ankara escort
Güncel Yazılar

Balkanlar’da Harita Yeniden Şekilleniyor

Balkanlarda yeni bir devletin daha doğumu gerçekleşiyor. Aslında bu doğum aynı zamanda yeni bir ayrılmanın, yeni bir parçalanmanın hikâyesi. 1990’ların öldürücü milliyetçi akımlarından birisi olan “Büyük Sırbistan” hayali de böylece sona ermiş oluyor. Tito’nun 60 yıl önce kurduğu Güney Slavlarının birlikteliğini sağlayan Sosyalist Yugoslavya Federasyonu’nun son perdesi de kapandı. Makedonya Başbakanı Vlado Buckovski’nin dediği gibi ”Zamanında iyi niyetle oluşturulan Yugoslavya projesinin sonu” oldu, Karadağ’da referandumla alınan ayrılık kararı. Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya cumhuriyetleri ile Kosova ve Voyvodina özerk bölgelerinden oluşuyordu Yugoslavya. Federasyonda, 90’ların başında kanlı çatışmalar neticesinde dağılma başlamıştı ve geriye 2003’te Yugoslav Parlamentosu’nun aldığı kararla kurulan Sırbistan ve Karadağ Devleti kalmıştı. Karadağ için bu birliktelik uluslararası toplumun baskısıyla kabul edilmiş bir zorunluluktu. Yoksa birlikten ayrılma isteği Sırplara uygulanan ambargolardan kendilerinin de zarar görmesi nedeniyle daha 1997’de oluşmaya başlamıştı. 14 Mart 2002 tarihli anlaşma ise Şubat 2006’dan önce bağımsızlık referandumu düzenlenmesine izin vermiyordu.

Karadağ, düzenlenen referandumda aldığı ayrılık kararı ile kısa bir süre sonra BM’nin 193. üyesi olacak. Veriler yakında bu sayının daha da artacağını gösteriyor. Ne de olsa, Yugoslavya’dan arta kalan coğrafyada hala çözülememiş ciddi sorunlar varlığını koruyor. Diğer bir deyişle Yugoslavya merkezli kargaşa devam ediyor. Üstelik ne Sırp ne de Karadağ hükümetinin referandum sonrası için geliştirdikleri bir planının bulunmaması durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu, ayrılmanın ayrıntıları belirsizliğini korurken çözülmemiş sorunlara yenilerinin ekleneceği anlamına geliyor. Ortak yürütülen savunma ve dışişleri dışında neredeyse tüm devlet kurumlarının birbirinden bağımsız hareket edecek şekilde oluşturulmuş olması, para birimlerinin dahi farklı olması, ayrılığı kolaylaştıracak ama hesaba katılmayan bir ayrıntı da baş ağrıtacak. Sırbistan ve Karadağ’ın ayrılması sonucu toprakları ikiye bölünen Sancak, sadece yeni iki devletin değil, aldığı kimi kararlarla ayrılık kararına gizli destek vermiş olan AB’nin de sorunu olacak.

İç İçe Geçen Bölünme
Osmanlı döneminde Bosna’ya bağlanmış yedi sancaktan biri olan Sancak’ın toprakları, tarih boyunca uğradığı kayıplar sonucunda bugün 8687 kilometrekareye inmiş durumda. 29 Mart 1975’de Sırbistan ve Karadağ arasında paylaşılmasından sonra 4188 kilometrekaresi Karadağ tarafında, 4499 kilometrekaresi de Sırbistan tarafında kaldı. Karadağ’ın 21 Mayıs tarihli referandumu ile de Sancak’ın ortasından dikenli teller geçirilmiş oldu. Yüzde 80’i Müslüman Boşnaklardan oluşan Sancak halkı, topraklarının bölünmesine ve ailelerinin parçalanmasına oldukça tepkililer. İstekleri topraklarının bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve kendilerine de bir referandum hakkının tanınması. Görünürdeki beklentileri ise Sancak’ın tamamının Karadağ’a bağlanması ve bir konfederasyon oluşturulması. Sancak Halk Hareketi Genel Başkanı Cemail Suleviç’in sonuna kadar direnecekleri yönündeki sözleri, bölünmenin önüne geçmek için çatışmanın veya bir savaşın göze alınabileceğini gösteriyor. Batılı devletler özellikle de AB, iç savaşa varabilecek yeni bir çatışmalar silsilesinden korkar mı bilinmez ancak neredeyse Karadağ ile aynı yüzölçümüne ve nüfusa sahip bu bölgenin Balkanların yeni karın ağrısı olacağı kesin. Üstelik ortada Kosova gibi -bilinenin aksine- silahların sustuğu yerde sözlere sıra geldiğini ispatlayan bir örnek de var.

Sıra Kosova’da mı?
Karadağ’da çoğunluğun isteğiyle alınan Sırbistan-Karadağ birliğinden ayrılma kararı gözleri bir anda Kosova’ya çevirdi. Durumları ve birlik içindeki statüleri aynı olmasa da Kosova’nın nicedir süregelen “nihai statü” görüşmelerinin bu yıl içinde sonuçlanacak olması benzerlik kurulmasına neden oluyor. Genel görüş Kosova’nın “nihai statü”sünün bağımsızlık olacağı yönünde. Gerçekten de Kosovalı Arnavutların bu sonuca her zamankinden daha yakın olduğunu söylemek mümkün. Ne var ki Belgrat’ın Kosova’nın ayrılma arzusunu Karadağ’ın ki kadar kolay kabullenmesi mümkün değil. Nitekim Sırbistan Devlet Başkanı Boris Tadiç, Karadağ ve Sırbistan’ın eski Yugoslavya’yı oluşturan cumhuriyetlerden olduklarını bu nedenle de Karadağ’ın ayrılma konusuna kendilerinin karar vermesinin normal olduğunu belirtirken Kosova’nın ise özerk bir bölge statüsünde olduğunu ve bağımsızlığının dış etkenlerle kabul ettirilmeye çalışılmasının mümkün olamayacağını söylüyor. Sırbistan Kosova için oldukça genişletilmiş bir özerklik düşünüyor olsa da ABD ve AB’nin desteği, bağımsızlık dışında herhangi bir seçeneği kabul etmeyeceğini açıklayan Kosova Arnavutlarının arkasında. Ancak Batı’nın kastettiği “bağımsızlık” Arnavutların talep ettiği “bağımsızlık” ile çok da örtüşmüyor.

Birkaç gün sonra altıncısı yapılacak olan Viyana görüşmelerinin gidişatı uluslararası örgütlerin Kosova için ¬Makedonların kendi ülkelerinde ellerini kollarını bağlayan- Ohri Anlaşması benzeri bir uygulama düşünüldüğünü gösteriyor. Böylece “bağımsızlık” niyetine Arnavutlara sunulan da uluslararası örgütler vesayetindeki “çok kültürlü” bir “devletçik” oluyor. Bir başka deyişle Kosova sorununa toplam nüfusunun yüzde onundan az olan Sırpların azınlık hakları ve güvenlikleri bahane edilerek getirilen çözüm, bu kez Kosova içinden yükselecek yeni ayrılık taleplerini söz konusu edecektir. Halbuki, “yapıcı belirsizlik” yoluyla çok kültürlü toplumlar yaratma denemeleri Makedonya’da da, Bosna’da da başarısız olmuştu. Kaldı ki statü müzakereleri görüşmeleri sırasında ortaya çıkan Arnavutlar ve Sırplar arasında bölünmüş Mitroviça kentinin birbirinden tamamen ayrılacak iki belediye haline getirilmesi önerisi şimdiden Arnavutların gösteriler düzenlemesine neden oldu. Arnavutların söz konusu öneriyi Etnik enklavlar oluşturmak suretiyle Kosova’yı bölme amaçlı bir girişim olarak değerlendirilmesi müzakere görüşmelerinin düşünülenden uzun süreceğini gösteriyor.

Belgrad’ı Ürküten Milliyetçilik
Sırbistan’ı önümüzdeki dönemde bekleyen tek sorun ne Sancak ne de Kosova. Kosova gibi otonomisi sonradan kaldırılan Voyvodina bölgesinden -özellikle de bölge nüfusunun yüzde 19’unu oluşturan 250 bin kadar Macar azınlıktan- yükselen taleplerin de dikkate alınması gerekecek. Her ne kadar siyasi çizgide kalan bir rahatsızlık söz konusu ise de Panonya ovalarına serilmiş Voyvodina da başta ekonomik özerklik olmak üzere muhtariyetini tekrar kazanmak istiyor. Eski Yugoslavya ülkeleri ve Kosova’dan göç eden Sırp mültecilerin bir devlet politikası olarak Voyvodina’ya yerleştirilmeleri bölgenin demografisini değiştirmiş olsa da Macar, Hırvat, Romen ve Sloven azınlıkların üzerindeki yoğun Sırp baskısı uluslararası denklemde tepki doğuruyor. Öte yandan Presevo Vadisi Arnavutlarının da Belgrad yönetiminden şikâyetleri var ve düzenlenen gösteriler bu bölgede de tansiyonun yükselmekte olduğunun sinyallerini veriyor.

Karadağ’ın ayrılışını -90’lardaki saldırgan tavrından uzaklaşarak- sükûnetle karşılayan Sırbistan’ın önce Kosova’da sonra diğer bölgelerde mevzi kaybetmeye başlaması ise Sırbistan içinde ciddi çalkantılara neden olacak gibi görünüyor. Nitekim Sırbistan muhalefeti, hayati konularda doğru adımları atamamak konusunda hükümeti eleştirmeye başladı. Öte yandan, Sırp hükümetinin Sancak’taki Blace, Jitişte ve Novi Pazar Belediye Meclislerini fes ederek başlattığı “geçici önlemler”, Voyvodina’da Macarların mukim olduğu beldede seçimleri Sırp partilerinin kazanması gibi gelişmeler, kanlı savaş günlerini başlatan Miloşeviç dönemi uygulamalarını anımsatıyor. Böylece bir tarafta daha sert ve kararlı adımlar bekleyen muhalif Sırp gruplarının diğer bir tarafta da artık en ufak bir baskıyı kaldıracak gücü kalmamış azınlık gruplarının cepheleşmeye başladığı görülüyor. İki taraf da yeni bir savaşı göğüslemeyi, yeni katliamlara şahit olmayı kolayca göze alamayacaksa da her bir bağımsızlık bir tarafın özgürlük arzusunu kamçılarken bir tarafın topraklarını kaybetme endişesini azdıracaktır. Şiddetin tırmanmasını bugüne dek erteleyen, Sırbistan’ın savaş sonrasında içine düştüğü durumdu. Sırbistan bir yandan birilerine göre savaş suçlusu olan kendi “ulusal kahramanları”nın sebep olduğu sorunlarla bir yandan ekonomik darboğazla uğraşırken bir yandan da Batı’yla entegrasyonunu gerçekleştirmek durumundaydı. İşte bu nedenle de AB’nin mutlaka “bir kol mesafesinde” tutması gereken ülkelerden biri durumunda.

Balkanlar Kontrolden Çıkıyor
Karadağ’ın bağımsızlık kararının vurucu yansımaları Sırbistan dışına da taşacak gibi görünüyor. Bunların başında da Bosna-Hersek’in “Republika Sırpska”sı geliyor. Ülkenin iki yönetim biriminden biri olan Sırbistan Cumhuriyeti, Dayton’la oluşturulan anayasanın değiştirilmesi ve güçlü bir merkezi hükümet oluşturulması çağrılarına olumlu yanıt vermeyerek öz devlet yetkilerini ve özerkliğini korumak istiyor. Sırbistan Cumhuriyeti’nin ödünsüz yaklaşımı, kimi devlet kurumlarını işler ve etkin kılamayan Bosna-Hersek’i siyasi kriz eşiğine taşıyor. Ekonomik sıkıntılar da yaşayan Bosna-Hersek’in kaynama noktasına gelmesi halinde, ayrılıkçı yüzünü sık sık gösteren Sırbistan Cumhuriyeti bağımsızlık veya (eski) Sırbistan-Karadağ ile birleşmek yollarını denemekten çekinmeyecektir. Ayrılıkçı talepleri nedeniyle bölgede kaosa neden olanlardan bir diğeri de Makedonya’daki Arnavutlar. Toplam nüfusun yüzde 23’ünü oluşturan ve Makedonlarla entegrasyona yanaşmayan Arnavutlar, bağımsızlık taleplerini 2001’de çok sert yöntemlerle göstermişti. Hükümet güçleriyle etnik Arnavut asiler arasında yedi ay süren çarpışmaları sona erdiren Ohri Anlaşması ve anlaşmanın Makedon hükümetine dayattığı yükümlülükler çözülmeyi şimdilik ertelemiş görünse de Karadağ ve Kosova’nın durumu, bunu yeniden canlandıracak etki yaratacaktır.

Gelişmeleri bir başka perspektiften incelediğimizde ise görünüm farklılaşıyor. 600 bin nüfuslu Karadağ, etnik köken, din, dil, tarih ve kültür açısından Sırbistan’a tamamıyla entegre olmuş ve Karadağlılar ile Sırplar neredeyse bütünleşmiş durumda. Önemli orandaki karışık evlilik bir yana Karadağlıların büyük bir kısmı kendilerini Sırp kökenli olarak tanımlıyor. Böylesine entegre olmuş iki toplumun bir arada yaşamama kararı alabilmesi mümkünken bir arada yaşamalarının imkansız olduğu anlaşılan farklı din, etnisite, tarih ve kültür sahibi Arnavutlar ile Sırpların veya diğer herhangi birinin birlikteliğe zorlanması mantıklı bir politika gibi görünmüyor.

Balkanları bu kadar sıcak kılan, kâğıt üzerinde çizilen sınırların ayırdığı Balkan halklarının aynı tarihi, kültürü, dili, dini paylaştıkları kendi halkları ile bir araya gelerek daha güçlü olma istekleri. Bu yüzden de 19. yüzyıl milliyetçiliği, Balkanlardaki varlığını uzun bir süre daha koruyacak. Balkanların coğrafi, tarihi, etnik, dinsel ve sosyal koşullarından faydalananların bölgeyi büyük çözülmelerin itici gücü ve laboratuarı olarak kullanması ise madalyonun bir diğer yüzünü oluşturuyor. Öncelik özerkliği sonradan kaldırılmış bölgelerde olsa da bir süre sonra uluslararası hukukun temel prensibi olan “devletlerin toprak bütünlüğüne saygı ilkesi” tamamen ortadan kalkabilir. Gerçekten de uluslararası dengelerin aldığı yeni biçim tüm dünyada devlet sayısının büyük bir hızla artmasına neden olup, “öteki”nin toprağındaki ayrılıkçıların bağımsızlığını tanımak diplomasinin meşru bir yöntemi halini almakta. Böylece küçük devletçikler oluşturulmasına verilen destekler, bir dış politika aracı ve baskı unsuru olarak kullanılabilir hale geliyor. Halbuki, cin bir kez lambadan çıkarsa dönüşü olmayan sonlar söz konusu olur.

Mikro milliyetçiliğin dünyayı nasıl bir kaos ortamına sürükleyeceğinin canlı örneğini oluşturan Balkanlardaki bu gelişmeler, küresel güçlerin tavrı ve gelecek tasarımlarının belirlenmesi açısından da önemlidir. Balkan ülkelerinin tamamının da kendilerine çizdikleri yönün Batı olması ve AB üyeliği yolunda uyum politikalarını gerçekleştirmedeki hevesleri de bunu kolaylaştıracak bir etken. Ne var ki AB’nin sınırları belirlenmiş, ayrıntıları planlanmış, sonuçları üzerinde düşünülmüş bir Balkanlar politikası bulunmuyor. Yine de bir şekilde tüm bölünmüş, parçalanmış birimlerin yönetiminde söz sahibi oluyor.(!)

Gözde KILIÇ YAŞIN (TUSAM, BALKAN Araştırmaları Masası)
Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=529&sayfa=2

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Balkanlar ve Türkiye

Balkanlar Karadeniz, Ege, Adriyatik denizlerine bitişik ve Akdeniz’in ortasına uzanan bir yarımada olarak Orta ve …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir