Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Büyük Ortadoğu Projesi ve Wikileaks

Günümüzde kitlelere erişme alanı ve hızı son derece gelişmiş yepyeni bir alan olan sosyal medyanın kitleleri bilgilendirme, harekete geçirme ve olaylara yön verme açısından aktif bir rol üstlendiği yadsınamaz bir gerçek. Tam da bu noktada Avustralyalı aktivist ve gazeteci Julian Assange 2006 yılında halka ait ilk istihbarat örgütü olarak tanımladığı İsviçre kaynaklı Wikileaks adlı internet sitesini kurup ilk hamlesini 25 Temmuz 2010’da Amerikan ordusunun 2004-2009 yılları arasında Afganistan’da tuttuğu gizli raporları daha önceden incelenmesi için gönderdiği üç gazeteyle birlikte aynı anda internet üzerinden yayınlamış ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dahil raporlarda adı geçen tüm ülkelerde büyük bir etkiye sebep olmuştur. Ancak Wikileaks’in isminin daha fazla duyulmasına neden olan olay, 28 Kasım 2010’da ABD Dışişleri Bakanlığının büyükelçilik ve konsolosluklarla yaptığı yazışmalara dayanan kripto telgrafların sızdırılması oldu. Ve bu olayla birlikte Wikileaks diplomasinin 11 Eylülü olarak anılmaya başladı. Burada aklıma öncelikli olarak şöyle bir soru geldi: ABD gibi her açıdan güçlü bir devletin böyle bir güvenlik zafiyetine kurban gitmesi mümkün müdür? Devam sürecinde Wikileaks’in yarattığı etkiler doğrultusunda yapılacak gözlemlerle, ilgili devletlerle alakalı sızdırılan belgelerde bulunan ithamlarla ve önceden verilmiş sinyallerle birlikte ve Amerika’nın arka planda güttüğü amaçları da irdeleyerek bir yorum yaptığımız zaman belgelerde ismi geçen ülkelerin geçtiği sınavlar da baz alındığında aslında birçok sonuca ulaşılabilir.

Belgeleri Julian Assange’e ulaştıran ismin ABD eski askeri personeli olan ve Irak’ta “istihbarat analizcisi” olarak görev yapmış Bradley Manning olduğu söyleniyor. Görevi sırasında Amerikan elçilik ve konsolosluklarının 260 binden fazla yazışmasını gizlice kaydederek Julian Assange’e verene Manning, bunları neden herhangi bir medya organına satmadığı sorulduğunda “İnsanların gerçeği görmelerini istedim. Kim olduklarına bakılmaksızın, herkesin… Çünkü bilgi olmadan bilgiye dayalı bir karar veremezsin. Bunları başka bir ülkeye satıp para kazanmayı düşünmedim çünkü bunlar bana göre kamunun malı. Bilgi serbest olmalı ve bence bu bilgi kamuya ait. Eğer her şey açıklanırsa, bu kamunun yararına olur” açıklamasını yapmış ve yakalanıp hapse atılmıştır.

Bu kaynakların doğruluğu hala tartışılır iken Wikileaks’in Tunus’taki yolsuzluklarla, Zeynel Abidin Bin Ali ve eşinin ailesinin hayatlarına büyük ölçüde dikkat çekerek, özel yaşantılarındaki lüksü, ihtişamı detaylı şekilde aktaran belgeler yayınlaması yoksulluk içinde kıvranan halkın gözleri önünde zenginliklerine zenginlik katan devlet adamlarına karşı tepkilerinin daha da artmasına neden oldu. Bu belgeler Tunus halkı için deyim yerindeyse bardağı taşıran son damla oldu ve harekete geçmek için düğmeye basılmasını beklermişçesine bu belgelerin yayınlanmasının hemen ardından halk sokaklara döküldü.  Olaylar baş gösterirken ABD başkanı Barack Obama protestocuların cesaretini takdir etti ve tüm tarafları sakin kalmaya ve şiddetten kaçınmaya davet etti. Ayrıca Tunus hükümetini insan haklarına saygılı olmaya ve gelecekte özgür ve adil seçimler yapmaya davet etti. Düğmeye basan kimdi ve olayların seyrine yine kim hâkim olmak istemişti?

Bir liderin devrilişi, yıllardır süregelmiş bir rejimin değişimi kolay bir iş olmayacağı gibi her halk hareketi de başarıyla sonuçlanmaz. Ülkede iç ve dış politik dengelerin değişmesi gerekir. Tunus örneğinde bu durumu incelersek eylemlerde Tunus ordusunun Bin Ali’ye karşı takındığı tavır, verilen emirlere itaat etmeme durumu halkın sesinin güçlenmesine fayda sağlamıştır. İç politik dengedeki bu değişimi bir kenara koyup dış politik dengeleri incelersek, Wikileaks belgeleri bu bağlamda bize yardımcı olacaktır. Sızıntı belgelerde, Tunus’taki durumdan açıkça rahatsız oldukları belirtilen ABD, Almanya ve İngiltere’nin bu konuda uzlaştıkları ve baskılarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir. Bu söylemlerin zaten artık dayanma gücü sona ermiş durumda olan Tunus halkı üzerinde destek etkisi yaratmadığını söylemek mümkün değildir.

Bu halk hareketi Zeynel Abidin Bin Ali ve ailesinin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlandı fakat Arap dünyasındaki bu hareketlilik Tunus’la sınırlı kalmadı ve Kuzey Afrika’da Tunus ve Mısır’da devrimler gerçekleşti, Libya’da iç savaş çıktı ve Kaddafi yönetimi sona erdi, Bahreyn, Suriye ve Yemen’de sivil ayaklanmalar çıktı, Cezayir, Irak, İsrail, Ürdün, Fas ve Umman’da büyük protestolar yaşandı. Daha küçük olmakla birlikte Kuveyt, Lübnan, Moritanya, Suudi Arabistan, Sudan ve Batı Sahra’da protesto gösterileri yapıldı. Fakat geneline baktığımızda Wikileaks’in Ortadoğu’da yarattığı sancıların en büyük çığlığı Libya’dan geldi ve Kaddafi Arap Baharı’nın en acı meyvesini yiyen lider olarak tarihe geçti. Yapılanlar insanlık dışıydı peki bu da tesadüf müydü? Kaddafi’nin yönetimi boyunca ABD’ye karşı sergilediği duruş, İngiliz askeri üslerini ve birliklerini ülkesinden çıkarması, SSCB’yle kurduğu yakın ilişkiler, Kıbrıs Barış Harekatı döneminde Türkiye’ye askeri destek sağlamakla birlikte Amerikan ambargosunu hiçe sayarak petrol ihraç etmesi ve ilerleyen zamanlarda Türkiye’nin İsrail ve ABD yakınlaşmasını gözlemlediğinde hiç çekinmeden Türkiye’ye rest çekmesi gibi hareketleri Kaddafi’nin ipini çeken nedenler miydi? Şimdi bu soruları yanıtlamaya yardım edecek bir cümleyi hatırlayalım. 07.08.2003 tarihinde Washington Post gazetesinde, Condeleeza Rice ABD’nin ulusal güvenlikten sorumlu danışmanı iken “Transforming The Middle East” yani Ortadoğu’yu Dönüştürmek adlı bir yazı yayınladı, bu yazısında Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurguladı. Söz konusu ülkeler demokrasi, özgürlük, hoşgörü ve refah istiyor bunun için de Rice’a göre ABD’nin elini tutmaları gerekiyordu. Bu Amerika’nın yıllardır süregelen Büyük Ortadoğu Projesinin ayak sesleriydi. Büyük Ortadoğu projesi, görünüşte Fas’tan Pakistan’a kadar 22 ülkenin politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yapısını değiştirme, geliştirme, yaşam standardını yükseltme ve kontrol stratejisi veya planıydı fakat arka planda ABD’nin petrol ve doğalgaz rezervlerini ele geçirme projesinden başka bir şey olarak tanımlayamayız. Wikileaks’in yayınladığı belgelerin de daha çok Ortadoğu ülkeleriyle ya da Türkiye’nin yakın coğrafyasında çatışmaya eğilimli bölgelerle ilgili iddialar içermesi ve bu iddiaların bölge devletleri arasında gerilimi tırmandıracak potansiyele sahip olması bu tezi kanıtlar niteliktedir.

Tüm bu erken sinyaller ve bilinen projeler, karışan ülkeler ve oluşan sonuçların ardından Wikileaks’in patlaması akıllara belge sızdırma yerine ABD’nin kendi eliyle hazırladığı bir başka plan mı sorularını getiriyor. Wikileaks’in sahibi Julian Assange da bir röportajında “bu süreçte gördüğüm en önemli şey hükümetlerin nasıl işlediği değil, tarihin medya tarafından nasıl şekillendirildiği ve çarpıtıldığı. Yeni jenerasyon internet çağında yetişiyor” demiştir. Tam da bu noktada insanların düşüncelerine hükmetme, onları kontrol etme yönünde liderlerin ve destekçilerinin 21. Yüzyılda kullandıkları en iyi silah medya olmuştur. Belirli ideolojileri insanları ürkütmeden onların beyinlerine işleyecek yöntemler uygulanmaktadır. Neden Wikileaks de böyle bir yöntem olmasın?

Son olarak Wikileaks’le birlikte gördük ki uluslararası ilişkilerde dış politikayı belirleyici aktörler de değişim göstermiştir. Uluslararası ilişkiler sadece egemen devletlerin etkileşimi olmaktan çıkmış, bu bağlamda etkileyici rolü bireyler, gruplar, uluslararası örgütler ve internet siteleri de üstlenmiştir.

Yazar: Fatma Ezgi KIZILTAN, Karadeniz Teknik Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü 2. Sınıf Öğrencisi.

ezgikiziltan@hotmail.com

16 Ocak 2014

NOT: Bu makale yazarı tarafından 23 Aralık 2013 tarihinde Uludağ Üniversitesi’nde Küresel Diplomasi: Siber Uzay ve Terörizm konulu uluslararası ilişkiler kongresinde sunulmuştur.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

2 yorum

  1. Türkiye’de 17 Aralık’tan bu yana yaşananları bu konuyla ilişkilendirebilir miyiz? Cemaat, Büyük Ortadoğu Projesinin hizmetkarı mıdır?

  2. Bu mümkün olabilir çünkü cemaat basın-yayın ve medya camiasında büyük söz sahibi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret