Bu ülkede para kazanmanın, popüler olmanın, siyasete atılmanın(!), alkışlanmanın, reytingleri toplamanın en kestirme yolu bölücülük yapmaktır. Kanıt: yakın tarihte Türkiye’de yayınlanan gazete manşet ve haberleri.
Yıllardır ülkemin beli doğrulmaz çünkü, asıl tehlikeli ve kolay olan bölücülük olsa da bu fitnelere alet olmak daha kolay olmuştur. Çıkar grupları ülkemizde her an olması gereken krizden beslenmektedir çünkü. Kapı komşuları olan X ve Y kişilerinden biri solcu diğeri sağcıdır; bu kaos demektir. Aynı apartmanda oturan X ve Y kişilerinden biri Türk diğeri Kürt’tür; bu da bir kaos sebebidir. Ve aynı bölümün iki öğrencisi: X ve Y kişilerinden biri başörtü takmakta diğeri takmamaktadır; bu da bir kaos sebebidir.
Yıllardır ülkemizde krize neden olan medyaya anlatılması gereken şudur: Bunlar aslında birer bölücülük “aleti” değil; aksine demokrasinin temel araçlarından olan “çoğulculuğun” en güzel somut örnekleridir. Ve demokrasiyi savunan herkesin temel insan haklarına saygı duyması ve farklılıkları bir “korku nedeni” haline getirmemelidir.
Son birkaç haftadır kopan başörtü yasağına ilişkin olaylar işte bu çoğulculuğun hazmedilmediğini göstermektedir. Aslında kazanan ne başörtülüler ne de bu başörtü yasağını savunanlardır. Her halukarda bölücülüğün kazanacağından emin olmalı herkes!Ancak buna fırsat vermemek elimizdedir. Türkiye’nin kalkınmasının önündeki en büyük engel olan bu bölücülük nedenlerine artık yol vermemek gerek.
Medya bu bölücülüğü tetikleyen, destekleyen ve her türlü kaosa hizmet eden yegane “örgüt”tür. Eğer imha edilmesi gereken bir yasadışı, ahlakdışı, birlik-dirlik dışı bir örgüt varsa o da ülkemizde kendine bir kürsü kurmuş ola medyadır. Düşünüyorum da, farklılıkları fırsata dönüştürme, bu farklılıklarla çoğulcu ama asayiş çerçevesinde, birbirlerinin temel insani haklarına saygılı, ülkesi için çalışan ve kriz ortamından beslenmenin en büyük ihanet sayıldığını doktora tezini bile hırsızlık yaparak yazmaya çalışanlara nasıl anlatabiliriz? Ya da dini inançları gereği başörtüsü taktığını söyleyenleri emperyalist olmakla bir tutan zihni muhatap almanın sabrını hangi vatan evladına öğütleyebiliriz?
En yoğun gündem maddesinin başörtüsü olmasının nedeni de işte bu kriz odaklarına yine gün doğmasındandır, onlar bu güneşin batmasını asla istemezler. O yüzden mümkün olduğunca o cılız kollarıyla bu kaos güneşini tutmak isterler ancak dışardan desteğe olan her ışık kaynağının gücünün bir gün biteceğini unutmamalılar!
Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın. Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.
BÖLÜCÜLÜK mü ÇOĞULCULUK mu?hg 11 Mar : 00:52 Cevapla
Yorumlar: 38
Bölücülüğü tetikleyen, destekleyen ve her türlü kaosa hizmet eden yegane "örgüt" medya mı dediniz?
Medyaya yön/yol veren siyasiler, işadamları, askerler, bürokratlar? Asıl sorumlu olanlar bunlar olamaz mı?
Medya her zaman yoktan varetmiyor ya. 367 yi şapkadan tavşan çıkarır gibi çıkaran medya mıydı mütekait başsavcılar, hakimler miydi? Ya 367 kararına imza atanlar? Ya bu hukuksuzluğa arka çıkanlar?
28 şubat sürecini yaratan da tek başına medya değildi hehalde. Şöyle bir yakın geçmişi anımsayalım: Beşibiryerde sendikaları, askerleri, siyasileri... Bunlar yön/yol vermese medya yazsa kaç yazardı?
Yazacak çok şey, verecek çok örnek var...
BÖLÜCÜLÜK mü ÇOĞULCULUK mu?hg 11 Mar : 00:55 Cevapla
Yorumlar: 38
Sn. mavilla,
Gerçekler ZAMAN'la anlaşılır çok doğru.
Ama bir de 28 Şubat ve devam eden dönemdeki arşivlerini bir karıştırsanız şu ZAMAN'ın. ZAMAN içinde Gül-erce'ler neler yazmış bir bakmakta fayda var.
toplum olarak aristo mantığına (ya birdir ya sıfırdır) o kadar alıştık/alıstırıldık ki kendi düşüncelerimizin dışındakilere tahammül edemez olduk.ötekilik bir yaşam biçimi oldu bu ülkede.ve bugünde "bizden değilsen ötekisindir" mantığı düşman yaratmaya devam ediyor.sadece temel hak ve hürriyetlere saygıyı bile içine sindiremeyen bireylerden oluşan bir toplumda bütün suç medyada da değildir kanaatimce.fakat medyanın tahrik unsurunu da gözardı edemem. üzülerek söylemeliyim ki sağduyulu bireylerden sağlıklı bir toplum oluncaya dek de bu kaos devam edecek
Eğer forum sayfasında çok uzun olur derseniz, çalışmanız dokümanlar bölümümüzden üyelerimizin istifadesine sunulabilir. İçerikten makalelerde de değerlendirmek mümkün. Yeterki siz bize ulaştırın. İletişim adresi için -eposta-
selam arkadaşlar çok acil recep tayyip erdoğanın 25 nisan 2005'te robert koçaryana yazdığı mektubun inglizcesine ihtiyacım var yardımcı olursanız çok sevinirim:)
Ancak arkadaşlar bu ikili ilşkiler bizim açımızdan düşündüğümüzde evet olumlu bir göüşmedir ; ancak şurasıda aşikardır ki ABD buraya bizim 2kara kaşımız kara gözümüz2 için değil kendi çıkarları için geldi : 1)Asker çekilirken Türkiye kullanımı 2) Afganisatna asker gönderme ... yani kapı arkasında karşılıklı vaatler verilmiştir diye düşünüyorum...
ABD Başkanı Barak Obama'nın Türkiye ziyaretinin çok olumlu geçtiğini düşünüyorum. Amerika'nın yeni dönem ilişkilerinde samimiyet ve hoşgörünün egemen olacağı izlenimi vardı.Ortadoğu açısından da daha barışçıl bir politika takip edilecek gibi.
Bence tamamen haklı bir talepti muhaledetin bu tepkisi. Biraz prestij meselesi olarak algılamak gerekir bence bu talebi.. Ne kadar da gelen abd başkanı da olsa Türkiye'ye gelecek ve muhalefet patileri ile (özellikle mhp ve chp) geçerken uğradım mahiyetinde sohbet edecek. Ayrıca böyle bir sohbetin formatı da muhalefet liderlerinin tek tek Obama'dan söz istemesini gerektirir ki böyle bir izlenim -takdir edersiniz- pek hoş bir görüntü oluşturmayacaktır balıca muhalefet partilerimiz için... BU ARADA:...keşke bu başlığı forumlara açsaydık...
Evet Barrack H. Obamnın kendisi de bu görüşmenin öok önemli ve kendisini heycanlandıan bir görüşme olacağını söyledi.Ancak benim kafama takılan muhalef liderlerinin görüşme olcak ise sadece birebir görüşme olursa katılcaklarını belirtmeleri...Neden böyle bir talep te bulundular acaba...