istanbul escort beylikdüzü escort şirinevler escort kayseri escort escort bursa bursa escort escort bayan bursa kayseri escort bayan istanbul escort sakarya escort eskişehir escort antalya escort chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip chip satışı zynga chip live stream pro7 sat 1 hacklink astropay astropay kart ankara oto çekici oto çekici istanbul escort bayan escort bayan istanbul memur alimi polis alimi webmaster forum hacklink Çin-Rus Stratejik Ortaklığı | UİPORTAL
Güncel Yazılar
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Çin-Rus Stratejik Ortaklığının Ortaya Çıkışı ve Avrasya Güvenliği

Çin-Rus İttifakının Evrimi

Jeopolitik biliminin babası sayılan İngiliz Macinder ile Alman Haushofer başta olmak üzere pek çok stratejist, Avrasya’yı “dünyanın merkezi” olarak değerlendirmiş ve bu bölgeye hakim olan gücün bütün dünyaya hakim olacağını söylemişlerdir. Bugün, Sovyet imparatorluğunun çöküşünün ardından tek küresel güç haline gelen Amerika, gelecekte kendi konumunu tehdit edebilecek potansiyel gücün Avrasya’dan çıkacağının endişesini taşıyor. Bu oyunda Çin’in rolü çok önemli. Zira, Çin bölgenin en büyük ekonomik ve askeri gücü olmaya aday. Ekonomik büyümesi bugünkü hızıyla devam ederse 2015 yılında ABD’nin seviyesine ulaşması bekleniyor. 2025’te ise dünyanın en büyük ekonomisi haline gelecek. Çin’in askeri gücü de Asya’daki bütün komşularını korkutacak seviyede. Bu oyunda Çin’in yanında yer alacağı güç de bu ittifaktan azami derecede yararlanacak ve bölgesel hakimiyetten pay alacak. Çin’in ezeli “düşman kardeşi” Rusya ile ilişkileri, Glasnost’tan sonra gelişmeye ve aradaki buzlar erimeye başladı. Hatta 1996 yılında iki ülke arasında “stratejik ortaklık” kurulduğu açıklandı. Rusya ile Çin’in ittifak arayışlarının temelinde bölge dışı güçlerin (yani ABD’nin) Avrasya’da hakimiyet sağlamasına engel olma arayışları var. Ama iki ülke arasındaki temel problemler halledilemediği için bu alanda somut bir gelişme sağlanamıyor.

Amerikalı ve Avrupalı aydınlar, akademisyenler, gazeteciler ilh. Avrasya coğrafyası üzerindeki gelişmelerin kendi milli politikaları üzerindeki etkilerini değerlendirmeye çalışıyorlar. Bu bölgedeki gelişmelerin Türkiye için hangi derecede önem taşıdığı düşünülürse, konuyla ilgili çalışmaların miktarında ve kalitesinde biraz daha artış olmasını beklemek gerekir. Bu noktada, “rakip” konumundaki diğer güçlerin konuya yaklaşımlarının arkasında yatan çıkar hesaplarını bilmek de yararlı olacaktır.

Aşağıda çevirisini sunduğumuz çalışma Stanford Üniversitesi’nde, Ekim 1997 tarihinde sunduğu bir bildirinin metni. Müellif Dr. Andrew Kuchins ABD dış politikasına yön veren kurumlardan biri olarak tanınan ve merkezi Washington’da olan Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın “Rusya ve Avrasya Programı” Müdürü. Yazdıkları ABD’nin çıkarlarını gözeten bir bakış açısını yansıtıyor. Aşağıdaki makaleyi okurken bu veriyi göz önünde bulundurmakta fayda var. (Mütercim)

Çin-Sovyet/Rus ilişkilerinin evrimi 1980’li yılların başlarındaki birbirinin muhasımı bir askeri mukabiliyetten bugün vücuda gelen ortaklığa kadar değişken bir Kuzeydoğu Asya güvenlik ortamı içinde önemli bir gelişme teşkil ediyor. Boris Yeltsin ile Jiang Zemin arasındaki Nisan 1996 zirvesinden çıkan bir ortak açıklamayla, Çin ve Rusya bir “stratejik ortaklık” teşkili konusunda anlaştıklarını duyuruyorlardı. Cevaben bazı kaşlar çatıldı, 1992 sıralarındaki farazî “ABD-Rusya stratejik ortaklığı”ndan sözeden mübalağalı retoriği hatırlayan Rus yoldaşlar arasında ise kuşkucu bir “fena değil!” tepkisi vardı.

Elbirliğiyle yapılan Çin-Rus ortak açıklaması hegemonya-karşıtı diye bir ibare içerdiğine ve devam eden “soğuk savaş zihniyeti” ile askeri blokları geliştirme ve takviye etme çabalarına karşıtlık ifade ettiğine göre, stratejik ortaklığın neyi kapsadığı Nisan 1997’den itibaren ayrıntılı ve belirgin bir şekilde açıklanmaya başladı. Görünüşe göre, tıpkı beş yıl öncesinin ABD-Rus stratejik ortaklığı gibi, yeni ortaya çıkan Çin-Rus stratejik ortaklığı da güvenlik endişesinden ziyade siyasi anlam taşıyor. Elinizdeki makale Rusya ve Çin’i aralarındaki bağı sıkılaştırmaya yönelten ulusal çıkarları, Çin-Rus ilişkilerinin ve Birleşik Devletler ile Avrupa ve Asya’daki müttefiklerinin güvenlik politikalarının dinamiklerini, ve bir Avrasya güvenlik ortaklığı üzerine düşünmeye nasıl başlayabileceğimizi ele alacak.

Çin-Rus İlişkileri
Çok sayıda stratejik, siyasî ve iktisadî faktör Çin’i ve Rusya’yı aralarındaki ilişkileri geliştirmeye yöneltmiştir. 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından bu yana, Çin-ABD-Sovyet/Rusya ilişkileri farklı zamanlarda farklı dengeleri olan bir üçgen oluşturmuştur. 1950’lerde Çin ve Sovyetler Birliği, Birleşik Devletlere karşı bir komünist blok oluşturdular. Çin-Sovyet bozuşmasıyla birlikte, her üç ülke arasındaki ilişkiler 1960’lar boyunca en alt seviyede kaldı. 1970’lerde Birleşik Devletler hem Çin’le hem de Sovyetler Birliği’yle bağlantılarını geliştirmeye çalışırken Çin-Sovyet düşmanlığı da devam etti.1980’lerin başlarında Çin’in Bağımsız Dış Siyasetinin gelişmesi ve 1980’lerin sonlarında Gorbaçov’un Yeni Siyasi Düşüncesi her üç devlet arasındaki ilişkilerin düzelmesine yardım etti. Sovyetler Birliği ve Rusya’nın son zamanlarda büyük ölçüde zayıflayan iktisadi ve askeri rolünün çöküşü 1990’larda Birleşik Devletler’i tek küresel güç haline getirdi. En son Çin-Rusya ortak bildirisindeki hegemonya karşıtlığı ibaresinin kimi hedef aldığı sır değil: Amerika Birleşik Devletlerini. Çin ve Rusya -Bush yönetimi döneminde ortaya atılan ve daha sonra Clinton döneminde yumuşatılan- “Yeni Dünya Düzeni” fikrinin küstah ve mütehakkim bir Amerika’nın egemenliği altındaki bir tek kutuplu dünya tasavvurunun kibar ifadesi olduğu endişesini paylaşıyorlardı. “Gerçekçi” biri Çin ve Rusya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı bir denge sağladığını söyleyebilir. Mamafih, Dmitri Simes’in 1996’da ifade ettiği gibi, “1972’den beri ilk defa… Çin ve Rusya’nın birbirleriyle Birleşik Devletler ile olduğundan daha iyi ilişkiler içinde” olduğunu söylemek mübalağa olur. Daha sonra ABD’nin ittifak ilişkilerini ele alırken bu jeostratejik bağlama geri döneceğiz.

Genel jeostratejinin dışında, hem Rusya’nın hem de Çin’in ilişkilerini iyileştirmelerinde çok daha özel bölgesel stratejik çıkarları var. Batıyla yaşadığı erken hayal kırıklığının ardından, 1993 yılından itibaren Rusya Federasyonu’nun dış siyaseti daha Avrasyalı bir renk aldı ve bu yönelim Yevgeni Primakov’un Ocak 1996’da Dışişleri Bakanı olmasıyla hız kazandı. Çin’le bağların geliştirilmesi Rus Avrasyacılığının önemli bir veçhesidir; Hindistan, İran ve diğer komşu ülkelerle ilişkiler de kuvvetlenmiştir. Rusya’ya göre, Avrasya dış siyaseti Batı karşıtı değildir, aksine, destekleyenleri tarafından da tanıtıldığı gibi, 1991-92’deki Dışişleri Bakanı Andrei Kozirev’in aşırı Batı yanlısı tutumunu çok daha yakın işbirliği yönüne doğrultan dengeli bir düzeltmedir. Çin’in en önde gelen güvenlik ve dış siyaset meselesi Tayvan’dır. Rusya ile ilişkilerinin düzelmesi Çin’i kuzey sınır bölgesini askerden arındırmaya ve Tayvan ile Güneydoğu Asya’ya daha fazla dikkat odaklamasına imkan veriyordu.

Rusya ile Çin, Orta Asya’da birbirleriyle nüfuz mücadelesi içinde olmaktan ziyade karşılıklı olarak fundementalist İslami grupların ve milliyetçi ayrılıkçı grupların daha büyük siyasi güç elde etmelerini engelleme konusunda müşterek çıkarlara sahiptirler. Çin, Batı Sincan bölgesinde, çoğunluğunu Uygurların oluşturduğu ve geçtiğimiz yıllarda daha fazla otonomi isteği doğrultusunda kışkırtılan, dikkate değer bir Müslüman azınlığa sahiptir. Belirli ekonomik potansiyeli -muhtemel dev petrol rezervleri- dolayısıyla Çin milliyetçi, özelikle de ayrılıkçı eğilimlere hoşgörü göstermeyecek ve Orta Asya’daki yeni devletlerde istikrarlı ve laik yönetimleri tercih edecektir. Rusya da bölge ülkelerinde farklı büyüklüklerdeki Rus azınlık topluluklarının haklarına riayet edecek istikrarlı rejimleri tercih eder. Hususen, Rusya bölgeden siyasi ve ekonomik karakterli bir mülteci akınından endişe etmektedir. Tacikistan’da uzun süredir devam eden iç karışıklık hem Çin hem de Rusya için uyarıcı bir hikayedir. Niyazov, Kerimov ve Nazarbayev gibi otoriter milliyetçiler hem Moskova için hem de Pekin için harikadır.

Ekonomik bağlar da Çin-Rus ilişkilerini güçlendiriyor. Rusya’nın Çin’e silah satışındaki artış, Asya’da müttefikleri olan ABD için, hatta biraz da Moskova için bir kuşku kaynağı olmuştur. Deng’in 1970’lerin sonlarında ilan ettiği “dört modernizasyon” projesi itibarıyla Askeri modernizasyona sürekli en alt seviyede öncelik verilmesine rağmen, Çin’in hızlı ekonomik büyümesi Çin silahlı kuvvetlerinin güçlendirilmesini de daima hesaba katmıştır. Rus silahları, nispeten ucuz olması bakımından, bir de Çin ordu yapısının Sovyet kökenli olması yüzünden Çin’e cazip geliyor. Ayrıca, Batılı devletler 1989’daki Tiananmen Meydanı olaylarından beri Çin’e silah satışını büyük ölçüde kesmiş bulunuyorlar. Gayet iyi bilinmektedir ki Rusya’da yaşanan ekonomik devrim bir zamanlar çok ön planda olan askeri endüstri kompleksini büyük ölçüde zayıflatıcı etki taşıyor. Ekonomideki kemer sıkma politikaları silah alımını şiddetli biçimde budarken, birçok büyük askerî teşebbüsün ayakta kalması için dışarıya silah satışı zorunlu hale geldi. İki taraf arasındaki ilişkiler aynı doğrultuda sürdüğü müddetçe, silah satışlarının devam edeceğini ve belki de daha da gelişeceğini bekleyebiliriz. Ama, ne Çin’in daha büyük bir askeri güç olarak ortaya çıkıp çıkmayacağını (bu Rus silahları olmadan da olacaktır) ne de Çin’in işbirliği içinde uluslararası topluma mı katılacağı yoksa uluslar arası düzenlerden ve normlardan kopuk bir yabancı düşmanı (xenophobic) mı olacağını belirme gücü olmayan Rusya’nın silah satışları, Rajan Menon’un yazdığı gibi, yalnızca onun “stratejik tarafını gösterir”. Ayrıca ABD’nin Rusya’nın dünyaya silah ihraç eden bir ülke olarak gelişmesini engellediğini aklımızda tutmalıyız.

Gerçekleştirilen büyük çaplı ithalat uzun vadede Rusya’nın Çin’e enerji ihracatı için potansiyel oluşturuyor. Tahminlere göre, -büyük bir savaş, ekonomik buhran veya devletin parçalanması gibi felaket cinsinden bir takım olaylar olmadığı takdirde- Çin’in GSYİH’sının (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla, ing. Gross Domestic Product, GDP) büyümesi önümüzdeki elli yıl içinde beş ila on arasında, enerji tüketimindeki artış üç ila altı arasında, yurt içi enerji üretimi ve enerji ithalatı ihtiyacındaki artış ise olağanüstü boyutta olacaktır. Sibirya ve Rusya’nın Uzak Doğusu petrol, gaz ve hidroelektrik üretimi için zengin bir potansiyele sahip. Petrol çıkarma için temel teçhizat ve nakliye altyapısına ihtiyaç var ve halihazırda Çin ve Rus hükümetleri Rusya’nın enerji ihracatının geliştirilmesi için uzun vadeli planlar hazırlıyorlar. Diğer yanda, Rusya doğal nüfuz alanı olarak gördüğü Orta Asya ülkeleriyle Çin arasındaki enerji bağlantısının gelişmesi konusunda oldukça istekli. Çok önemli potansiyel bir enerji tüketicisi olarak Çin, Rusya ile Orta Asya’daki enerji üreticileri -özellikle Kazakistan- arasındaki rekabet üzerinde kayda değer bir baskı aracına sahip olacak.

Yukarıda sözü edilen yönelimler ve problemler Çin ve Rusya’yı birbirine yaklaştırıyor olsa da, aralarındaki ilişki güllük gülistanlık değil. En büyük tehlike, gelişmelerin daha da zayıf düşürülmüş bir Rusya’yı ortaya çıkarması ve bunun sonucunda Çin-Rus sınırında -ve belki Orta Asya’da da- büyük çapta bir kargaşaya ve değişkenliğe yolaçması ihtimali olabilir. Önümüzdeki 10-20 yıl içinde, veya Tayvan meselesi çözülünceye kadar Çin’in enerjisini kuzeye veya batıya yöneltmeyeceğini ümit edebiliriz. Daha uzun vadede, ve özellikle Rusya can çekişirken Çin’in silahlı kuvvetleri büyümesini sürdürürse, Çin Rusya sınırıyla ilgili bir revizyon talebinde bulunabilir. Hatırlayın: 1964’de gerçekleştirilen Çin-Rus paylaşım zirvesinde Mao 1,5 milyon kilometre kare toprağın Çarlık Rusyası tarafından “haksız şekilde” elde edildiğini iddia etmişti. Kuzeyde 100 milyondan fazla Çinli yaşarken Doğu Sibirya ve uzak doğu Rusya’da 10 milyondan az sayıda Rus’un yaşadığı hesaba katılırsa, Çin-Rus sınırı çevresinde mevcut bulunan bu dengesiz demografik statü Moskova’da olduğu kadar Vladivostok’ta da endişe kaynağıdır. Rusya’nın sınırlarını kontrol kabiliyetini kaybetmesi yüzbinlerce yasadışı Çinli göçmenin batıya doğru akınına yol açmıştır. Çin-Rus ilişkilerinin gelecek yüzyılda gelişimini sürdürmesi için, Rusya yeniden korkutucu olmayan bir ekonomik ve askeri güç konumunu kazanmalıdır. Elbette, kısa vadede bunu tasavvur etmek zor olsa da, canlanmış ve atılgan bir Rusya muhtemelen uzun dönemde Çin ile daha fazla probleme yol açacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri ve İttifak Sistemi
Soğuk savaş boyunca ABD güvenlik siyaseti Sovyet gücünü çevrelemeye teksif olmuştu. Bunu yapmak için başlıca araçlar şunlardı: Ekonomik ve askeri bakımdan güçlü bir ABD, Avrupa’da çok taraflı bir NATO ittifakı ve Asya’da iki taraflı ilişkiler, ki bunların en önemlisi Japon-Amerikan Güvenlik İttifakı (JASA) ve daha düşük kapsamlı örneği Kore-Amerikan Güvenlik İttifakı’dır (KASA). NATO’nun ilk genel sekreteri Lord Ismay’in ünlü yorumuyla bu ittifak Amerikalıları içeride, Rusları dışarıda ve Almanları aşağıda tutmak amacı doğrultusunda dizayn edilmişti. Pek doğru olmasa da, paralel bir mantık takip edersek, ABD’nin Asya’daki angajmanı: ABD’yi içeride, Rusları ve Çinlileri dışarıda ve Japonları aşağıda tutmak amacına matuftur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasına rağmen, bu ittifaklar gelişmeye ve/veya canlandırılmaya çalışılıyor. Bu ittifakların değişmeyen niteliği aynı zamanda “Rusları dışarıda tutmak” görevinin anlamsız olmadığını ortaya koyuyor; bu ittifakların tesisinin öteki gerekçeleri, her ne kadar Lord Ismay tarafından pek nazikçe ifade edilmemiş de olsa, Soğuk Savaş sırasında idrak ettiğimizden çok daha önemliydi. NATO Sovyetler Birliği’ne karşı oluşturulmuş bir ittifaktan fazla birşeydi. AB, AGİT ve diğerleriyle birlikte Batı Avrupa’da bir güvenlik ortaklığı teşkili yolunda anahtar kurumlardan biriydi ve hala da öyle. Bu güvenlik ortaklığı içinde Fransa/Almanya ve İngiltere/Almanya gibi eski rekabetler zaman içinde, yalnızca Sovyetlerden kaynaklanan ortak tehditten dolayı değil, aralarındaki ilişkilerde büyük oranda şeffaflık ve güven ortamı sağlayan ekonomik, siyasi ve güvenlik kurumlarının tesisi yoluyla yumuşatılmıştır. Bugün NATO’nun genişlemesinin esas gerekçesi bu güvenlik ortaklığının doğuya doğru gelişmesini garantiye almaktır. NATO’nun genişlemesi konusunda ortaya çıkan aşikar mesele, Rusya’nın haklı olarak gelişmekte olan Avrupa güvenlik ortaklığı içinde yer alamayacağını düşünmesidir. Rusya’ya yeni Avrupa güvenlik ortaklığının bir üyesi olma şansının tanınmaması çok önemli bir tarihi bir hata olur.

Rusya’nın Avrupa karşısındaki şizofrenisi bir yüzyıl geriye, Kievli Rus dönemine kadar gider; bu tarihi yaralar Rusya’nın politik ruhunu ve bedenini acıtmaya devam ediyor. Barış Ortaklığı, ve özellikle yakın tarihli NATO-Rusya Kurucu Antlaşması Rusya’yı içine almaya yönelik önemli adımlar ve kurumlar oldu ama daha da fazlasının yapılması gerekiyor.

Tıpkı Rusya’nın NATO genişlemesinin uykuda bulunan Rus tehdidine yönelik olmadığına inanmakta zorlanması gibi, Çin de ABD’nin JASA ve KASA’yı revize etme çabalarına büyük bir kuşkuyla bakıyor. ABD ile Japonya arasında 1996 yılında varılan anlaşmanın en önemli konusu Tayvan Boğazlarını JASA sahasına dahil edilmesiydi. ABD’nin füze savunma sisteminin Asya’da yerleştirilmesini kolaylaştırmak için giriştiği çabalar, özellikle de THAAD ve Deniz Yüzey Aşaması gibi girişimler bu sistemi kendi stratejik gücüne yönelik bir tehdit olarak algılayan Çin ile tansiyonun artmasına yol açtı. Daha gelişmiş sistemlerin Tayvan’a yerleştirilmesi ABD-Çin ilişkilerinde büyük bir bozuşmaya sebep olabilir. NATO temel işlevini güvenlik ittifakından bir güvenlik ortaklığını geliştirme yönüne doğru değiştirirken, Amerika Birleşik Devletleri Asya’daki kendi güvenlik sistemini benzer şekilde değerlendirmelidir; Çin de neticede bugün gelişmekte olan bir Asya güvenlik ortaklığının geniş donanımlı tam üyesi olacağına ikna olmalıdır. Çin yönetimi, özellikle de askeri kesim stratejik bakımdan böyle bir ortaklık yapısına angaje edilmelidir. ABD Asya’daki kilit nitelikteki ikili ilişkilerini canlandırırken, aynı zamanda Çin’i tıpkı Avrupa’daki NATO-Rusya Kurucu Antlaşması gibi bir rolü Asya’da oynayacak olan bir anlaşmanın müzakeresine çekmelidir. Barış Ortaklığı girişimi, Avrupa’da “askerden askere” ilişkilerin geliştirilmesi ve askeri ilişkilerin daha şeffaf hale getirilmesi yolunda önemli bir kurumun yararını ortaya koydu (Rusya ile ilgili süreç çok yavaş ilerlese de). Çin’in sözkonusu Asya güvenlik ortaklığına dahil edilmiş olduğunu ve bu ortaklık tarafından tehdit olarak görülmediğini hissetmesini sağlayacak uygun bir vasıta veya bir politika dizisi geliştirilmelidir.

Eğer Çin ve Rusya Asya ve Avrupa’daki ABD güdümlü ittifak sistemlerini düşmanca algılamayı sürdürürlerse, bu Çin-Rus ilişkilerini şimdiki siyasi açıdan sembolik durumundan geçmiştekinden çok daha fazla stratejik bir şekil almaya yöneltebilir. Bu aynı zamanda kendilerini tek kutuplu dünya içinde kenara itilmiş hisseden, Avrasya ile sınırdaş durumdaki diğer devletlerle (Endonezya, Pakistan, İran vs.) bağlarını güçlendirmelerini de beraberinde getirecektir. En kötü durum senaryosu Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı Çin ve Rusya güdümünde bir Avrasya güvenlik ittifakının ortaya çıkmasıdır. Açık ki bu pek ihtimal dahilinde değil, ve gerçekleşmesi için ABD ve müttefiklerinin güvenlik ve dış politika alanında oldukça ciddi hatalar yapması gerekir. Mamafih, tarihte daha garip şeyler olmuştur. Uzun erimli amaç, elbette, küresel güvenlik ortaklığının vazgeçilmez bir parçası olan Avrasya güvenlik ortaklığının teşkili olmalıdır. İngiliz jeopolitik gurusu Halford Mackinder’ın bu yüzyılın ilk yarısında dile getirdiği, her kim “dünya adası”na yani Avrasya’ya hükmederse dünyaya hükmeder şeklindeki iddiasını hatırlayalım. Mackinder’in jeopolitik kuramsallaştırmaları bugün için biraz esrarengiz görünüyor olsa da, gelecek yüzyılda gerçek anlamda bir küresel güvenlik ortaklığının teşkilinin önce bir Avrasya güvenlik ortaklığı kurulmadığı takdirde imkansız olacağı ortadadır. Şayet Amerika Birleşik Devletleri Avrasyanın periferisindeki güvenlik ortaklıklarının geliştirilmesi ve genişletilmesi konusunda önümüzdeki birkaç yıl içinde çok dikkatli biçimde adım atmazsa, bir küresel güvenlik ortaklığına yönelik beklentiler suya düşecektir.

Yazar: Andrew Kuchins

Kısaltılmış hali Alperen dergisinin Haziran 2002 sayısında çıktı.

Türkçesi: İbrahim Kiras
Kaynak: geocities.com/ibrahimkiras/cinrus.html

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Azerbaycan bir demokrasi mi?

Cumhurbaşkanlığı makamı babadan oğla geçen bir rejim demokrasi olabilir mi? Olamaz tabii ama Aliyev, demokrasi …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

ankara escort ankara escort ankara escort bayan escort ankara ankara escort ankara escort ankara escort ankara escort bayan ankara escort ankara bayan escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort bahçeşehir escort bayan istanbul escort bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle gaziantep escort izmir escort istanbul escort istanbul escot bayan