Güncel Yazılar

Çin Dış Politikasında Enerji Güvenliği

Son yıllarda ciddi bir büyüme performansı sergileyen Çin ekonomisi, artan enerji ihtiyacı ve kaynakların yetersiz kalması sorunuyla karşı karşıya kaldı. 20 yıl öncesine kadar Doğu Asya’nın en çok petrol ihraç eden ülkesiyken Çin, bugün dünya petrolünün % 10,6’sını tüketerek ABD’den sonra en çok petrol ithal eden ülke konumuna geldi.[1] 20 yıl içerisinde % 9’luk bir büyüme göstermesi beklenen Pekin ekonomisinin buna paralel olarak enerji ihtiyacının daha da artacağı aşikârdır.

Çin’in enerji ihtiyacını karşılamada dışa bağımlılığı her geçen gün artıyor. Bugün %55 oranında olan dışa bağımlılığın önümüzdeki yıllarda %70’lere çıkması bekleniyor. [2] Bu durum ise hem ekonomik hem de stratejik açıdan ülke üzerinde bir baskı oluşturuyor. Diğer taraftan, Çin’in ithal ettiği petrolün yaklaşık %80’i Malakka Boğazı üzerinden taşınıyor. Söz konusu Boğaz ise deniz ve tanker taşımacılığının oldukça yoğun olduğu, terör ve korsan saldırılarına açık bir dar geçit konumundadır. Hatta dünya genelinde korsan saldırılarının yaklaşık %40’ı bu dar geçitte meydana geliyor.

Görüldüğü gibi, kaynak sıkıntısının yanı sıra bu kaynaklara ulaşım da ülkenin enerji güvenliğini tehdit etmekte. Bu nedenle Çin, enerjide dışa bağımlılığı azaltma, iç tüketimi kontrol etme, güvenli ulaşım ve risk yönetimi gibi stratejiler geliştirmeye çalışıyor. Önümüzdeki yıllarda sorunun daha ileri boyutlara taşınacağı göz önünde bulundurulduğunda, hem ekonomik büyümenin devam etmesi, hem de ülkedeki sosyal ve siyasi istikrarın korunması açısından enerji güvenliği kavramı son yıllarda yönetimin politik ajandasının üst sıralarında yer almaya başladı. Enerjinin, özellikle petrolün, piyasa güçlerine bırakılmayacak kadar önemli olduğunu savunan Pekin yönetimi, konuyu dış politikasına dâhil ederek enerji bağlamında yeni politikalar geliştiriyor.

Genel olarak Çin, enerji güvenliğini kavramı kaynaklara yeterli miktarda ve sürekli olarak erişim, uygun fiyat ve ulaşım yollarının güvenliği şeklinde tanımlıyor. Bu bağlamda Pekin, uzun soluklu enerji güvenliğini sağlamak için yeni petrol ve gaz sahalarının geliştirilmesi, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, verimliliğin arttırılması ve tüm bunların çevreye duyarlı bir şekilde gerçekleştirilmesini hedefliyor.[3]

Çin enerji üretim ve tüketimi[4]

Çin’in enerji güvenliği arayışı

Öncelikle ithal kaynaklara bağımlılığın devam edeceğinin farkında olan Pekin yönetimi, önlenemeyen dış bağımlılığın karşısında mevcut ve potansiyel riskleri kontrol altında tutma mücadelesi veriyor, Diğer taraftan, kısıtlı petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olduğundan diplomatik kanallar yoluyla kaynak ülke yelpazesini geliştirmeyi de amaçlıyor. Bu bağlamda, “kaynak diplomasisi”(resource diplomacy) yürüterek zengin enerji kaynaklarına sahip Ortadoğu, Afrika, Orta Asya ve Latin Amerika’daki ülkelerle uzun vadeli anlaşmalar imzalayarak işbirliğini arttırmaya çalışıyor. Sahra Altı Afrika ülkeleri ile 2001–2005 arasında 300’den fazla anlaşma ve kontrat imzalaması da bu argümanı destekliyor. [5] Çinli liderlerin sık sık gerçekleşen Afrika ziyaretlerinin yanı sıra, BM barış koruma birliklerinde etkinliği ve 2006 yılında düzenlenen “Çin-Afrika forumu” gibi yeni işbirliği mekanizmalarıyla Pekin, bölge ülkeleriyle ilişkilerine ivme kazandırıyor.

Dış politikada aktif olarak izlenen “boru hattı diplomasisi”(pipeline diplomacy) de enerji güvenliğine yönelik atılan somut adımlardan birisidir. 2005 yılında hizmete giren Orta Asya petrolünü Çin’e taşıyan Atasu- Alaşankov boru hattı, yapımı 2011 yılında tamamlanan Doğu Sibirya-Pasifik petrol boru hattı ve 2013’te aktif olarak çalışması planlanan Çin- Burma boru hattı da bu yönde atılmış adımlara örnek gösterilebilir.

Diğer taraftan, Çin, ulusal petrol şirketlerini denizaşırı ülkelerde yatırım yapmaya, arama ve saha geliştirme faaliyetlerine katılmaya teşvik ediyor. Bu şirketlerin uluslararası faaliyetlerde birbiri ile rekabet etmesini engellemek için ise Pekin yönetimi, faaliyetleri merkezden koordine etmeye ve şirketleri farklı bölgelere yönlendirmeye çalışıyor. Çin’in CNPC, Sinopec, CNOC gibi şirketleri son zamanlarda Kazakistan, Venezuela, Sudan ve Irak’ta yatırımlarını artırdı. 2003 yılından bu yana ise CNPC 12 farklı ülke ile 20 petrol arama ve geliştirme anlaşması imzaladı.[6]

Çin’in enerji güvenliği anlayışı aynı zamanda kaynakların çeşitlendirilmesi ve yeni enerji kaynaklarının geliştirilmesini de kapsıyor. Bu amaca paralel olarak, ülkedeki yenilenebilir enerji kaynakları kapasitesinin geliştirilmesi için ilgili konuda teknoloji ve deneyim üstünlüğüne sahip ülkelerle de mevcut işbirliği olanaklarını artıracak şekilde hareket ettiği görülüyor. Önümüzdeki 15 yıl içinde 32 nükleer santral yapmayı planlayan Pekin, bu konuda Rusya, Fransa ve ABD ile işbirliği geliştirmeye çalışıyor.[7]Diğer taraftan, yenilenebilir enerjide dünyanın en büyük pazarı olmayı hedefleyen Çin, ülkedeki güneş ve rüzgâr enerji kapasitesini artırmak için Brezilya ile ortak çalışmalarda bulunuyor. Bu doğrultuda ise geçtiğimiz Temmuz ayında yenilebilir enerji ve çevre araştırmaları yapmak için Rio de Janerio’da Çin- Brezilya Merkezi kuruldu.

Tüm bunların yanı sıra, Pekin yönetiminin petrol ve doğalgaz zengini ülkelerle ilişkilerini farklı boyutlara taşıyarak siyasi ve diplomatik anlamda da atılım yaptığı görülüyor. Çin, uluslararası yaptırım ve baskılara maruz kalan sorunlu ülkelerle de ilişkilerini geliştiriyor, aynı zamanda uluslararası camiada da bu ülkelere politik destek veriyor. Bu noktada, özellikle BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olma avantajını zaman zaman dış politikada aktif bir şekilde kullanıyor. Bu mevzunun en son örneği geçtiğimiz sene BM’de İran’a yönelik görüşmeler sırasında yaşandı. Çin, İran’ın nükleer programına ilişkin BM Güvenlik Konseyi’nde çıkacak kararı veto ederek İran’a yönelik yaptırım kararını engelledi. Ayrıca Sudan ve Angola gibi komşularıyla sorunlu olan Afrika ülkelerine de hem siyasi hem de askeri destek vererek daha sağlam temelli ilişkiler geliştiriyor. Tüm bunların yanı sıra Çin, ekonomik sıkıntıda olan ülkelere borç veriyor veya borcu olan ülkelerin borcunu siliyor. 2003 yılında büyük bir ekonomik kriz yaşayan Angola’ya yaklaşık 2 milyar dolar borç verdi, aynı zamanda Irak’ın da Saddam döneminden kalan yaklaşık 6 milyar dolarlık borcunu silerek ilişkilere ivme kazandırmaya çalıştı. Ayrıca, Pekin yönetimi enerji ticareti yaptığı ülkelerde altyapı, ulaşım, iletişim gibi teknik alanlarda da faaliyette bulunuyor. Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde liman, havaalanı, elektrik santrali ve barajlar yaparak, stadyum, hastane, tren hatları ve otoyollar inşa ederek ülkelerle farklı alanlarda işbirliği kanalları açıyor.

Diğer taraftan, özellikle ticaret ve yatırımlar Çin’in diğer ülkelerle enerji işbirliğinin önemli bir parçasını oluşturuyor. Bu bağlamda, enerji ticareti yapılan ülkelere silah satışı yapılması bu girişimlere örnek olarak gösterilebilir. Çin petrol aldığı Irak, İran, Sudan, Angola ve Nijerya gibi ülkelere karşılığında silah ve silah teknolojisi satıyor. 2007 yılında Pekin, Irak’a 100 milyon dolar değerinde askeri teçhizat satarken[8], Venezuela’ya uzun menzilli radar sistemi, Sudan’a ise 12 tane savaş uçağı sattı.[9] Bu şekilde Çin, petrol zengini ülkelerle arasında özel ve stratejik bir bağ oluştururken, aynı zamanda enerji ithalatının ekonomide oluşturacağı baskıyı azaltarak bir anlamda enerji faturasını düşürüyor.

Sonuç olarak, hızlı ekonomik kalkınma ve sanayileşmeye paralel olarak artan enerji ihtiyacı ve kaynaklara sürekli ve güvenli ulaşma kaygıları, Çin’in enerji güvenliği endişelerini artırdı. Enerjide dışa bağımlılığının önlenemeyecek boyutlara ulaşmasıyla zorunlu olarak dış politikasına dâhil ettiği enerji mevzusu, Pekin için ekonomik boyutlarından öteye giderek stratejik bir anlam kazandı. Bu durum aynı zamanda Pekin yönetiminin farklı bölgelerden birçok ülkeyle ekonomik, siyasi ve diplomatik ilişkilerinin gelişmesine ve yeni işbirliği kanallarının açılarak küresel anlamda politikalar yürütmesine yol açtı. Bu ilişkilerin hassasiyetinin farkında olan Çin, iki tarafın da kazançlı çıktığı bir atmosfer oluşturarak karşılıklı bağımlılık esasında ilişkilerini ilerletmeye ve bu şekilde enerji kaynaklarına ulaşımı da uzun vadede garanti altına almaya çalışıyor.

………………………………..
[1]BP Statistical Review 2011
[2]IEA, Country Analysis, 2010
[3] Zha Daojiong, China’s Energy Security: Domestic and International Issues, Center for International Energy Security, sayı. 48 no. 1, 2006
[4] China’s Global Quest for Energy, IAGS, 2007
[5] Yalın Alpay, Çin Afrika’da Ne Yapıyor?, Stratejik Araştırmalar Dergisi, Sayı 14, 2009
[6] Suisheng Zhao, China’s Global Search for Energy Security: Cooperation and Competition in theAsia-Pacific, Journal of Contemporary China, 2008,
[7] Janet Xuanli, Implications of Chinese Energy Diplomacy, OECD Seminar, 23 Haziran 2006
[8] Ro bin Wright, AnnScott Tyson, Iraqis to Pay China $100 Million for Weapons for Police,
Washington Post, 2007
[9]Zhang Jianxin, Oil Security Reshapes China’s Foreign Policy, Center on China’s Transnational Relations Working Paper No. 9, 2006

Yazar: Betül Buke Karaçin

18.10.2011

Kaynak

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Düşmanımın Düşmanı Dostumdur: Çin – Rusya İlişkileri ve ABD

Çin – Rusya yakınlaşması 1990’lı yılların ikinci yarısında olgunlaşarak, iki büyük ülke arasında “stratejik ortaklık” …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir