Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Bir Uzak Bir Yakın: İran-Türkiye İlişkileri

İran ve Türkiye, aynı coğrafyada farklı yönetim modeline sahip iki komşu ülke olarak; jeopolitik konumları, nüfusları, tarihi mirasları ve zengin kültürleri ile her zaman bölgenin kilit ülkeleri olmuşlardır. İki bölgesel gücün tarihi rekabeti; nüfuslarının çoğunluğunun İslam dininin farklı mezheplerini benimsemeleri, bölgesel politikaları ve küresel güçlerin bölgeye yönelik politikaları, iki ülke ilişkileri ilişkiler açısından önemli değişkenler olmuştur. İran ve Türkiye’nin bölgesel olayları etkileyebilme güç ve fırsatları; bölgede gözü olan bölge dışı güçlerin Ankara ve Tahran’a yönelik politikalarını ve iki başkentin bölge dışı güçlerle işbirliği koşullarını belirleme açısından önemli olmuştur. Söz konusu bu etkenler, beraberinde iki devlet arası ilişkilerde dönüm noktalarını, rekabeti ve işbirliğini getirmiştir.

Türkiye ve İran’ın ilişkileri açısından değerlendirilmesi gereken birkaç nokta bulunmaktadır:

1. Devletlerin uluslararası sisteme ve devlet anlayışına bakış ve bunları tanımlayış farklılığı. 2. Bölgesel sisteme bakış şekli. Orta Asya, Kafkasya ve Orta Doğu. Türk varlığı ve İran’ın bölge devletlerine yönelik politikaları.
3. Son dönemde Orta Doğu ve Kafkasya’da değişen dengeler çatısında gelişen ilişkiler.

Devletlerin Uluslararası Sistem ve Devlet Anlayışı 
Her iki tarafın uluslararası sisteme bakış açısı değişik dönemlerde farklılık veya benzerlik göstermiştir. 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar olan süreçte İran ve Türkiye’nin Batı ittifakı ile olan işbirliği ve her iki devletin kendi güvenliklerine yönelik tehdit olarak algıladıkları SSCB’yi çevreleme ve hareket alanını daraltma açısından önemli jeostratejik konuma sahip olmaları ve reelpolitik açısından da iki kutuplu dünyanın Batı kutbu içinde yer alması, ikili ilişkilere de yansımıştır. Batı ittifakı içinde yer alarak ülke güvenliğini sağlama stratejisi tarafların uluslararası sisteme bakış açısının çakışması açısından önemli rol oynamıştır. Bu dönemde İran, NATO içinde yer almamış olsa da, gayri resmi olarak ittifakın güneydoğu kanadını Türkiye ile birlikte SSCB’ye karşı koruma rolünü üstlenmiştir. Bu yıllarda Batılı devletlerin İran’a yaptıkları askeri yardım ve silah satışları bunun kanıtını oluşturmaktadır.

1979’da İran’da rejim değişikliği ile sonuçlanan İslam Devrimi, ülkenin iç ve dış politikası açısından önemli değişikliklere sebep olmuş ve komşu devletlerle olan ilişkilerini ve uluslararası sisteme bakış açısını derinden etkilemiştir. İran İslam Cumhuriyeti’nin dış politika olarak benimsediği “Ne Doğu Ne Batı” stratejisi ve dünya İslam imparatorluğu kurmak için İslam Devrimi’ni ihraç stratejisi, diğer komşu devletlerin yanı sıra nüfusunun çoğunluğu Müslümanlardan oluşan ve Batı ittifakı içinde yer alan Türkiye Cumhuriyeti ile olan ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiştir. İran, İslam rejimini yayma stratejisinde İslami terör örgütlerine ve Orta Doğu’da rakip olarak gördüğü Türkiye’yi bölgede güçsüz duruma düşürmek için dini örgütlerin yanı sıra Türkiye içinde sosyal, siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın temel nedeni olan PKK terör örgütüne destek vermiştir. Öte yandan Türkiye’yi İran’daki rejim karşıtlarını barındırmakla suçlamıştır. Karşılıklı olarak suçlamalar ve bunun sonucu giderek tırmanan ilişkiler, 1989 yılında karşılıklı olarak büyükelçilerin geri çağırılması ile sonuçlanmıştır. İki ülke arasında siyaset ve güvenlik alanındaki gerginliklerin tırmanması, yükselen ticari ilişkileri gölgede bırakmıştır.

Devrim ile birlikte ülke içinde sosyal kurumlardan askeri kurumlara kadar pek çok alanın yeni anlayışa uygunlaştırması sürecinde ortaya çıkan sıkıntılar, 1980 yılından itibaren Batı ittifakının lideri ABD tarafından uygulanan izolasyon ve ambargo ve Irak’la süren sekiz yıllık savaşın ülkede yol açtığı tahrip, bir anda rejimi meşruiyet sağlama sıkıntısı ve ülkeyi dağılma tehlikesi ile karşı karşıya bırakmıştır. Özellikle dıştan gelen ekonomik ve siyasi baskılar ve giderek bölgede artan baş düşmanı ABD varlığı, ülkenin dış politika stratejisinde değişikliğe ve yeni açılımlara gitmesine neden olmuştur. Bu bağlamda İran özellikle ABD ile ittifak içinde bulunan veya NATO varlığı bulunan ülkelerle ilişkilerini gözden geçirme durumuna gitmiştir. İran’ın dış politika stratejisinde genel açılımlar komşusu Türkiye ile olan ilişkilerini etkilemiştir. Fakat İran’ın, Türkiye içinde ve bölge ülkelerinde dini eğilimli terör örgütlerine verdiği desteğin kesilmemesi ve dini liderlerinin zaman zaman İslam Devrimi’ni yayma eğilimindeki açıklamalarının devamı, İran’ın dış politika açılımındaki “samimiyeti” ortaya koymuş ve Türkiye-İran ilişkilerinin gelişmesi mümkün olmamıştır.

İran-Türkiye ilişkileri, İran’da reform vaadi ile iktidara gelen Cumhurbaşkanı Hatemi’nin dış politika açılımlarından olumlu yönden etkilenmiştir. Fakat Hatemi’nin dış politika açılımları muhafazakarların engeline takılmıştır. Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde başarı gösterseler de bu başarılarını daha sonra devam ettirmeyen reformcuların popülaritesi, ülke içinde ve dışında giderek düşüş göstermeye başlamıştır. Hatemi’nin Türkiye ile varolan sorunları çözmek ve ilişkileri sil baştan başlatmadaki ilk başarılar muhafazakarlar tarafından kıskançlıkla karşılanmış, Turkcell ve Tepe – Akfen – Vie (TAV) yatırımlarını bloke eden muhafazakarlar ülke yönetiminde reformcuların değil kendilerinin söz sahibi olduğunu kanıtlamaya çalışmışlardır.

Taraflar arasında devlet yönetimi anlayışındaki farklılıklar da ilişkilerin gelişmesindeki önemli bir engel olmuştur. 1924-1979 yılları arasında Şah yönetimindeki İran, monarşik bir devlet anlayışına sahipken Türkiye, laik sistemi benimsemiş ve demokratik değerlerin ülkede hakim olması için çalışmalarını devam ettiren bir devlet anlayışına sahip olmuştur. İslam devrimi sonrası ise İran’da Şia anlayışına dayanan İslami yönetim, Türkiye’nin demokratik ve laik yönetim anlayışı ile ters düşmüştür. İran, Türkiye’deki demokratikleşme ve laik sistemi, İslami rejimi için bir tehdit olarak algılamış ve Türkiye’deki laik rejimi değiştirme çabaları içine girmiştir. Bu durumda Türkiye de İran’ın “Rejim İhracı” politikasını kendi devlet anlayışı açısından bir tehdit olarak algılamıştır.

Devletlerin Kimlik Farkı ve Bölge Politikalarına Yansımaları
SSCB’nin dağılması ile ortaya çıkan güç boşluğu, Orta Asya ve Kafkasya’da, İran’la Türkiye arasında bir liderlik rekabeti ortaya çıkarmıştır. Bu rekabetin en önemli boyutunu, Azerbaycan üzerinde ekonomik, siyasi ve kültürel etkinlik kazanmak oluşturmuştur. Ayrıca Azerbaycan’ın sahip olduğu enerji kaynaklarının Batı’ya taşınma güzergahlarını kendi topraklarından geçirerek Azerbaycan’ın enerji politikası üzerinde etkili olma girişimleri de rekabetin önemli bir parçasını oluşturmuştur. ABD’nin İran hattına olumsuz tepkisi ve Azerbaycan devleti içinde Türklük bilincinin varlığı, Azerbaycan doğal kaynaklarının Batı’ya taşınmasında İran’ı saf dışı bırakmıştır.

İran, Azerbaycan devletinin bağımsızlığının pekişmesini ve bölgede giderek artan Türk etkinliğini ulusal güvenliğine tehdit olarak algılamıştır. Türkiye ise Azerbaycan’ın siyasi, ekonomik ve kültürel bağımsızlığının pekişmesi yönünde politika izlemiştir. Tahran, yukarıda bahsedilen faktörlerin, İran’ın sınırları içinde bulunan Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığına yol açacağı ve sadece Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığının değil bunun yanı sıra İran’da bulunan 35 milyon Türk varlığının bu dalgadan etkilenerek İran’ın parçalanması ile sonuçlanacağı hissine kapılmıştır. Sonraki yıllarda İran’ın sınırları içinde bulunan Türk varlığına karşı, Türkiye Cumhuriyeti politikalarına yönelik endişelerinin haklı olmadığı ortaya çıkmıştır. Türkiye, İran’ın toprak bütünlüğüne saygılı davrandığını her fırsatta açıklamıştır. Türk yetkililerinin açıklamaları İran’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne ve demokratik-laik yönetimine zarar vermeğe çalışan PKK ve benzeri dini terörist örgütlere destek verdiği döneme rastlamıştır. İran’ın kendisi de içinde bulundurduğu Kürdistan özerk bölgesine yansımaları durumunu göz önünde bulundurmuş ve PKK terör örgütünü İran sınırları içinde etkinliği artmayacak şekilde desteklemiştir. Kısaca İran’ın PKK terör örgütünü bölgede Türkiye’ye karşı bir pazarlık gücü ve kozu olarak kullandığı söylenebilir. Türkiye ise değişen şartları göz önüne almayarak İran içinde bulunan Türk varlığına yönelik Fars yönetiminin baskılarını “İran’ın iç işlerine karışmama” nedeni ile dile getirmemiştir. İran’da bulunan yüz bin Ermeninin, İran Meclisi’nde 2 sandalye hakkı olmasına rağmen, 35 milyon Türkün bir sandalye hakkı bile bulunmamaktadır.

İran yönetiminin yürüttüğü İranlılık politikasından da yine de en fazla zararı Türk nüfusu görmektedir. İran yönetimi, Fars ve Türk milletlerinin aynı olduğunu savunarak bu tez üzerinden sınırları içinde bulunan Türklerin siyasi, sosyal ve kültürel haklarını ihlal etmekte ve planlı bir şekilde asimilasyon politikası yürütmektedir. Tahran yönetiminin, Türklerin haklarına yönelik eğitimsel-kültürel bazı değişiklikleri ise ABD’nin Büyük Orta Doğu politikası çerçevesinde Orta Doğu’da başlatılan “demokratikleştirme” dalgasının İran’a olası etkilerini asgari düzeye düşürmeyi hedeflemektedir.

Değişen Dengelerin Çatısındaki İlişkiler 
İran ve Türkiye, Orta Doğu’da ve Kafkasya’da yani Avrasya’nın büyük bir bölümünde gelişen olayları etkileyebilen doğal imkanlara sahiptir. Bu imkanların yeterince işbirliği şeklinde kullanılması gerekmektedir. ABD dayatmalı bir bölge politikası her iki devletin hem güçlü devlet anlayışına aykırı hem de bölgesel politikalarına zarar verebilir niteliktedir. İran, bölge devletleri arasında yıllardır kaybettiği güveni sağlamaya çalışmakta ve Orta Doğu bölgesinde Körfez Ülkeleri Konseyi (KÜK) gibi bir örgütün yanı sıra bölge ülkelerini kapsayacak bir güvenlik örgütü kurmaya çalışmaktadır. Günümüzde bu olanaksızsa (Suriye dışında) da İran yönetimi hızla buna doğru ilerlemektedir.

Bölgeye yönelik politikaları ile İran-Türkiye arasında ilişkilerin gelişimine engel olan ABD bölge politikaları, günümüzde Orta Doğu’da değişen dengeler çerçevesinde İran-Türkiye yakınlaşmasını sağlayabilecek bir unsura dönüşmüştür. Özellikle Irak’ta Saddam rejiminin değişmesi sonrası ABD’nin Kürtlere yönelik destek politikaları, İran ve Türkiye tarafından tedirginlikle karşılanmaktadır. Hem Türkiye hem de İran’la sınır komşusu olan ABD’nin bölge politikaları, İran ve Türkiye’yi bölgede yeni siyasi, ekonomik ve güvenlik ittifakları arayışlarına itmiştir. Fakat taraflar arasında sağlam, güvenilir ve samimi işbirliğinin gelişmesi için yukarıda bahsedilen kimlik, devlet ve bölgesel çıkar çatışmaları asgari düzeye indirilmelidir. Taraflar arasında varolan bu anlayış farklılığının ortadan kalkması, Tahran-Ankara hattında doğal yakınlaşmalara yol açacaktır. Nitekim ticari ilişkilerin gelişmesi Türk şirketlerinin İran’da yatırım yapmasına yönelik engellerin ortadan kalkması ve İran’ın bazı tavizler çerçevesinde Türkiye üzerinden Avrupa’ya enerji açılımı, güven ve samimiyetsizliği ortadan kaldırır, bölgesel bağlamda güçlü işbirliği için önemli dönüm noktası yaratır. Özellikle İran içinde muhafazakarların, reformistlerin açılımlarını engelleme girişimlerinin ortadan kalkması, İran-Türkiye işbirliği açısından değişim noktası olabilir. Yıllardır İran-Türkiye ilişkilerin gelişmemesinin zararını gören Tahran-Ankara ikilisidir. Fakat Türkiye, Tahran’la bir işbirliğine giderken, dikkate değer bir güç olması için elinde bulundurduğu doğal güçleri oynarsa daha etkili olabilir. Bu konuda atılacak cesaretli adımların, doğal güçlerin elde edilmesi için yeterli olacağı düşünülmektedir.

Yazar: Cavid VELİEV

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=190&sayfa=19

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret