Güncel Yazılar

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman birbirinin yerine kullanılsa da birbirinden farklı kavramlardır. Terör, uzun süreli korku ve dehşet durumunu olarak tanımlanırken; terörizm, bir takım siyasal amaçları gerçekleştirmek için şiddeti kullanarak bu korku ve dehşet durumunun ortaya çıkarılmasını amaçlayan stratejiyi ifade eder. Terör kavramının ortak tanımı yapılmasına rağmen terörizm konusunda ortak bir tanım bulunmamaktadır. Bunun en önemli nedeni ise devletlerin terörizme bakış açılarındaki farklılıklar ve terörizmle mücadeleyi devletlerin ulusal egemenlik alanlarındaki iç güvenlik sorunu olarak görmeleridir. Avrupa güvenliği açısından terörizm yeni bir olgu olmayıp Soğuk Savaş döneminden itibaren AT’ye üye ülkeleri ilgilendiren ve mücadele edilmesi gereken bir fenomen olmuştur. Ancak 11 Eylül saldırılarına kadar Birliğin bu konuda ciddi bir örgütsel ortak politikası olmamış sorunu “iç güvenlik” problemi addedip bu yönde politikalar belirlemişlerdir. 11 Eylül 2001’de Kıta Amerikası’nda meydana gelen terör saldırıları sonucu uluslararası terörizm sorunu AB dış politikasının çözmesi gereken bir politika halini almıştır. Bu bağlamda AB, çeşitli anlaşmalar, çerçeve kararlar, yeni kurumlar, eylem planları yoluyla terörizmle mücadeleye yer vermiştir.

Giriş

Terör ve terörizm kavramlarının geçmişi insanlık tarihi kadar eskidir. “Terör” ve “terörizm” kavramları çoğu zaman birbirleri yerine kullanılsa da farklı anlamlar ifade eden kavramlardır. “Terör” ve “terörizm” kavramları ile neyin anlatılmak istediği ya da bu kavramların ne anlam ifade ettiği üzerinde tam bir mutabakatın sağlandığını söylemek güçtür. Yapılan hiçbir açıklama terörü ya da terörizmi tam olarak anlatamamakta, geçmişte yaşanmış terör eylemlerinin tamamını kapsayabilecek bir açılama getirememektedir. Bunda terörün çok yönlü ve karmaşık olması etkili olabilmektedir. Uluslararası alanda kabul görmüş ortak bir terörizm tanımı bulunmamaktadır (Başeren, 2006: 8).

Avrupa Birliği, terörizmi hem Avrupa’nın hem de diğer coğrafyaların güvenliği ve istikrarı açısından tehdit olarak görmektedir. AB uluslararası terörizme karşı 1970’li yıllardan itibaren yoğunluk kazanan bir mücadele içinde olmuştur (Chalk, 1999:117). Ancak 11 Eylül saldırılarına kadar Birliğe üye devletlerin bu tehdide ilişkin algı derecesi birbirinden farklılık gösterdiğinden, Birliğin bu konuda belirgin ortak bir politikası olmamış sorunu “iç güvenlik” problemi addedip bu yönde politikalar belirlemişlerdir. 11 Eylül saldırıları bu alandaki gelişmelerin yetersizliğini açık bir biçimde ortaya koymuştur. Bu nedenle AB, 11 Eylül saldırılarını takiben özellikle, terörizmle mücadelede örgüt olarak etkinliğini arttırmak için güvenlik, sağlık, finans, birlik hukuku gibi alanlarda düzenlemeler yapma yoluna gitmiş, kendi içinde terörizmle mücadele alanında önemli gelişmeler yaşamıştır (Kedikli, 2006:9).

Terörizmin sınır almaz doğası onunla mücadeleyi de sınır ötesi bir boyuta taşımayı zorunlu kılmıştır. Bundan dolayı dünya uluslarının terörizmle mücadelede çeşitli yöntemlere başvurdukları görülür. Bu kapsamda Birliğin terörle mücadeleye yönelik olarak örgüt içinde özel çalışmalar yürüttüğü gibi Birlik dışından ülkelerle ve diğer uluslararası örgütlerle de anti-terörizm konusunda işbirliği yapmaktadır (Kaya, 2005, 33). Giderek daha küresel bir tehdit hâlini almaya başlayan terörizmle mücadelenin de en az onun kadar kapsamlı bir biçimde yürütülmesi gereği açıktır.

Bu bağlamda ‘AB’nin Terörizmle Mücadele Politikaları’ isimli çalışmanın temel amacı henüz ortak bir tanımı dahi yapılamamış olan “terörizm” kavramına AB’nin nasıl bir bakış açısıyla yaklaştığını ve ne gibi yöntemlerle mücadele ettiğini irdelemektir. Çalışmada öncelikle terör ve terörizm kavramları, terörün nedenleri üzerinde durulmakta olup, Birliğin teröre karşı mücadele politikaları iki kısım halinde ele alınmaktadır. İlk kısımda, 11 Eylül 2001 saldırıları öncesi AB’nin terörizmle mücadelede nasıl bir yol izlediği ve hangi düzenlemeleri yaptığı incelenmiştir. Bu çerçevede, 1992 Maastricht Antlaşması, 1997 Amsterdam Antlaşması ile terörizm konusunun gündemde olduğu 1999 Tampere Zirve kararları irdelenmektedir. Ayrıca bu üç temel ayağın dışında AB Konseyi’nin terörizmle mücadeleye ilişkin almış olduğu kararların içeriği, 1999 yılında kurulan EUROPOL’ün terörizmle mücadele bağlamında attığı adımlar da verilmeye çalışılmıştır.

İkinci kısımda ise, 11 Eylül 2001 terör saldırılarının AB’nin terörle mücadele politikalarına nasıl yansıdığı sunulmuştur. Buna göre; AB’nin gerçekleştirdiği çeşitli eylem planları, , çerçeve kararları, terörle mücadele bağlamında oluşturulan kurumları, zirveler ve bu zirvelerde alınan kararlar incelenmektedir.

1. Terör Ve Terörizm Kavramı

Terörizm anlaşılması o kadar da kolay ve yeni bir olgu değildir. Gündelik hayatımızda derin bir yer edinmiş olmasına karşın kavramın ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir.

Terör kavramı Latince ‘terere’ kelimesinden türetilmiştir. Kelime manası olarak ürkütmek, korkutmak, sindirmek ve yıldırmak gibi anlamlara gelmektedir (Örgün, 2001: 13). Terör kelimesinin Eski Türkçedeki karşılığı ‘tedhiş’tir. Bu ise Arapçada dehşet sözcüğünden gelmektedir. 1936-1981 yılları arası 109 farklı terör tanımı yapılmıştır (İlhan, 2002:5). Bu çerçevede yapılan tanımlardan birine göre terör, kuralsız ve örgütlü bir şekilde siyasal amaca ulaşabilmek için yapılan şiddet eylemleridir (Örgün, 2001: 15). Başka bir tanım terörü politik amaçlı bir şiddet hareketi olarak ortaya koymaktadır (Demirel, 2001: 23).

Terörle mücadele Kanunu’nun birinci maddesine göre ise, “Terör, baskı, cebir, şiddet, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle Türkiye Anayasısında belirtilen cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasal, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü eylem” olarak tarif edilmektedir (Ündücü, 2011: 2).

Terör kavramı çok genel bir yaklaşımla uzun süreli korku ve dehşet durumunu ifade ederken terörizm kavramı, bir takım siyasal amaçları gerçekleştirmek için şiddeti kullanarak bu korku ve dehşet durumunun ortaya çıkarılmasını amaçlayan stratejiyi ifade eder. Eski bir Çin atasözüyle dile getirilirse bir öldür bin korkut (Wilkinson, 2002:144). Terörizm bir kişiyi öldürüp milyonları korkutarak, onların siyasal tercihlerini etkilemektir. Bu anlamda sembolik bir fiildir (Başeren, 2003: 10).

Terörizmde şiddet bilinçli, sistematik ve belli amaçlara yöneliktir. Şiddet bu amaçlara ulaşmak için kullanılan bir araçtır. Terörden farklı olarak terörizm, siyasal amaçlar için örgütlü, sistemli ve sürekli terör kullanmayı yöntem olarak benimseyen bir strateji anlayışıdır (Bozdemir, 1981: 256). Bu bağlamda terörden söz edilebilmesi için aynı siyasal amaca yönelmiş bir dizi terör eyleminin varlığı gerekir. Eylemin siyasal amaç taşıması ve terör faaliyetlerinin sivil insanları hedef alıyor olması terörizmi diğer şiddet eylemlerinden ayıran temel özelliklerden biridir.

Terörizm olgusu eskisine göre giderek farklılaşan bir anlama ifade etmektedir. Günümüz dünyasında terörizm, gerek kullandığı araçlar gerekse ulaşmak istediği amaçlar açısından geçmişe nazaran çok daha tehlikeli bir hâl almış ve klâsik ulus devlet politikaları ile baş edilebilecek bir tehdit olmaktan çıkmıştır. Terörizm olgusu eskisine göre giderek farklılaşan bir anlam ifade etmektedir. Geçmişte terörizm, bir grup bireyin kolayca tanımlanabilen ve belli bir komuta-kontrol mekanizmasına sahip bir örgüt bünyesinde bir araya gelerek birtakım siyasî, sosyal ya da ekonomik amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterdiği bir olguydu (Hoffman, 1999:7). Terörizmin bu eski imajına bakıldığında, genelde ideolojik bir amaç ya da bir ulusal kurtuluş mücadelesi gibi tek bir siyasî isteklendirmeyle gerçekleştirilen bir olgu olduğu görülür. Oysaki terörizm artık salt ideolojik ya da benzeri birtakım nedenlerden dolayı ortaya çıkan bir olgu olmanın ötesine geçmiştir. Terörizmin yeni imajı bu görüntüsünden oldukça uzak olup, geçmiştekinden farklı olarak terörizmin değişik isteklendiricileri, değişik aktörleri ve değişik destekçileri bulunmaktadır. Yeni hâliyle terörizm, geçmişe nazaran daha “öldürücü” bir hâl almıştır ( Lesser, 1999:1).

Terörizmin değişen yüzünde, hiç şüphe yok ki 1990 sonrası dönemde değişim geçirmeye başlayan uluslararası sistemin yapısından kaynaklanan birtakım zafiyetlerin ve ulaşım ve iletişim teknolojilerinde görülen gelişmelerin de önemli bir payı söz konusudur. Zira ideolojileri bağlamında 1960’lar ve 1970’ler de aşırı sağ ve sol ideolojiden gruplara rastlamak mümkünken 1990’larla salt ideolojik ya da benzeri bir takım nedenlerle ortaya çıkan bir olgu olmanın ötesine geçmiştir. Din, terörün ideolojik boyutunda fazlasıyla yer almaya başlamıştır (Kaya, 2005: 17).

2. 11 Eylül 2001 Saldırıları Öncesi AB’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Avrupa kıtasında örgütlü terör eylemlerinin artışa geçmesi 1960’lı yıllarda ortaya çıkmış ve 1970’li yıllardan itibaren de bazı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler konuyu siyasi gündemlerine almaya başlamıştır. İdeolojik ve ayrılıkçı terör eylemlerinin çeşitli ülkelerde boy göstermesi Avrupa ülkelerinin bir kısmında terörle mücadele etme amacıyla yapılan çalışmalarında gelişmesine neden olmuştur Avrupa güvenliği açısından terörizm yeni bir olgu olmayıp Soğuk Savaş döneminden itibaren AT’ye üye ülkeleri ilgilendiren ve mücadele edilmesi gereken bir fenomen olmuştur (Muller, 2003: 11).

Soğuk Savaş dönemi terör ise terör örgütlerinin faaliyetlerini artırdıkları bir dönemdir. Bir araştırmaya göre 1968–1987 arası dönemde Avrupa’da 2718 terör saldırısı gerçekleştirilmiş bu saldırıların 1240’ı 1970’lerde 1478’i ise 1980’lerde gerçekleştirilmiştir Avrupa’da 1970’lerden 1981’e kadar yaklaşık olarak 1.464 kişinin öldürüldüğü, yaralandığı ve hemen hemen 500 milyon dolarlık maddi zararla beraber, yaklaşık, 3,851 iç ve uluslararası terör faaliyeti meydana geldi.117 1972 Münih olimpiyatlarında meydana gelen terörist saldırılar ardından gelen Ortadoğu kökenli terörist gruplarının saldırıları uluslararası terörizm sorunun Avrupa’ya taşındığını göstermektedir. (Ovalı, 2006:210).

AB’nin 11 Eylül olaylarına kadar ciddi bir örgütsel ortak politikası olmamıştır. Zaten uluslararası politika ve hukukta da, genel olarak tüm devletlerce kabul gören bir terörizm tanımı yapılamamıştır. (Bal, 2006: 207.) Bunun en önemli nedeni ise terörizme bakış açılarındaki farklılıklar ve terörizmle mücadeleyi devletlerin ulusal egemenlik alanlarındaki iç güvenlik sorunu olarak görmeleridir. AB’nin terörle mücadelesine değinmeden önce Avrupa güvenlik politikasının tarihi arka planı ile değerlendirilmesi ortak tehdit tanımlamalarına verilecek Birlik bazında cevaplar önem taşımaktadır:

2.1. Avrupa Birliği Güvenlik Politikası İçinde Terörizmin Ele Alınışı

AB güvenlik endişeleri ile meydana gelmiş uluslarüstü bir örgütlenmedir. Zira Avrupa tarihinde geçirdiği savaşlar düşünüldüğünde tüm güç ve çıkar mücadelelerine karşıt bir duruş olarak doğmuştur. Birlik oluşturma nedenleri arasında Avrupa’nın yeni bir yıkım yaşamaması, II. Dünya Savaşına yol açan Almanya ve Fransa arasındaki sorunları sona erdirme, Sovyetler Birliği tehdidinden gibi temel güvenlik parametreleri yer almaktadır. Avrupa, Soğuk Savaş Dönemi’nde güvenlik gereksinimini küresel anlamda NATO, kıtasal boyutta ise BAB ile sınırlı tutmuştur (Turan, 2010: 33).

1970’li yıllarda Avrupa’da artan terör eylemlerine karşı önlem almada Avrupa ülkelerinin hükümet düzeyindeki başarısızlıkları, AT üyesi devletleri birlikte hareket etmeye zorlamıştır. Bu zorlamanın bir sonucu olarak 1976 yılında AT düzeyinde TREVI (Terrorism, Radicalism, Extreme Violence International) danışma sistemi kurulmuştur. TREVI mekanizması, AT/AB’nin terörizmle mücadelede oluşturduğu ilk mekanizma olarak önemli sonuçlar elde etmiştir. TREVI I terörizm tanımı yapmış ve tüm AB üyelerince benimsenmiştir. Terörizm; organize olmuş bir grup tarafından, siyasi hedefleri gerçekleştirmek için şiddet kullanma ya da şiddet kullanma teşebbüsüdür (Kedikli, 2006:10).

2.2. 11 Eylül Öncesinde Avrupa’da Terörle Mücadele Yöntemleri

Aslında iç veya dış kaynaklı olsun terörizm ve terörizmle mücadele, Avrupa topraklarında ve AB üyesi devletlerarasında yeni bir politika değildir. Bazı Avrupa devletleri yıllar boyunca terörist eylemler ile yüz yüze gelmiştir. Fakat bu ülkeler sorunu kendi iç güvenlik sorunu olarak görmüşler ve politikalarını bu yönde belirlemişlerdir. Ancak terörizmi tanımlamak ve ortak mücadele konsepti geliştirmek açısından, AB’nin 11 Eylül olayları meydana gelene kadar ciddi anlamda örgütsel, ortak bir politikası yoktur. Zaten uluslararası politika ve hukukta da, genel olarak tüm devletlerce kabul gören bir terörizm tanımı yapılamamıştır. (Bal, 2006: 207.) Bunun en temel nedenlerinden birisi, devletlerarasındaki terörizme bakışta var olan görüş ayrılıklarıdır. Terörizmle mücadele, genel olarak devletlerin ulusal egemenlik yetkisinde bir iç güvenlik konusu olarak kabul edilmiştir. Terörizm sorunu ise ülkelerin bir iç sorunu olarak görüldüğünden dolayı, terörizme karşı politik yaklaşımlar ve mücadele stratejileri de ülkeden ülkeye farklılıklar göstermiştir.[1]

AB’nin 11 Eylül öncesi terörizmle mücadele yöntemleri şunlar olmuştur:

2.2.1. Schengen Antlaşması

Almanya, Belçika, Fransa, Lüksemburg ve Hollanda tarafından 14 Haziran 1985 tarihinde müzakere edilmiştir. Anlaşmanın temelinde sınırlardaki denetimlerin giderek kaldırılması ve “sınırsız” bir alan yaratılmasını yatmaktadır. Antlaşma, şüphelilerin ve teröristlerin ulusal sınırlar ötesinde polis tarafından izlenmesine izin vermekte ancak sınır ötesinde polisin tutuklama yapmasına onay vermemekteydi. Schengen Anlaşmasının imzalanması ile terör probleminin yanı sıra serbest dolaşımın yaratacağı sorunlar ve iltica gibi konularda AB gündemine girmeye başlamıştır.  Schengen sürecinde polis ve adli işbirliği alanında elde edilen tecrübeler neticesinde, Avrupa Adli Alanı düşüncesi Maastricht Antlaşması ile beraber AB’nin üç sütunlu yapısında Üçüncü Sütunda yer almıştır. Bu üçüncü sütun Adalet ve İçişleri Alanı (Aİİ) olarak isimlendirilmiştir.[2]

2.2.2. Maastricht Antlaşması

Günümüzde terörizm; yasadışı göç ve kaçakçılık, kara para aklama, narkotik ve organize suçlarla yakından ilişkili hale gelmiştir. Dolayısıyla terörizmle mücadelede başarılı olmak için bu alanlarda da etkili ve yaygın bir işbirliğinin yapılması gerekmektedir. Maastricht Antlaşması’nın Topluluk tarafından kabul edilip yürürlüğe girmesine bu açıdan bakmak faydalı olacaktır. Antlaşma’nın üçüncü sütununda adalet ve iç işle rinde işbirliği düzenlenmektedir. Birliğin terörizm ve güvenlikle ilgili politikaları bu sütun içinde yer almaktadır (Kedikli, 2006:5).

Maastricht Antlaşması, Schengen Antlaşması’ndan farklı olarak kapsayıcı bir yapı içinde tüm üye devletlerin işbirliğini sağlayacak şekilde Birlik düzeyinde iç güvenlik konusunda gerekli fırsatı yaratmıştır. Maastricht Antlaşması’nın iç güvenlikle ilgili hü- kümleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle de uyumlu şekilde hükümetler arası iş- birliği temelinde aşağıda belirtilen alanlarda üye devletlerin ortak çıkarlarını birleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede; 1) Uyuşturucu madde bağımlılığıyla mücadele, 2) Adli işbirliği, 3) Gümrük işbirliği ve 4) Terörizmle mücadelede polisiye işbirliğini içermektedir (Kedikli, 2006:7).

Antlaşmada terörizm, uyuşturucu ticareti gibi uluslararası suçlarla mücadele için Avrupa Polis Kurumu’nun (EUROPOL) kurulması öngörülmüştür. Anlaşma ile gerektiğinde gümrük işbirliğinin bazı unsurları ile EUROPOL nezdinde bir bilgi değişim sisteminin birlik seviyesinde düzenlenmesi ve polisiye işbirliği amaçlanmaktadır (Çora, 2008: 103).

Maastricht Antlaşması, TREVI mekanizması ve Schengen Antlaşması’ndaki anti terör ve iç güvenlikte işbirliğine ilişkin önceki düzenlemelerinde ötesinde hükümler ortaya koymaktadır. İlk olarak, antlaşmanın üçüncü sütunu içerisinde yer alan bu konular, hükümetler arası işbirliği esasına dayalı olarak ortak yarar prensibi kapsamında ortak işbirliği alanları olarak kabul edildiğinden tüm üye ülkeler bakımından AB düzeyinde bir ortak politikayı yansıtmaktadır (Kaya, 2003: 77).

2.2.3. La Gomera Deklerasyonu

La Gomera Deklarasyonu 1995 yılında kabul edilmiş ve ekonomik gelişmeler, insan hakları ve demokrasiye tehdit olarak algılanan terörizm AB’nin öncelikli amacı olduğu ifade edilmiştir.  La Gomera Deklarasyonu, Maastricht’ten sonra atılan önemli bir adım olmuştur. Deklarasyona göre terörizm; fundamentalist eylemlerin sonucunda faaliyetlerini hızlandırmış, sınır aşan düzlemde faaliyet göstermekte, organize suçların yöntemlerini kullanmakta ve farklı üye devletlerde yasal yollardan avantajlar elde etmeye çalışmaktadır (Özcan, Yardımcı, 206:206). Bu nedenle terörizmle artık yalnız başına mücadele edilemez ve işbirliğine ihtiyaç vardır. Deklarasyon, AB bünyesinde, ilk defa terörizmin uluslararasılaştığına ve üye devletler için yeni tehdit kapsamına girdiğini ifade etmektedir (Venneman, 2003:11).

2.2.4. Europol

1 Temmuz 1999 tarihinden itibaren Hollanda’nın Lahey kentinde tümüyle faaliyete geçen EUROPOL terörle mücadele bağlamındaki en önemli yapıtaşlarından birini teşkil etmektedir. İlk olarak Maastricht Antlaşması’nda kurulması kararlaştırılan Europol, 1994 yılında sınırlı olarak uyuşturucu ile mücadele amacı ile Europol Drug Unit (EDU) (Avrupa Uyuşturucu Birimi) olarak faaliyete başlamıştır. Amsterdam Antlaşması ile yapılan değişiklik ile ABA’nın 29. maddesinde Europol, adalet, özgürlük ve güvenlik alanında AB vatandaşlarına en yüksek düzeyde koruma sağlayacak bir araç olarak nitelendirilmiştir. Europol’ün görev alanları 2001 yılında her türlü uluslararası suçları kapsayacak şekilde genişletilmiştir (Özcan, 2004:137).

2.2.5. Amsterdam Antlaşması

Antlaşma 2 Ekim 1997 tarihinde imzalanmış ve 1 Mayıs 1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Amsterdam Antlaşması’nın temel hedeflerinden birisi; örgütlü suçların her türü ve terörizmle mücadele ederek kamu güvenliğinin Birlik çapında garanti edilmesidir. Antlaşma, Maastricht Antlaşması’nın üçüncü sütun altında VI. Başlığı çerçevesindeki Adalet ve İç işleri konusundaki ortak yarar esasına dayanan konular listesine yenilerini eklemiştir. Özgürlük, Güvenlik ve Adalet başlığı altında oluşturulan yeni alan içinde ‘Cezai Konularda Polis ve Adli İşbirliği’ konuları yer almaktadır. Bu başlık altında yapılan değişiklik ve yeni düzenlemelerle polis teşkilatları, gümrükler ve adli kurumlar arasında doğrudan ya da Europol vasıtasıyla daha yakın bir işbirliği ve hatta üye ülkelerin ceza yasalarında belirli bir uyumu gerçekleştirme hedeflenmektedir (Kedikli, 2006, 59).

Europol’e ilişkin olarak Amsterdam Antlaşması bu kurumu, AB üyelerinin polis teşkilatları arasında temel koordinasyonu sağlayacak şekilde terörizm, uyuşturucu madde ve nükleer madde kaçakçılığı, çalıntı motorlu araçlar ticareti, insan kaçakçılığı, uyuşturucu kaynaklı kara para aklama ve yasadışı göçle ilgili cezai faaliyetler konusunda derinleştirmiştir. Europol’ün fonksiyonları; bilgi toplama ve depolama, soruş- turmaların kolaylaştırılması ve uzmanlaşmış fonksiyonlar gören yargıç ve müfettişler arasındaki ilişkileri geliştirmeyi içermektedir (Ertan, 2002: 99).

2.2.6. Tampere Zirve Kararları

Amsterdam Antlaşması’nın verdiği güç ile 1999 yılında Tampere Zirvesi’nde, Amsterdam Antlaşması’nda belirlenen hedeflere ulaşmak için eylem planı oluşturulmuştur. Birliğin iç güvenlik ve terörle mücadele konusunda atılacak adımlarla ilgili bir yol haritası ortaya koyması bakımından önemlidir. Bu Zirve alınan kararlar dört önemli önlemi içermektedir; 1- Ortak soruşturma ekiplerinin oluşturulması, 2- Eurojust’ın kurulması, 3- Kriminal konularda adli kararların karşılıklı tanınması ilkesinin yürürlüğe sokulması 4- Ulusal ceza hukuklarının yakınlaştırılması (Özcan, Yardımcı, 208). Hemen fark edilmese bile, aslında Tampere Zirvesi Sonuçları, AB terörizmle mücadele politikalarının gelişmesinde önemli bir yere sahiptir. Öyle ki 11 Eylül sonrası kabul edilen Eylem Planı, Tampere Zirvesi’nin sonuçlarının izlerini taşımaktadır (Venneman, 14).

3. 11 Eylül 2001 Terör Saldırıları Sonrası AB’nin Terörle Mücadele Politikası

11 Eylül 2001’de Kıta Amerikası’nda meydana gelen terör faaliyetleri ile sarsılan ABD, bu olaya neden olan terörü ve kendisine yönelen tehdidi yerinde yok etmek amacıyla dünya hakimiyeti hedefine soyunmuştur. 11 Eylül terör saldırılarına hedef olan ABD, bu tarihten itibaren terörle mücadele söylemi altında hareket etmiştir. 11 Eylül saldırıları sonucu uluslararası terörizm sorunu AB dış politikasının çözmesi gereken bir politika halini almıştır.

11 Eylül terör saldırılarından sonra AB, 21 Eylül 2001 tarihinde durumu değerlendirmek için olağanüstü toplanmıştır. Birlik, yapılan terör saldırılarının Dünya’ya ve Avrupa’ya gerçek bir meydan okuma olduğunu ve terörizmle mücadelenin AB’nin öncelikli amaçları içerisinde yer aldığını belirtmiştir. AB’ye göre terör saldırıları; açık, demokratik, hoşgörülü ve çok kültürlü topluma karşı yapılmıştır (Kedikli, 63).

3.1. 21 Eylül 2001 Olağanüstü Zirvesi ve 2001 Eylem Planı

AB’nin saldırılara ilk cevabı ABD’ye tam siyasi desteği olmuştur. 11 Eylül saldırılarının hemen ardından 12 Eylül’de bir deklarasyon ile düşüncelerini açıklayan AB, terörist saldırıları kınayarak ABD hükümeti ve halkı ile dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir. Saldırıları tüm insanlığa yapılmış olarak kabul eden AB, uluslararası terörizmle mücadelede ABD ile yakın işbirliği içinde olacağını belirterek, BM ve diğer uluslararası organizasyonların terörizmle mücadele ile ilgili gerekli bütün önlemlerin uygulanacağını vurgulamıştır (Kedikli, 63).

Terörizmle Mücadelede AB ülkelerince hazırlanan eylem planı beş ana unsurdan oluşmaktadır:

1) Polis ve adli işbirliğinin arttırılması,

2) Uluslararası hukuk mekanizmalarının geliştirilmesi,

3) Terörizmin finansmanıyla mücadele,

4) Hava güvenliğinin güçlendirilmesi,

5) AB’nin bu alandaki küresel eylemlerinin koordine edilmesidir ( Kedikli, 63).

3.2. AB Konseyi Terörizmle Mücadele Çerçeve Kararı

13 Haziran 2002 de alınan bu karar 22 Haziran 2002 tarihinde Resmi gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiş ve Birlik üyesi devletlerin terör konusunda iç hukuklarının uyumlu hale getirilmesini hedeflemiştir. Çerçeve karar, AB’nin Üçüncü Sütundaki kullandığı araçlarından biri olarak, amaçlanan sonuç bakımından bağlayıcı fakat yöntemi üye ülkeye bırakan, işbirliğini ve ülkelerin mevzuatlarını yakınlaştırmayı sağlamaya yönelik bir araçtır (Özcan, 214). Doğrudan bir terörizm tanımı yapılmamıştır. Kararda terör suçları üzerinde yoğunlaşıldığı için belirtilen suç eylemleri üzerinden ortak bir tanım oluşturulmaya çalışılmıştır.

3.3. Avrupa Tutuklama Emri

13 Haziran 2002 de alınan Karar gereğince üye devletler iç hukuk sistemlerine adaptasyon yapmadan, birbirinin yakalama kararlarını hemen yerine getirmekle ve yakalanan kişiyi yakalama kararı veren makama teslim etmekle yükümlüdür. Kararın altında yatan neden, üye devletlerin hem birbirlerine hem de birbirlerinin hukuk sistemlerine artık kayıtsız şartsız güvenmeleri gerekmesidir. Tutuklama Emri’nin oluşturulma amacı AB içinde herhangi bir suç işlemiş kişinin ülkesine olabildiğince çabuk biçimde iade edilmesini sağlamaktır.[3]

3.4. Eurojust

2002yılında Konsey kararıyla oluşturulmuş bir yapıdır. Terörizm, uyuşturucu ticareti, insan ticareti gibi  alanlarda faaliyet gösterebilmektedir. EUROJUST, üye devletlerarasındaki adli işbirliğini sağlamak, ciddi suçlara karşı etkin mücadele etmek ve karşılıklı yasal yardım anlaşmasında yaşanan sorunları aşmak amacı ile oluşturulmuştur (Özcan, Yardımcı, 208).

3.5. Ortak Soruşturma Ekiplerinin Oluşturulması İle İlgili Konsey Çerçeve Kararı

Bu ekipler Europol ile Eurojust arasında olan operasyonel yetkiye sahip ekiplerdir. Konsey’in bu kararı çıkarma amacı sınıraşan uluslararası suçlar, örgütlü suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı, insan ticareti gibi suçlarla mümkün olan en kısa sürede ve etkin şekilde mücadele etmektir. Bu suçların arasında terörist suçlar öncelik taşmaktadır. Karara göre iki veya daha fazla üye devlet amaçları ve süresi belirli olarak suç soruşturması yapmak için polis, savcı veya hakimlerinden ortak ekip oluşturabilirler. Ayrıca Eurojust ve Europol temsilcileri de bu ekiplere katılabilirler. Ancak Europol temsilcileri sadece bu ekiplerin faaliyetlerine yardım ve bilgi değişimi sağlayarak destekleyici nitelikte bir katılım sağlayabilirler.[4]

3.6. 25 Mart 2004 Terörizmle Mücadele Deklarasyonu

PKK terör örgütünü kullandığı diğer adlarıyla terör örgütleri listesine almayan AB, Madrid’de meydana gelen terör saldırılarından sonra, 25 Mart 2004 de “AB Terörizmle Mücadele Deklarasyonu”nu yayımlarken 3 Nisan 2004 de PKK terör örgütünü kullandığı bütün isimleriyle beraber Deklarasyon, AB ülkelerinin dayanışmasını ve kararlılığını yansıtmaktadır. Deklarasyonda öncelikle ‘dayanışma’ (solidarity) hükmü yer almaktadır. Konsey bu hükmün AB Anayasası’nda yer almasını kabul etmiştir. AB Anayasasının I-43 maddesinde yer alan bu hükme göre; Üye ülkelerden birisi bir terörist saldırıya maruz kalırsa Birlik ve üye devletler ruhu içerisinde hareket ederek üye devletlerin bölgesindeki terörist tehdidin önlenmesi, demokratik kurumların ve sivil halkın herhangi bir terörist saldırıdan korunması ve terörist saldırı durumunda bir üye ülkenin siyasi talebi üzerine o ülkeye kendi bölgesinde yardımda bulunulması, Birlik üye devletler tarafından sağlanan askerî kaynaklar da dâhil olmak üzere tüm araçları bu üye devletin kullanımı için seferber edilmesini terör örgütleri listesine almıştır (Özcan, Yardımcı, 229).

3.7. 30 Kasım 2005 AB Konseyi’nin Terörle Mücadele Stratejisi

Terörle uluslararası alanda olduğu kadar ulusal düzeyde de mücadele edilmesi gerektiğinden hareketle AB bu konuda mücadelesi 11 Eylül 2001 ve özellikle Madrid (2004) ve Londra (2005) saldırılarından itibaren yoğunluk kazanmıştır. AB Konsey Başkanlığı ve terörle mücadele koordinatörünün önerilerini dikkate alarak, Konsey 30 Kasım 2005 tarihinde “AB Terörle Mücadele Stratejisini” benimsemiştir (Ergül, 2014 :87).

AB’nin terörizmle mücadele stratejisi 4 dizi aşama içerir:

1.Aşama; Önlemek (Prevent): Avrupa’da ya da uluslararası alanda radikalleşen ve taraftar toplayan terörizme yönelen insanların bu yönelimlerinin sebeplerini araştırmak, çözüm yolları düşünerek bunu önlemek.

2.Aşama; Korumak (Protect): Vatandaşları, savunma sistemlerini korumak gelişmiş sınır güvenliği, ulaşım ve kritik savunmayı da içeren savunmasızlığı saldırılara karşı azaltmak.

3.Aşama; Takip Etmek (Pursue): Sınır dışındaki teröristleri izlemek, araştırmak; planlarını, seyahatlerini, iletişimlerini engellemek, network ağlarını bozmak, fonlarını kesmek ve saldırı materyallerine ulaşmak ve teröristleri adalete teslim etmek.

4.Aşama; Karşılık Vermek (Response): Terörist atakların sonuçlarını minimize etmek için dayanışma ruhu içinde, zarar görenlerin ihtiyaçları için karşılık verme koordinasyonu ve kötü sonuçlarla başa çıkabilme konusunda gelişen yeteneğimiz ile Kendimizi hazırlamalıyız.[5]

Sonuç

Terör ve terörizmle mücadele Avrupa kıtasında yeni bir olgu değildir. Avrupa Birliği iç sınırların kaldırılması ve genişlemeye paralel olarak giderek yoğun bir şekilde artan örgülü suç tehdidin altında kalmıştır. Bu tehditle üye ülkelerin tek başlarına mücadele etmesi neredeyse imkânsız bir hal almıştır. Dolayısıyla bu suçlar ile mücadele artık kaçınılmaz olarak Avrupa Birliği düzeyinde mücadele gerektirmiştir. Bu gereksinimi fark eden AB liderleri Maastricht Antlaşması ile arzulanan işbirliğini gerçekleştirmekte başarılı olmasalar bile en azından bu alanda daha atılmış ve kişilerin serbest dolaşımına ilişkin konular üçüncü sütundan çıkarılarak birinci, yani Topluluk sütununa eklenmiştir. Ancak Amsterdam’da bilindiği gibi her alanda istenilen değişiklikler Antlaşma metnine girememiştir. 1999’da Tampere’de yapılan Zirve toplantısında İçişleri ve Adalet alanında önemli kararlar alınmıştır. Bu kararların bir kısmı Nice Anlaşması ile Avrupa Birliği antlaşmasında dâhil edilmiştir (Kedikli, 119).

11 Eylül 2001’den önce AB’nin terörizmle mücadelesi adalet ve iç işleri alanındaki işbirliğini tetikleyici yönde gerçekleşmiştir. AB üyesi devletlerin her birinin bir tehdit olarak terörizmi değerlendirmesi birbirinden farklılık göstermektedir. Bu sebeple terörizmle mücadele hükümetler arası işbirliğinden öteye gidememiştir (Ekici, 2012:111).

Terörizmle karşılaşan Avrupa devletlerinin her birinin siyasi kültürü ve gelenekleri verilecek tepkinin derecesini ve uygulanacak politikaların şeklini etkilemektedir. İlkesel olarak AB’nin tüm üye ülkeleri, terörizmi müşterek bir tehdit olarak görmekle birlikte terörizmle mücadelede mümkün olduğu kadar egemenliklerinin kontrolünü ellerinde tutmak için çaba harcamaktadır. Dolayısıyla, terörizmle mücadelede uzun vadeli önlemler yerine, ortaya çıkan sorunlara yönelik tepkisel karşılık verme şeklinde bir işbirliği ortaya çıkmaktadır. Zira üye devletler, dış güvenlik ve savunma politikası gibi hassas politika alanlarını kendi ulusal egemenliklerinin merkezindeki bir konu olarak değerlendirmekte ve bu konudaki yetkilerinin ellerinden alınıp tek bir merkezde toplanmasına direnmektedir. İşte bu gibi durumlar, terörizmle mücadelenin etkililiğinin önemli bir parçasını oluşturan ortak tutumun ve strateji belirleme ve uygulamanın da önünde önemli bir engel oluşturmaktadır (Kedikli, 2006:79).

Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra İçişleri ve Adalet alanındaki çalışmalar daha da hız kazanmış ve Avrupa Birliği boyutlu suçla mücadele için gerekli siyasal kararlılık biraz daha belirgin hale gelmiştir. Bu dönemde Europol’un yetki alanı geliştirilmiş ayrıca Eurojust gibi yeni kurumlar ortaya çıkmıştır. Eurojust özellikle cezai alanda üye ülkeler arasında yeni bir iletişim aracı ve AB boyutlu suçla mücadelede soruşturma ve kovuşturma için ortak bir zemin tasarlamıştır (Kedikli, 2006:79).

11 Eylül sonrası dönemde ABD’ye ilk destek AB’den gelmiştir. 12 Eylül’de yayımlanan bir deklarasyon ile saldırılar kınanmış ve ABD ile işbirliği içerisinde bulunulacağı ifade edilmiştir. 21 Eylül 2001 de Eylem Planı belirleyen AB ülkeleri terörizmle mücadeleyi AB’nin öncelikli hedeflerinden biri haline getirmişlerdir. Bu dönemdeki AB politikaları incelendiğinde temel çabanın terörizme karşı çok yönlü bir yaklaşım sağlama isteği üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. Üye ülkelerin bir kısmının olumsuz tutumuna karşın Avrupa Birliği de terörizmle mücadelede örgüt olarak etkinliğini arttırmak için çeşitli adımlar atmaya devam etmektedir. Ancak örgütün, terörizme karşı mücadelede başarılı olabilmesi için; hukuki, operasyonel ve diplomatik bazda üç ayaklı bir yöntem izlenmelidir. Ortak demokratik değerlere zarar vermeden hukuki açıdan üye ülkeleri daha fazla bağlayıcı adımlar atmaya zorlayacak bir yapı oluşturulmalıdır (Köktaş, 2004:23).

Gizem ÖZDEMİRUludağ Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, gizem.ozdmr@windowslive.com

[1] Serkan Yardımcı, Avrupa Birliği ve Küresel Terörizmle Mücadele, (E.T. 08.01.2016)

[2] http://www.ikv.org.tr/sozluk.asp?bas_harf=S&anahtar=&sayfa=&id=1257 (03.11.2010).

[3] Arif Köktaş, “Avrupa Birliğinin Adalet ve İç İşlerinde İşbirliği Politikası”,

http://www.pa.edu.tr/objects/assets/content/file/dergi/45/135-150.pdf  (E.T. 28.12.2015).

[4] Mehmet Özcan, Avrupa Birliği ve Küresel Terörizmle Mücadele, http://www.e-akademi.org/makaleler/mozcan-1.htm#_ftn65 (E.T. 28.12.2015).

[5] The European Union Counter Terrorism Strategy, 30 November 2005.

http://register.consilium.eu.int/pdf/en/05/st14/st14469-re04.en05.pdf s.  (13.11.2015).

KAYNAKÇA

Kitaplar;

Arı, Tayyar. Geçmişten Günümüze Ortadoğu: Siyaset Savaş ve Diplomasi, İstanbul: Alfa Yayınları, 2004.

Bal, İhsan. Alacakaranlıkta Terörle Mücadele ve Komplo Teorileri, Ankara: USAK Yayınları, 2006.

Başeren, Sertaç H. Uluslararası Hukukta Devletlerin Münferiden Kuvvet Kullanmalarının Sınırları, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi, 2003.

Beşe, Ertan. Terörizm, Avrupa Birliği ve İnsan Hakları, İstanbul: Seçkin Yayıncılık, 2002.

Laçiner Sedat, Özcan Mehmet, Bal İhsan, (2004), Türkiyeli Avrupa, Ankara: Usak Yayıncılık, 2004.

Mehmet Özcan, Serkan Yardımcı, “Avrupa Birliği ve Küresel Terörizmle Mücadele”, Terörizm: Terör, Terörizm ve Küresel Terörle Mücadelede Ulusal ve Bölgesel Deneyimler, İhsan Bal (der), Ankara: USAK Yayınları, 2006.

Wilkinson, Paul. “Terör Ve Terörizm: Kavramlar, Özellikler Ve Tipoloji”, çev Talip Kabadayı, Silinen Yüzler Karsısında Terör, Cemal Güzel (ed.), Ankara: Ayraç Yayınevi, 2002.

Makaleler;

Asan, Kader. Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikası, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2007.Arıkoğlu

Başeren, Sertaç: Kavramsal Özellikleri ile Terörizm, Ankara, 2006, s. 7-17.

Ekici, Kübra Deren. Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Yöntemleri, Yüksek Lisans Tezi, Konya 2012.

Ergül, Ergin. “Özgürlük Ve Güvenlik Dengesi Bağlamında Uluslararası Terörle Mücadele Stratejileri”, EÜHFD, Cilt:18, Sayı: 1–2, 2014, s. 64-98.

Kaya, Ahmet. ‘11 Eylül Bağlamında Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadeleye Bakış Tarzı,’ Polis Bilimleri Dergisi, Cilt:5, Sayı:1, 2003, s. 75-90.

Kaya, Sezgin “Interpol, Europol ve Uluslararası Terörizm“, Güvenlik Stratejileri Dergisi, Yıl 1. Sayı 2. İstanbul: Harp Akademileri Komutanlığı Stratejik Araştırmalar Enstitüsü, Aralık 2005, s. 31-49.

Kaya, Sezgin. “Küresel Terörizmle Mücadelede Alternatif Rejim Modelleri”, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Yıl:3, Sayı:5, Ankara: Genelkurmay ATASE ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı Yayınları, Temmuz 2005,  s. 15-34.

Köktaş, Arif. ‘Avrupa Birliği’nin Adalet ve İçişlerinde İşbirliği Politikası’, Polis Bilimleri Dergisi, Cilt:6, Sayı:2, 2004, s. 80–99.

Turan, Aslıhan P. “AB Güvenlik Aktörü Olmaya Ne Kadar Yakın”, Bilge Strateji, Jeopolitik, Ekonomi-Politik Ve Sosyo-Kültürel Araştırmalar Dergisi, Cilt:1 Sayı:3, Güz 2010, s. 30-41.

Ündücü, Cemile. “Uluslararası Sistem ve Terörizm Arasındaki İlişki”, Esba (Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi), Cilt: 2, Sayı:1, 2011, 11-27.

İnternet Kaynakları;

Arif Köktaş, “Avrupa Birliğinin Adalet ve İç İşlerinde İşbirliği Politikası”, http://www.pa.edu.tr/objects/assets/content/file/dergi/45/135-150.pdf (28.12.2015).

Kemal Sayar, “Terör Nedir, Terörist Kimdir”, http://www.kemalsayar.com/sayfalar.asp?s=214 (E.T. 07.12.2015).

Mehmet Özcan, “Avrupa Birliği ve Küresel Terörizmle Mücadele”, http://www.e-akademi.org/makaleler/mozcan-1.htm#_ftn65 (E.T. 28.12.2015).

Serkan Yardımcı, “Avrupa Birliği ve Küresel Terörizmle Mücadele”, http://www.e-akademi.org/incele.asp?konu=AVRUPA%20%20B%DDRL%DD%D0%DD%20%20VE%20%20K%DCRESEL%20TER%D6R%DDZMLE%20%20M%DCCADELE&kimlik=-2088427001&url=makaleler/mozcan-1.htm (E.T. 08.01.2016).

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir