Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrupa Birliği Ortak Dış Politikası Çerçevesinde Türkiye

Bu makalede, Avrupa Birliği Ortak Dış Politikası çerçevesinde Türkiye’nin bu politikaya yapacağı mevcut ve olası katkılar ele alınacaktır. İlk bölümde, AKP dönemi Türk dış politikasının temel parametrelerinden bahsedilecektir. İkinci bölümde ise, bu dönemde AB ortak dış politikası çerçevesinde Türkiye’nin sunduğu ve sunabileceği katkılara yer verilecektir. Sonuç bölümünde bu konuyla ilgili bir analiz yapılacaktır.

AK Parti Döneminin Temel Dış Politika Parametreleri

Bu bölümde, AK Parti dönemindeki Türk dış politikasının temel özellikleri verilecektir.

Türk dış politikası, daha önceki dönemlere kıyasla AKP döneminde değişmeye başlamıştır. Bunda özellikle Türkiye’nin Afro-Avrasya bölgesindeki merkezi rolünün farkında olan bir uluslararası ilişkiler profesörü olan ve şu anda dışişleri bakanlığı görevini yürüten Ahmet Davutoğlu’nun büyük bir rolü olmuştur. Akademik yazılarına paralel olarak, Davutoğlu’nun dış politika çizgisi üç ana sütun üzerine kurulmuştur.

• Komşularla sıfır sorun temeline dayanan ilişkiler sürdürmek,

• Türkiye’nin geniş çevresinde proaktif ve çok taraflı bir dış politika izlemek,

• Osmanlı mirasından bir dış politika aracı olarak faydalanmak.

Buradaki temel hedef, yumuşak gücün kullanılması yoluyla Türkiye’yi güçlü bir bölgesel ve hatta küresel aktör haline dönüştürmektir. Ahmet Davutoğlu’na göre Türk dış politikasının ana hedefi dünyada barışa, istikrara ve refaha katkıda bulunmak olmuştur. (1) Özellikle yakın çevremizde ve ötesinde son zamanlarda Türk dış politikası tarafından yapılan girişimlerin de göstermiş olduğu gibi, Türkiye kendisini doğrudan ilgilendiren veya ilgilendirmeyen sorunların çözümlerinin yanı sıra demokrasinin güçlendirilmesinin teşvik edilmesi konusunda da mümkün olan her türlü çabayı göstermektedir.

Bu çerçeveden bakıldığı zaman Balkanlar, Kafkasya, Hazar havzası, Karadeniz, Doğu Akdeniz,  Ortadoğu, Körfez ve Kuzey Afrika’ya kadar yayılan ve sorunların yanı sıra değerlendirilememiş bir potansiyeli barındıran komşu bölgelerde zenginlik, istikrar ve güvenliğini güçlendirmek amacıyla proaktif bir dış politika izlenmesinin gerekliliği aşikârdır.

Bu dönemde izlenen dış politikanın bir diğer temel özelliği, Türkiye’nin çoklu bölgesel kimliklere sahip olmasından dolayı bütünleşmiş ve çok boyutlu bir dış politika izlemesi sorumluluğunda olmasının yanı sıra bu kapasiteye de sahip olmasıdır.  Tarihimizin ve coğrafyamızın eşsiz birleşimi bize sorumluluk hissi yüklemektedir. Tüm bu bölgelerde, sorunların çözümüne ve uluslararası barış ve güvenliğe katkıda bulunmak Türkiye için çok boyutlu bir tarihin derinliklerinden ortaya çıkan bir görev çağrısıdır.

Türkiye, günümüzde barış için bir güç olma taahhütüne bağlı olarak daha çok sonuç odaklı ve proaktiftir. Dış politikanın genişletilmiş bu portfolyosu günümüzde kendi önceliklerinde temel bir değişiklik olmaksızın geniş ölçekli coğrafi alanları, organizasyonları ve konuları kapsamaktadır. Davutoğlu’na göre, Türk dış politikasının bu çok taraflı karakteristiği dört ana sütun üzerine oturmaktadır. Bunlardan ilki güvenliğin bölünemezliğidir. İkinci sütunu ise, diyalog kavramı oluşturmaktadır. Buna göre tüm konular ve sorunlar diplomasi ve siyasi etkileşim yoluyla çözülebilir ve çözülmelidir de. Karşılıklı ekonomik bağımlılık ise bu politikanın üçüncü sütunu oluşturmaktadır. Eğer kalıcı barış gerçekleştirilmek ve korunmak isteniyorsa bu elzemdir. Sonuncu sütun ise kültürel harmoni ve karşılıklı saygı ile ilgilidir.

Ahmet Davutoğlu, dış politikada temel hedeflerinin bu dört temel prensip çerçevesinde tüm komşularla azami bütünleşmeyi ve tam işbirliğini gerçekleştirmek olduğunu ifade etmektedir. Ayrıca, kendi dış politikalarının çatışmaları çözmek için yenilikçi mekanizmalar ve kanallar araştırarak, pozitif eylemlere teşvik ederek ve kültürlerarası diyalog ve anlayış köprüleri inşa ederek bölgede var olan sorunları ve gerilimleri ortadan kaldırmayı amaçladığını dile getirmektedir.

AB Ortak Dış Politikası Bağlamında Türkiye

Avrupa Birliği, ulaşmış olduğu bütünleşme seviyesinden dolayı uluslararası ilişkiler bağlamında önemli bir varlık olarak kabul edilmektedir. (2)  Özellikle dünyadaki en büyük ticari blok olması yönündeki sahip olduğu kaynağı ve tarım ve para politikaları gibi iç politikalarının diğer aktörler üzerindeki etkileri gözle görülür bir gerçekliktir. Bu açıdan bakıldığı zaman Avrupa Birliği küresel çerçevede yükselen bir “ aktör” olma iddiasındadır.  Bu iddiaya dayanarak yapılan tanımlamaların temel özelliklerini insan hakları, demokrasi ve iyi yönetişim olarak ifadelendirmek mümkündür. Eski sömürge ülkeleriyle uluslararası ticareti ve insan işbirliğini temel alan ilişkileri de bu açıdan ele alınabilir.

Buradaki esas tartışma, AB’nin dış ilişkilerini yukarıdaki paragrafta belirtilen prensipler çerçevesinde yürütmesine rağmen, Birliğin uluslararası ilişkiler açısından sahip olduğu önemin ‘aktörlük’ kavramıyla aynı anlama gelmediğidir. Kastedilen şey, AB’nin aktörlerin davranışları üzerinde yarattığı etkileri küresel politikada güçlü bir aktör olma olgusu ile aynı anlama geldiğini söylemenin mümkün olmadığıdır.

Avrupa Birliği dış politikasının en zayıf tarafı, Birliğin geniş kapsamlı araçları ile siyaset amaçları arasındaki bağlantının çok zayıf olmasıdır. Bu açıdan bakıldığı zaman, Birlik uzun bir zaman Dünya Bankası gibi hareket ettiği yönündeki eleştirilerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu minvalde, Avrupa Birliği “çok düşük teminat karşılığında para dağıtan bir kurum” sıfatını almıştır.  AB Dış Politikası’nın, AB politikalarının en zayıfı olmasının sebebi bu politikanın en düşük ortak paydada ilerleme eğilimi göstermesidir. Buna AB’nin yavaş karar alma süreci ve dış politika alanında öncelik eksikliği de ilave edildiği zaman Birlik politikalarının küresel ölçekte tutarlı ve etkili olmasının yaratacağı yankı olasılığını oldukça azaltmaktadır. Bu nedenlerden dolayı Avrupa Birliği, uluslararası ilişkilerde “ekonomik dev, siyasi cüce” olarak da tanımlanmaktadır.

Burada belirtilmesi gereken başka bir husus ise ulaşılan seviyeye rağmen AB dış politikası mekanizmasını ve çıktılarını uluslararası ilişkiler alanında ortak hareket etme isteği ve dış politika çerçevesinde ulusal önceliklerin korunması arasındaki mücadelenin açıkça ortaya çıkması şeklinde de değerlendirilebilir. Bu realite, bir yandan kurumsal mekanizmaların ve karar alma süreçlerinin büyük oranda etkisini gösterdiği ‘beklenti-kabiliyet’ açmazının meydana getirdiği bir durum iken diğer yandan da ortak politik iradenin eksikliğiyle açıklanabilir.

Buradan itibaren AKP döneminde izlenen dış politika aktivizmi Avrupa Birliği Ortak Dış Politikası çerçevesinde ele alınacaktır. Daha sonra ise gelecek yönelik projeksiyonlarına yer verilecektir.

Türkiye, Avrupa Konseyi, NATO, OECD, G-20 ve İslam Konferansı Örgütü’ne aynı zamanda üye olan tek ülkedir. (2) Buna ilaveten,  Afrika Birliği, Arap Ligi ve Körfez İşbirliği Örgütü Türkiye ile güçlü ilişkiler kurmuşlardır. BM Güvenlik Konseyi üyeliğinin yanı sıra Türkiye önümüzdeki üç yıllık süreç içerisinde Avrupa Konseyi’nin, Asya’da Etkileşim ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı’nın ve Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci’nin sırasıyla başkanlıklarını üstleniyor olacaktır.

Türkiye aynı zamanda, Balkanlar’daki, Afrika’daki ve çeşitli yerlerdeki Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) operasyonlarına ana katkı sağlayıcı ülkelerden birisidir. Birçok durumlarda AB’nin Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nın pozisyonlarına katılan ülkelerden birisi de Türkiye’dir.

Türkiye, son yıllarda aşağıdaki listelenen birtakım konularda hem kolaylaştırıcı hem de arabulucu olarak önemli bir rol oynamıştır; ( 3)

– İsrail-Suriye görüşmelerinde,
– Afganistan- Pakistan yakınlaşmasında
– Afganistan’da ISAF Komutanlığı (iki defa üstlenilmiştir ve yakın bir zamanda da üçüncü defa üstlenilecektir).
-Lübnan-İsrail geriliminde
– Rusya ve Gürcistan arasındaki çatışmada
-Suriye ve Irak anlaşmazlığında
-İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında

Türkiye’nin bu konularda kolaylaştırıcı veya arabulucu olarak rol oynamasının en önemli sebebi izlemiş olduğu taraflara eşit mesafede durma siyasetidir. Türkiye, sorunların her iki tarafıyla da aynı anda görüşebilme şansına sahip belki tek bölge ülkesidir. Tabi bunda etkili olan diğer bir unsur ise proaktif dış politika anlayışıdır.

Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun Eylül 2009’da yayımlamış olduğu “Avrupa Türkiye: Kısırdöngüyü Kırmak” başlıklı raporun “Türkiye ve Bölgesi” adlı bölümünde yer alan bir ifade aslında bu durumu çok iyi özetlemektedir. (4) Bu ifadede şöyle denilmektedir;

AB ile desteklenmiş bir Türkiye, halen Rusya, Çin ve ABD’nin etkin olduğu bu bölgede Avrupa’yı da bölgesel bir oyuncu olarak devreye sokabilir. Başka hiçbir ülkenin liderleri Moskova ve Şam, Tahran ve Kudüs gibi çok farklı başkentler arasında seyahat edebilmekte ve hem saygıyla karşılanmakta hem de önemli politik hedeflerini bu kadar geniş anlamda görüşememektedir. Türkiye, herhangi bir krizi veya sorunu AB için tek başına çözemez ama Türkiye olmadan da AB’nin bölgede işi çok daha zor olur”.

Türkiye, izlemiş olduğu yumuşak güç politikası sayesinde daha önce kendisine düşman olarak tanımladığı birtakım ülkelerle (Suriye, Yunanistan vs.) ve çevresindeki diğer ülkelerle ilişkilerini bugün iyi seviyelere getirebilmiş ve bu ilişkilerin kapsamını da her geçen gün geliştirmeye devam etmektedir. Bu sayede, Türkiye sorunların çözümünde inisiyatif alma şansı elde etmiştir.

Bu çerçevede, bölgesel çatışmaların çözümü ya da idaresi konusunda Türkiye, “üçüncü taraf” rolü oynama konusunda artan bir isteklilik ve irade göstermektedir. Bu durum, Türkiye’nin bölgesel çatışmalara müdahil olmama yönündeki uzun dönemdir devam eden siyasetinin değişmesi olarak ifade edilmektedir. (5)

Türkiye, özellikle son dönemde İran’ın nükleer programından dolayı yaşananan krizle ilgili olarak proaktif bir politika izlemektedir. Bölgede nükleer silahsızlanmayı savunan sorunun ekonomik yaptırımlar, rejim değişikliği ve askeri müdahale yoluyla çözülebileceğini düşünmemektedir. Aksine, Türkiye sorunun çözümünün diplomasi yoluyla ve İran’ı uluslararası sistemdem dışlayarak değil ancak dâhil edilerek çözülebileceği görüşünü savunmaktadır. Bu bağlamda, Brezilya ile beraber İran’ı nükleer yakıt takasına ikna etmesi gerçekten de çok önemli bir durumdur.

Sonuç

AKP’nin 2002 yılında iktidara gelmesi ile Türk dış politikasında da farklı bir dönem başlamıştır. İzlemekte olduğu proaktif dış politika ve komşularla sıfır sorun temeline dayanan ilişkiler kurma siyaseti herkes tarafından ilgiyle izlenmektedir. Sorun çözme odaklı bir dış politika izleyen AKP hükümetleri bölgedeki birçok sorunda sorunun taraflarıyla doğrudan görüşerek veya kolaylaştırıcı rolünü oynarak sorunların taraflarını aynı platformda buluşturmaktadır. Bu kanımca Türkiye’nin izlemekte olduğunun dış politikanın kendine has bir özelliğidir.

Ortak bir dış politika uygulama konusunda Avrupa Birliği büyük sorunlar yaşamaktadır. Özellikle, Irak Savaşı süresince yaşananlar ve Gürcistan-Rusya Savaşı sürecinde olanlar hala akıllardadır. Bunun gibi diğer birçok sorunda ortak bir tutum belirleyemeyen ve bir tek sesle konuşamayan AB, sorunların çözümü konusu konusunda geri planda kalmıştır.

Türkiye’nin yürütmekte olduğu aktif dış politika AB’nin ilgisini çekmektedir. Bölgesindeki sorunların çözümünde aktif bir rol alan ve bu sorunların taraflarıyla aynı anda görüşebilme ve onları aynı masaya oturtulabilmesi Avrupa Birliği tarafından takdirle karşılanmaktadır.

Türkiye’nin komşuları ile bu kadar yakından ilişkiler içinde bulunması kimi çevrelerce “Eksen Kayması” olarak ifadelendirilmektedir. Kanımca bu abartılı ve yanlış bir tespittir. Bu durum ancak “Eksen Genişlemesi” olarak tanımlanabilir. Türkiye’nin ilk bölümde beliritilen prensipler doğrultusunda bir dış politika izlemesi Avrupa Birliği açısından zararlı değil faydalı bir durumdur.

Avrupa Birliği, Komşuluk Politikası ve diğer birtakım teknik, mali yardım ve barış koruma misyonları yoluyla Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde etkili olmaya çalışmaktadır. Fakat öncelikler konusunda ve üye devletler arasında bu politikaların uygulanması konusunda tam bir uzlaşma sağlayamadığı için başarılı olamamaktadır.

Düşünceme göre, Türkiye’nin bölgesinde aktif bir dış politika izlemesi Avrupa Birliği’nin bu bölgelerde etkili olması konusunda önemli bir araçtır. Çünkü bu bölgelerde yer alan ülkelerin birçoğu ile Türkiye, yakın siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilere sahiptir. Türkiye ayrıca sahip olduğu yumuşak güç araçları (diplomasi, tarihi ve kültürel yakınlık vs.) ile komşuları tarafından aranılan bir ülkedir.

Daha önce aralarında problemler olduğu birçok ülke ile bugün stratejik ortaklık düzeyine varan ilişkiler kurmuş ve de kurmaya devam etmektedir. Uyguladığı aktif dış politika ve sorun çözme odaklı siyaset sayesinde problemleri olan tarafları ortak bir zeminde buluşturmaktadır.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse, eğer AB oluşturmaya çalıştığı Ortak Dış ve Güvenlik Politikası’nı etkin bir biçimde uygulamak ve bu kanalla bölgesel gücün ötesinde küresel bir güç olmak istiyorsa diğer avantajlarının yanı sıra Türkiye’nin izlemiş olduğu aktif dış politikanın etkinliğinden faydalanmalı ve bu çerçevede Türkiye ile olan ilişkilerini daha da geliştirmelidir.

Kaynakça

1. Bülent Aras, “ Davutoğlu Era in Turkish Foreign Policy”, http://www.setav.org/Ups/dosya/7710.pdf ( Erişim Tarihi: 10 Temmuz 2010).

2. Mehmet Özcan, Fatma Y. Elmas, Mustafa Kutlay, Ceren Mutuş ( 2009), “ Bundan Sonrası? Senaryo Analizleriyle Türkiye- AB İlişkileri”, USAK Yayınları, Ankara.

3. Tuncay Babalı, “ Losing Turkey or Strategic Blindness?”, http://www.turkishpolicy.com/images/stories/2009-03-tpq/TUNCAY_BABALI.pdf ( Erişim Tarihi: 25 Temmuz 2010).

4. Bağımsız Türkiye Komisyonu İkinci Raporu, “Avrupa’da Türkiye: Kısırdöngüyü Kırmak’, http://www.independentcommissiononturkey.org/pdfs/2009_turkish.pdf ( Erişim Tarihi: 17 Temmuz 2010).

5. Katinka Barysch, “Can Turkey combine EU accession and regional partnership?”, http://www.cer.org.uk/pdf/pb_barysch_turkey_25jan10.pdf ( Erişim Tarihi: 15 Temmuz 2010).

Yazar: Sina KISACIK

Salı, 03 Ağustos 2010

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği Düşüncesinin Kökenleri: Bir Bütünleşmenin Anatomisi

Avrupa Birliği (AB) bugün uluslararası politikada üzerine düşen sorumluluk payını üstlenmeye hazır, küresel bir oyuncudur. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret