ankara escort
Güncel Yazılar

Avrupalılar Birlik Sandıklarına Küs mü?

1945’te İkinci Dünya Savaşı’ndan yıkık çıkan Avrupa’nın tekrardan tutunma çabaları, halkın savaşmaktan yılmış olması, ekonomik düşüş, savaş yerine barış sloganlarının gündeme gelmesi artık Avrupalı liderleri bir şeyler yapma yolunda harekete geçirmiştir. Özellikle Sovyetler Birliği tehlikesine karşı Amerika’nın Avrupa’yı desteklemesi[1] bu süreci hızlandırmış ve Avrupa’da Birlik olma yolunda önemli adımların atılmasını sağlamıştır. Öncelikle Fransa ve Almanya arasındaki sorunun çözülmesi ilk bütünleşme hareketi olan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun(AKÇT) kurulması[2] sağlanmış ve bu ilk Topluluğun istenilen başarıyı sağlaması da Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu(AAET) ve Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun(AET) da önünü açmıştır. Daha sonra bu üç Topluluk “Avrupa Topluluğu” çatısı altında toplanacaktır. 53 yıldır Birlik içerisinde kalmayı başaran Avrupa gerileme ve derinleşme süreciyle yoluna 1951 yılından beri devam etmektedir.

Peki, bu bütünleşme hareketinde Avrupa halkı bu hareketin neresindedir? Kendisini temsil eden sandıklara neden uzak durmaktadır? Parlamento seçimlerine katılım oranlarına bakarak az çok halkın Birlik sandıklarına olan bağlılığını ve nedenlerini sorgulayabiliriz.

Bunun için öncelikle 1979 Parlamento seçimlerinden bu yana halkın seçimlere katılımına bakalım. Avrupa federalistlerinin baskılarıyla İngiltere, Danimarka ve Fransa gibi ülkelerin doğrudan seçimlere itirazına rağmen Haziran 1979 yılında ilk seçimlere gidilmiştir.[3] Toplamda 185 milyon seçmen ve yaklaşık % 63 oranında katılım olmuştur. İlk doğrudan seçimlerin yapılması Avrupa için demokrasiye katılım açısından ilk nefes gibi gelmiştir.[4] İlk olarak 410 üyeden[5] oluşan Parlamentoda daha sonraki seçimlerde bu sayı artmakla birlikte % 63 olan katılım oranı bunun tersi yönünde azalır. Beş senede bir yapılan seçimlerde halkın katılım oranı yıllara göre sırasıyla 1984’te % 58.88, 1989’da % 58.41, 1994’te % 56.67, 1999’da % 49.51, 2004 yılında % 45.47, 2009 yılındaki son seçimlerde ise % 43’lük dilime kadar iniş gösterir.[6]Avrupa Parlamentosunun yetkileri revizyon metinleriyle arttırılırken halkın giderek güçlenen Parlamentodan uzaklaşması ya da başka bir deyişle ilgilenmemesi dikkat çekicidir. Parlamentonun demokratik meşruluğunu halk tarafından doğrudan seçilen üyelerin varlığının sağladığı düşünülürse halkın sandıklara olan küslüğü önem kazanır. Ancak Avrupa halklarının Parlamentonun ya da Birliğin faaliyetlerinden ne kadar haberdar olduğu, Birlik içerisinde yapılan yeni düzenlemelerin ne kadarının halka indirgenebildiği de tartışma konusudur. Yani bu konuda iki taraflı düşünmek gerekir. Birliğin halka ne kadar indirgenebildiği ve de halkın bu konuda ne kadar duyarlı olduğu.

Bu noktada, 1979 doğrudan seçimlerden bu yana ülkelerin Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılımlarını yıllara göre incelediğimizde en iyi katılımın 1979’dan itibaren Belçika’da olduğunu görebiliriz. 1979’daki ilk doğrudan seçimlerde % 91.36’lık yüzdelik oranla en fazla katılım sağlayan ülke olmakla birlikte 2009 seçimleri de dahil bu konumunu korumuştur.[7] Ancak Belçika’daki bu yüksek katılım oranını sadece Birlik bilincine yormak pek doğru olmaz. Ülkelerin seçimlere yönelik uyguladıkları zorunluluk hali ya da başka bir deyişle cezalandırma yöntemleri de önemlidir. Örneğin, bu açıdan Belçika’ya bakıldığında en az dört defa oy kullanmayan bir bireyin önündeki 10 yıl boyunca oy kullanamaması veya kamu sektöründe iş bulmakta zorlanması gibi temel bir takım haklardan soyutlayan cezalandırma sistemi uyguladığı görülür. Bu durumun Avrupa Parlamentosu seçimleri katılım oranını da etkileyeceği kesindir.[8] Aynı şekilde diğer ülkelerde de benzer uygulamalar söz konusu olabilir. Özellikle katılım oranlarının yüksek olduğu ülkeler dikkate alındığında ikinci sırada Lüksemburg’un 1979’da % 88.91’lık oranla başladığı katılımını 2004 yılındaki seçimlerde % 91.35’lik oranla en yüksek seviyeye taşıdığı, 2009 yılında ise % 90.75’lik oranla koruduğu görülmektedir. Bundaki etken tıpkı Belçika’daki gibi zorunlu oy kullanımına teşvik eden süreçtir. Belçika ve Lüksemburg’u % 78.79’luk katılım oranıyla üçüncü sırada Malta izlemektedir. Devamında İtalya, İrlanda, Danimarka, Fransa gibi ülkeler gelir. Parlamento seçimlerine en düşük katılım ise 2004 seçimlerinde % 16.97 ve 2009 seçimlerinde ise % 19.64 oranlarıyla Slovakya da görülmekte ve bu ülkeyi 2009 yılı dikkate alınarak sırasıyla Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Polonya takip eder. Bu ülkelerden özellikle Litvanya’nın durumu dikkat çekicidir. 2004 yılındaki seçimlerde % 48’lik katılım oranından 2009 yılında % 20.98’lik orana hızlı bir düşüş gösterir.[9] Katılım oranı yarıdan fazla orana düşmüştür. 2009 seçimleri sonrasında yapılan Avrupa Parlamentosu seçim anketlerine göre oy verilmemesinin nedeni olarak ankete katılanların %28’i tarafından siyasetle ilgili genel memnuniyetsizlik ve güven sorunu, % 10’u tarafından Avrupa Birliği ve Avrupa Parlamentosuna yönelik bilgi eksikliği, %8’lik bir oranda Avrupa Parlamentosuna yönelik memnuniyetsizlik yönünde cevaplar vermiştir.[10] 2004 yılında üye olan ülkelerin[11] Parlamento seçimlerine katılım oranlarının diğer ülkelere oranla[12] daha düşük olduğu görülmektedir. Bu durum çeşitli nedenlere bağlanabilir. Literatürde en çok eleştirilen kısımlar Birlik değişim ve dönüşüm içerisine girerken üye ülke halklarının bu durumdan birhaber olmasıdır. Bunlara somut örnek olarak Antlaşma metinleri referanduma giderken üye ülke halkları tarafından verilen redler gösterilebilir. Özellikle Maastricht Antlaşması ilk oylamaya sunulduğunda Fransa ve Hollanda halkları tarafından reddi, yeteri kadar Antlaşma metninin halklara indirgenemediği, tanıtılmadığı yönünde bir algı oluşturmuştur. Bir diğer bakış açısı ise, bu durumun sadece Avrupa Parlamentosu seçimlerine ve Birliğe karşı olmadığı Avrupa halkının apolitikleştiği yönündedir. Aslında 2009 senesinde hazırlanan raporda[13] siyasete olan güvensizlik ve herhangi bir değişimin olmayacağı yönündeki inanç bir nevi bunu doğrular niteliktedir. Özellikle 1 Nisan 2013 tarihli euronews’in Slovakyalılarla olan röportajında[14] seçimlerle ilgili yeterli bilgi sahibi olmama, seçimlerin mevcut soruna çözüm getireceği yönünde bir beklentinin olmaması hem seçmenlerle seçimler arasında bir kopukluğun olduğu hem de politikaya olan güvensizliğin oy verme isteğini düşürdüğünü gösterir.

Peki bu konuda neler yapılmalıdır? Parlamento seçimlerinde oy kullanmak neden bu kadar önemlidir? Avrupa Parlamentosu’nun Sosyal Demokrat Partili üyesi Jo Leinen konuyla ilgili olarak[15] Lizbon Antlaşması’na göre yeni oluşturulan Avrupa Parlamentosu’nda, seçimlerin sonucuna göre çoğunluğu oluşturan grupların, Konsey Başkanı’nı da seçebilecek olduğunu ve böylelikle Avrupa’daki partiler adaylarını seçimlerin öncesinde tanıtabilme ve seçim kampanyaları belirli bir programı savunan bu adaylar ile yürütebilme imkanına sahip olduğunu vurgulamaktadır.  Böylece Parlamento seçimlerinde oy kullanma daha cazip hale getirilmeye çalışılır. Sadece Birliği yenilemek ve uyumlaştırmak yeterli değildir. Yenilikler hakkında Avrupa halkının bilinçlendirmesi ve bilgilendirmesi gereklidir. Her ne kadar halkların giderek derinleşen bu bütünleşme hareketinde kaynaşması için ortak kültür politikaları gibi düzenlemeler yapılsa da bunlar yetersiz kalmaktadır. Tanıtım kampanyalarına, yerel düzeyde bilgilendirme seminerine, özellikle gençlerin bu konuda bilgilendirilmesi için seçimlik derslere yer verilebilir. Ayrıca yerel seçimler gibi Avrupa Parlamentosu seçimlerinin de dört günden tek güne toplanması da sunulan öneriler arasındadır.[16] Bununla birlikte Parlamento seçimlerinde oy kullanmak Birliğin demokratikleşmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Avrupa halkının büyük çoğunluğu tarafından seçilmiş ve Birliğin karar alma mekanizmasında giderek daha önemli hale gelen Parlamentonun demokratik meşruiyetini pekiştirecek ve halk karar alma aşamasında daha etkin olacaktır. 2009 seçimlerinde Parlamento seçimlerine katılım oranı % 43’e düşen Avrupa Parlamentosu’nun Mayıs 2014 seçimlerinde bu oranı arttırıp arttıramayacağı, tanıtımların ne kadar etkili olduğu merakla beklenmektedir.

Yazar: Didem SAYGINAraştırma Görevlisi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Kamu Yönetimi Bölümü, İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği A.B.D. doktora öğrencisi. Yazar hakkında daha fazla bilgi için tıklayın.

07 Mart 2014

Dipnotlar


[1] Bu yönde yapılan en önemli yardımlardan biri “Marshall Planı”dır. Marshall Planının tam olarak işleyişe geçmesi yoğun müzakereler sonrası mümkün olmuştur. Ayrıntılı bilgi için bknz, Desmond Dinan, ‘Avrupa Birliği Tarihi’, (İstanbul: Kitap Yayınevi, 2008), s. 39-41.

[2] Özellikle Ruhr bölgesindeki kömür rezervleri çelik üretimi açısından Fransa için önem arz etmekteydi. Bu nedenle Fransa ile Almanya arasında Ruhr bölgesi çatışma nedeni olmuştur. Uzlaşının sağlanabilmesi bu bölgedeki yetkilerin ulus üstü bir kuruma devri ile gerçekleşebilecektir.

[3] Desmond Dinan, ‘Avrupa Birliği Tarihi’, s. 216.

[4] ‘Building of Parliament: 50 Years of European Parliament History: 1958-2008’, European Parliament History 50th birth series, 2009, s. 37, http://www.ab.gov.tr/files/ardb/evt/1_avrupa_birligi/1_1_tarihce/50_years_of_european_parliament_history.pdf, (Erişim Tarihi: 13.02.2014).

[5] European Parliament Official Site, http://www.europarl.europa.eu/aboutparliament/en/0005bfbc6b/Number-of-Members-per-Member-State.html (Erişim Tarihi: 13.02.2014).

[6] 1979-2009 Parlamento seçimleri katılım oranları için bknz, http://www.europarl.europa.eu/aboutparliament/en/000cdcd9d4/Turnout-(1979-2009).html13.02.2014), (Erişim Tarihi: 13.02.2014).

[7] 1984’te%92.09, 1989’da %90.73, 1994’te %90.66, 1999’da %91.05, 2004’te %90.81 ve son olarak 2009’da %90.39 katılım oranlarıdır.

[9] Oranlara Avrupa Parlamentosu resmi sitesinden ulaşılmıştır. Ayrıntılı bilgi için bknz, http://www.europarl.europa.eu/aboutparliament/en/000cdcd9d4/Turnout-(1979-2009).html13 (Erişim Tarihi: 27.02.2014).

[10] Seçim Sonrası Anketi 2009, Rapor Çalışması, orijinal ismi ‘SondaŜ powyborczy 2009 r.’ http://www.europarl.europa.eu/pdf/eurobarometre/28_07/EB71.3_post-electoral_final_report_PL.pdf (Erişim Tarihi: 16.02.2014).

[11] Malta % 78.79’luk katılım oranıyla ilk üç sırada yer aldığından, Kıbrıs Cumhuriyeti de 2004’te % 72,5’lik 2009 yılında da % 59,4’luk katılım oranıyla üst sıralarda yer aldığından kastedilmemektedir. Çoğunluğu Doğu Avrupa ülkeleri oluşturmaktadır.

[12] Özellikle Slovakya, 2009 yılı seçimlerindeki düşüşüyle Litvanya, Polonya, Slovenya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkeler kastedilmektedir.

[13] Tekrardan ayrıntı için bknz, Seçim Sonrası Anketi 2009, Rapor Çalışması, orijinal ismi ‘SondaŜ powyborczy 2009 r.’ http://www.europarl.europa.eu/pdf/eurobarometre/28_07/EB71.3_post electoral_final_report_PL.pdf  (Erişim Tarihi: 16.02.2014).

[14] http://tr.euronews.com/2013/04/01/avrupa-secimlerine-katilim-nasil-artirabilir/,  (Erişim Tarihi: 12.02.2014).

[16] Euronews’in haberi için bknz, http://www.youtube.com/watch?v=iPJI5dZvRlo (Erişim Tarihi: 12.02.2014).

Yazının İngilizce versiyonu için tıklayın

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Tek Yorum

  1. Avrupa vatandaşının, Birlik olma yolunda yola çıkan treni yavaş yavaş terk ettiğini bu yazıdan görüyoruz. Parlamento seçimlerini birer istasyon kabul edersek, her seçimde halkın Birlik’ten uzaklaştığını yazar istatistiklerle çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Tabi bu kopuşu, uzaklaşmayı bir bölünme ve/veya ayrılma olarak değerlendiremeyiz, fakat Avrupa halkının, Avrupa Birliği kurumlarına karşı bir güven sorunu yaşadığı ve hatta Birlik olma inancını yavaş yavaş yitirdiğini de gözden kaçırmamak gerekir.
    Parlamento seçimleri üzerinden Avrupa halkının içinde olduğu bu ruh haline dikkatlerimizi çeken ve ayrıca AB üyelik beklentisi içerisinde olan Türk halkının da yabancı olduğu bu konuyu köşesine taşıyan yazara yazısı için teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir