Güncel Yazılar

Çin ve ABD Politikasında Ortadoğu Faktörü

Çin ekonomisinin hızla yükselişe geçmesindeki en önemli faktörlerden birisi enerji kaynaklarına ulaşabilmesidir. Sibirya ve Orta Asya’daki enerji kaynaklarından kolayca yaralanabilecek konumda olmaması, Çin’in Ortadoğu’da bulunan enerji kaynaklarına bağımlılığını artırmaktadır. 2020 yılında Çin’in günlük petrol ihtiyacının yaklaşık 10 milyon varile ulaşacağı tahmin edilmektedir. Böylece, Çin’in yükselmekte olan gücünün muhafazası için Ortadoğu’da bulunan petrol kaynaklarına ihtiyacı giderek artacaktır. Bu durumda, Çin, ABD’nin Ortadoğu’da bulunan askeri hakimiyetini azaltmak amacıyla, bölgedeki gelişmekte olan ülkelerle birlikte çalışacaktır.

Çin’in ekonomik gücü ve savunma stratejisi
1979 yılında ekonomide dışa açılım programını uygulamaya başlamasıyla Çin, uluslararası yatırımcıların ilgi odağı olmuş ve dünyadaki sanayi ülkeleri tarafından eşsiz bir pazar ve istihdam yaratan ülke konumuna getirilmiştir. Dünyanın en büyük oyuncak üreticisi olan Halbourt Şirketi’nin Çin’de 10 bin işçiden fazla çalıştırırken Hong Kong’da bulunan şubelerinde sadece 400 işçi çalıştırıyor olması buna en açık örnektir. 2000 yılında Çin’e Hong Kong’dan 175 milyar dolar, Tayland’dan da 26 milyar dolar yatırımcı sermaye gelmiştir. Ayrıca, 2000 yılı verilerine göre Çin’de toplam yabancı yatırımcı miktarı 308 milyar dolar olarak bilinmektedir. Bu bakış açısıyla Çin, ekonomik bakımından Doğu ve Güney Asya’nın en güçlü ülkesidir. İthalat ve ihracatta Japonya’yı geçmiş olan Çin’in toplam iç üretimi ise, Hindistan ve Rusya’nın iki katıdır. Bugünkü veriler göz önünde tutulduğunda 2020 yılında Çin’in iç üretimi 12 trilyon dolara ulaşacak, böylece Çin, iç üretimi 11 trilyon dolar olan ABD’yi geçecektir. Ayrıca Çin, dünyadaki gelişmelere karşı planladığı stratejik savunması için, 1990 yılından itibaren askeri bütçesini % 10 artırmış ve sınır ötesi harekat kabiliyetini artırmak için donanmasının son teknolojiyle donatılmasına özen göstermiştir.

Çin-ABD ilişkileri ve Araplar
2001’in Nisan ayında, Çin hava sahasında Amerikan casus uçağı ile Çin savaş uçağı çarpışmış ve Amerikan uçağının Çin havaalanına zorunlu iniş yapmasıyla iki ülke arasında bir kriz yaşanmıştır. Söz konusu kriz, ABD ve Çin arasında soğuk veya sıcak savaşın ortaya çıkacağı iddialarını gündeme getirmiştir. Ayrıca Çin, George W. Bush’un iktidara gelmesiyle Orta Asya’da Amerika’nın çıkarlarını tehdit eden bir ülke konumuna gelmiştir. Amerikan kongresinde de gerek cumhuriyetçiler gerekse demokratlar tarafında Çin karşıtı siyaset uygulanmaya başlamıştır. Çin ise, ABD’nin Ortadoğu’daki yayılmacı siyasetini eleştirmiştir. Fakat, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ve Çin mallarının Japon mallarının aksine ABD ekonomisine büyük destekte bulunduğunu dikkate alan ABD ve Çin, aralarındaki gerginliğin artmamasına özen göstermektedir.

1956 yılında İngiltere, Fransa ve İsrail’in Süveyş Kanalına yapmış oldukları askeri müdahalenin sonucunda; Çin İsrail’e verdiği desteği durdurmuş ve İsrail’in, emperyalistlerin Ortadoğu’ya yerleşmesinde önemli bir araç olduğunu açıklamıştır. Söz konusu olaylar, Çin-Arap ilişkilerinde dönüm noktası olarak nitelendirilmektedir. Bu olayları izleyen dönemlerde, Çin, Arap ülkeleriyle diplomatik ilişkiler kurmaya çalışmıştır. 1964 yılında Çin devlet başkanı Mısır’ı ziyaret etmiş ve Arapların İsrail’e karşı verdikleri mücadelede büyük destek vereceklerini açıklamıştır. Fakat, Çin’in bu stratejisi SSCB’nin bölgedeki çıkarlarıyla tamamen çakışmış ve iki ülke arasındaki ilişkilerde gerginliğe yol açmıştır. Bazı stratejistler, Komünist ideolojinin kalesi olan Çin’in de Rusya’nın dağılmasıyla birlikte dağılacağını ileri sürmüşlerdir. Ancak, bu iddiaların tam tersi ortaya çıkmıştır. Çünkü, Çin ekonomik, siyasi ve askeri yapılanması göz önünde tutulduğunda, bir süper güç adayı olmasının yanı sıra uluslararası platformda, yapmış olduğu reformlar ve yüksek istihdam potansiyeli nedeniyle hızla modernleşen bir ülke imajı çizmektedir. Çin’in tarih boyunca Araplara yakınlık gösterdiğinin farkında olan Sudan ve Suriye gibi Arap ülkeleri, ABD’nin kıskacından kurtulmanın yolunu Çin’le yakın ilişkiler kurmakta bulmuşlardır. Ayrıca, Amerikan baskısı altında olan bazı Arap ülkeleri, bölgedeki gelişmeleri kontrol altına almak amacıyla, ülkelerinin siyasi ve ekonomik gelişmeleri ve peyder pey uyguladıkları reformlar hakkında da, Çin’in derin siyasi deneyiminden faydalanmaktadırlar. Aynı zamanda, Akdeniz Havzasında yer alan Arap ülkeleri ile Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasındaki işbirliğinin olası bir çıkmaza girmesi halinde Çin ile işbirliğinin AB’ye alternatif olacağı düşünülmektedir. Çünkü bazı Avrupa ülkeleri, söz konusu ülkelerin elinde bulunan kitle imha silah programını açıklamamaları halinde aralarındaki görüşmelerin sona ereceğini ifade etmişlerdir. Nitekim, Suriye’nin bölgedeki etkisini azaltmak amacıyla Birleşmiş Milletler (BM)’de, Fransa’nın ABD’nin yanında yer almasıyla Lübnan’da bulunan yabancı güçlerin çekilmesiyle ilgili 1559 numaralı karar çıkarılmıştır. Bu bağlamda, Çin’in Ortadoğu’ya yönelik politikasına bakıldığında, ABD benzeri bir askeri güç kullanmak yerine barışçıl yollarla ekonomik, siyasi ve askeri iş birliği yapmakta olduğu görülmektedir. Bunun Çin’in askeri kapasitesinin yeterli olmamasından dolayı değil, Çin’in güç kullanma eğilimli bir siyaset yerine barışçıl bir siyaset uygulamasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla, Çin’in Ortadoğu’daki tüm ülkelerle iyi ilişkiler kurma girişiminde olduğu görülmektedir. Nitekim, 21 Haziran 2004 tarihinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun daveti üzerine Pekin’i ziyaret etmiştir. Bu ziyaret, 1964 yılından beri ilk kez iki ülke arasında devlet başkanları nezdindeki görüşmelerin gerçekleşmesi bakımından büyük diplomatik önem taşımaktadır. Ortadoğu’daki gelişmeleri yakından izleyen Çin, bölgeye özel temsilci atayacağını açıklamıştır. Ayrıca, Son 10 yıl içerisinde Sudan, Çin’in en önemli stratejik ortağı konumuna gelmiştir. Çünkü, Sudan petrolünün üretimini kontrol altında tutan şirketler topluluğunun (konsorsiyum) yarısını Çin şirketlerinin oluşturmakta olduğu ve Sudan’ın hafif ve ağır silah sanayilerinin de Çin tarafından kurulduğu bilinmektedir. Bu bakış açısıyla, 31 Temmuz 2004 tarihinde ABD baskısıyla BM Güvenlik Konseyi’nde Darfur olaylarından dolayı Sudan’a yaptırım uygulanmasına, Rusya’nın yanı sıra Çin’de karşı çıkmıştır. Çin, Darfur meselesini de “müdahale” için bahane olarak kullanacak olan ABD’ye engel olmaya devam edecektir. Dolayısıyla, Çin’in bugünkü gücü ve Ortadoğu’ya uyanan ilgisi önümüzdeki günlerde Çin-ABD mücadelesini doğuracaktır ve Ortadoğu’da ABD’nin başını ağrıtacaktır.

Hicran Kazancı (TUSAM, ORTADOĞU Araştırmaları Masası)

Kaynak: tusam.net/makaleler.asp?id=60&sayfa=25

Print Friendly, PDF & Email

Nedir

İlginizi Çekebilir

Ortadoğu’nun Siyasal Sosyolojisi

Hamit Bozarslan, tarih ve siyasal bilimler alanında doktora yapmış olup, tarihçi, siyaset bilimci kimliği ile …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir