Güncel Yazılar

Biri Uluslararası Örgüt mü Dedi?

Öncelikle itiraf etmeliyim ki, başlıkta Slavoj Zizek’in “Biri Totalitarizm mi Dedi?” kitabından esinlendim…

Uluslararasındaki veya devletlerarasındaki bütünleşme girişimleri 20. yüzyılın siyasi ve ekonomik gelişmelerinin sonucunda kaçınılmaz hale gelmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı sonrasından yüzyılın sonlarına kadar dünyanın çeşitli bölgelerinde, farklı amaçlar için çok sayıda uluslararası örgütün teşekkül ettiği görülmektedir. Bu bütünleşme girişimlerinin kıta Avrupasındaki örneklerinden biri de Avrupa Birliği (AB)’dir. AB bilindiği gibi uluslararası değil, ulus-üstü (supranasyonel) bir bütünleşme sürecidir. Bir başka deyişle, AB üyesi devletler bir uluslararası örgütteki devletten daha fazla yetki devrederler. Bu özelliği, AB’yi diğer uluslararası örgütlerden ayırmaktadır.

Neredeyse iki yıldır hergün batmasını ‘dört gözle beklediğimiz’ AB sessiz sedasız yoluna devam ediyor. Bir gün herhalde Merkel’in televizyon ekranlarına çıkıp “AB projesi bugün itibariyle çökmüştür” demesini bekliyoruz. Ama bu yaşlı kıtanın son 60 yılını resmeden AB, bir türlü dağılmıyor tam aksine her siyasi veya ekonomik krizi fırsat bilerek biraz daha entegre olmuş şekilde karşımıza çıkıyor. Öyle ki, yarım asır önceki boş sandalye krizinden günümüze manşetlerde değişen çok fazla bir şey olmadı: “AB batıyor/dağılıyor/çöküyor.”

Peki nasıl oluyor da AB, bütün felaket tellallarına rağmen ve çoğu zaman gemi su almasına veya buz dağına çarpmasına rağmen bir türlü sona ermiyor? Sürekli güç kaybedişine tanık olduğumuz Birlik, genişlemeye ve derinleşmeye sürekli devam edebiliyor?

Her şeyden önce söylemek gerekir ki, AB dağılamayacak kadar karmaşıktır. Bugün bütün siyasi liderler Birliğin dağılmasına karar verse siyasi, ekonomik ve hukuki anlamda bütün dağılma sürecinin tamamlanması herhalde 5-10 yıl sürer.

Sürekli göz önünde olmasının vermiş olduğu bir bıkkınlık hissi nedeniyle kötü imajı daha da pekişen Birlik, henüz kendisini yakalayamayan uluslararası örgütlere şunu sorabilir: “Peki, siz ne yapıyorsunuz?”

Doğru ya, Arap Ligi sayesinde Ortadoğu’da sürekli barış rüzgarları esmektedir. İslam Konferansı Örgütü sayesinde ise, bütün Ortadoğu devletleri kendi aralarındaki sorunları müzakere yollarıyla çözmektedir. İşbirliği, kalkınma, demokrasi, insan hakları bu örgütler sayesinde Ortadoğu’da hakim olmaktadır. Bu gibi örgütlerin bir Ortadoğu ülkesine yönelik kınama kararı alamaması gibi bir acziyet içinde olması hiç önemli değildir. Şanghay İşbirliği Örgütü sayesinde Orta Asya’dan Uzak Doğu’ya uzanan siyasi ve ekonomik işbirlikleri bütün sorunları tamamıyla çözmektedir. Yoksa Çin ve Rusya’nın farklı planları söz konusu değildir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün, Karadeniz bölgesindeki başarıları saymakla bitirilemez. Bütün G8 zirveleri her zaman ev sahibi ülke vatandaşları tarafından hoş bir şekilde karşılanmıştır.Vatandaşların protestoları söz konusu olmamıştır. IMF, bilindiği gibi zor durumdaki ülkelere ekonomik yardımlar yaptığından devletler ve halklar nazarında her zaman olumlu bir imaja sahip olmuştur. NATO asla ABD gibi tek bir gücün elinde olmamış, Soğuk Savaş döneminde Sovyet tehdidiyle mücadele etmiştir. Sovyetler çökünce ne yapacağı üzerine hiç tartışma yapılmamış her zaman sivil amaçlarla hareket etmiştir. BM, bilindiği gibi asla 5 Güvenlik Konseyi üyesinin tekelinde olan ve bu ülkeler tarafından yönlendirilen bir uluslararası örgüt değildir. Böyle bir durum olamaz çünkü BM en önemli uluslararası örgüttür. Uluslararası hukuku geliştiren, hangi devletin ne yapacağına karar verebilen yapısı nedeniyle asla büyük güçlerin elinde olmamıştır.

Bu kabaca tasvirler bile uluslararası örgütlerin durumlarını göstermektedir. AB gibi ulus üstü olmayan, üye devletlerin son derece güçlü olduğu uluslararası örgütlerdeki sorunlar saymakla bitmezken AB gibi bir yapının sorunsuz olması beklenemez. Son derece sorunlu yapısı, normal kabul edilmelidir. Nüfusdan ekonomik yapıya, sosyalist geçmişten kapitalist sisteme uzanan ülke profillerinin yaratacağı şey tabi ki karmakarışık bir yapı olacaktır. 500 milyon nüfusa, 27 üye devlete, 23 dile, çok farklı siyasi ve ekonomik yapılara sahip bir Birliğin sorunlu olmasından daha normal bir şey olamaz. Örneğin; sadece Türkiye’yi düşünelim, ne çok sorunu var değil mi? Veya Rusya’yı düşünelim, Brezilya’yı, Nijerya’yı, ABD’yi… Bir ülkenin dahi yığınla sorunu varken, 27 ülkenin bir araya gelip sorunsuz bir yapı oluşturması mümkün değildir. Euro krizi nedeniyle popüleritesini kaybettiği söylenen AB’nin yanında bir de herhangi bir ülkenin komşusuna parasını kullandırmasının mümkün olup olmadığını düşünelim. Bütün kıtanın dini olan Hristiyanlık nedeniyle Hristiyan Birlik olmakla suçlanan Birliğin yanında Ortadoğu’yu kapsayan bir Müslüman Birlik düşünelim. Nasıl olurdu? Para birimleri ne olurdu? ABD yanlısı ve karşıtı ülkelerin birarada olmaları nedeniyle Ortak Dış ve Güvenlik Politikası başarılı olabilir miydi? Başkanı kim olurdu? İsrail ne olurdu? Hristiyan bir ülke üye olmak istese ne olurdu?

AB’yi gerçek anlamda anlamak, uluslararası örgütlerin ne durumda olduklarını düşünerek veya belki bir benzerini Ortadoğu için düşünerek mümkün olabilir. O zaman bu sorunlarla dolu Birliğin hakkını teslim edebiliriz.

İlhan ARAS (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

11.11.2012

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Avrupa Birliği’nin Terörizmle Mücadele Politikaları

Literatürde terörizm kavramının ortak bir tanımına rastlamak mümkün değildir. Terör ve terörizm kavramları çoğu zaman …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir