Yunanistan) (350 km) 30 mil./ton. Proje safhasında
Burgaz-Vlore (Arnavutluk) 35 mil./ton. Proje safhasında.
Bakü-Supsa (Gürcistan) 6 mil./ton. Çalışmaktadır.
Odesa-Brodi (Ukrayna içinde) 40 mil./ton olarak çalışmaktadır.
Ayrıca Karadenizde yine,
Bakü-Novorossiyk (Rusya),
Tengiz(Kazakistan)- Novorossiyk,
Bakü-Mohaçkale(Kafkasya)- Novorossiyk hatları da mevcuttur ve bunların hepsi gemi taşımacılığına dönük olarak Kazak ve Azeri petrollerini Karadeniz’e indirmektedir.

2015 yılında Hazar kıyısı ülkelerin petrollerinin toplam 150 milyon tonu Karadeniz limanlarına boru hatları ile ulaşacak iken bunun ancak 60 mil./tonu gemi ile Boğazlar’dan geçerek dış pazarlara ulaştırılabilecektir. Kalan yaklaşık 90 milyon ton miktarındaki petrol ise gemi ile Bulgaristan’a taşınacak ve Bulgaristan çıkışlı boru hatları ile Avrupa’ya ulaştırılacak veya çoğaltılacak Türkiye geçişli boru hatlarıyla Akdeniz’e indirilecektir. Bu durumda Novorossiyk petrolünün de gemiyle Samsun’a getirilip Ceyhan’a ulaştırılması söz konusu olabilecektir.

Türkiye’nin Transit Ülkesi Olması Ve Önemi
Bütün bu tespitler ışığında Türkiye’nin özellikle önümüzdeki on yılda petrol ve doğalgaz ulaşımında dünyanın önemli transit ülkelerinden biri olması kaçınılmazdır. Türkiye’nin bu konumunun çıkarları açısından optimum noktaya getirilmesinde siyasal ilişkilerinin önemi ve geleceği ortadadır. AB ve ABD’nin demokratik açıdan istikrarlı bir ülke oluşumuza ve askeri gücümüze güveniyor olmaları boru hatları konusunda Türkiye’nin en önde gelen seçenek olmasını sağlamışsa da, yine özellikle ABD’nin enerji hatlarını çeşitlendirmek istemesi, belki de bir bakıma bu konuda tek seçenek olmamızı engelleyecek bir durum da yaratabilecektir. Ayrıca gelecek günlerde Karadeniz’in kontrolü konusunda ABD ile ilişkilerimizin engebeli bir yola girebileceği gerçeği de boru hatlarının geleceği konusunda Amerikan stratejisini etkileyebilecektir.

Bu bağlamda, dünyanın önde gelen doğalgaz ve petrol üreticisi İran ile ilişkilerimizin geleceği bizim açımızdan olduğu kadar İran için de önemli olacaktır. Türkiye’nin transit ülke ve boru hatları terminali olma konusunda gün geçtikçe artan özelliği İran’ı da boru hatları seçeneklerini çeşitlendirmek açısından Türkiye’yi kullanma mecburiyetinde bırakabilecektir. Ancak bu noktada, İran politikasının daha uzun bir süre izolasyona dönük olacağı düşünülecek bir ABD’nin, İran boru hatlarının Türkiye’den geçmesi konusunda çeşitli zorluklar çıkarması da beklenmelidir.

Doğalgaz Ve Boru Hatları
Halen Türkiye’ye, Rusya’dan Mavi Akım ile İran’dan da Erzurum’a boru hatları ile doğalgaz gelmektedir. Yapılmakta olan ve Şahdeniz doğalgazını Bakü-Tiflis-Erzurum hattında taşıyacak olan proje 2006 sonunda faaliyete geçecektir. Özbek ve Kazak doğalgazlarının da ilerde buradan sevki söz konusudur. Özellikle Yunanistan’ın Hazar çevresinden gelecek doğalgazın kendisine Türkiye üzerinden ulaştırılması konusunda ilgisi büyüktür. ABD kabul ederse Türkmen gazının da bu Şahdeniz hattıyla bağlantılı olarak Yunanistan üzerinden Avrupa’ya, İtalya, İspanya ve Portekiz’e gitmesi de söz konusudur. Yunanistan’ın bu hevesinin bize bu konuda bir üstünlük ve kontrol sağlayacağı da yanlış olmayacak bir stratejik yaklaşım olacaktır. Yine Türkiye kendine ulaşan doğalgazın Bulgaristan üzerinden Romanya, Macaristan, Avusturya Doğalgaz Hattı Projesi ile ve Adriyatik Geçişli İtalya ulaştırılmasını da düşünmektedir. Bu noktada sağlam bir doğu-batı enerji politikamızla Avrupa’ya açılımımız ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerde bir avantajımız da söz konusu olabilecektir. 2020’lerde AB doğalgaz ihtiyacının % 70’inin ithalatla karşılanacak olması, Avrupa için gaz taşıma stratejisinin birden fazla açılım üzerinde durulmasını gerekli kılmaktadır. Özellikle Nabucco Projesi(Türkiye-Bulgaristan-Romanya-Macaristan-Avusturya boru hattı) ile Türkiye Avrupa’nın eskiden SSCB’ye karşı güvendiği bir askeri güç iken şimdi bir boru hatları transit ülkesi olarak önemi konuma gelecektir. Esasen AB birçok kriterin yanı sıra bu hususu da göz önüne almış olduğundan Türkiye’ye net bir şekilde seni AB’ye almam diyememektedir.

Türkiye’nin Ulusal Çıkarları
Bütün bu gerçek ve beklentilerin ışığı altında Türkiye bu projeleri öncelikle kendi çıkarları için desteklemeli ve oluşmaları için çaba göstermelidir. Ancak bu projelerin hayata geçirilmesi yönünde maalesef bir süredir ihmal etmiş olduğumuz bütün Hazar ülkeleriyle geleneksel bağlarını arttırmak ve kuvvetlendirmek için özel bir çaba göstermeye mecburdur. Transit ülke konumunu kazanma olgusu yanı sıra, Türkiye’nin birincil enerji ihtiyacının 1988’de 77 milyon/ton 2020’de 300 milyon ton olacağı gerçeği de göz önüne alınmalıdır. Güvenilir ve çeşitli kaynaklara sahip olmamız stratejik açıdan çok önemlidir.

Türkiye coğrafi konumu ve istikrarlı bir ülke olması avantajını özellikle kendi çıkarları açısından kullanmalıdır. Geçmişteki İpek Yolu üzerinde olmamız özelliğimizin bugün de canlandırılarak değerlendirilmesi önemlidir. Ceyhan Limanı’nın deniz limanı olması ve çok büyük gemilere elverişliliği, Boğazların bizde olması ama geçişe elverişsizliği, Karadeniz’in hava şartları açısından uygunsuzluğu Türkiye üzerinden geçecek boru hatlarını uygun kılmaktadır. Karadeniz’den bugün yılda 4500 tanker geçerken bunun önümüzdeki yıllarda 12.000’in üzerine çıkacağı gerçeği ve yaratacağı tehlikeler Montrö Anlaşması’nın bize geçişleri düzenleme konusunda tanımış olduğu haklar üzerinde direnmemizi zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin giderek bizi ön plana çıkarmakla beraber birçok noktada zorlayacak olan petrol ve doğalgaz nakli hususunda avantaj ve olası sorunlarının bir muhasebesini yaparak, gelecekteki çıkarlarını jeopolitik avantajlarını da değerlendirip kullanarak dimdik bir duruş sergilemesi ulusal çıkarlarımız açısından yaşamsal önem arz etmektedir.

Yazar: Ali Külebi

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=366&sayfa=6

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Nationalism in Russia After Crimean Crisis

Becoming an arena of serious struggle for influence between great powers, Ukraine has been main …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret