Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Birleşmiş Milletler ve İran’la İmtihanı

Üç haftadır süren yoğun müzakerelerin sonunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir açıklama yaparak İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurmasını istedi ve İran’a bunun gerçekleşmesi için 30 günlük süre tanıdı. Hemen akabinde İran’ın nükleer faaliyetlerini durdurmayı reddetmesi halinde ne yapılacağını ele almak üzere Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, İngiltere, Rusya ve Çin ile Almanya’nın dışişleri bakanları toplandı ve yapılan toplantıda İran’ın BM Güvenlik Konseyi’nin bu açıklamasına uyması gerektiği belirtildi.

Konsey açıklamasında, BM Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’ndan 30 gün içinde, İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetini durdurup durdurmadığı konusunda rapor vermesi isteniyor. Karar taslağında, kurum ayrıca, İran’ın bu taleplere karşılık verip vermediğini rapor etmekle görevlendiriliyor. Daha önce öngörülen rapor etme süresi 14 günden 30 güne uzatılıyor. Dikkat çeken önemli bir husus, nükleer silahların yayılmasının uluslararası güvenlik ve barışa tehdit oluşturduğu ifadesi metinden çıkartılırken, bunun yerine, barışı ve güvenliği sağlamanın Güvenlik Konseyi’nin görevi olduğu tanımı eklenmiş olması.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-WalterSteinmeier’in görüşmelerin ardından yaptığı açıklama, İran’ın uluslararası toplumla işbirliği ya da tecrit arasında bir seçim yapması gerektiği yönündeydi. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, İran’ın nükleer faaliyetlerine yeniden başlayarak bir hesap hatası yaptığını ifade etti.

Toplantıya katılan ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, İran’a ‘uluslararası toplumun görüş birliğinde olduğu’ yönünde güçlü bir mesajın verildiğini öne sürdü. Berlin’de biraraya gelen dışişleri bakanlarının toplantı öncesinde yaptıkları açıklamalar ise çözüme ilişkin ortak kanaatin olmadığı düşüncesine bizi yaklaştırıyor. Çin, sorunun diplomatik yollardan çözülmesi çağrısında bulunurken, Washington ambargo tehdidinin de bir seçenek olduğunda ısrarcı tavır takınmıştı. İran’ın Dışişleri Bakanı Manuçehr Muttaki ise, Batılı ülkelerin İran’ı Güvenlik Konseyi’ne rapor etmelerini kınamış ve bunun meşru gerekçelere dayanmayan bir adım olduğunu söylemişti. Ayrıca İran eleştirilere rağmen, tek amacının nükleer enerji üretmek olduğunu ve hukuken buna hakkı bulunduğunu savunuyor.

Gelelim meselede Birleşmiş Milletler’in sorunun çözümüne ilişkin örgütsel katkısına. İsterseniz öncelikle uluslararası bu örgütü biraz tanıyalım ve tanımak için de siyasi tarih bilgimizi kısaca bir yoklayalım.

19.yy’ın ‘Avrupa Uyumu’, 20.yy’ın başında yerini ‘Milletler Cemiyeti’ne bırakmıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Birleşmiş Milletler büyük ve bence fazlaca abartılan bir iştiyakla kuruldu.(1945) 20.yy’ın ikinci uluslararası örgütlenme çabası olan Birleşmiş Milletler/BM(United Nations/UN), Milletler Cemiyeti’ne benzer, ama daha karışık bir yapıda olup daha büyük bir bütçe ve yönetim kadrosuna sahiptir. En önemlisi ise Milletler Cemiyeti’nin başarısızlık deneyimi üzerinden temellenmiştir.

Milletler Cemiyeti gibi bir Avrupa örgütü değildir ve üye sayısı daha fazladır. Organları ve uzmanlık kuruluşları daha işler görünümdedir. Başta devletlerin egemen eşitliği üzerine kurulu olsa da, üyeler arasındaki ekonomik, toplumsal ve siyasal güç farkı, beş büyük devletin(ABD, Sovyetler Birliği, Fransa, İngiltere ve Çin) yürütme organındaki(Güvenlik Konseyi) üstünlüklerine dayandırılmıştır.

BM’nin içinde dünya barışı ve güvenliğine yönelecek tehditlere karşı çıkmakta duraksamayacak kadar güçlü, az sayıda büyük devletler grubu oluşturmaya çalışılmış ve bu düşüncelerin neticesinde bir “Genel Kurul” ile bunun yürütme organı biçiminde çalışacak ve büyük devletlerin etkisinde az üyeli bir “Güvenlik Konseyi” ortaya çıkmıştır.

Şimdi geldik meselenin düğümlendiği esas noktasına. BM, dünya barışı ve güvenliğini beş büyük devletin görüş/çıkar birliğine bağlı ve/veya dayalı olarak gerçekleştirecekse, merakla sormak isterim, acaba bu beş büyükler çıkarlarından arınmış bir dünya barışı ve güvenliğini dünyaya nasıl verebilir? Bu sorunun cevabı da kendisi kadar nettir. Elbette bu yapıda bir uluslararası örgütten dünya barışını ve güvenliğini sağlama yönünde bir beklenti safdillik olacaktır. En son yaşanan ve halen devam eden “Irak Sendromu” bunun en canlı örneğini bize sunmaktadır.

Bugün İran’dan istenen nükleer faaliyetleriyle ilişkili olarak uranyum zenginleştirme çalışmalarını durdurması talebi, bir İsrail ya da Hindistan için istenmemektedir. Bilakis bu devletlerin nükleer çalışmalarına göz yumulduğu da aleni bilinmektedir. Eğer engelleme çabaları adaletli ve menfaatlerin dışında yürütülseydi ve bu çabalar gerçekten dünya barışını ve güvenliğini hedefliyor olsaydı birçok dünya ülkesinden zannımca açık destek görebilirdi. Yukarıda vermeye çalıştığım ismi geçen ülkelerin dışişleri bakanlarının açıklamalarından ve meseleye dair çabalarından edindiğim kanaat, soruna ‘uluslar arası meşruiyet sağlama’ gayretinden başka bir şey değildir. Ümit ediyorum ki, bu sefer BM, başarısızlık hanesine bir yenisini daha eklemez ve güvenle yaşanılabilir bir dünya için gereken ve kendisinden beklenen katkıyı sağlar. Dünyanın gözetmenliğinde girdiği bu imtihandan geçer not almak da sınıf da kalmak da yine kendi ellerinde.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et)

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Politika Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Literatürünün Türkiye-AB Mukayeseli Analizi

Sosyal bilimlerin alt kategorisinde yer alan “politika bilimi ve uluslararası ilişkiler” literatürüne ilişkin Türkiye’nin yayın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret