ankara escort
Güncel Yazılar

Balkan Baharı Mümkün Mü?

İnsanlık tarihi üçüncü bin yılına girerken, dünya politikasına yön veren temel dinamikler köklü biçimde değişime uğramaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan modern uluslar arası sistem, bugün küreselleşme dinamiklerinin güçlü ve dönüştürücü etkisi altında yeniden biçimlenmektedir. Birkaç yüzyıldır küresel düzlemde verimlilik ve kalkınma alanlarındaki üstünlüğe dayanarak dünya politikasındaki hegemonik gücünü sürdüren Batı, gelişmekte olan ülkelerin yükselen ekonomik ve siyasi güçleri karşısında zemin kaybetmektedir. Bir yandan 2008’de başlayan küresel mali krizin Amerika ve Avrupa ekonomilerinde yarattığı derin sorunlar, diğer yandan kendi çıkarlarını korumada seslerini daha güçlü biçimde yükseltmeye başlayan ve başını Brezilya, Hindistan ve Çin’in çektiği aktörler uluslararası sistemdeki dengeleri derinden sarsmaktadır. Bu süreç bize yeni bir dünya düzeninin kurulduğunun sinyallerini vermektedir.

Genelde yakın gelecekte, uluslararası sistemdeki büyük güçlerin stratejik güç ilişkilerinin nasıl şekilleneceği ve özelde ise bölgesel aktörlerin üstlenebileceği roller son yıllarda siyasiler, akademisyenler, diplomatlar ve ilgili diğer kamuoyu aktörleri arasında heyecan uyandıran son derece dinamik bir tartışma başlatmıştır. Meseleye bu açıdan yaklaştığımızda aslında Arap Baharı’nı uluslararası sistemde değişen güç dengelerinin Ortadoğu coğrafyasına yansıması şeklinde ele alınabilir. Bu kapsamda değişen güç dengelerinden Balkan coğrafyasının etkilenmesi de ihtimaller arasındadır. İki dünya savaşına da ev sahipliği yapan, tarih boyunca küresel güç odaklarının mücadelesine sahne olan bu coğrafya, önümüzdeki süreçte değişen dengelerden nasibini alabilir.

Ortadoğu ve Balkan coğrafyası tarihsel süreçte pek çok ortak paydada buluşmuştur. Yüzyıllar boyunca Osmanlı yönetimi altında kalan bu coğrafyanın senelerce aynı merkezden yönetilmesi şüphesiz bu coğrafyaları birbirine yaklaştırmıştır. Hatta 19. yüzyılda yapılan akademik çalışmalarda Ortadoğu denildiği zaman Balkanları da içerisine alan bir İslam coğrafyasının kastedildiği bilinmektedir. Bu coğrafyaların kaderi Osmanlı sonrasında da birbirine paralellik göstermektedir. Ortadoğu’da Mübarek, Kaddafi, Esad gibi tek adam yönetimleri, Balkanlarda Jivkov, Çavuşesku,Tito yönetimleri gibi tek adam rejimleriyle neredeyse birebir  benzemektedir.

Son iki yılda dünyada büyük yankı uyandıran ve İslam coğrafyasındaki otoriter rejimlerin çöküşünü hızlandıran halk hareketleri devam ederken, Balkan ülkelerindeki siyasi ve ekonomik istikrarsızlıkların yaygın düzeyde toplumsal hoşnutsuzluğa yol açması kafalarda bir takım soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Yaklaşık 8 milyonluk bir Müslüman nüfusu bünyesinde barındıran Balkan coğrafyasındaki rejimlerin bu Müslüman halkın taleplerine ne kadar cevap verdiği tartışmalı bir durumdur. Bulgaristan’daki Müslüman-Türk azınlığa yönelik uygulanan asimilasyon politikaları, Batı Trakya Türklerinin başta müftülük olmak üzere karşılaştığı sorunlar, Müslüman Arnavutların Sırplarla olan münasebetleri ve Balkanların kanayan yarası Bosna sorunu hala sıcaklığını korumaktadır. Bu potansiyel durum, muhalif oluşumların kitleleri harekete geçirmesi için bir itici güç olma potansiyelini içinde barındırmaktadır.

Siyasi, dini ve etnik çekişmenin hiç bitmediği ve bu ihtilafların birçok kez kanlı savaş ve çatışmalara zemin hazırladığı Balkan coğrafyasında özellikle 1990-95 döneminde yaşanan büyük trajedilerden sonra aralarında Sırbistan, Bosna Hersek, Makedonya ve Bulgaristan’ın da bulunduğu birçok ülke demokratik sisteme geçişi hızlandırmak için AB ile müzakerelere başlamıştır. Esasen Avrupa’nın ortasında bir istikrarsızlık AB’nin işine gelmemektedir. Ancak Balkan ülkelerinin AB’yi adeta bir sihirli değnek gibi görmeleri yanıltıcı bir siyasi reflekstir. Birliğin içinde bulunduğu derin siyasi ve ekonomik krizin üye ülkelerde meydana getirdiği hoşnutsuzluk bir yana, Balkan ülkelerindeki yapısal sorunlar şayet iç siyasi dinamikler yoluyla çözülemez ise bölgesel gerilimin boşaltılması zor görülmektedir.

Balkan halklarının taleplerine önemli ölçüde cevap veremeyen rejimlerin yaşadıkları başlıca sorunları şu ana başlıklar altında ele alabiliriz:

  • Bulgaristan’da İnsan Hakları Sorunları ve Yolsuzluk Meselesi

Soğuk Savaş döneminde yaklaşık 35 yıl ülkeyi demir yumrukla yöneten Jivkov hükümetinden sonra, Bulgaristan için demokrasiye geçiş dönemi oldukça sancılı olmuştur. Totaliter rejimin karanlık sayfalarını kapatmak ve geçmişle yüzleşmek adına önemli adımlar atan Bulgaristan’da gerçekleşen reform süreci, ülkeyi AB üyeliğine taşımakla birlikte azınlıklarla ilgili yasalar hala ihtiyacı karşılayamamaktadır. Geçmişte Türk- Müslüman azınlığa karşı işlenen suçların soruşturulmasında yasal süre aşımı ve cezasızlık sorunu gibi önemli hukuki problemler güncelliğini korumaktadır. Son yıllarda aşırı milliyetçi grupların yürüttüğü ırkçı kampanyaların yaygınlaştığı ve Türk azınlığa karşı şiddet eylemleri giderek artmaktadır.

Bulgaristan’ın yolsuzlukla mücadele konusunda sınıfta kaldığı ve bu konuda AB içinde kötü bir sicili olduğu bilinmektedir. AB’nin yolsuzlukla mücadele kurumu OLAF’ın açıkladığı 2010 yılı raporuna göre yolsuzluk konusunda en çok soruşturma açılan birlik üyesi ülkeler arasında Bulgaristan ilk sırada yer almaktadır.[i] Yolsuzluk ve buna bağlı suçlarla mücadelede başarılı olamadığı gerekçesiyle AB Komisyonu Bulgaristan’a yönelik kalkınma amaçlı yardım fonlarını sık sık askıya almaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan bir başka raporda ise Bulgaristan’ın makroekonomik dengelerindeki sağlıksız duruma dikkat çekmekte ve en riskli AB ekonomilerinden birisi olarak nitelendirilmektedir. Bulgaristan’daki bu mevcut sosyo-ekonomik yapı, kaygan bir toplumsal zemini beraberinde getirmektedir.

  • Bosna-Hersek Diken Üstünde

Kurulduğu günden bu yana siyasi belirsizliklerden kurtulmaya çalışan Bosna-Hersek, bir yandan Sırp etnik milliyetçilerinin bölünme tehdidiyle uğraşırken diğer taraftan mali sorunlarla mücadele etmektedir. Ocak 2012’de yayınlanan verilere göre Bosna-Hersek’teki toplan iş gücünün yüzde 43,5’inin işsiz olduğu ve bu oranın son dört yılın en yüksek seviyesini oluşturduğu ifade edilmektedir.[ii] 2008 yılında imzalanan İstikrar ve Ortaklık Antlaşması ülkenin tek bir ekonomik saha olarak AB’ye katılmasını öngördüğü halde idari bütünlük sağlanamadığı için bu öngörünün gerçekleşmesi hayli zor görünmektedir.[iii] Kısacası, Bosna-Hersek ile siyasi kutuplaşmaya kalıcı çözüm bulunmadığı takdirde ekonomik göstergelerin iyileşme ihtimali de oldukça zayıftır. Bu durum toplumsal hoşnutsuzluğun artmasına yol açabileceği gibi sadece yönetime karşı değil, etnik kesimlerin birbirine karşı olan öfkesinin kabarmasına neden olabilir.

  • Balkanların Yeni Göz Ağrısı: Kosova

Henüz bağımsızlığının dördüncü yılını kutlayan Kosova’nın Sırbistan ile yaşadığı sınır sorunları çözülmeyi beklerken, ülkedeki Sırp azınlığın Priştine yönetimini tanımama yönündeki kararı ülkedeki Arnavut-Sırp kutuplaşmasını her an sıcak bir çatışmaya dönüşme potansiyeline sahiptir. Yükselen etnik milliyetçiliğin yanı sıra yüksek işsizlik oranı ve yoksulluk ülkeyi kritik bir sürece sokmaktadır. Büyük çoğunluğu düşük eğitimli gençlerden oluşan işsizlik oranının yüzde 45 seviyesinde olduğu Kosova’da ekonomi ciddi ölçüde alarm vermektedir. Özellikle ithalat ve ihracat arasındaki büyük açığın kapatılması bakımından ciddi önlemlerin alınması gerektiği ifade edilmektedir.[iv] Bölgenin en önemli sorunlarından biri olan yolsuzluk konusunda sağlam bir yasal çerçeveye sahip olmasına rağmen siyasi kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği, yolsuzlukla mücadeleyi güçleştirmektedir. Bosna-Hersek’te yaşanmakta olan siyasi ve ekonomik sorunlarla benzerlik gösteren Kosova’daki mevcut koşulların yakın vadede düzelmemesi halinde Priştine yönetimini zor günler beklemektedir.

  • İki Arada Bir Derede Sırbistan

Dayton Antlaşması’nın imzalanmasından 16 yıl sonra Sırbistan hala çözülmesi gereken önemli sorunlarla karşı karşıyadır. AB ile üyelik müzakereleri yürüten Sırbistan’ın savaş sonrası dönemde bölge ülkeleriyle kalıcı barışın sağlanması bakımından ağır sorumluluğu bulunmaktadır. Özellikle diğer ülkelerde yaşayan Sırp azınlıkların bölgeyi bir istikrarsızlığa götürmemesi için Belgrat yönetiminin ciddi bir rolü söz konusudur. Bunun yanı sıra bölgedeki sınırların uluslar arası hukuk çerçevesinde hala belirlenmemiş olması, ulusal mahkemelerin önüne gelen savaş suçu davalarının işleme konmasında yaşanan güçlükler ve savaş öncesi mülklerin sahiplerine iade edilmesi gibi bir dizi önemli sorun çözüm beklemektedir. Sınır sorunları yüzünden bölgedeki ülkeler arasındaki malların serbest dolaşımında büyük zorlukları beraberinde getirmektedir.

2001 yılında Yolsuzlukla Mücadele Konseyi’ni oluşturan Sırbistan’da yargı kurumlarının suça karışan kamu yöneticilerine karşı etkin bir soruşturma yürütmesine zemin müsait değildir. İşsizlik, hayat pahalılığı ve üretim kayıpları gibi temel ekonomik sorunlar Sırp toplumunu daha saldırgan bir milliyetçi çizgiye itmektedir. Dolayısıyla Belgrat yönetiminin atması gereken adımlar hem Sırbistan için, hem de bölge ülkeleri için önemli bir etki alanına sahiptir.

  • Makedonya’da İşsizlik ve Milliyetçiliğin Yükselmesi

Makedonya’nın Yunanistan ile arasındaki isim sorunu tartışmaları hala devam etmekte ve Makedonya ülkesi diğer Balkan ülkeleri tarafından genişleme sahası olarak görüldüğü için Balkanlardaki dengeler açısından oldukça önemlidir. Ülkedeki en önemli azınlık grubunu oluşturan Arnavutlarla ilişkin sürekli bir tedirginlik yaşayan Makedonlar, Kosova’nın bağımsızlığıyla birlikte derinleşen bölünme kaygıları her geçen gün artmaktadır. Bu durum, farklı etnik gruplar arasında milliyetçi duyguların yükselmesi sonucu gerginlik artmaktadır. Benzer şekilde Türk azınlığın talepleri de mevcut rejim tarafından sürekli kulak arkası edilmektedir.

Resmi kayıtlara göre ülkedeki işsizlik oranı yüzde 30 olarak ifade edilse de işsizlerin büyük kısmı gençlerden oluşmakta ve kayıt dışı ekonomi her geçen gün artmaktadır. Makedonya yönetiminin 2002 yılında kurduğu Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’nun soruşturma yetkisinin olmaması ve sadece ilgili kurumlara tavsiyelerde bulunabilmesi, organize suçlarla mücadeleyi işlevsiz hale getirmektedir.

Sonuç

Küreselleşme sürecine paralel olarak gelişen yeni dünya düzeninde artık rejimlerin meşruluğu her zamankinden daha fazla sorgulanır hale gelmiştir. Artık tabanı olmayan rejimlerin varlığını devam ettirmeleri neredeyse imkansız bir hal almıştır. Bu bağlamda içinde bulundukları ülkelerinde rejim değişiklikleriyle sonuçlanan Arap Baharı süreci, uluslar arası sistemde hak arama arayışındaki toplum kesimlerine cesaret vermiş, onlara örnek teşkil etmiştir. Balkan coğrafyasındaki temel sorunları oluşturan hukuk düzeninin sağlanamayışı, etnik ve dini kutuplaşmanın derinleşmesi ve saldırgan milliyetçiliğin yükselmesi gibi etkenler bu coğrafyadaki istikrar arayışlarını oldukça güçleştirmektedir.

Ülkelerindeki yetersiz siyasi ve ekonomik alt yapının sağlam temellere dayandırılması için bölge halklarının iç dinamikleri referans alan güçlü örgütlenmelere gitmesi gerekmektedir. Eşitlik, şeffaflık ve katılımcılık ilkelerine dayanmayan yönetimler, imtiyazlı sınıfların oluşmasına çanak tutarak fırsat eşitliğinin sağlanmasının önünde engel teşkil etmektedirler. AB’nin bölge ile entegrasyon adı altında uyguladığı ekonomik politikalar Balkan ülkelerini daha çok dışa bağımlı hale getirmektedir. Yolsuzluk, işsizlik ve organize suçlarla mücadele edebilecek yöntemler hayata geçirilmediği sürece bölge ülkelerindeki siyasi çalkantılar artarak devam edecektir. Bu nedenle bölgedeki yönetimlerin Arap Baharı’ndan ders çıkararak toplumsal talepleri karşılamak üzere reform süreçlerini hızlandırmaları ve demokratik cepheyi güçlendirmeleri gerekmektedir.

Çağdaş DUMAN
14 Haziran 2012

[i] http://www.euractiv.com.tr/yazici-sayfasi/article/ab-yolsuzluk-raporunda-bulgaristan-ve-italya-liste-basi-021920

[ii] Bkz. Bosna Hersek Ulusal İstatistik Bürosu. http://www.bhas.ba/index.php?lang=en

[iii] Bkz. International Alert. ‘Bosnia and Herzegovina:Doing Business to Cement Peace/Bosna-Hersek:Barışı Pekiştirmek için Ticaret’ http://www.international-alert.org/sites/default/files/publications/12_section_2_Bosnia_Herzegovina.pdf

[iv] http://www.setimes.com/cocoon/setimes/xhtml/tr/features/setimes/articles/2009/05/18/reportage-01

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Balkanlar ve Türkiye

Balkanlar Karadeniz, Ege, Adriyatik denizlerine bitişik ve Akdeniz’in ortasına uzanan bir yarımada olarak Orta ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir