Güncel Yazılar

Bir Karşılıklı Bağımlılık Örneği Olarak AB-Çin Ekonomik İlişkileri

20. yüzyılın sonlarında sosyal, ekonomik, politik ve kültürel alanda yaşanan gelişmeler sonucu oluşan küreselleşmenin uluslararası ilişkilere yansımaları karşılıklı bağımlılık kavramını ortaya çıkarmıştır. Günümüz uluslararası ilişkilerinde büyük güçler arasındaki karşılıklı bağımlılığın ekonomik boyutunun güvenlik ve askeri boyutun önüne geçtiği görülmektedir.

Örneğin, askeri meselelerdeki işbirliği nispeten daha sınırlı olan Çin ve AB ekonomik bağlamda tam bir karşılıklı bağımlılık modeli sergilemektedir. Bu çalışmada öncelikle karşılıklı bağımlılık teorisi ele alınacak, akabinde AB ile Çin arasındaki karşılıklı ekonomik bağımlılık ve bu bağımlılığın politikalara yansıması incelenmeye çalışılacaktır.

Karşılıklı Bağımlılık Teorisi

Karşılıklı bağımlılık, dünya siyasetinde ülkelerarası veya farklı ülkelerdeki aktörler arasındaki karşılıklı etkileşimin şekillendirdiği koşulları ifade etmektedir. Yani karşılıklı bağımlılık; devletler ve toplumlar arasında çok sayıda etkileşim kanalının yarattığı bağlantı ve ilişkilerin, belirli bir hiyerarşik gündemden yoksun olan uluslararası sistemde neden olduğu karmaşık koşullar bütünüdür.(1) Söz konusu etkileşimlerin kaynağı, parasal, mali, toplumsal ya da güvenlik konuları ya da sorunları olabilir. Ancak Robert Keohane ve Joseph Nye’a göre, bu etkileşimlerin karşılıklı bağımlılık çerçevesinde ele alınabilmesi için maliyet unsurunun söz konusu olması gerekmektedir.(2) Eğer karşılıklı etkileşimin taraflar üzerinde olumsuz bir yansıması söz konusu değilse karşılıklı bağımlılıktan söz edilmemektedir ki karşılıklı bağımlılığı diğer etkileşimlerden belirgin biçimde farklı kılan özellik de budur. Eğer karşılıklı etkileşim sadece fayda temeline dayalıysa ve taraflar üzerinde bir maliyete yol açmıyorsa karşılıklı bağımlılık politikası ve teorisinin kapsamı dışında tutulmaktadır.(3)

Aralarında karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunan devletler arasında bir olumsuz gelişmeden her iki taraf da etkilenmektedir. Ancak bu ilişki taraflardan biri için diğerine göre çok daha önemlidir. Yani A devletinin B’ye gereksinimi B devletinin A’ya gereksiniminden daha fazla olduğundan bu durum, B devletinin A’ya karşı pazarlık gücünün daha fazla olduğu anlamına gelmektedir. Eğer B devleti bu ilişkiye son verirse bundan A daha fazla etkilenen taraf olacağından, B devleti bu ilişkinin bozulmasına A’ya göre daha az dikkat edecektir.

Karşılıklı bağımlılık ilişkisinde taraflardan birinin diğeri üzerindeki pazarlık gücü (bargaining power) diğer tarafın bu ilişkiye karşı hassasiyetine (sensitivity) ve etkilenme derecesine (vulnerability) bağlıdır.(4) Steve Chan bu duruma, büyük devletlerin Orta Doğu petrollerine duydukları gereksinim çerçevesinde şekillenen ilişkilerini örnek göstermektedir. ABD, Japonya ve Avrupa devletlerinin Orta Doğu petrolüne karşı hassasiyetleri hemen hemen aynı olmakla birlikte, bölgedeki petrolle ilgili gerçekleşecek olumsuz gelişmelerden etkilenme dereceleri aynı değildir. Bu bağlamda Orta Doğu ülkelerinin söz konusu ithalatçı ülkelerle herhangi bir konuda yürütecekleri görüşmelerde sahip olacakları pazarlık gücü de farklılaşmaktadır. Örneğin petrol ihtiyacının yaklaşık %75’ini bölgeden tedarik eden Japonya en fazla etkilenme derecesine sahip olduğundan Orta Doğu ülkeleri ABD ve Avrupa ülkelerine nazaran Japonya üzerinde daha belirgin bir pazarlık gücüne sahip olacaktır.(5)

Keohane ve Nye,  çok taraflı bağımlılığın temel niteliklerini ve koşullarını üç noktada toplamaktadır. Bunlar, uluslararası ve toplumlararası iletişim kanallarının çokluğu, uluslararası konuların gündemine ilişkin bir öncelik sıralamasının olmaması ve askeri gücün giderek azalmasıdır. Buna göre, günümüzde devletlerin resmi iletişim kanalları dışında, toplumları, çok uluslu şirketleri ve uluslar ötesi örgütlenmeleri birbirine bağlayan ve anında iletişim sağlayan farklı kanallar bulunmaktadır. İkinci olarak realist okulun askeri meseleleri yüksek politika olarak nitelendiren ve diğer konuları ikincil politika olarak gören yaklaşımı eleştirilmektedir. Zira dış politikanın gündemini oluşturan konu ve olaylar çoğalmış ve çeşitlenmiştir. Son olarak askeri gücün gerek ekonomik öncelikler gerekse uluslararası normlar nedeniyle uygulanabilirliği azalmıştır. Özellikle sanayileşmiş ülkeler arasında ön plana çıkan karşılıklı bağımlılık durumu, bu devletlerin birbirlerine karşı askeri güç kullanma olasılığını oldukça düşürmektedir.

AB-Çin Ekonomik İlişkileri

Çin ile AB arasında ilk resmi ilişkiler 1975’te başlamış ve 1978’de Çin-AET Ticaret ve İşbirliği Anlaşması imzalanmıştı. 1995 yılında Brüksel, AB-Çin ilişkileri ile ilgili olarak ilk uzun vadeli stratejisini “Çin-Avrupa İlişkileri için Uzun Vadeli Bir Politika” başlığı ile açıklamıştır. 1998’de yayınlanan “Çin ile Kapsamlı Bir Ortaklık İnşa Etme” bildirisi 15 Mayıs 2001’de AB’nin daha etkili bir Çin politikası geliştirmesi amacıyla “AB’nin Çin Stratejisi” olarak güncellenmiştir. 2003 yılında önceki iki belge gözden geçirilerek “AB-Çin İlişkilerinde Paylaşılan Çıkarlar ve Meydan Okumalar” adı altında yeni bir belge kabul edilmiştir.(6) Söz konusu bu belge AB’nin bugünkü Çin politikasının ana çerçevesini çizmekte olup ilişkiler üç ana başlıkta toplanmaktadır: insan hakları konusunda özel bir diyalogu da içeren siyasi diyalog; ekonomik ve ticarî ilişkiler ve AB-Çin işbirliği programı. Belgede göze çarpan temel konuları yasadışı göç, insan hakları, ekonomik ve ticarî ilişkiler, bilim-teknoloji ve enerji alanlarında işbirliği oluşturmaktadır.

Buna karşılık Çin, AB ile ilişkilerle ilgili ilk politika belgesini 13 Ekim 2003’te açıkladı. Bu belgede Çin ile Avrupa arasındaki politik, ekonomik, askeri, teknolojik ve kültürel işbirliğinin artırılması üzerinde durulmaktadır. AB politikasının amaçları olarak; farklılıkları koruyarak ortak bir zemin arayışını ve karşılıklı saygı ve güven ilkesi altında AB ile siyasi ilişkileri artırmak; karşılıklılık, müşterek kazanç ve eşitlik temelinde müzakere ilkelerine dayalı ticaret ile Çin-AB ekonomik işbirliğini derinleştirmek, teknoloji alanında işbirliğini kuvvetlendirmek, değişim programları yoluyla Çin-AB arasındaki kültürel işbirliğini genişletmek, askeri alanda işbirliğini güçlendirmek belirlenmiştir.(7) Ayrıca iki taraf arasındaki en yüksek düzey siyasi istişare mekanizması olan Çin-AB Zirvesi ilk kez 1998’de Londra’da toplanmıştır. O tarihten bu yana ikili zirveler Pekin hükümeti ile AB’nin dönem başkanlığını yürüten ülkeler arasında yıllık toplantılar halinde gerçekleştirilmektedir.

Bu zirvenin yanı sıra 2007’de başlatılan “Yüksek Seviyeli Ekonomik ve Ticari Diyalog”, 2010’da başlatılan “Stratejik Diyalog” ve 2012’de başlatılan “İnsandan İnsana Diyalog” iki taraf ilişkilerinin geliştirilmesinde üç temel dayanağı oluşturmaktadır.

Çin ile AB arasındaki ticari ilişkilerin boyutu iki ülke arasındaki karşılıklı bağımlılığın en temel göstergesidir. 2006’dan bu yana AB, Çin’in en büyük ticaret ortağı ve en önemli teknolojik kaynak merkezidir.  1978’de 4 milyar euro olan toplam mal ticareti 2011 yılında 428,3 milyar €’ya ulaşmıştır. AB’nin dış yatırımlarının %20’si Çin istikametinde gerçekleşmekte olup 2011 yılında 17, 8 milyar euroluk yatırım gerçekleştirilmiştir.(8) Bu oranla Tayvan, Hong Kong, ABD ve Japonya’dan sonra AB, Çin’deki dış yatırımlar alanında 5. sırada yer almaktadır. Ancak 2012 yılının ilk 11 ayında AB’nin Çin ile olan ticaretinde yüzde 4,1 oranında azalma olmuş ve ticaret hacmi 302,3 milyar dolara düşmüştür. Böylece ABD, AB’yi geçerek Çin’in en çok ihracat yaptığı ülke haline gelmiştir. Çin ise AB’nin ikinci büyük ticaret ortağı olup AB’nin en hızlı büyüyen ihracat piyasası konumundadır.  2007’den 2011’e AB’nin dış ticareti %4,7 azalırken Çin ile olan ticareti %8,9 oranında artmıştır.(9) İki tarafın ithalat ve ihracatı özellikle sanayi ürünleri ve mamul ürünler üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Taraflar arasındaki ekonomik ilişkiler çok önemli boyutlarda olmakla birlikte farklı politik rejimlere, farklı değerlere ve farklı çıkarlara sahip olmaktan kaynaklanan sorunların varlığı gözden kaçmamaktadır. Bu sorunların en fazla öne çıkanları; Çin’e yönelik silah ambargosu, insan hakları konusu, Çin’in pazar ekonomisi olarak tanınmaması, Çin’in uyguladığı tarife dışı engeller ve anti-damping konusudur.

Avrupalı ülkeler, 1989 yılındaki Tiananmen katliamından bu yana Çin’e silah ve teknoloji ambargosu uygulamaktadır. Çin uzun zamandır bu ambargonun kaldırılmasını talep etmektedir.  Başta Almanya, Fransa ve İspanya olmak üzere bazı AB ülkeleri de ambargonun kaldırılmasını desteklemektedir.  Ancak ABD ve İngiltere’nin karşı çıkması nedeniyle ambargo yürürlükte kalmaya devam etmektedir. İngiltere Başbakanı Cameron, Çin’in insan hakları alanındaki düşük notunu gerekçe göstererek ambargonun devamından yana tavır almaktadır. ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick, “olası bir çatışma durumunda Avrupa menşeli ekipmanların Amerikan askerlerinin öldürülmesinde kullanılması, transatlantik ilişkiler açısından iyi olmayacaktır” açıklamasında bulunmuştur.(10)

İnsan haklarının korunması konusunda yeterli düzenlemenin yapılmadığı, özellikle Tibet ve Sincan bölgesindeki halkın insan hakları ihlalleriyle yüz yüze olduğuna vurgu yapılmaktadır. Pekin yönetimi,  Tibet’teki Budistler ve Sincan’daki Müslüman gruplara karşı baskıcı bir politika izlendiği, etnik, dini ve yasal koşulların iyileştirilmesinde yeterli çabanın gösterilmediği eleştirileriyle sık sık karşılaşmaktadır.

2003 yılından bu yana Çin, AB nezdinde piyasa ekonomisi olarak tanınması talebinde bulunmaktadır. Zira Çin’in pazar ekonomisi olarak tanınması durumunda AB’nin Çin ürünlerine karşı korumacı önlemler uygulaması son derece zorlaşacaktır. Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre 2016 yılında otomatikman bu tanıma gerçekleşecektir, ancak Avrupa o tarihe kadar mümkün olduğunca bu avantajı kullanmak ve Çin ürünlerine karşı korumacı uygulamaları sürdürmek istemektedir.

2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla birlikte Çin; tarifeleri düşürme, tarife dışı engelleri azaltma, yabancı firmalar için pazara girişi kolaylaştırma ve şeffaflık yönündeki taahhüdünü yerine getirme yolunda özellikle de tarifeler konusunda önemli mesafe kat etmiştir. Ancak Çin’in uyguladığı tarife dışı engeller (ülke içinde bazı sektörleri dış ticaretin rekabetinden korunma amaçlı tarife ve kota harici uygulamalar) AB firmalarının Çin’deki iş imkânlarından yeterince yararlanamamasına neden olmaktadır.  Söz konusu engeller nedeniyle AB firmalarının 20 milyar euro değerinde iş kaybı yaşadığı vurgulanmaktadır. Ayrıca inşaat, makine, finans ve telekomünikasyon sektöründe yabancı firmalara eşit muamele yapılmadığı ve AB firmalarının bu sektörlerin dışında tutulmaya çalışıldığı belirtilmektedir.(11)

DTÖ kuralları, tüm üye ülkelere, yerel endüstrilerini yabancı ihracatçıların “haksız” ticaret uygulamalarına karşı korumaları için gerekli önlemleri alma imkânı tanımaktadır. Dampingli ihracat, söz konusu haksız ticaret uygulamalarından biridir. Dış ticarette damping yaparak haklı olmayan rekabete sebep olan memleket yada işletmelerin ürünlerine karşı konulan vergi ise anti-damping olarak adlandırılmaktadır. Bu sayede  dampingli ve ucuz ürünlere karşı yerli üreticileri korumak amaçlanmaktadır. Eylül 2012’de Avrupa Komisyonu’nun, Çin’den ithal edilen güneş panelleriyle ilgili olarak anti-damping soruşturması başlatması ilişkilerde yaşanan ivmenin hız kesmesine neden olmuştu. 2011 yılında Çin, güneş paneli ihracatının yüzde 60’ını AB’ye yapmış ve ihracat hacmi 21 milyar euroyu bulmuştu. Çin’in güneş paneli sektörü, Avrupa’ya yaptığı kârlı ihracat sayesinde hızla büyümüştü ancak şimdi, ihraç pazarının daralması ve içeride de talebin düşük olması sebebiyle kapasite fazlasıyla mücadele etmektedir. Brüksel damping söz konusu olup olmadığını, AB sanayisine zarar verip vermediğini ve anti-damping vergisinin AB’nin çıkarına olup olmadığını değerlendirmektedir.(12)

Karşılıklı Ekonomik Bağımlılığın Politik Yansımaları

Bilindiği üzere 2010 yılından beri Avro bölgesi borç kaynaklı ekonomik krizle mücadele etmektedir. Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya ve İtalya ciddi borç yüküyle karşı karşıya bulunmaktadır. Son olarak Alman Şansölyesi Merkel’in sorunun üstesinden gelmek için alınan önlemlerin meyvelerini vermeye başladığını, ancak yine de krizin sona ermekten uzakta olduğunu dile getirmesi ekonomik krizin 2013 yılında da kendini göstereceği endişelerini beraberinde getirmiştir. Çin’in Avrupa’nın içinde bulunduğu krize olan yaklaşımı taraflar arasındaki ekonomik karşılıklı bağımlılığın en önemli göstergelerinden biridir.

Çin Başbakanı Wen Jiabao, “Çin, AB’nin borç krizini gidermek için yaptığı çalışmaları içtenlik ve kararlılıkla desteklemek niyetindedir ve Avrupa ekonomisine güvenmektedir. Çin, AB’nin mali disiplini güçlendirmesine destek vererek, AB’nin dışa açık ve güçlü bir sinyal vermeye devam etmesini arzu etmektedir. Çin, borç krizinin çözülmesine verdiği çabaları güçlendirerek, AB ile sıkı temas ve koordinasyon kurmaya hazırlanmaktadır.” açıklamasıyla Çin’in borç krizini yenmekte AB’ye yardımcı olacağını ifade etmiştir.(13) Nitekim Avrupa’nın hazine borçlarını satın almış, krizdeki Avrupa ülkelerine milyarlarca dolar yardımda bulunmuştur. Ayrıca Pekin, IMF gibi uluslararası örgütler kanalıyla AB ülkeleri için bir yardım fonu oluşturulmasını da gündeme getirmiştir. Böylece krizin önünü alacak tam güvenli bir kredilendirme sistemi kurulması öngörülmektedir.

2012 yılının başında düşmeye başlayan taraflar arasındaki ticaret hacmi kaybının %11’e ulaştığı, krizle birlikte Avrupa ekonomisinin daralmaya başladığı, dolayısıyla talebin ve ihracatın azaldığı göz önünde bulundurulursa söz konusu krizin Çin’e de olumsuz yansıdığı görülecektir. Dolayısıyla Çin Avrupa’ya yardım etmekle aslında kendi ekonomisine yardım etmektedir. Zira söz konusu krizin Çin’in ekonomik büyüme trendini, Çin halkının işini ve refah seviyesini etkilemesi muhtemeldir. Kısaca Avrupa’nın içinde bulunduğu krize karşı her iki taraf da hassastır, ancak etkilenme dereceleri aynı değildir. Bu sebepledir ki Çin sahip olduğu pazarlık marjını kullanarak AB’nin krizden çıkmasına yardım karşılığında pazar ekonomisi olarak tanınmayı talep edebilmiştir.(14) Yine aynı sebeple AB güneş panelleri konusundaki anti-damping soruşturmasına daha ılımlı yaklaşmış ve 20 Eylül 2012’de Belçika’da toplanan 15. Çin-AB Zirvesi’nde sorunun diyalogla çözüleceğinin sinyallerini vermiştir.

Çin’deki Avrupa Birliği delegasyonunun başkanı Markus Ederer, Avrupa Birliği’ni Çin ile eşit seviyede olduğunu belirtmekte ve euronun Çin için önemini şu sözlerle açıklamaktadır: “Biz, Çin malları için en büyük pazarız. Avrupa Birliği firmaları Çin’de üretilen ileri teknoloji ürünlerinin en önemli tedarikçisi. Euro’nun tedavülde kalması Çin için de çok önemli.”(15) Bu saptama genel olarak doğru olmakla birlikte Avrupa’nın içinde bulunduğu borç krizi sebebiyle son dönemde dengenin Çin’den yana kaydığı da bir gerçektir.

Sonuç

Küreselleşen dünyamızda gerek iki taraflı gerekse çok taraflı karşılıklı bağımlılık kendini her geçen gün daha fazla hissettirmektedir. Yaşanan bölgesel sorunlar veya ekonomik krizlerin küresel çapta etkiye sahip olması bu durumun en temel göstergesidir. Bugün euro bölgesinin yaşamakta olduğu krizin sadece Avrupa kıtasını değil binlerce kilometre uzaktaki Çin’i de etkilemesi taraflar arasındaki karşılıklı bağımlılığın bir sonucudur. Joseph Nye ve Robert Keohane karşılıklı bağımlılıktan söz edebilmek için taraflar üzerinde olumsuz bir yansıması ve maliyeti olması gerektiğini ifade etmektedir. Borç krizinin etkileri ve anti-damping önlemler karşılıklı ekonomik bağımlılığın Çin için maliyetini oluştururken, Çin’in uyguladığı tarife dışı engeller ve dış ticaret açığı -2011 yılında AB’nin Çin’e ihracatı 136.3 milyar euro olurken Çin’in AB’ye ihracatı 292.5 milyar euro seviyesine yükselmiştir(16)- AB’nin yüklenmek durumunda kaldığı maliyete örnek teşkil etmektedir.  Özetle günümüz AB-Çin ekonomik ilişkileri karşılıklı bağımlılık teorisine örnek oluşturacak niteliktedir.

Dipnotlar:
1.Robert Keohane and Joseph S. Nye, Power and Interdependance, Third Edition, New York, Addison Wesley Longman, 2001, s.7
2. Ibid., s.8-9
3.Tayyar ARI, Uluslararası İlişkiler Teorileri, 5. Baskı, Bursa, MKM Yayıncılık, 2008, s. 406
4.John A. KROLL, “The Complexity of Interdependance”, International Studies Quarterly, Vol.37, No.3, 1993, s.322-323
5. Steve CHAN, International Relations in Perspective, New York, Macmillan, 1984, s.235
6. Commission policy paper, “A Maturing Partnership – Shared Interests and Challenges in EU-China Relations”, COM(2003) 533 final, Brussels, 10 September 2003, europa.eu.int/comm/ external_relations/china/com_03_533/com_533_en.pdf
7.China’s EU Policy Paper, October 2003, http://www.fmprc.gov.cn/eng/topics/ceupp/t27708.htm)
8. Facts and figures on EU-China trade, Eu Commission, September 2012, http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2009/september/tradoc_144591.pdf
9. “EU relations with China”, EU-China Summit Factsheet, 19 September 2012, http://eeas.europa.eu/delegations/china/press_corner/all_news/news/2012/20120919_en.htm
10. Jing MEN, “EU-China Relations: Problems and Promises”, Jean Monnet/Robert Schuman Paper Series, University of Miami, Vol.8, No.13, June 2008, p.5
11. Çin’deki Ticari Engeller, AB’de Milyarlarca Euro’luk İş Kaybına Neden Oluyor, 15 Mart 2007,http://www.ortakpayda.com/articles.php?ID=7297
12. AB’den Çin’den gelen güneş panellerine anti-damping soruşturması, 7 Eylül 2012, http://www.euractiv.com.tr/enerji/article/abden-cinden-gelen-gunes-panellerine-anti-damping-sorusturmasi-026012
13.http://www.usiad.net/index.php?option=com_content&view=article&id=128:ab-ile-cin-arasnda-yeni-doenem&catid=52:haberler&Itemid=71
14. Çin AB’ye neden yardım ediyor ?, 30 Eylül 2011, http://tr.euronews.com/2011/09/30/cin-ab-ye-neden-yardim-ediyor/
15. http://www.dw.de/zorlu-ortakl%C4%B1k/a-16383621
16. Facts and figures on EU-China trade, Eu Commission, September 2012, http://trade.ec.europa.eu/doclib/docs/2009/september/tradoc_144591.pdf

Yazar: Emine AKÇADAĞ

8 Ocak 2013

Kaynak

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

The European Union Law Reality in Cyprus: Only South, What About the Northern Part?

Avrupa Birliği üyeliği kapsamında, 2004 yılında Kıbrıs Türk ve Rum toplumu için ayrı ayrı düzenlenen referandumun …

2 yorum

  1. Muharrem Gürkaynak ve Serhan Yalçıner, “Uluslararası Politikada Karşılıklı Bağımlılık ve Küreselleşme Üzerine Bir İnceleme”, Uluslararası İlişkiler Akademik Dergi, Cilt 6, Sayı 23, Güz 2009.

    Yukarida kunyesini verdigim makaleden acikca yararlanilmasina ragmen atif yapilmamis. Intihal son derece hassas bir konudur, ozen gostermenizi tavsiye ederim.

  2. İyi günler sayın Hanlı,
    Uyarınız için teşekkürler. Söz konusu makale “Bir Karşılıklı Bağımlılık Örneği Olarak AB-Çin Ekonomik İlişkileri” Emine Akçadağ tarafından kaleme alınmış olup ve bilgesam.org’da aşağıdaki link üzerinden yayımlanmıştır. Biz uiportal olarak sadece makaleyi müdahale etmeden kaynak belirterek sitemizde istifadeye sunduk. Dolayısıyla makalede değişiklik yapmamız yerinde olmaz. Fakat yorum ve uyarınızı onaylayarak ilgili yazarın dikkatine sunabiliriz. Söz konusu makalede, atıfsız/intihal olarak tespit ettiğiniz yerleri açıkça gönderirseniz, yazarın makalesini düzeltmesi için imkan verilmiş olur. Ayrıca, uyarınızı hem bilgesam.org iletişim kanalından hem de yazarın iletişim seçeneklerini kullanarak yapabilirsiniz.
    İyi günler.

    Emine AKÇADAĞ
    emineakcadag@bilgesam.org
    Tel: +90 212 217 65 91
    Fax: +90 212 217 65 93

    http://www.bilgesam.org/incele/62/bir-karsilikli-bagimlilik-ornegi-olarak-ab-cin-ekonomik-iliskileri/#.U2YKnYF_uyM

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir