Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Avrupa’da Parçalanma Eğilimleri ve Avrupa Birliği

Genellikle bütünleşme süreciyle ilişkilendirdiğimiz Avrupa’da ilginç gelişmeler oluyor. Son dönemlerde pekçok ülkede, milliyetçi nitelik taşıyan siyasal partiler seçimleri kazanıyor. Avrupa’daki bu milliyetçi eğilimin bir yansıması olarak, ayrılıkçı hareketlerin de canlandığını görüyoruz. Örneğin İspanya’da, 25 Kasım’daki Katalonya seçimlerini, ayrılıkçı ve milliyetçi Katalonya Demokratik Dönüşüm Partisi (CDC) kazandı. İskoçya’da 2011 seçimlerinden yine bağımsızlığı savunan İskoç Ulusal Partisi galip çıktı. Ardından bu hükümet, İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılma konusunda 2014’te referanduma gitme kararını açıkladı. Belçika’da Flamanlarla Valonlar arasındaki sorunlar, Belçika’nın da ileride parçalanabileceği olasılığını akla getiriyor. Nitekim 2007-2011 arasında devam eden hükümet krizinin ardından, milliyetçi Yeni Flaman İttifakı (NVA) son seçimlerden lider olarak çıktı.

Bu gelişmeler, AB’nin geleceğine dair bazı belirsizliklerin yanında, “krizle boğuşan AB parçalanıyor mu?” sorusunu akla getiriyor. Bu soruya cevap verebilmek için, uluslararası politikanın genel yapısına kısaca bir göz atmak ve ardından da AB açısından bunun anlamını değerlendirmek gerekiyor.

Uluslararası politikanın en ilginç özelliklerinden biri, parçalanma ve bütünleşme eğilimlerini eşzamanlı olarak taşımasıdır. Örneğin Daha Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra self-determinasyon ilkesi temelinde başlayan parçalanma süreci, Milletler Cemiyeti ve diğer uluslararası örgütler çerçevesinde gelişen bir bütünleşmeye eşlik ediyordu. Soğuk Savaş sonrasında da bazı çevreler, küreselleşme ve dünya çapında ekonomik, sosyal ve kültürel bir bütünleşmeden söz ederken, bazıları da Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’nın parçalanmasından yola çıkarak girmekte olduğumuz evreyi bir parçalanma dönemi olarak tanımlıyordu. Özellikle etnik milliyetçiliklerin yükselişi, içinde Türkiye’nin de bulunduğu pekçok ülkeyi olumsuz yönde etkiledi. Son dönemde Ortadoğu’da ve özellikle Irak ve Suriye’de yaşananlar, parçalanma eğilimlerinin yeniden güçlendiğini gösteriyor. Fakat diğer taraftan bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişme, aynı zamanda çok farklı insan ve kültürleri bir araya getiriyor. Çoğulculuk ve birlikte yaşam kavramları bu dönemin temel siyasal sloganları olarak karşımıza çıkıyor. Yani hem parçalanma hem de bütünleşmeye dair pekçok örneği eşzamanlı olarak gözlemlemek mümkün.

Dolayısıyla, parçalanma ve bütünleşme çelişkisi, aslında yeni bir durum değil. Uluslararası politika, tarih boyunca bu iki zıt eğilimin birbirini etkilemesiyle gelişti ve dönüştü. Örneğin çok-uluslu imparatorlukların dağılması ve ardından ulus-devletler olarak tekrar yeni bir bütünleşmenin ortaya çıkması uluslararası politikanın doğasını değiştirdi. Aynı şekilde bilgi iletişim teknolojileri bağlamında bütünleşen dünyanın etnik ve dinsel temelde parçalanması, uluslararası politikada benzer değişim etkileri yarattı. Netice itibariyle uluslararası politikadaki önemli değişimler, parçalanma-bütünleşme süreçlerinin birbirini tetiklemesiyle gerçekleşir.

Peki Avrupa Birliği açısından bunun anlamı nedir? Eğer üye üllkeleri parçalanırsa, onları bir araya getirerek tek bir Avrupa yaratmaya çalışan AB’ye ne olur? Bu soruya sağlıklı bir yanıt verebilmek için AB ve üye ülkeleri, tek bir siyasal aktörü temsil ediyormuş gibi yorumlamamak gerekir. Her ne kadar ülkeler AB’yi oluşturmuş olsa da, AB başkadır, onu oluşturan üye ülkeler başka… Bu ikisini birbirine karıştırmamak ve aradaki farkları görebilmek gerekir. Örneğin bu hataya sık sık düşüldüğü için, Avrupa’daki borç krizinin aslında AB’nin krizi olduğu yönünde yorumlar da yapılmaktadır. Oysa mevcut ekonomik kriz, AB’nin krizi değil, üye ülkelerin bazılarının kötü yönetiminden kaynaklanan bir krizdir.[1] Bu krizi AB çözmeye çalışmaktadır.

AB ve onu oluşturan ülkeler arasındaki farklılık, özellikle siyasal konularda belirginleşmektedir. Yani aslında AB ve onu oluşturan ülkeler arasında bir yetki rekabeti vardır. AB, üye ülkelerle kendisi arasındaki hassas yetki dengelerini gözeterek ilerlemektedir. Kuruluşundan itibaren gelişimine baktığımızda AB’nin yetkilerini üye devletler aleyhine sürekli olarak genişlettiğini ve bu konudaki fırsatları kullanarak devletleri egemenlik paylaşımına ikna ettiğini görüyoruz. Bir anlamda ülkeler, ellerindeki yetkileri AB’ye devretmek zorunda kalarak ya da ortaklaşa kullanarak kaybetmekte ya da paylaşmaktadır.

Fakat gelinen nokta itibariyle, üye ülkelerin yetki devri konusunda nispeten isteksiz olacakları ve buna direnecekleri bir döneme giriyoruz. Çünkü bütünleşme, parasal birliğin gerçekleşmesiyle birlikte ekonomik aşamasını tamamlamış ve siyasal aşamaya geçişin eşiğine gelmiştir. Bu bağlamda AB’nin karşı karşıya bulunduğu en büyük engel, üye ülkelerin egemenlik kaygıları ve bu konuda gösterdikleri dirençtir. Çünkü devletler, siyasal yetki devri konusunda, ekonomik konularda olduğu kadar istekli davranmazlar.

Devletlerin bu direncini aşabilmek için AB, özellikle ulus-altı olarak nitelediğimiz yerel, bölgesel, etnik ve kültürel gruplar gibi siyasal aktörleri güçlendirerek üye ülkelerin egemenliklerini zayıflatmaktadır. Bu bağlamda AB’nin örneğin azınlık kimliklerini desteklemek yoluyla ulusal kimlikleri zayıflatıp, hepsinin üzerinde bir şemsiye kimlik olarak Avrupalılığı teşvik ettiğini söyleyebiliriz.[2] Bu bağlamda AB’nin üye devletleri parçalamaya çalıştığını söylemek istemiyoruz. Fakat bütünleşme sürecinin ulusal egemenlik yetkilerini zayıflatan ve siyaset sürecini farklı düzeylere taşıyan bir doğası da mevcuttur. Bu yüzden uluslararası bütünleşme çabaları, çok-düzeyli bir yönetişim olarak nitelendirilmektedir.[3]

Alt-kimlikleri muhatap alma ve Avrupa düzeyinde kurumsal olarak geliştirme çabalarına dair en somut örnek, AB’nin önemli kurumlarından biri olan Bölgeler Komitesi’dir. Bu kurum yoluyla AB, ulus-altı aktörlerin doğrudan Avrupa düzeyinde siyasete katılmasına olanak sunmaktadır. Bölgeler Komitesi çerçevesinde yerel ve bölgesel kimlikler, içerisinde yer aldıkları devletlerden ayrı olarak temsil edilmektedir.

Bu genel çerçeve açısından bakıldığında üye ülkelerin parçalanmasının, barışçıl bir yöntemle gerçekleştiği takdirde AB açısından olumsuz bir siyasal etkisi olmaz. Aksine bu parçalanma eğilimleri bütünleşmenin yeni bir aşamaya geçmesini destekleyebilir. Dolayısıyla aynı gelişmeler, AB’nin parçalanacağına dair gelişmeler olarak yorumlanmamalıdır. Tam tersine bu gelişmeler, AB’nin zaten aşmaya çalıştığı ulusal egemenlik engelini zayıflatarak Avrupa bütünleşmesine katkı da yapabilir. Zaten bu ayrılıkçı hareketler, özünde Avrupa Birliği’ne değil, kendi ulusal hükümetlerine karşıdır. Nitekim bu nedenle 25 Kasım’daki Katalonya seçimlerinin ardından meydanlara dökülen kalabalık içerisinde tek bir İspanyol bayrağı bile görülmezken, Katalan bayrağının yanında AB bayraklarının da sallanması şaşırtıcı değildir.

Uluslararası politikanın doğasındaki parçalanma ve bütünleşme dinamikleri, AB içerisinde de işlemekte ve AB’yi dönüştürmektedir. Fakat dışarıdan görüldüğü şekliyle parçalanma eğilimleri her zaman parçalanma sonucu doğurmaz. Bütünleşmenin daha farklı boyut ve biçimlerde devamı anlamına da gelebilir. Sonuç olarak AB, “ulusların Avrupası” olmaktan çıkıp, “halkların Avrupası” anlayışına geçebilir. Bu da siyasal bütünleşmeyi daha mümkün hale getirebilir.


[1] Haluk Özdemir, “Krizler, Gösteriler ve AB’nin Geleceği,” Ankara Strateji, 15 Kasım 2012.

[2] Erol Kurubaş, Asimilasyondan Tanınmaya. Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı, Ankara: Asil Yayıncılık, 2004, ss. 165-180.

[3] Haluk Özdemir, Avrupa Mantığı. Avrupa Bütünleşmesinin Teori ve Dinamikleri. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 2012, ss. 108-113.

Yazar: Haluk ÖZDEMİR

30 Kasım Cuma, 2012

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret