Güncel Yazılar
https://www.paykasabozdurmaa.com/
bodrum escort
kuşadası escort
alanya escort

Çin-Japonya İlişkilerinde Hassas Sorunlar

15 Ağustos 1945’te Japonya’nın teslim olmasıyla İkinci Dünya Savaşı’nın Asya ayağı da sona ermişti. Milliyetçi Çin de diğer müttefikleri ile birlikte Japonya’ya karşı zafer kazanan taraf olmuştu. Ancak Çin’deki iç savaş (1945-1949) Çin ile Japonya arasında diplomatik ilişkiler oluşturulmasını engellemişti. Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti kurulmasına rağmen ABD’nin himayesinde olan Japonya, komünist rejimde olan Çin ile ilişki kurmaya uzak durmuştu. Kore Savaşı’nın patlak vermesiyle de Çin ve Japonya arasındaki ilişkiler gerginleşmişti. 1971’de ABD Başkanı Richard Nixon’ın güvenlik danışmanı Henry Kissinger’in ortaya koyduğu Vietnam’dan çıkma ve Sovyetler Birliği’ne karşı Çin ile müttefik olma planının uygulanmaya başlamasıyla, ABD-Çin ilişkileri normalleşmeye başladı. Bu gelişmeler Çin-Japonya ilişkilerinde de iyileşmeye sebep oldu. 25 Eylül 1972’de Japonya eski Başbakanı Tanaka Kakuei Çin’i ziyaret ederek iki ülke arasında tarihi bir sayfa açtı. İki ülke hükümetlerinin 29 Eylül 1972 gününde beyan ettiği ortak deklarasyon ile Çin-Japonya ilişkileri normale döndü. 1973 yılının Ocak ayında iki ülke karşılıklı büyükelçilik açtı. 12 Ağustos 1978’de iki ülke arasında Çin-Japonya Barış-Dostluk Anlaşması imzalandı. Ancak bölgesel ve küresel çıkarları örtüşmediği için 30 yıldan beri iki ülke arasında sadece ticari ilişkiler gelişti. Dünyanın ikinci ekonomik gücü olan Japonya, 11 yıldır Çin’in en büyük ticaret ortağı konumunu korurken siyasî, ekonomik ve askerî alanda yükselmekte olan Çin ise Japonya’nın ikinci büyük ticaret ortağıdır.

Siyaset ve güvenlik alanında ABD ile müttefik olan Japonya, 2001 yılında Liberal Demokrat Parti lideri Junichiro Koizumi’nin Japonya başbakanı olmasıyla artık sadece ekonomi alanında değil, siyasî alanda da büyük ülke olma yoluna girmiştir. Ekim 1978’de Çin Başbakan yardımcısı Deng Xiaoping, Çin-Japonya arasındaki bazı hassas sorunların çözümlenmesi için henüz uygun zemin oluşmadığını tespit ederek sorunların gelecek nesle bırakılması ve ticari ilişkileri hızlandırma politikası öngörmüştü. Ancak Kasım 1998’de Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin’in Japonya ziyareti sırasında Çin-Japonya arasındaki tarihî sorunlar çözümlenmeden ikili ilişkilerin geleceğinin olumlu olamayacağı vurgulanmıştır. O tarihten itibaren iyi ticaret ilişkisi ortamında üstü örtülü de olsa bir gerginlik dönemi başlamıştır. En son Nisan 2005’te Çin’de meydana gelen anti Japonya protesto faaliyetleri neticesinde Çin-Japonya ilişkileri tehdit altına girmiştir. Bu sırada Japonya’da “Çin Tehdidi” algılamaları yükselmiştir. Böyle bir ortamda Çin’e sert bir tavır takınan Başbakan Koizumi’nin, 11 Eylül 2005’teki genel seçimlerde tekrar başa gelmesiyle ikili ilişkilerdeki belirsizlik daha da dikkat çekmeye başlamıştır.

Tarih kitapları ve Yasukuni Tapınağı Sorunu
Japonya’nın 2001 yılından bu yana, İkinci Dünya Savaşı sırasında Çin dahil diğer Asya ülkeleri ile yapılan savaşı “Batılıların sömürgesinden kurtulmak” ve “Asya Refah Alanı’nı oluşturmak” iddiasıyla tarih dersi kitaplarını değiştirme girişimleri, Çin tarafından rahatsızlıkla karşılanmaktadır. Bu duruma Çin ve Güney Kore gibi Japon işgaline uğramış Asya ülkeleri, “Japon militarizminin yükselişi” ve “savaş suçunu aklama” olarak algılayarak şiddetle karşı çıkmaktadır. Yasukuni Tapınağı, 1867-1868 yılları arasındaki Boshin Savaşı’nda ülkeleri için savaşırken ölen 2.5 milyon Japon’un anısına inşa edilmişti. Başbakan Koizumi bu tepkilere aldırmadan 2001’den bu yana her yıl Yasukuni Tapınağı’nın ayinlerine iştirak etmektedir. Başbakan Koizumi’nin bu tutumu, son yıllarda Japonya’da yükselen “normal ülkeye dönüş” taleplerinin yansıması olarak algılanmaktadır. Bu da yükselmekte olan Çin’in ciddi tepkisine yol açmaktadır.

Tayvan Sorunu 
Tayvan Adası, 1633 yılında Mançur İmparatorluğu tarafından ilhak edilerek Qing Sülâlesi’nin toprağı olmuştur. Çin-Japonya savaşı (1894-1895) sonrasında Tayvan, Japonya toprağının bir parçası haline gelmiştir. 1945’te savaşı kaybeden Japonya, Tayvan’ı ABD’ye teslim etmiş, ABD de 1943’teki Kahire Beyannamesi’nin gereğiyle söz konusu adayı Milliyetçi Çin Hükümeti’ne bırakmıştır. 1949’da Çin Komünist Partisi’nin ordusuna karşı yenilen Milliyetçi Çin Hükümeti, Tayvan’a kaçarak hükümetini devam ettirmiş ancak 1972’den sonra ada hükümeti bütün Çin’i temsil etme statüsünü kaybetmiştir. Japonya, Tayvan’da 50 yıllık siyasî hâkimiyetini sürdürmüştür. Ancak Tayvan’a olan ilgi sadece bundan ibaret değildir. Tayvan’ın güvenliği direkt Japonya’nın güvenliğini ilgilendirmektedir. Tayvan yerli halkı da Japonya’ya karşı ilgi duymaktadır. Tayvan’ın eski Cumhurbaşkanı Li Denghui de bunun bir örneğidir. Pekin yönetimi kendisine Tayvan dahil bütün Çinlilerin yasal hükümeti olarak bakmakta ve Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğunu iddia etmektedir. Tayvan’daki hükümet ise bunu reddetmektedir. 1979’da ABD hükümeti, Çin ile resmi diplomatik ilişkiyi tesis ettikten sonra aynı tarihte Kongre’nin teklifi üzere “Tayvan ile İlişkiler Yasası”nı onaylamıştı. Ancak ABD’nin üç deklarasyonunda da “Tayvan Çin’in toprağıdır ve ABD ‘Tek Çin Politikası’nı izleyecektir” ifadeleri bulunmaktadır. Bu çelişkiler Tayvan meselesini daha da karışık hale sokmuştur. Tayvan ile ticari ve kültürel ilişkiler devam etse de siyasî ilişkiler Pekin ile sürmektedir. Şubat 2005’te ABD ile Japonya arasında yapılan güvenlik işbirliği konulu toplantının bildirisinde Tayvan’ın güvenliğinin iki ülkenin stratejik işbirliğine dahil olduğu ifade edilmiştir. Böylece ABD-Çin arasındaki en hassas sorun olan Tayvan meselesi, Çin-Japonya arasında da hassas bir sorun halini almıştır. 1996’ten beri Japonya güvenlik alanını yavaş yavaş adadan ilgili deniz sahalarına doğru genişletmeye başlamıştı. ABD-Japonya arasındaki stratejik güvenlik işbirliği alanı Tayvan’ı da dahil ettiğine göre Japonya’nın güvenlik alanı Tayvan’a kadar uzanmış olacaktır. Bu gelişmeler Pekin hükümetini rahatsız etmekte ve hükümet Japonya’dan güvenlik alanının Tayvan’ı kapsayıp kapsamadığı hakkında açık bir beyan istemektedir. Bu durum Başbakan Koizumi’nin sürdürdüğü Çin politikası ile paralel olarak Çin’in hassasiyetini de arttırmakta ve Çin-Japonya ilişkilerinde güvensizlik yaratmaktadır.

Doğu Çin Denizi (Gaz Yatağı) Egemenlik Sorunu
Çin ve Japonya petrol ve doğalgaza muhtaç olan ülkelerdir. Bu nedenle Rusya’nın Sibirya enerjisini kendilerine çekebilmek için uzun süredir mücadele veriyorlar. Bugünlerde Çin ile Japonya arasında, Doğu Çin Denizi’ndeki münhasır ekonomi alanını ayıran deniz sınırında bir gerginlik gözleniyor. Japonya, iki ülkenin kıyı hatları arasındaki medyan çizgisinin sınır olması gerektiğini savunurken Çin, kendi münhasır ekonomik alanının denizaltı kıta sahanlığının uç noktasına kadar uzandığına inanıyor. Japonya, Chun-xiao gaz yatağının Çin tarafından işletilmeye başlatılması halinde kullanılmak üzere kendisinin de tek taraflı eylem hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Nitekim, Japonya, 14 Temmuz 2005’te Teikoku petrol şirketine Doğu Çin Denizi’nde araştırma izni vererek kartlarını ortaya koymuştur. Artık iki ülkenin bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarını ortak olarak geliştirmesinden başka çıkar yol yok gibi görünüyor. Çin ve Japonya arasında Doğu Çin Denizi konusundaki üçüncü istişarenin 30 Eylül’de Tokyo’da düzenlenmesi bekleniyor. Ülkeler, anlaşmazlıklarını diyalog ve istişare yoluyla çözmek istediklerini kaydetti.

Diao-yü Dao ya da Senkaku Adaları Sorunu
Çinlilerin Diao-yü, Japonların ise Senkaku dediği adalar, Doğu Çin Denizi açık sularında yer alıyor. Adanın çevresinde balık çok olmakla birlikte asıl önemi petrolün de bulunmasından kaynaklanıyor. Ayrıca Çin, Tayvan ve Japonya üçgeninde stratejik öneme sahiptir. Çin hükümeti, Diao-yü adalarının eski tarihlerden beri Çin’in toprağı olduğunu ve Diao-yü adaları ile yakınındaki açık sular üzerinde tartışılmaz egemenlik hakkına sahip olduğunu savunuyor. Ancak Japonya bu adalardaki varlığını devam ettirmek istiyor.

Japonya-ABD Güvenlik İşbirliği Sorunu
Japonya ve ABD, 1996’da yenilenen Güvenlik İşbirliği Ortak Deklarasyonu’na göre 1978’de saptanan Savunma İşbirliği Rehberi’ni değiştirmeye başlamışlardır. Japonya ve ABD, Eylül 1997’de Yeni Savunma İşbirliği Rehberi’ni resmen belirlemişlerdir. 24 Mayıs 2004’de Japonya Kongresi’nde, Yeni Savunma İşbirliği Rehberi ile ilgili maddeler incelenip kabul edilmiştir. Bu, Japonya ve ABD’nin güvenlik işbirliğini güçlendirmelerine ilişkin yeni sistemin kurulduğunu gösteriyor. Japonya-ABD arasındaki güvenlik işbirliğinin Kuzey Kore’nin tehdidine karşı olduğu ifade edilmişse de Çin, bunun kendisine karşı oluşturulduğu kanaatindedir. Pekin hükümeti Tayvan’a karşı kuvvet kullanabileceği kararından vazgeçmedikçe bu tür algılamaların gerçeklik payı yüksektir. Bu durum karşısında Çin’in yakından izlediği birinci konu Tayvan sorunudur yani “Pekin’in muhtemel Tayvan saldırısına karşı ABD Japonya’nın yardımına koşacak mı?” düşüncesidir. İkinci konu ise Japonya’nın askeri gidişatıdır. Japonya’nın “normal ülkeye dönüş” sürecinde, anayasanın savaş açma yasağı ile ilgili olan 9. maddesini değiştirmesi “ekonomiye ve teknolojiye dayanarak askerî gücünü arttıracak mı?” endişesini uyandırmaktadır.

Çin, BM Güvenlik Konseyi’nin Doğu Asya’daki tek temsilcisidir. Japonya ise, BM bünyesinde aktif olarak sekiz “Barışı Koruma” ve altı “Uluslararası İnsani Yardım” operasyonuna katılan, Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmayı hak ettiğini senelerdir dile getiren ve uluslararası platformda adımlarını ona göre atan bir ülkedir. Japonya Asya’nın eski süper gücü iken Çin yükselmekte olan yeni süper gücüdür. İki ülke tarihten kalan ve artarak devam eden sorunlarıyla birlikte bölgede, güç yarışına girmiş durumdadır. Pekin, Japonya ile ilişkileri geliştirme taraftarı değildir. Nitekim “yeni zihniyetle Japonya politikası” tezini ortaya atan Çinli uzmanlar, Çin toplumu tarafından ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Japonya da fazla taviz vermemektedir. Halbuki, Pasifik Bölgesi’nde barış ve istikrarı sağlamak için tüm bölge ülkelerinin, özellikle de Çin ve Japonya’nın ağır sorumluluklar alması gerekmektedir. Tokyo ve Pekin’in günümüz güç dengelerini göz önünde bulundurarak ilişkilerini ona göre yeniden düzenlemeleri gelecek için daha yararlı olacaktır. Ancak iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar ve bölgesel çıkar çatışmaları bölgeyi tehdit edecek gibi gözükmektedir.

Yazar: Nuraniye Hidayet Ekrem

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=305&sayfa=13

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

https://www.paykasabozdurmaa.com/