istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Avrupa'dan NATO'ya Alternatif | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Avrupa’dan, NATO’ya Alternatif

Toplumsal ve siyasi olaylar, iç içe geçmiş pek çok karmaşık etkenin şekillendirmesiyle aşama kaydederek meydana gelir. Bu yüzden olayların birer parçası hatta aktörü konumunda olan insanlar tarafından bile çoğu zaman, yaşandığı sırada anlaşılması kolay olmamaktadır. Toplumsal, siyasi, kültürel, ekonomik, vs. sebeplerin ve şartların sonucu olarak gelişen olaylar, zaman içinde doğdukları şartları değiştirme ve yeni bir durum oluşturma potansiyeline de sahip olabilirler. Meydana geldikleri dönemde bu potansiyele ilişkin ipuçlarını barındırsalar da, hüküm ve sonuçlarını ortaya koymaları, düşünce ve davranışta somut farklılıklar yaratmaları, değiştirdikleri şartların olgunlaşacağı ve bu değişikliğin açıkça algılanacağı bir süreyi gerektirebilir.

Bu durum, Soğuk Savaş’ın başında da sonunda da böyle olmuştur. Sovyet ordularının Berlin’e kadar gelmiş olmasının ifade ettiği anlam, savaş sonrası zafer sarhoşluğu yaşayan Batılı müttefiklerin gözünden kaçmıştır. Soğuk Savaş’ın bitişiyle de, ortak düşmanın ortadan kalkması ve ortak değerlerin silikleşmesinin, Batı ittifakı için bir yol ayrımının başlangıcı olabileceği, Brzezinski ve Nye gibilerince belirtilmiş olsa da, göz ardı edilmiştir. 45 yıl süren sıkı bir ittifakın birden bire dağılması elbette ki beklenemezdi. Ancak Berlin Duvarı’nın yıkılmasından 15 yıl sonra gelinen nokta, bu olayın artık somut sonuçlarını doğurmak üzere olduğunu gösteriyor.

Yeni Dünya Düzeni, Batı İttifakı Ve NATO
Soğuk Savaş sırasında ortaya çıkan Avrupa-ABD ittifakı, hiç şüphe yok ki, siyasi tarihin en istikrarlı birlikteliği oldu. Paylaşılan ortak siyasi, ekonomik, kültürel değerlerin yanı sıra çok güçlü ortak bir düşmanın varlığı da bu kurumsal işbirliğini pekiştirdi. Bu ittifakın en önemli kurumu, temel direği ve sözcüsü de NATO oldu.

Ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ortak tehdidin yok olmasıyla birlikte Batı ittifakı ve onun sembolü olan NATO, varlık sebebini kaybederek bir kimlik bunalımına -ister istemez- sürüklendi. ABD ve Avrupa’nın, Soğuk Savaş sonrası dünyayı yeniden tanımlamalarına paralel olarak NATO da, yeni dönemin belirsizlikleri içinde bir işlevsizleşme sürecine girdi. Bosna ve Kosova krizlerinde oynadığı rolle kimlik bunalımını aşma çabası gösterdiyse de asla Soğuk Savaş döneminde sahip olduğu güce ulaşamadı. Yeni tehdit değerlendirmeleri ve yeniden yapılanma faaliyetleri de grup üyeliğini ve grup içi dayanışmayı diri tutacak bir sonuç vermedi. Soğuk Savaş sonrası uluslararası politikanın parametreleriyle uyumlu bir kurum olmayan NATO, ilişkilerdeki belirleyiciliğini yitirdi.

Uçurum Açılıyor
Ortak bir düşmanın yokluğunda iki tarafın dünyayı okuma ve anlamlandırma konusundaki farkları belirgin bir şekilde ortaya çıkmaya başladı. Rakip süper gücün ortadan kalkmasıyla ABD, tek kutuplu bir dünyanın lideri olma peşinde koşarken; Avrupa’nın gündeminde ve dış politika ölçütlerinde demokrasi, insan hakları, çevre sorunları gibi konular üst sıralara yükseldi. Küreselleşmenin ABD ve AB tarafından farklı yorumlanması, ekonomik rekabet, bölgesel ittifaklar ve ikili ilişkiler konusundaki görüş ayrılıkları da Atlantik’in iki yakasını birbirinden uzaklaştırmaya devam etti. Soğuk Savaş sırasında su yüzüne çıkamayacak ayrılıklar tartışılmaya başlandı. ABD’nin 38 eyaletinde idam cezasının yürürlükte olması, Kyoto Protokolü’nü ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kabule yanaşmaması, hormonlu gıdalara destek vermesi, Ulusal Füze Savunması gibi konular, ilişkileri etkilemeye başladı. Öte yandan ABD’de de, uluslararası kurumları ve hukuku, ABD’nin gücünü sınırlayan birer “ayakbağı” olarak görme eğilimi ortaya çıktı.

AB, Soğuk Savaş sırasında, dönemin şartları gereği derinleştiremediği entegrasyonuna tam yol devam etme kararı alarak Avrupa’nın kaderine sahip çıkma ve her yönüyle kendi ayakları üzerinde durabilen bir kuruma dönüşme çabası içine girdi. Bu çaba, AB’nin, her şeyden önce ABD’den bağımsızlaşması anlamına geliyordu. ABD ise, Soğuk Savaş’tan kalma bir alışkanlıkla, AB’nin kendi dış politikasını ve güvenlik politikasını izlemesini kabullenemedi ve Batı dünyasının lideri olma iddiasından vazgeçmedi. Halbuki Batı dünyasından geriye, Soğuk Savaş hatıraları ile içi git gide boşalan bir NATO’dan başka bir şey kalmamaktaydı.

AB Ordusu Kuruluyor
Soğuk Savaş’tan sonra kendisine doğrudan bir güvenlik tehdidi algılamasa da AB, küreselleşmenin gerektirdiği şartlarda bir askeri güce ihtiyaç duydu. Bu ihtiyaç AB’nin 12 Aralık 2003’te Brüksel’de açıklanan Avrupa Güvenlik Stratejisi’nde şöyle ifade edilmekteydi:

“25 üyesi, 450 milyon nüfusu, dünya toplamının dörtte birine varan milli geliri ve emrindeki çok geniş kaynaklarla Avrupa Birliği’nin, küresel bir güç olması kaçınılmazdır… AB, küresel güvenlikte üzerine düşeni yapmaya hazırlanmalıdır. Zira günümüzün güvenlik sorunları, Soğuk Savaş sonrası güvenlik alanında tek güç olarak kalan ABD’nin tek başına çözemeyeceği kadar karmaşıktır. AB, günümüzün çok boyutlu güvenlik sorunlarına çok yönlü olarak hazırlanmaktadır… Eğer dünya güvenliğine, potansiyelimizi yansıtacak bir katkı yapacaksak, gerektiğinde erken ve hızlı müdahaleyi mümkün kılacak bir strateji kültürü geliştirmeliyiz. Çünkü önleyici müdahale, gelecekte daha ciddi sorunların ortaya çıkmasını engelleyecektir… Savunma harcamalarına, 160 milyar Euro’dan daha fazla kaynak aktaran bir topluluk olarak, çok sayıda operasyonu aynı anda yapacak bir kapasiteye ulaşmalıyız.”

Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası (ODGP), AB’yi kuran Roma Anlaşması’nda yoktu. Ekonomik ve sosyal alanlarda bütünleşmeyi öncelikle gerçekleştirmeyi amaçlayan örgüt, üzerinde anlaşılması daha zor olan politik ve askeri konuları zamana bırakmıştı. Sağlıklı ve güçlü bir bütünleşmenin, zaman içerisinde, kademe kademe, gelişmelerin hazmedilmesi yoluyla gerçekleşeceğini öngören bir yaklaşımla, öncelikle altyapı unsurlarının oluşturulması sağlanmıştı. Zaten Soğuk Savaş döneminde politik olarak Batı ittifakının bir parçası olan, güvenliğini de NATO’ya bırakan Avrupa ülkeleri için politik ya da askeri bütünleşme konusu, Avrupa entegrasyonunun bir parçası olarak pek gündeme de gelmemişti.

Ancak zaman içinde ekonomik ve sosyal entegrasyonun üst düzeye gelmesiyle birlikte bu konuda gündeme girdi. ODGP, Soğuk Savaş’ın bitişiyle beraber oluşan yeni şartlarda, Aralık 1991’de imzalanan Maastricht Anlaşması’yla AB’nin üç temel sütunundan biri ilan edildi. Ancak esas gelişme 1997 Amsterdam Zirvesi’nde kaydedildi. Amsterdam Anlaşması’yla, AB’nin, insani müdahale, barış gücü operasyonları ve kriz yönetimi operasyonları konularında yetkili olduğu ve buna yönelik hazırlık yapması gerektiği vurgulandı.

Haziran 1999’da yapılan Köln Zirvesi’nde Batı Avrupa Birliği’nin, AB’ye katılmasına karar verildi. Aynı yılın sonunda yapılan Helsinki Zirvesi’nde ise AB’nin ODGP konusundaki “Temel Hedef”i belirlendi. Buna göre AB, 2003 sonuna kadar 60 bin kişilik bir Acil Müdahale Gücü oluşturacaktı. Bu gücün, tamamiyle NATO’yla koordineli olması ve NATO’nun izin verdiği ya da yapmakta isteksiz olduğu görevleri üstlenmesi öngörülmüştü. Oluşturulmak istenen güce ilişkin en büyük sorun, AB’nin, NATO imkanlarından yararlanmak ve NATO’da gösterdiği askerleri aynı zamanda Acil Müdahale Gücü’nde kullanmak istemesiydi. Türkiye ve ABD’nin şiddetli muhalefetiyle karşılaşan bu istek kabul görmedi. ABD, NATO’ya karşı olarak algıladığı bu örgütlenmenin karşısına, Kasım 2002’deki Prag Zirvesi’nde NATO’nun kendi Acil Müdahale Gücü’nün oluşturulması teklifiyle çıktı. Gerçi 16 Aralık 2002 tarihinde yapılan anlaşmayla ABD, AB askeri gücünün, NATO’nun müdahil olmadığı sorunlarda NATO planlama imkanlarından faydalanmasına imkan tanıdıysa da, AB’nin askeri talepleri, bu anlaşmanın ötesinde bir güvenlik politikası hedefi gütmekteydi. Bu politikanın hedefi, NATO’dan bağımsız hareket edebilecek bir askeri güç oluşturmak ve bu güçle, ABD’nin ayakbağı olarak görmeye başladığı BM’yi kuvvetlendirerek Amerikan tek taraflılığının önüne geçmekti.

Çok taraflılığa vurgu yaparak Avrupa’yı biraz olsun rahatlatan Clinton’ın yerine Bush’un ABD Başkanlığına gelmesinden sonra, özellikle Irak kriziyle birlikte AB-ABD ilişkileri neredeyse kopma noktasına geldi. Avrupa, ABD’nin, küresel imparatorluk girişimi için NATO’yu ve dolayısıyla AB ülkelerini kullanmaya çalıştığı; ABD ise Batı ittifakının en önemli kurumu olan NATO’nun AB tarafından işlevsizleştirilerek transatlantik ilişkilerinin baltalandığı ve böylece uluslararası sisteme tehdit oluşturan ülkelerin cesaretlendirildiği iddiasını ileri sürmekteydi.

Adımlar Hızlanıyor
ODGP konusunda hızlı atılımlar gerçekleştiren AB, özellikle 2003 yılında Makedonya’daki NATO misyonunu devralarak ve Kongo’da, BM adına Fransa öncülüğünde Artemis adlı askeri müdahale ve barışgücü operasyonunu gerçekleştirerek bu alandaki kapasite ve özgüvenini oldukça arttırmıştır. 2 Aralık 2004 tarihinde ise Bosna’daki NATO misyonunu devralarak bu alanda çok büyük bir adım atmıştır.

Öte yandan 2004 yılında Avrupa Savunma Kurumu’nun kurulmasıyla kapasite ve kurumlaşma eksiğinin tamamen kapatılması hedeflenmiştir. 80 personel ve 20 milyon Euro’luk bir bütçeyle kurulan ASK; Avrupa savunma ihtiyaçlarının belirlenmesi, gelecek projeksiyonlarının hazırlanması, ilgili AB kurumları ve ulusal kurumlarla koordinasyonun sağlanması, ABD’yle rekabet edebilecek bir Avrupa savunma sanayisinin kurulması, silah envanteri ve standartlarının belirlenmesi ve AB silahlı kuvvetlerinin teçhizatlandırılmasından sorumlu tutulmuştur.

2003 sonuna kadar bir Acil Müdahale Gücü oluşturulamamışsa da, bu konuda önemli adımlar atılmıştır. 22 Kasım 2004’te AB ülkeleri savunma bakanları tarafından, Acil Müdahale Gücü’ne ek olarak bir Acil Muharebe Gücü oluşturması kararlaştırılmıştır. İngiltere, Fransa ve Almanya tarafından ortaklaşa teklif edilerek kabul edilen projede, 1500 kişilik 13 bağımsız birimden oluşacak gücün, kriz bölgelerine ilk müdahaleyi yapması ve Acil Müdahale Gücü görev alana kadar bölgeyi kontrolde tutarak hazırlaması öngörülmektedir. Birimlerin, kriz bölgesine 5-10 gün içinde müdahale etmesi ve gerekirse hiç ikmalsiz 60 gün görev yapabilmesi planlanmaktadır.

İlk etapta Fransa, İngiltere, İtalya ve İspanya’nın kendi birliklerini kurarak 2005 içinde göreve hazır hale getirmeleri düşünülmektedir. Geri kalan karma birlikler ise 2007 yılına kadar hazırlanacaktır. Avrupa bütünlüğünün sağlanması için, AB üyesi olmayan Norveç de karma birliklere dahil edilmiştir. Henüz dahil olmayan üye ülkelerin ya da aday ülkelerin de oluşumda yer alabileceği belirtilmiştir. BM adına çalışacak olan müdahale ve muharebe güçlerinin siyasi ve teknik handikapları bulunmaktadır. Öncelikle askeri güç, yalnızca BM’nin izni ve tarafların oybirliğiyle harekete geçirilebilecektir. AB ordusunun en büyük teknik eksiklikleri olarak ise askeri nakliye uçakları, saldırı helikopterleri, havada yakıt ikmali ve askeri istihbarat yetersizliği konuları öne çıkmaktadır.

Acil Müdahale Gücü’ne ek olarak Acil Muharebe Gücü kurulması kararının alındığı gün, Alman Süddeutsche Zeitung gazetesinin, AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Günter Verheugen’le yaptığı söyleşide, Verheugen, AB ordusunun kuruluşuna ilişkin şu açıklamayı yapmıştır: “…İçinde bulunduğumuz durumun yetersiz olduğu açık. Her ülkenin kendi ordusu, kendi askerlik sistemi ve silah envanterinin olması çok anlamsız. … Gerçi bundan on yıl önce bana da sorsaydınız, ben de AB ordusuna ne gerek var, NATO var ya derdim. Ancak bugün biz, üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyen bir küresel güç olarak algılanıyoruz. İnsanlar, kriz bölgelerine kaç diplomat değil kaç asker göndereceğimizi soruyorlar.”

Hangi Batı?
ABD ile AB arasındaki ilişkiler bir yol ayrımına gelmiştir. İkili ilişkilerde yaşanan çok büyük boyutlu sorunlar ve bundan daha önemlisi, iki tarafın dünya görüşü ve değerler sisteminde 15 yıldır yaşanan farklılaşma, ABD ve AB’nin yeniden sıkı müttefikler olmasını imkansızlaştırmaktadır. Bu durum, iki tarafın, birbirlerinin amansız rakipleri olacağı anlamına da gelmemektedir. Ancak bundan sonra kurumsal işbirliği yerine, uzlaşılan konularda işbirliği, çatışılan konularda rekabet yaşanacaktır. Aradaki sorunlar göz önüne alındığında ise, önümüzdeki dönemde transatlantik ilişkilerine daha çok rekabet ve daha az işbirliğinin hakim olacağı iddia edilebilir.

Elbetteki ilişkilerin bu seyrinde, AB’nin ulaşacağı bütünleşme seviyesinin de etkili olacağı belirtilmelidir. Ancak görünen o ki, AB, çeşitli sorunları bulunmakla beraber, ODGP de dahil olmak üzere, istikrarlı bir bütünleşme süreci yaşamaktadır. Dolayısıyla ortak dış politikası, güvenlik politikası, ordusu ve anayasasını, mevcut sosyo-ekonomik bütünleşmesinin üzerine güçlü bir şekilde inşa edebilen bir AB’nin, önümüzdeki 10 yıl içinde, ABD’yle her alanda rekabet edebilen bir küresel güç haline gelmesi büyük bir olasılıktır. Kömür-çelik şirketinden, ortak orduya uzanan gelişim süreci dikkatle incelendiğinde, bu yoruma hak verilecektir. AB ordusunun kurulma aşamasına gelmiş olması ve özellikle son bir yıldır Almanya ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa ülkelerinin, NATO görevlerini yerine getirmekte sergiledikleri isteksizlik, örgütün fiilen tükenmişliğinin göstergesidir. Bu durum, uluslararası ilişkilerde en hafif tabiriyle bir “sessiz devrim”dir.

TUSAM

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=116&sayfa=22

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

NATO, master of the world

Meeting in Washington for the 50th anniversary of the North Atlantic Treaty Organisation, the member …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan