Güncel Yazılar

Can Bonomo Eurovizyon Birincisi Olur Mu?

Yazının başlığında yer alan soru ve olası cevaplarıyla hiç ilgilenmiyorum. Zira 2003 Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Sertap Erener “EverywayThat I Can”adlı şarkısı ile birinci oldu da ne oldu. Bir anlamda uzun yıllardır arzulanan birinci olma özlemi ve hatta saplantısı giderildi, fakat bu bizi ileri ülkeler seviyesine çıkartmadı. Aksi yönde bir örnek verelim; İngiltere sonuncu oldu diye dünya kamuoyunda itibar mı kaybetti. Büyük devletlerin bu türden sonuçlar alması, büyüklüklerini gölgelemez. Dünya ölçeğinde etkisi az, silik devletler için de birinci olmak, ülkenin çıtasını yükseltip büyük devletler arasına girmesini sağlamaz. Şimdi sorarım size. Can Bonomo “Love Me Back “şarkısıyla birinci olsa ne olacak?

Can Bonomo, 57. Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Türkiye’nin temsilcisi. Güzel, hareketli ve belki birinciliği de getirecek bir çalışmanın ortaya konulduğunu düşünüyorum. Sanat yönü bir tarafa, bu Eurovizyon hengamesinde benim dikkatimi çeken Ermenistan’ın yarışmadan çekilmiş olması ve katılmayacağını ilan etmesi. Nedeni malumunuz. 2012 Eurovizyon Şarkı Yarışması’nın, kural gereği bir önceki yılın birincisi olan ülkede yapılması. Evet, 2011 Eurovizyon birincisi Azerbaycan. Bir diğer ifadeyle, Türkiye için kardeş, Ermenistan için düşman ülke Azerbaycan.

Eminim herkes hatırlayacaktır, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan`ın davetlisi olarak, Erivan`da oynanan Türkiye-Ermenistan Dünya Kupası Eleme Grubu Futbol karşılaşmasını izlemek üzere Ermenistan’a gitmişti. Bir çok eleştiriye rağmen (özellikle de Azerbaycan) Abdullah Gül, Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkileri geliştirmek adına, daha sonra futbol diplomasisi olarak adlandırılan diplomatik bir süreci başlatan taraf oldu. Bu diplomatik girişimin Ermenistan cephesinden beklenen samimiyette karşılık bulmaması, Ermenistan’ın daha doğru bir ifadeyle diasporanın uzlaşmaz, maksatlı ve “sözde soykırım” yalanıyla beslenen tavrını doğrulamış ve sürecin devamı getirilememiştir. Bu diplomatik girişimde kazanan Türkiye olmuş ve Cumhurbaşkanı Gül’ün: “Ziyaretimiz, Türkiye’nin bölgedeki önem ve ağırlığını bir kez daha ortaya koydu” ifadesinde de vurgulanan Türkiye’nin rasyonel devlet geleneğine sahip, uluslararası reel politik dengeleri gözeten büyük bir ülke olduğu gerçeğini tüm dünyaya göstermiştir.

Bugün karşımızda uzlaşmaktan uzaklaşan, korkularıyla küçülen, tarihini akıl almaz bir yalan üzerine bina eden ve bu yalana dünyayı inandırmanın peşinde meclis meclis gezerek medet arayan küçük bir Ermenistan var. Türkiye ve Azerbaycan devletleriyle çatışma üzerinden varlık bulma çabasında. Tarihi hakikatler yerine tarihi düzmeceler üreten bu ülke; “Osmanlı’nın neden dünyanın süper gücü olduğu dönemlerde değil de, en zayıf olduğu ve hatta dağıldığı bir dönemde onca Ermeni vatandaşını öldürmeye kalkıştığı” sualinin cevabını vermekten acizdir.

Osmanlı-Ermeni ilişkilerinde üzerinde durulan başlıca iki konu vardır:

1. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan bir süre sonra Bursa’dan bir Ermeni din adamını getirterek Ermeni Patriki tayin etmiş, bütün Ermenilerin işlerini ona devretmiştir, tıpkı Rum ve Yahudi cemaatleri için de yaptığı gibi.

2. Ermeni sorunu 1878 Berlin Antlaşmasından sonra ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere, Rum isyanından sonra boşalan Osmanlı hariciyesine yerleştirilen Ermenilere, Osmanlı Devleti’ne hizmetlerinden dolayı “millet-i sadıka” adı verilmiştir. 19’ncu yüzyılın son çeyreğine kadar ne Osmanlı Devleti’nin bir Ermeni sorunu vardı, ne de burada yaşayan Ermenilerin. Olması da beklenemez. Zira Ermenilere, Osmanlı idaresinde yüksek mevkiler emanet edilmiştir. Örneğin; XVI. yüzyılda Vezir Mehmet Paşa XVII. yüzyılda Kaptan-ı derya ve Sadrazam olan Halil Paşa Ermeni asıllı olup, Müslüman olmuşlardır. [1]

Ermeniler, Türklerle o kadar derin ilişkiler geliştirmiştir ki, Ermeniler için “Hristiyan Türkler” kanaati bile oluşmuştur.  İki millet arasında, örf ve adetlerden sanatsal icraatlara kadar göz ardı edilemez bir iç içelik vardır. Her iki milletin ortak kültüre kattıkları yadsınamaz.

Osmanlı şemsiyesi altında uzun seneler hizmet etmiş ve Türkler tarafından da sevilmiş bir millet, bu tarihi derinliği yok sayarak, bugün ortak kültüre sahip olduğu bir ülkeye neden düşmanca duygular beslemektedir anlamak gerçekten güç. Bu yaman çelişkinin acı sonuçları, her iki milletten birbirini seven duyarlı ve feraset sahibi insanlarını ciddi derecede yaralamaktadır.

Anlamsız bir nefreti içinde büyüten Ermenistan’ın Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de yapılacak yarışmaya katılması, büyük devletlere yakışır bir davranış olurdu. Fakat, Ermenistan uluslararası arenada küçülmeyi ve kendini dünya ilişkilerinden izole etmeyi tercih etti.

Görünen o ki, Ermenistan’ın önünde kat etmesi gereken daha çok yol var.

Muzaffer AKDOĞAN (Twitter’dan takip et – Acedemia’dan takip et – Tumblr’dan takip et)


[1] Nejat Göyünç, Osmanlı Devletinde Ermeniler, Çevrimiçi: http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/makaleler/makale43.html

Print Friendly

Nedir uiportal

ULUSLARARASI İLİŞKİLER PORTALI, Uluslararası İlişkiler Araştırma ve Tartışma Platformu

İlginizi Çekebilir

Suriye Krizi Sonucu Türkiye Rusya İlişkileri

Darbe sonrası halk oylamasıyla devlet başkanı seçilen Hafız Esed ülkeyi otoriter bir rejimle yönetmiştir. Hafız …

3 yorum

  1. En başta birinci ya da sonuncu olmanın ülkeye bir şey kazandırmayacağı ya da kaybettirmeyeceği fikrine katılıyorum. Belki ülke tanıtımına katkısı olur. İkincisi ben bu yarışmada Sertap ERENER’in yaptığı şovu kimsenin yapabileceğine inanmıyorum. Şov iyiyse puan geliyor benim izlediğim kadarıyla olay bu. Can Bonomonun şarkısını dinledim pek şov yapılabilecek bir şarkı olduğunu zannetmiyorum. Bu sebeple şansları yok diyorum.
    Ermenistan’a gelince yarışmayı protesto etmelerini çok anlayamadım. Her şeye siyasi pencereden bakarsak hiç bir sorunu çözemeyiz(gerçi Ermenilerin sorun çözmek istediklerine inanamıyorum. Sorun olması onları dünya siyasetinde tutuyor.)

  2. Eurovision şarkı yarışması bir ülkenin çok büyük paralar harcamadan kendini sunabilme imkanına kavuştuğu yerdir. Kafası karışık üçünücü dünya ülkelerinin ancak çok ciddiye alabileceği bir platformdur. Sadece mesele yarışmaktır. İngilizcenin, Avrupa’nın kendini gösterme biçimlerinden biridir. Can Bonomo’ya başarılar dilemek gerekir herhalde..
    Ermenistan’a gelince; Ermenistan kendi varlık ideolojisini Türkiye ötekiliği üzerine kurduğundan dolayı söylenebilecek pek bir şey yok. Yani anayasalarına, bayraklarına, ülkelerindeki “soykırım” anıtlarına kadar herşeyiyle varlığını temellendirdiği bir Türkiye ötekisi var. Ekonomik gücü bakımından diasporadan ve büyük devletlerden gelen siyasal, ekonomik desteklere ihtiyacı olduğundan bundan vazgeçmesi zor bir durumdur. Ece Temelkuran’ın Ağrı’nın Derinliği kitabında yaşlı bir Ermeni kadınla konuşmasında yaşlı kadın şöyle der: “Küçük hanım Ağrı sizin için bir yükseklik meselesi, bizim için bir derinlik meselesidir.” bu söz bir çok şeyi anlatmaktadır.
    Uluslararası ilişkilerde bazı sorunlar çözülememe üzerinden şekillenir. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, Filistin sorunu gibi. Biz bunları sorun olarak nitelendirmeye devam ettikçe de kolay kolay çözülemeyecektr. Örneğin, çevremizdeki komşu ülkelere bakıldığında, on yıllardır sorun yaşadığımız, kıta sahanlığından, Kardak krizine siyasal sorunlarla dolu geçmişe rağmen Türkiye sadece Yunanistan’a “komşu” der. Ne kadar sorun olursa olsun, hep komşu denir, diğer ülkeler için bu nitelendirme kullanılmaz..
    Ezcümle Türkiye, Kıbrıs, Ermenistan gibi mikro sorunlar üzerinden aslında büyük güçlerle ilişkilerini şekillendirmektedir.

    • Sevgili İlhan,

      Yazıya yapmış olduğun katkı ve açılım için teşekkürler.

      Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in dillere pelesenk bir saptaması vardır: “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın …” Uluslararası ilişkilerde devletler arasında aslında bu ilişki anlayışı çok iyi gözetilir. Ne hikmetse Ermenistan bunu anlamaktan uzak.

      Pascal Boniface’in “Güçsüzlük İsteği, Uluslararası ve Stratejik Tutkuların Sonu mu?” kitabında ilginç bir tehdit vardır. SSCB daha dağılmamışken 1987 yılında Gorbaçov’un danışmanlarından biri Batılılara seslenerek: “En korkunç şeyi yapacağız size, düşmansız bırakacağız sizi” demişti. Ermenistan’ın en büyük korkusu da sanırım düşmansız kalmak olsa gerek.

      Saygılarımla.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir