ankara escort
Güncel Yazılar

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Türkiye

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, anayasa tartışmaları, yerel demokrasi ve özerklik meselesi bağlamında gündeme gelmiş; genel seçimler öncesi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Hakkâri’deki konuşması sırasında, “Türkiye’nin, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı imzalamasına rağmen birçok maddeye koyduğu çekinceleri kaldıracağız” ifadesi ile yeniden tartışma konusu olmuştur.(1)

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı

Avrupa Konseyi bünyesinde 15 Ekim 1985 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye tarafından da 21 Kasım 1988’de imzalanan Şart, giderek artan görev ve sorumlulukların karşılanması için yerel yönetimlere esneklik tanınması, yerel yönetimlere görevlerini en iyi şekilde gerçekleştirecek yönetim yapısını sağlanması ve yerel yönetimleri merkez müdahalesinden korunmasını amaçlamaktadır. Yerindenlik ilkesinin kavram olarak kullanılması ve yaygınlaşarak yerellik ilkesinin yerini alması da Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ile olmuştur. Şartın 4. maddesinin 3. fıkrasında “kamusal sorumluluklar -genellikle ve tercihen- vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılır” denilerek yerinden yönetim ve yerindenlik ilkesi tarif edilmektedir.(2)

Şart’ın temel kapsamını oluşturan birinci bölümde; özerk yerel yönetimlerin anayasal ve hukuki dayanağı, özerk yerel yönetim kavramı, özerk yerel yönetimin kapsamı, yerel yönetim sınırlarının korunması, yerel makamların görevleri için gereken uygun idari örgütlenme ve kaynaklar, yerel düzeydeki sorumlulukların kullanılma koşulları, yerel makamların faaliyetlerinin idari denetimi, yerel makamların mali kaynakları, yerel makamların birlik kurma ve birliklere katılma hakkı ile özerk yerel yönetimlerin yasal korunması konuları düzenlenmiştir.(3)

Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı imzalayan ülkeler, yapılacak düzenlemelerde, yerel yönetimlerin geniş bir özerkliğe sahip olmasına, yerel yönetimlerin görev ve yetkilerinin anayasa ile belirlenmesine, bu yetkilerin merkezi idare tarafından zayıflatılmamasına, yerel yönetimlerin kendi iç örgütlenmesini oluşturmasına; gerekli mali kaynaklara sahip olunmasına, atanan değil seçilen organlardan oluşmasına ve adem-i merkeziyetçilik anlayışının sağlanmasına dikkat etmekle yükümlüdür.

Türkiye’de Şart’ın yeniden gündeme gelmesinin nedeni ise Şart’ın 12. maddesine uygun olarak bazı madde ve paragraflara konulan çekincelerdir. Türkiye, yerel makamları doğrudan ilgilendiren planlama ve karar süreçlerinde kendilerine danışılması; yerel yönetimlerin iç örgütlenmelerinin kendilerince belirlenmesi; yerel olarak seçilmiş kişilerin görevleriyle bağdaşmayacak işlev ve faaliyetlerinin kanun ve temel hukuk ilkelerine göre belirlenmesi; vesayet denetimine ancak vesayetle korunmak istenen yararlarla orantılı olması durumunda izin verilmesi; yerel yönetimlere kaynak sağlanmasında hizmet maliyetlerindeki artışların mümkün olduğunca hesaba katılması; yeniden dağıtılacak mali kaynakların yerel makamlara tahsisinin nasıl yapılacağı konusunda yerel yönetimlere önceden danışılması; yapılacak mali yardımların, yerel yönetimlerin kendi politikalarını uygulama konusundaki temel özgürlüklerini mümkün olduğu ölçüde ortadan kaldırmaması; yerel yönetimlerin haklarını savunabilmeleri için uluslararası yerel yönetim birimleriyle işbirliği yapabilmeleri, uluslararası birliklere katılabilmeleri; yerel yönetimlerin iç hukukta kendilerine tanınmış olan yetkileri serbestçe savunabilmek için yargı yoluna başvurabilmeleri hükümlerine çekince koymuştur.(4) Ancak,  Şart’ın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak,  Bakanlar Kurulu kararıyla bütün çekincelerin kaldırılması mümkündür.

Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği bu çekincelerin kaldırılması ve şartın uygulanması için Türkiye’ye uzun zamandır çağrıda bulunmaktadır. Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi tarafından hazırlanan rapor ve beraberindeki tavsiye kararı metninde öncelikli olarak, 2007 yılından bu yana Türkiye’de yerel ve bölgesel demokrasi alanında fazla ilerleme kaydedilmediği vurgulanmaktadır.(5) Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Türkiye’de adem-i merkeziyetçiliğin kuvvetlendirilmesi amacıyla anayasal önlemler alınmasını ve merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayetinin kaldırılmasını talep etmektedir.(6)  Ayrıca AB’nin hazırladığı İlerleme Raporları’nda Türkiye’nin bölgesel kalkınma politikası ile ilgili kurumsal eleştirilere rastlanmaktadır. Öncelikli olarak “Türkiye’de bölgesel politikaya ilişkin kurumsal çerçevenin; planlama, programlama, uygulama ve denetleme sorumluluğunun Devlet Planlama Teşkilatı’nda toplanması nedeniyle dar olduğu” vurgulanmaktadır.(7) AB İlerleme Raporları’nda hemen hemen her yıl mali denetim mekanizmasının acilen modernize edilmesi gerektiği de vurgulanmaktadır.(8)

Çağdaş devlet yapısının bağdaştırmaya çalıştığı siyasal örgütlenmenin iki temel unsuru merkeziyet ve yerelliktir. Merkezi yönetim, ülkede uygulanan politikaların ve görülen hizmetlerin tek bir merkezden karar alınarak bu merkeze bağlı birimler tarafından gerçekleştirilen yönetim tarzıdır. Bu durumda merkezden yönetim anlayışı hiyerarşi bağıyla birbirine bağlanan birimlerin birlikte hareket ederek tek bir organ gibi çalıştığı yönetim biçimidir. Merkezden yönetimin geçerli olduğu ülkelerde hizmetler ile ilgili kararlar başkente hiyerarşik bağla bulunan ve ast üst ilişkisi içindeki birimler kararın uygulanışında merkezi yönetime yardımcı olmaktadır. Merkezi yönetim şekli, devlet yönetiminde birliği sağlamakta ve güçlü bir yönetim anlayışını beraberinde getirmektedir.

Bununla birlikte merkezi yönetim, halk katılımını azaltarak demokrasi anlayışını zayıflatabilmekte, tüm birimlerin merkezden onay almak zorunda kalması yapılan işlemlerde gecikmelere yol açabilmekte, kaynakların iktidar tarafından partizanca kullanımı kaynak israfına neden olmaktadır.(9)

Yerel yönetim ise belli bir coğrafyada yaşayan yerel halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan karar organları, bölgedeki halk tarafından seçilen ve kanunlarla belirlenmiş görev ve yetkilere sahip kamu tüzel kişileri olarak tanımlanabilir.(10) Yerel yönetim özerkliği ise “Kurumların kendi öz sorumlulukları altında kendi hizmetlerini düzenleme hakkıdır.” şeklinde açıklanabilir.(11) Bir başka tanımla özerklik, “Yerel yönetimlerin, kendi beldelerindeki ihtiyaçları gidermek için kendi organları ile karar alabilmesi ve uygulama hakkına sahip olmasını gerektirir”(12)

Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nın 3. Maddesine göre özerk yerel yönetim kavramı, yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkânı anlamını taşımaktadır. Dolayısıyla yerel yönetimlerde özerkliğe gerçek anlamda sahip olunması için karar alma yetkisi, organların bağımsızlığı ve yeterli finansal kaynakların bulunması şartlarının gerçekleşmesi gereklidir.

Türk siyasi tarihinde siyasi idarenin merkeziliğini, bütünlüğünü korumak ve güçlendirmek yönetim sisteminde esas alınmıştır. Doğal olarak uygulamalar da bu doğrultuda gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle merkezi idarenin gücünü azaltacak gelişmelere pek sıcak bakılmamıştır. Ancak değişen siyasi konjonktür ve özellikle de AB üyelik hedefi Türkiye’yi yerinden yönetim konusunu ele almaya itmiştir.

Bu noktada belirtilmesi gereken, devletin hem üniter yapılı hem de adem-i merkeziyet” ilkesi üzerine inşa edilmiş olabileceğidir. Aynı şekilde federal yapılı olduğu halde, merkezileştirici öğeleri de içerebilir. Örneğin Türkiye merkeziyetçi yapıyı benimsemiştir ama üniter ve ulus-devlet modeli olarak Türkiye’nin esinlenmiş olduğu Fransa,  “adem-i merkeziyetçi” yapıyı kurmuştur.

Fransa Modeli

Fransa, 1982 yılına gelinceye kadar katı merkeziyetçi bir yapıya sahipken, 1982 reformları ile yerel yönetimler merkezi yönetim karşısında güçlendirilmiştir. Ayrıca, 2003 yılında Anayasa’nın 1. maddesinde üniter devlet yapısına eklenen desantralizasyon tanımı ile bu sürecin yasal dayanağı da sağlanmıştır.

1982’ye kadar kendisine verilen görevleri yerine getiren bir kamu kurumu niteliğinde olan ‘bölge’, 1982 reformu ile bir yerel yönetim birimi haline getirilmiştir. Bu tarihten itibaren Fransa’da yerel yönetimler üçlü bir yapıya sahip olmuştur: ‘Belediyeler’, ‘iller’ ve ‘bölgeler’. İller ve bölgeler hem merkezi idarenin taşra teşkilatının örgütlendiği hem de yerel yönetim birimine sahip olarak birimlerdir.

Fransa Anayasası’nın 74. maddesinin belirttiği üzere Cumhuriyet’in denizaşırı toprakları da Cumhuriyet’in çıkarları içinde ve kendi çıkarlarını gözetecek şekilde özel düzene tabi tutulabilmektedir.(13)

2 Mart 1982 tarihli Belediyelerin, İllerin ve Bölgelerin Hak ve Özgürlüklerine İlişkin Yasa, yerel yönetimler üzerinde valinin sahip olduğu vesayet yetkilerini kaldırmakta; bölge yönetimini yerel yönetim kurumu olarak kabul etmekte ve ilde, valinin sahip olduğu yürütme gücünü genel meclise vermektedir. Bu nokta son derece önemlidir. Zira gene Fransa’dan alınan Türk idari örgütlenmesinde bugün, belediyeler üzerinde vali ve kaymakamların idari vesayet, yani bir tür gözetim yetkisi vardır. Her ne kadar 2005 tarihli düzenlemeler ile bu yetki sınırlanmış olsa da idari vesayet Türk hukukunda idarenin bütünlüğünü sağlayan en etkin araç görünümündedir.(14)

Fransa’da 2003 tarihli Anayasa değişikliği ile “yerel yönetimler, kendi ölçeklerinde daha iyi hayata geçirebilecek yetkilerin kullanımı için tüm kararları almak görevine sahiptir” hükmü getirilerek örgütlenme iyice yerelleştirilmiştir. Böylece yerel yönetimler yasama alanına ortak aktörlerden biri haline getirilmiştir.

Polis ve güvenlik alanındaki genel sorumluluk merkezi yönetime aittir. Ancak belediyeler kamu güvenliği alanlarında silahsız kolluk güçleri oluşturabilmektedir. İtfaiye hizmetleri illerin sorumluluğundadır.(15) Eğitim konusunda ise merkezi yönetim, müfredat gelişimi ve öğretmenlerin seçimi, gelişimi, denetimi ve maaşlarının ödenmesinden sorumluyken yerel yönetimler ağırlıklı olarak okul binalarının ve ilgili teknik donanımın yönetiminden sorumludur.(16)

İspanya Modeli

Bazı kesimlerce Türkiye için önerilen bir diğer yerel özerklik modeli İspanya’daki özerklikler devletidir. İspanya Anayasası İspanya’yı bir üniter devlet olarak tanımlamaktadır, ancak devlet özerk bölge yönetimleri sebebiyle federal bir sisteme benzemektedir. 1978 tarihli İspanyol Anayasası’nın 2.maddesi, “Anayasa, İspanyol ulusunun parçalanmaz birliğine, bütün İspanyolların ortak yurdunun bölünmezliğine dayanır; ulusu oluşturan milliyetlerin ve bölgelerin özerklik hakkını ve kendi aralarında dayanışmasını tanır ve güvence altına alır” demektedir.(17) Anayasa “ulusal egemenliğin” İspanyol halkına ait olduğunu da belirtmektedir. Dolayısıyla İspanyol Anayasası ulusal birlik ve ulusal egemenlik ilkesiyle birlikte “ortak ve bölünmez yurt” ilkesine yer vermekte ancak, ulusal bütünlük vurgusu içinde “milliyetlerin” ve “bölgelerin” özerklik hakkını tanımaktadır.(18) Böylece tarihi, kültürel ve sosyal koşulların oluşturduğu 17 bölge özerk olarak konumlanmıştır.

Bu modelde siyasal özerkliğin ilk boyutu, anayasal kurallar uyarınca bölgelerin temsilcileri aracılığıyla kendi hukuki statülerinin hazırlanmasına katılma hakkına sahip olmalarıdır. Ancak son onay, merkezi siyasi organları tarafından verilecektir. Siyasal özerklik unsurunun diğer boyutu, bölgelerin Anayasa ile kendilerine bırakılan alanlarda ve kendi statüleri uyarınca yasama yetkisine sahip olmalarıdır. Her bölgenin genel oyla seçilmiş bir yasama meclisi bulunmaktadır ve buna bağlı olarak her bölge kendi yürütme organına sahiptir. Buna karşın İspanya’da yargı birliği ilkesi geçerlidir.

İspanya modelinde dış politika ve uluslararası ilişkiler; savunma ve silahlı kuvvetler; yargı; vatandaşlık, yabancılar, göç ve sığınma hakkı; para, döviz, devlet maliyesi; gümrük rejimi Anayasanın  devletin yetki alanı içinde gördüğü konular arasında yer alır. Kamu güvenliğinin sağlanması devletin yetki alanı içindedir, ancak bölgeler de kendi kolluk güçlerini kurma yetkisine sahiptir.(19)

İtalya Modeli

Türkiye için örnek teşkil edebileceği savunulan bir diğer yerel özerklik modeli İtalya’daki bölgeli devlet modelidir. Eski DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, “Cumhuriyeti oluştururken İtalya’nın ceza yasalarını almışız. Ama 1947’de İtalya 20 bölgeye ayrılmış, 5’i de farklı kültüre sahip olduğu için özerk olmuş. Kuzey bölgesi ’her bölgenin bütçesi kendisini idare etsin’ demiş. Ama parlamento ’geri kalmış yerler daha da ezilir’ diye hayır demiş, genel bütçeden pay ayrılması esas olmuş. Bizim demokratik özerklik projemiz budur.” açıklamasıyla İtalya modeline dikkat çekmiştir.(20)

İtalya’da Anayasa’nın 5. Maddesinde “Cumhuriyet tek ve bölünmezdir. Ancak yerel özerklikleri tanır ve destekler” denmektedir.(21) İtalya’da yerinden yönetim, üniter devlet olmanın gereği, kamu hizmetlerine yönelik, yani yönetsel niteliktedir. Bunun yanı sıra, Cumhuriyetin, yasalarda yer alan ilke ve yönetimleri özerklik ve yerinden yönetim ilkelerine uydurmayı benimsediğine de yer vermiştir. İtalyan Anayasası, ayrıca, V. Bölümde, il ve belediyelerin yanı sıra, bölgelerden de söz etmektedir. Bölgelerin “Anayasanın belirlediği ilkelere göre özel görevleri ve yetkileri olan özerk kuruluşlar olduğu” anayasada yazılıdır.(22)

Bölgelerin yasa yapma yetkisine sahip olması, tek siyasi karar merkezli üniter devlet modelinden çıkıldığının göstergesidir. Bölgeli devlet modeli, üniter devlet ile federal devlet arasında bir ara-formüldür. Bu model, bölgeler ya da topluluklara tanınan siyasal özerklik açısından üniter devletten farklılaşmakta; yasama meclislerinde bölgelerin doğrudan temsil edilmemesi ve bölgelerin anayasal değişiklik süreçlerinde herhangi bir yetkilerinin bulunmaması açısından ise federal devletten ayrılmaktadır.(23)

20 bölgeye ayrılmış İtalya geniş bir desantralizasyon içinde kamu hizmetlerinin büyük bir bölümünün belediyeler, iller ve bölgeler tarafından yürütülmesini öngörmüştür. Bununla beraber, merkezi hükümetin de il ve bölge düzeyinde temsilcileri bulunmaktadır. Bu merkezi hükümet temsilcilerine vali denilmektedir. Bölge yasaları bölge valisince onaylandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. İl ve belediyelerin idari işlemleri üzerindeki denetim, bölgesel bir organ olan, bölgesel denetim komitesi tarafından yapılmaktadır. Bu komisyon hukuk profesörleri, memurlar, hâkimler gibi uzmanlar arasından bölge meclisince seçilmektedir.

Türkiye için hangi model?

Gerek küreselleşme, gerekse AB üyelik hedefi pek çok konuda olduğu gibi yerel yönetimler konusunda da reform yapılması gerekliliğini ortaya koymuştur. Türkiye’nin AB ölçütlerine uyumu konusunda yasal değişiklilerin uygulanmasında karşılaşılan sorunlara çözüm ararken AB ülkelerindeki örnekler de gündeme gelmektedir. Ancak bu bağlamda unutulmaması gereken her devletin kendi iç ve dış dinamiklerine uygun bir model belirlediğidir. Şüphesiz farklı modellerin analiz edilmesi Türkiye’de yerel yönetimler konusunda yapılacak değişikliklerde en uygun olanın bulunması açısından faydalıdır. Ancak bir devlet için uygun olan modelin bir diğeri için uygun olmayabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.

Von Brünneck yerinden yönetimin bir süreç olarak dört basamaktan oluştuğunu ifade etmektedir: İlk basamakta yerinden yönetim, yalnızca “yerel yönetimlerin güçlendirilmesi” anlamına gelmektedir. Yerinden yönetimin ikinci basamağı “bölgeselleştirme” ve “bölgecilik”, üçüncü basamağı “federalizm” ve dördüncü basamağı da “ayrılıkçılık”tır.(24) Ülkelerin yerinden yönetim politikalarını hangi basamakta ve derecede gerçekleştireceklerine karar vermede kendi iç dinamikleri kadar dış etmenler de önemli rol oynamaktadır. Yerinden yönetim eğilimlerinin okur-yazarlık oranı, yoksulluk, bölgesel dengesizlikler, yerel gereksinmeler, demokratikleşme, etnik ve kültürel kimlik gibi iç etmenlerden mi, yoksa dünya ticareti ve para sistemi, ekonomik ve politik bağımlılık gibi dış etmenlerden mi kaynaklandığı büyük önem taşımaktadır.(25)

Kesin olan husus, Türkiye’de bir merkeziyetçilikten uzaklaşma ve adem-i merkeziyetçiliği yerleştirme ihtiyacı olduğudur. Böylece devlet yapısının modernleştirilmesi ve işlevselleştirilmesi, yönetim basamakları arasında güçler ayırımının gerçekleştirilmesi, ekonomik gelişme politikası ve özellikle bölgesel dengesizliklerin giderilmesi, temel hak ve özgürlükler açısından kültürel/etnik kimliklerin korunması ve geliştirilmesi, katılım ve yurttaşa yakın bir yönetim benimsenmesi gibi hedeflere ulaşmak mümkün olmaktadır.

Bu bağlamda Türkiye için en uygun model Fransa modeli olarak görünmektedir. Fransa, üniter devlet ilkesinden vazgeçmeden demokratikleşme ve yerel yönetimleri güçlendirmek adına aşamalı bir şekilde adem-i merkeziyetçiliğe geçmeyi başarmıştır. Günümüzde Türkiye ile Fransa yerel yönetimleri arasındaki farklılıklara bakıldığında, Türkiye’de il genel meclisi kararları valinin onayı ile kesinlik kazanmasına rağmen Fransa’da kararlar, onaya gerek olmadan yürürlüğe girmektedir; Türkiye’de belediye başkanı doğrudan halk tarafından seçilirken Fransa’da belediye başkanı meclis tarafından kendi içinden seçilmektedir; Fransa belediyeleri, nüfus dikkate alınmadan büyük ve küçük belediyeleri içine almakta, oysa Türkiye’de belediye kurulabilmesi için nüfusun 2000’i geçmesi gerekmektedir; Türkiye’de yerel yönetim birimlerinden biri olan köy yerel yönetimi Fransa’da bulunmamaktadır, Fransa’da belediye sayısının çokluğu da bundan kaynaklanmaktadır; Fransa’da bir yerel yönetim birimi olan bölge yerel yönetimi Türkiye’de yerel yönetim birimleri arasında sayılmamaktadır. (26)

Daha önce de belirtildiği gibi Fransa’da bu yerel yapının kurulması aşamalı bir şekilde olmuştur. Türkiye de yerel yönetimler konusunu ele almaya Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerine kaldırıp hükümleri gerektiği gibi uygulayarak başlayabilir. Zira idari adem-i merkeziyetçiliği gerçekleştirmek, bölgesel planlama ve kalkınma, şehircilik, çevre sorunları ve turizm gibi konularda Türkiye’ye önemli faydalar sağlayacaktır.

İtalya ve İspanya gibi, bölgelerin özerkliğe sahip olduğu ülkelerde yerinden yönetim çabalarının sonucu olarak ortaya çıkan bölgeselleştirmenin üç temel nedeni olduğu savunulabilir: Merkezle bölgeler arasındaki uzlaşmazlıkların çözülmesi; ulusal birliğin tehlikeye düşmesinin ya da ayrılıkçı hareketlerin önlenmesi; devletin ekonomik gelişme politikaları için yeniden yapılandırılması.(27)

Türkiye için önerilen bu iki modele tek tek baktığımızda, uzun süre Fransız modeline göre merkeziyetçi bir yönetim geleneğini benimseyen İspanya’da, 1978’den başlayarak, diktatörlüğe duyulan tepki ile etnik-kültürel çeşitlilik ve devlet yapısı arasında uzlaşma sağlama gereksinmesinin, bölge yönetimlerinin güçlenmesine neden olmuştur. İtalya’daki bölgeselleştirme çabalarının hedefi ise, devlet yapısının modernleştirilmesi ile ülkenin Kuzeyi ve Güneyi arasındaki bölgesel dengesizliklerin giderilmesidir.(28)

Bununla birlikte bölgelerin ulus devleti zayıflattığı, onunla adeta rekabet ettiği için ulus devletin varlığını tehdit ettiği savunulmakta, bölgelerin “küreselleşmenin truva atı” olduğu ileri sürülmektedir.(29) Bu görüşe göre, yeryüzündeki bütün ülkelerde az ya da çok yaşanan bölgelerarası dengesizliklerin giderilebilmesi için de yerel ve bölgesel yönetimler çare olarak gösterilmekte; oysa bölgeler zamanla ulus devletle rekabet eder duruma gelerek, merkezi devleti zayıflatmaktadır. Bölgelerin, ulus devlete göre daha avantajlı olduğu, ulus devlet gibi yapay bir oluşum değil, meşruiyetini çoğu kez kültürel, etnik ve tarihsel özelliklerinden ve geçmişinden aldığı da savunulmaktadır.(30)

Ayrıca Başkenti Bilbao olan Bask bölgesi ile başkenti Barselona olan Katalonya bölgesi, sosyo-ekonomik kalkınmışlıklarının yanı sıra İspanya merkezi yönetiminin verdiği ve vermeye devam ettiği demokratik hak ve özgürlüklere, ileri düzeydeki özerkliğe rağmen bağımsızlık beklentisi içindedir. Bu durum bölgesel özerkliğin benimsenmesi durumunda ileride Türkiye’de de bu tür taleplerinin ortaya çıkabileceğine ilişkin düşünceleri destekler niteliktedir. Dolayısıyla, değişik unsurlara dayalı (din, mezhep, dil, ırk vs.) olarak ülkeyi bölmeye ve insanları birbirinden farklılaştırmaya yönelik çabalar ile görüşlerin yerel demokrasi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

Yazar: Emine AKÇADAĞ

Cuma, 24 Haziran 201

Sonnotlar:

1. Bkz. www.hurhaber.com/haber/Kilicdaroglu-noktayi-Diyarbakir-da-koyacak/414673 (erişim 15 Haziran 2011)
2. Fikret Toksöz, Ali Ercan Özgür, Öykü Uluçay, Levent Koç, Gülay Atar ve Nilüfer Akalın, Yerel Yönetim Sistemleri, TESEV Yayınları, 2009, s.27
3.Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, Bkz. www.belgenet.com/arsiv/sozlesme/aas_122.html (erişim 16 Haziran 2011)
4.Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartına İlişkin Bilgi Notu, Bkz.www.abgs.gov.tr/files/haberler/2011/yerel_yonetimler_ozerklik_sarti.pdf (erişim 16 Haziran 2011)
5.Bkz.www.turkiyeavrupavakfi.org/index.php/genel-haberler/2224-yerel-demokrasi.html (erişim 16 Haziran 2011)
6. Ibid.
7.2005 İlerleme Raporu, Bkz.www.abgs.gov.tr/files/AB_Iliskileri/AdaylikSureci/IlerlemeRaporlari/Turkiye_Ilerleme_Rap_2005.pdf (erişim 17 Haziran 2011)
8. Fikret Toksöz, Ali Ercan Özgür, Öykü Uluçay, Levent Koç, Gülay Atar ve Nilüfer Akalın, op.cit., s.32
9. Mustafa Oksal, “Subsidiyarite İlkesi.” Belediye Dergisi, Cilt: 4, Sayı:10, Nisan 1998, s. 13-18
10. Ahmet Ulusoy ve Tekin Akdemir, Mahalli İdareler, Seçkin, Ankara,2001, s.41
11. Nuri Tortop, Yerel Yönetimler Maliyesi, TODAİE yayını, Ankara, 1996, s. 12
12. Fatih Yüksel, “Yerel Özerklik Kavramı Üzerine Bir İnceleme”, (Edit: Muhammet Kösecik, Hüseyin Özgür), Yerel Yönetimler Üzerine Güncel Yazılar I, Nobel Yayın Dağıtım, Ankara, 2005,s. 275-26
13. French Constitution, http://www.assemblee-nationale.fr/english/8ab.asp (erişim 19 Haziran 2011)
14. Engin Selçuk, Kürt Açılımı III: Bir Türkiye Modeli Kurulabilir mi ya da “Cumhuriyet”i Demokratikleştirme Formülleri, Bkz. www.haberakademi.net/haberyaz.asp?hbr=10002 (erişim 19 Haziran 2011)
15. Fikret Toksöz, Ali Ercan Özgür, Öykü Uluçay, Levent Koç, Gülay Atar ve Nilüfer Akalın, op.cit., s.74
16.Ibid.
17. Spanish Constitution, Bkz. www.senado.es/constitu_i/indices/consti_ing.pdf (erişim 21 Haziran 2011)
18.Engin Selçuk, Kürt Açılımı I: İspanya Modeli “Bölgeli Devlet”(?), Bkz. www.abbulteni.org/makale-ve-yorumlar/194-kurt-acilimi-i.html (erişim 22 Haziran 2011)
19. Ibid.
20.Bkz. haber.gazetevatan.com/Bizim_demokratik_ozerklik_projemiz_Italyan_modelidir_164853_1/164853/1/Haber (erişim 23 Haziran 2011)
21.Constitution the Italian Republic,www.senato.it/documenti/repository/istituzione/costituzione_inglese.pdf (erişim 23 Haziran 2011)
22.Ibid.
23. Engin Selçuk, Kürt Açılımı I: İspanya Modeli “Bölgeli Devlet”(?), Bkz. www.abbulteni.org/makale-ve-yorumlar/194-kurt-acilimi-i.html (erişim 22 Haziran 2011)
24.Alexander von Brünneck, “Constitutional Review and Legislation in Western Democracies”, In Christine Landfried (ed.). Constitutional Review and Legislation: An International Comparison, Baden-Baden: Nomos, 1988
25. Ibid.
26. Sabrina Kayıkçı, “1982 Reform Yasası Sonrası Fransa’da Yerel Yönetimler ve Yerel Özerklik Şartı”, Çağdaş Yerel Yönetimler, Cilt 12, Sayı 3, Temmuz 2003, s.37-38
27. Heldt Conceıçăo, “Territorialreformen Belgiens, Spaniens und Italiens im Vergleich”, Berlin, Berlin Verlag, 1998, p.21-24
28. Mario Caciaglie, “Dezentralisierung und Regionalpolitik in Italien”, Dieter Nohlen und Rainer-Olaf Schultze(Hrsg.), Ungleiche Entwicklung und Regionalpolitik in Südeuropa Italien, Spanien, Portugal, Bochum, Studienverlag, 1985, s. 75-81
29. Eric Nyugen, “Le regionalisme contre l’Etat-Nation”, Les nationalismes en Europe, Le Monde Marabout Poche, 1998, s. 102-142
30. Ibid.

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir