Güncel Yazılar

Avrupa Birliği Mardin Gençlik Forumu

Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Avrupa Birliği Gençlik Forumu tarafından gerçekleştirilen “Haklarım ve Kimliğim” adlı forum Türkiye’nin 4 bir yanından üniversite öğrencilerinin katılımı ile birlikte 13-15 Mayıs tarihleri arasında Mardin de gerçekleştirildi. Aktif olarak katılmış olduğum forumda başta kimlik olmak üzere Türkiye’deki kültür mozaiğini ortaya koyan birçok konu gerek teorik gerekse de pratik olarak gençler tarafından tartışıldı. Forumun ilk günü tamamen teorik tartışmalara ayrılmakla birlikte, alanında öncü konuşmacılar tarafından kimlik konusu ele alınarak, teorik bir biçimde foruma katılan gençlere temel bir bilgi verilmesi amaçlandı.

Öncelikle, Türkiye ve AB ilişkilerinden Sorumlu Avrupa Parlamentosu Temsilcisi Sayın Andre De Munter tarafından oldukça kapsayıcı ve olumlu bir konuşma gerçekleştirildi. Daha sonra ise Gazi üniversitesinden Sayın Prof. Dr. Hakan Taşdemir, AB ile Türkiye ilişkileri ve İnsan hakları olmak üzere başlıca temel konular hakkında bilgi sahibi olmamızı sağladı. Bahçeşehir Üniversitesinden Sayın Prof. Dr. Nilüfer Narlı yerel ve ulusal kimliklerin AB için ne ifade ettiği konusu hakkında yaptığı konuşmada Cosmopolitanizm üzerinden bir değerlendirme yaparak konuyu bu açından ele aldı. Son olarak ise, Maltepe Üniversitesi’nde Sayın Prof. Dr. İoanna Kuçuradi Kişisel Kimlik hakkında oldukça detaylı ve mükemmel bir konuşma yaptı. Ardından foruma katılan öğrencilerin dahil olduğu çalışma grubu oluşturularak, AB açısından farklı şekillerde ele alınan kimlik konusu tartışıldı ve her çalışma grubundan bir sunum yapılması istendi. Zaman kısıtlı da olsa oldukça başarılı sunumlar ortaya çıktı.

Dayrulzafaran-ManastiriForumun son günü birbirinden oldukça farklı, renkli katılımcıların yer aldığı bir oturum gerçekleştirildi. Avrupa Birliği Delegasyonu Başkanı Sayın Stefano Manservisi açılış konuşmasında Türkiye ve AB ilişkilerine değindikten sonra kimlik üzerine oldukça keyifli bir konuşma gerçekleştirdi. Daha sonra ise katılımcıların konuşmalarına odaklanarak oldukça güzel bir soru cevap oturumu düzenlendi. Ancak soruların konuşmalardan öte yanlış tasarlanması tartışmanın odağının bir türlü yakalanmamasına neden olmakla birlikte, Sayın Kaan Yakuphan modaratörlüğündeki soru cevap oturumu oldukça başarılı bir şekilde yönetilerek ana konunun dışına çıkılmamasını da sağladı. Katılımcılar arasında ünlü yönetmen Ezel Akal’ın yanı sıra Protestan Kiliseleri Birliği Genel Sekreteri Umut Şahin, Mor Gabriel Manastırından Samuel Aktaş, Dayrül Zarafan Manastırından Saliba Özmen, Ünlü Jazz solisti ve sanatçısı Sayın Yıldız İbrahimova, Afro – Türk Vakfı Başkanı Mustafa Olpak, Mardin Süryani Cemaati Rahibi Sayın Gabriel Akyüz ve LGBT temsilcisi Sayın Boysan Yakar bulunmaktaydı. Katılımcılar tarafından yapılan konuşmaların ana noktasını kimlik oluşturmakla birlikte, ünlü katılımcılar kendi hayatlarındaki somut olaylardan yola çıkarak kimlik üzerine olan olumlu ve olumsuz deneyimleri hakkında konuşmalar yaparak bizi bilgilendirdiler.

Forumun sonu geldiğinde ise bizim açımızdan tüm konuşulanların adeta bir özetini yapan Mardin’in eşi benzeri olmayan tarihsel zenginliği ile baş başa kaldık. Forum tarafından düzenlenen Mardin Kültür Gezisi, bu şehrin ne kadar büyülü  ve kültürel açından ne kadar zengin olduğunu gözler önüne serdi.

Kirklar-KilisesiKültür Gezisinde ilk durağımız Süryani Kadim Kırklar Kilisesi oldu. M.S. 569 yılında inşa edilmiş olan bu kilise her şeyi ile büyüleyici bir yapıya sahip. Kadim Kırklar Kilisesi Baş rahibi Sayın Gabriel Akyüz, kilisenin tarihi hakkında oldukça güzel bir konuşma yaptı. Mor Behnam ve kardeşi Saro adına inşa edilen kilisenin oldukça ilgi çekici de bir öyküsü var. 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından Hristiyanlara uygulanan baskı, 40 askerin isyan etmesine ve bu askerlerin daha sonra tutuklanarak Sivas’a sürgün edilmesine neden olur. Sivas’a sürgün edilen askerler Sivas’ta bir buz göletinin içine atılırlar ve gece yarısı olduğunda buz göletinin üstünde bir ışık belirir. Sabahleyin donarak hayatını kaybeden askerler, Hristiyan dünyasınca şehit olarak kabul edilir ve dünya’nın değişik yerleri olmak üzere hayatını kaybeden 40 asker anısına isimleri verilmektedir. Mardin’e giderseniz Kadim Kırklar Kilisesi’ne mutlaka uğrayın. Kilise hem geziye hem de ibadete açık olmakla birlikte bir Metropolitlik Kilisesi.

Kültür gezisinde ikinci durağımız, Dayrulzafaran Manastırı. Ancak manastıra giderken geçtiğimiz yollar bile o kadar etkileyici ki hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışıyoruz. 20 – 25 dakikalık bir otobüs yolculuğundan sonra Dayrulzafaran manastırına geldikten sonra, etrafımızı çevreleyen dağlar hakkında Gezi Rehberimizden oldukça önemli bilgiler ediniyoruz. Çok şanslıyız ki rehberimiz oldukça bilgili. Manastırı etrafını çevreleyen dağlar üzerine inşa edilmiş olan yapılar hakkında bilgi alıyoruz ve Roma İmparatorluğu döneminde Hıristiyanlığın yasak bir din olması bu dine mensup kişilerin baskıdan ve zulümden korunmak için dağlara, insanların zor ulaşabilecekleri yerlere kilise ve manastırlar inşa etmelerine neden olduğunu öğreniyoruz. Yaşayan bir manastır olan Dayrulzafaran Manastırı’na gitmeden önce çeşitli yöresel eşyaların, Mardin’e ait kahve ve sabunların satıldığı oldukça güzel ufak bir çarşıdan geçiyorsunuz, hatta manastırın içine girmeden önce çay ve kahve içebileceğiniz bir dinlenme alanı bile bulunuyor. Manastıra doğru giderken bir tarih kitabı okur gibi yavaş yavaş sayfaları çeviriyorsunuz ve Mardin’in o büyüleyici yapısı sizi ele geçiriyor. Manastırın kapısına vardığınızda ise gerçekten oldukça büyük bir heyecana kapılıyorsunuz. Dayrulzafaran Manastırının kapısından içeri girdikten sonra rehberimiz bizi iki gruba ayırıyor ve önemle belirtiyor “Manastır halen yaşayan bir manastır olduğu için lütfen ses çıkarmamaya özen gösterin ve tek sıra halinde ilerleyin” rehberimizin haklı olduğunu manastırın içine girdikten sonra anlıyoruz, yer altında bulunan bir tapınağa indiğimizde oldukça dar ve ulaşılması gerçekten zor olan bir yoldan geçiyoruz. Manastırın iç mimarisi o kadar büyüleyici ki kendinizi bir tarih belgeselinde sanmamanız olanaksız.

Manastırın dar yollarını geçtikten sonra yapılan bir tapınağa ulaşıyoruz ve rehberimiz konu hakkında bize oldukça yararlı bilgiler veriyor. “Süryaniler İsa’ya ilk inanlardır. İsa’ya inanmadan önce süryanice şamşu ya da antik akad ismiyle şamaşan günümüz arapçası ile şems’e yani Güneş’e inanırlardı.”

Tapınağın bulunduğu yerde ufak bir pencere bulunuyor ve bu pencere doğu’ya bakmakta. Doğuya bakmasının da çok özel bir anlamı mevcut. Güneş ışıkları bu pencereden içeri girdiğinde ve yere düştüğünde, iman edenler kurbanlarını keser ve tanrı şamaşan’a dua ederlermiş. Hz. İsa’ya iman edenler daha sonra zülme maruz kalmaları nedeniyle tapınaklar boşaltılmış ve daha önce bahsetmiş olduğum dağlardaki manastırları inşa etmek zorunda kalmışlar. 5. yüzyılda da Sasani tehlikesinden dolayı Roma İmparatorluğu Hıristiyanlığı resmi din olarak ilan ettikten sonra dağda yaşayanlar dağlardan iner ve tapınağın üstüne kilise inşa ederler.

Hıristiyanların en büyük ibadet günü olan “pazar” günü ingilizce olarak “Sunday”, güneş günü en büyük ibadetin yapıldığı gündür. Tüm dinlerin başlangıcı olarak kabul ettiğimiz peygamber Hz. İbrahim’in ortaya çıkışı ise M.Ö 2000. yılda Babil’den Kuzeye doğru büyük bir göç başlaması ile gerçekleşir ve Harran’a yerleşirler. Tanrı Sin’e (Babil ve Asur’da Ay Tanrısı olarak kabul edilir) ibadet etmek için bir tapınak inşa ederler. Dinler arası etkileşim açısından bu durum oldukça önem taşımakta ayrıca somut bir kanıt olmamakla birlikte, camilerimizin minarelerinin üstünde bulunan hilal’in buradan geldiği düşünülmektedir. İngilizce’de “Sunday” yani pazar gününden sonra “Monday” yani pazartesi günü gelir. Yani “Moonday” Güneş günüden sonra gelen ilk ay günü olarak düşünülmektedir. Ayrıca her dua edişimizi “Amin” ederek sonlandırmamızın da arkeologlara göre oldukça ilgi çeken bir nedeni var. Hikayesi şu şekilde; Hz. Musa katledilmekten kurtulup, sepete konulup nehre bırakılıp sarayda bulunduktan sonra sarayda Hz. Musa Amenofis tarafından bulunur. Bu nedenle ona inanan ve takip edenler dualarını Amenofis’in adı ile yani “Amin” diyerek bitirirler. Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’te dualarımız “Amin” diyerek bitirilir.

Manastırda içerisinde ikinci durağımız tıp derslerinin verilmiş olduğu alan oldu. Bunun nedeni ise burada yer alan bir sembol. Balmumun içine zehir akıtan iki yılanın olduğu bu sembol nedeni ile bu alanda tıp derslerinin verilmiş olduğuna inanılmakta. Ancak daha sonra duvardaki yanıklar ilgimizi çekiyor. Daha sonra ise rehberimiz Moğol istilasında büyük bir yangın çıktığı ve manastırın tahrip edildiğini öğreniyoruz. Tıp derslerinin verilmesi için kullanılan bu bölüm daha sonra mezarlığa dönüştürülmüş ve sadece manastırın din görevlilerinin bu alana defnedilmesine izin verilmekteymiş. Defnedilen din görevlileri tören kıyafetleri, asaları ve haçlarıyla oturur durumda bu alana gömülmekte, Mezarlara gömülenlerde Hz. İsa’nın tekrar Doğu’dan döneceğine inandıkları için doğuya bakar şekilde defnedilerek ona karşı saygılarını gösterir bir şekilde İsa’nın dönüşünü beklemekteymişler. 52 tane mezarın olduğu alana en son olarak 1960 yılında bir kişi defnedilmiş. Alan ufak olsa da mezarlar derinlemesine bir şekilde kullanıldığı için oldukça geniş bir mezar alanına sahip. Mezarı kapıları orjinal olmakla birlikte 350 yıl boyunca kullanılmış. Alan içerisindeki motifler Roma’nın izlerini taşıyor.

Manastır içerisinde üçüncü durağımız, ibadetlerin yerine getirilmiş olduğu alan. Manastırın içerisindeki en büyük Kilise olan Haçlı kilisesi. Kilisenin isminin Haçlı olmasının nedeni çatıda bulunan büyük bir haç figürü. Kilise Bizans İmparatoru Anastasius tarafından yaptırılmış ve mimarları ise iki süryani kardeş Theodosius ve Theodore olarak kabul edilmekte. Kilise gerçekten büyüleyici bir güzelliğe sahip.

Avrupa Birliği, Avrupa Türkiye Delegasyonu ve Bilgi merkezleri ve diğer tüm katılımcı kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen bu forumda olabildiğince kimlik ve haklar konusu tartışılmaya çalışıldı. Forum oldukça yoğun olmakla birlikte herkesin özgür bir şekilde düşüncelerini dile getirmesini ve kendisini ifade edebilmesine gayret edildi. Ancak kimlik gibi oldukça derin bir konu üzerinde süren tartışmalar, çoğu noktada konudan uzaklaştı. Fakat forum herşey bir kenara oldukça doyurucu oldu. Avrupa Birliği tarafından gerçekleştirilen bu aktivitelerin ısrarlarla sürdürülmesi gerektiğine inanmaktayım. Nitekim kendi mottosu dahi, “In varietate concordia” “Farklılık İçinde Birlik” olan Avrupa Birliği dört bir yandan farklı insanları bir araya getirerek aslında yaşadığımız dünyanın ne kadar zengin ve güzel bir yer olduğuna dair mükemmel bir vurgu yapmakta.

Forum sona erdiğinde, Türkiye’nin dört bir yanından mükemmel insanlarla tanışmanın mutluluğunu yaşarken aklımda özet olarak tek bir cümle kaldı;

“Tek Ortak Kimliğimiz İnsan Olmaktır.”

Forumda tanışmış olduğum Marmara Üniversitesi AB Yüksek Lisans programının mükemmel ve değerli öğrencileri; Didem, Damla, Özge, Gülnaz, Özer, Veli, Gökhan’a samimi ve içten yaklaşımları ve düşüncelerini açık yüreklilikle paylaştıklarından dolayı en içten teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla.

Altuğ GÜNAR, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü  Anabilim Dalı doktora öğrencisi.

16 Haziran 2014

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir