Bir zavallı kızcağız çıkıyor ekrana. Gerçekten zavallı.
Çünkü ona sürekli zavallı gibi durması öğütleniyor. “Başını eğik tut. Ağla sızla. Mazlum ol” diyorlar. Çünkü biz çıktığımızdan beri zavallı rolleriyle buralara geldik. Bizim halk ağlayanı sızlayanı pek sever. Acıma duygusu gelişmiştir. Elinde çeyrek ekmeğinden başka bir şeyi olmasın. Ağlarsan koparıp yarısını da sana verir. Kız kendine öğretilenleri aynen yaptı. Programın başında neredeyse mazlumun ne dediğini bile anlayamayacaktık ağlamaklı ses tonundan.
Sonra birden Humeyni sempatizanı olduğu ortaya çıktı. İşte tam mazlum olacağı utancından yere gireceği zaman kükredi bizim mazlum. “Evet, Humeyni’yi seviyorum. Atatürk’ü sevmiyorum.” diyerek. Çünkü yine kendisine öyle öğretilmişti. Vatandaş hakkını ararsa, senden hesap sorarsa utanma. İşte o zaman kükreme zamanıdır. Bağır bağırabildiğin kadar.
Televizyona çıkarken keşke biraz da tarihi araştırıp gelseymiş. Zira tarikat ve cemaatlerde öğretilen tarihin reel tarihle epey bir uyuşmazlığı var. Kız konuşuyor, benim şaşırmışlıktan dolayı açık kalmış ağzım açıldıkça açılıyor. Padişah Vahdettin Atatürk’e ülkeyi kurtarsın diye görev vermiş. Ona laik sistemi getirsin, cumhuriyet kursun diye görev vermemiş. Atatürk görevini kötüye kullanmış. Bak sen nelerde yumurtlarmış bizim mazlum.
Oysa Atatürk bizzat İngilizlerin isteğiyle Padişah tarafından 9. Kolordu müfettişi olarak, Anadolu’da baş gösteren ulusal hareketleri bastırma göreviyle görevlendirilmişti. Ona verilen görevde kendisinden istenen bir nevi vatan hainliğiydi. Ama Atatürk rütbesini bırakıp bastırmakla görevlendirdiği akıma önderlik yapmayı seçti. İngiliz Muhipleri Derneği üyesi sevgili padişahımız buna karşılık Şeyhülislamına emretti. “Derhal ölüm fermanı yazıla”
Açık kalmış ağzımızı kapatmaya çalışıyorduk ama mazlumun buna izin vereceği yoktu. “Düşmanlar Nene Hatun’un başörtüsünü yolup atmış, buna kızan Sütçü İmam’da ilk kurşunu atmış Anadolu’da düşmana” Bir defa Nene Hatun Erzurumludur, Sütçü İmam Kahramanmaraşlı. İkisi hayatları boyunca aynı il sınırları dâhiline dahi girmemişlerdir. Başörtüsü konusu gerçekliği ispatlanmamış tarihi bir hikâyeden ibarettir. Zaten doğruysa bile o kadın Nene Hatun değildir. O anda Anadolu’da ilk kurşunda İzmir’de Hasan Tahsin tarafından çoktan atılmıştır.
Kendimi zorlamaya devam ediyorum programı izlemek için. Ama mazlum izin vermiyor ki? Bu kez de Atatürk keşke ülkeyi kurtarmasaydı yabancılardan o zaman biz dinimizi daha rahat yaşardık diyor. Haydaaa!!! ya mazlum kızım az önce sen değil miydin yabancılar başörtüsüne saldırınca kurtuluş savaşı başladı diyen. Dakika bir gol bir başörtüsüne saldıran yabancılar neden şimdi sizin türbanınıza özgürlük veriyor? Üstelik sizin basınınız değil mi ülkeye iki yabancı gelip İncil dağıttığında misyonerler çoğaldı din elden gidiyor diye yaygarayı koparan. Hatta yine aynı basın değil mi? Malatya’da ki Hıristiyan gençlerin öldürülmesi olaylarında katillere arka çıkan. Üstelik yarım saattir izlediğim programda sürekli siz biz lafları kullanarak, ayrımcılığı kendisi yapıyor mazlumumuz. Ama hiç bahsetmiyor bugün ailesinin baskısıyla kapanmak zorunda kalan kızların, mahallesinde başı açık dolaşamadığı için mecburen kapanan kızların özgürlüklerinden. Tarikat yalanlarına inanmış insanların gerçek tarihlerini öğrenme özgürlüğünden, hatta kadınlara dünyada gerçek özgürlüklerini ilk tanıyan liderlerden biri olan Atatürk’ü sevebilme özgürlüğünden bile bahsetmiyor. İstiyor ki seçme ve seçilme özgürlükleri olmasın, sosyal hayattan uzak kalıp en az üç çocuklu anne olarak eve kapansınlar. Bunların adına da özgürlük densin. Yani gerçekten mazlum olmak istiyor. Ve mazlum kadınların ülkelerinin erkek egemenliğini savunan liderlerini seviyor, Atatürk’ü değil.
Pes doğrusu.
Sevgi ve barış ile
Saygılarımla..
Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın. Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.
Seyretmecim yazınıza da konu olan o programı. Kızcağızın tam olarak ne dediğini de bilemiyorum. Basında yazdığı kadar ile Humeyni'yi seviyorum Atatürk'ü sevmiyorum demiş. Şimdi ne var bunda. İnsan istediğini sever istediğini sevmez mi? Ve hatta daha ötesi birini sevmek elinizde dğildir ki? Saygı duymak elinizde iken sevgi duymak elinizde değildir.
Hiçbir sıfatı olmayan, temsil kabiliyeti bulunmayan sıradan bir kızacağızın sözleri ile bu kadar çalkalantı yaratılmasını hayra alamet saymamak gerek.
Doğan medyasının hırsı, azgınlığı, doyamazlığı bir türlü dinmiyor. Onları anlıyorum da sizin ne gibi bir kaygınız olabilir ki Atatürk'ü sevmekten başka. Sanırım hiç. Öyle ise siz nasıl Humeyni'yi sevmiyorsanız, bir başkası da Atatürk'ü sevmeyebilir. Siz Müslüm Gürses'i sevebilirsiniz Mozart'ı sevmeyebilirsiniz. Bir diğeri Bach'a bayılır da Orhan Gencebay'ı sevmeyebilir. Biri elma sever diğeri armut. Elinde mi insanın?
Yanisi niye sevmiyorsun kardeşim üzerine bir yazı kurulur mu?
Sevgi ve barış ile diyorsunuz da yazınız ne sevgi dolu ne de barış.
Sevgi ve barış dolu yazılarınızı görmek ümidiyle..
[ Üye ]
--- herşey nokta ile başladı çizgi ile devam ediyor
Burası tartışma yeri değil ancak bir iki şey söyleme gereği duydum.Atatürk sevgisi herhangi bir tanınmış insana(şarkıcı ya da yazar) duyulan sevgiden çok farklıdır. Teşbihte hata olmaz derler ya; ben Atatürk sevgisini anne sevgisine benzetiyorum. Anneler çocuklarını sokağa da atsalar(ki bunu hiçbir anne isteyerek yapmaz) çocukları daima onlara karşılıksız sevgi duyarlar."Çevresindekiler" annesini kötüledi diye arkadaşlarının annelerini kendi annelerinden daha çok sevmezler herhalde... SADECE YORUM
Şarkıcı, meyve filan yazarken kastım sevginin insanın iradesine bağlı bir şey olmadığını izah etmek içindi. Yoksa Atatürk'le kıyaslamak için değil.
Atatürk'te bir insandı. Ne bir peygamberdi ne de bir ilah. Sadece insandı. Üstün meziyetleri olan, zor zamanda milletine önderlik eden, üstün bir asker, eşsiz bir liderdi.
Her insanın seveni olduğu gibi sevmeyeni de olabilir. Atatürk de bir insan olduğuna göre onun da seveni, sevmeyeni vardır. Yaşadığı devirde de bu böyleydi bu zamanda da böyledir. Bunda şaşılacak bir yan yok ki.
Atatürk'ü sevelim ama insan vasfından uzaklaştırıp onu tanrılaştırmayalım.
Ben insan Atatürk'ü seviyorum; her insan gibi zaafları olan, ani ve isabetli kararlar alıp uygulayabilen, günlerce uyumadan bir konu üzerinde yoğunlaşarak çalışabilen, etkileyici, karizmatik, devrimci Atatürk'ü.
Hataları yok mudur? Bence vardır. Ama burası entelektüel seviye olarak uygun olsa da konu başlığı açısından enine boyuna tartışmak için uygun değil. Belki forumlarda bir başlık açılırsa hamasetten de uzak bir şekilde gerçek Atatürk'ü, Atatürk sevgisini konuşabiliriz.
[ Üye ]
--- herşey nokta ile başladı çizgi ile devam ediyor
Öncelikle ANIL_STYLE ve çizgi'ye yorumları için teşekkür ederim.
Sayın Çizgi;
Bu kızın hala zavallı biri olduğunu düşünüyorum. Atatürk'ü sevmeyebilir. Humeyni'yi seviyor da olabilir. Ama insanların karşısına çıkıp Humeyni ile Atatürk'ü kıyaslama cürretinde bulunuyorsa, zatın sevip sevmeme özgürlüğü kadar bizimde bunun yanlışlığını ortaya koyma özgürlüğümüz olmalı değil mi?
Humeyni hayatı boyunca ABD'yi hedef alan çıkışlar ve çalışmalar yaptığı halde bugün kendisinin Yeşil Kuşak Operasyonu adı altında ABD tarafından eğitildiğine dair çok güçlü kanıtlar vardır. Zaten 1979 devriminden sonra yaptığı ilk icraatlerden biri ABD'den bol miktarda silah alarak Irak'la 8 yıllık bir savaşa girişmiştir. Tabii ki Atatürk'ün de hataları olmuş olabilir. Nihayetinde insandır. Ama hiçbir yaptığı savunduğu ve inandığı değerlerle çakışmamıştır.
Humeyni gibi yaptığıyla dedikleri arasında bile bu denli dengesizlikler bulunan bir kişi, Atatürk Türkiyesinde birileri tarafından örnek alınıyor ve seviliyorsa hatta aynı kişiler kendi öz tarihlerini bu kadar çarpıtılabiliyorsa birilerininde çıkıp siz ne yapıyorsunuz deme hakkı vardır.
Ayrıca Atatürk'ü veya Humeyni'yi örnek almakla Müslüm Orhan dinlemek arasında yaptığınız benzetme sanırım daha sonra okuyunca size bile abes gelmiştir. O yüzden buna cevap vermeyeceğim.
Temsil kabiliyeti bulunmaması konusuna gelince, televizyona çıkıp (lafımı esirgemeyeceğim) her söylediğiyle saçmalayan bu kızın belli kesimler tarafından alkışlandığını da unutmayalım. Demek ki belli bir zihniyeti temsil etmiştir. Yazımın amacı şahsın anlattıklarının tarihsel bağlamda gerçek dışılığını belgelemek, yaptığı yorumların da birbirini yalanlar durumda olduğunu ortaya koymaktır. Yani alkışlanması veya temsilci görülmesinin hiçbir tutarlı yanı yoktur.
Yazımın içeriğinin sevgi ve barış dışı olduğu fikrinize de katılmıyorum. Hataları eleştirmenin sevmeye ve barışıklığa engel olabileceğini de düşünmüyorum. Kişisel fikrinizdir. Saygı duyuyorum.
Elbette bir durumu ortaya koyma, eleştirme özgürlüğünüz vardır. Neden olmasın ki? Kaldı ki köşe yazıyorsunuz bu sebeple zaten öncelikle bu sizin bir göreviniz, yapmanız gereken bir şey diyebiliriz. Ben sadece yazınızın kurgusunu, niye sevmiyorsun yargısı taşıyan mizacını beğenmedim. Yazınızda insan neden böyle bir söz söyleyebilir, neden Humeyni'yi severken Atatürk'ü sevmez,bunun sosyolojik, siyasi, kültürel sebepleri neler olabilir şeklinde bir yaklaşım olsa idi daha şık bir yazı olurdu sanırım.
Humeyni'nin kimlerle bağlantılı olduğu birçoğumuzun malumudur. Ve hatta Fransa'ya gitmeden evvel Türkiye'de kaldığı, MİT tarafından misafir edildiği de bilinmektedir.(Bknz. BAY PİPO, Bir Mit Görevlisinin Sıradışı Yaşamı: Hiram ABAS,Soner Yalçın-Doğan Yurdakul)
Belirtmiş olduğunuz, Atatürk'ün hiçbir yaptığının savunduğu ve inandığı değerlerle çakışmadığı yönündeki görüş doğru değildir. Atatürk'ün hayatı ile ilgili okumuş olduğum onlarca kitapta bu görüşünüzün aksini ortaya koyan bir çok örnek var. Atatürk pratik bir insandı, aniden bir karar alır ve bu kararını derhal uygulardı.
Tarih nasıl ki salt tarikat, cemaat kalıpları ile öğrenilemezse resmi kalıplarla da öğrenilmiş olmaz.
Atatürk ve Humeyniyi örnek almakla Müslüm ve Orhanı dinlemeyi kıyaslamadım. Ben "sevgi" duygusunu merkez alarak, sevginin insanın elinde olmayan bir duygu olduğunu ortaya koydum. Sevginin mahiyeti açısından bir insanı sevmekle,bir nesneyi, bir çiçeği sevmek arasında fark yoktur. Konu ne olursa olsun sevmek insanın iradi olarak yapabileceği bir şey değildir. Konunun özü budur.
[ Üye ]
--- herşey nokta ile başladı çizgi ile devam ediyor
nevzat bey soyledıgınız programı bende ızledım Ataturk'u sevmıyorum dıyen hanımefendının bu cumleyı soylemeden once sarf ettıgı bır cumle kımdenın dıkkatını cekmedı ya da cektı fakat bu cumle ıle onu daha cok rencıde ederız dıye kullanılmadı bu cumle su "eger bana ATATURKCULUK adına zulum edılıyorsa benden Ataturk'u sevmemı beklemeyın" dedı.Aslında dogru bır cumle ama yınede neden boyle dedı dıye kucuk bır arastırma yaptım bır hafta kadar sonra yıne tv de cıkan desıfre programında bu hanımefendının hayatını ele alınmıstı. ızledıgımde gercekten ne kadar hakklı oldugunu anladım o cumleyı kullanmasını... cunku bu hanımefendı okulu bıtırmesıne 1 hafta kala basortulu oldugu ıcın once dersten atılmak ıstenmıs.Daha sonra ıse ROBOCOP polisler tarafından sınıftan atılmıs... mahkeme tarafından 2 yıl kadar hapse mahkum edılmıs paraya cevrılmıs polis dayagı yuzunden hamıle olan bu bayan ıkız cocuklarından bırını dusurmus vs vs... bunların tamamı resımlı ve resmı belgeler ıle belgelenmıs.Bu desıfrede de belırtıldı zaten.
sımdı sunu sormak ıstıyorum. bu bayanın mazlum duruşu veya Ataturk'u sevmemesı kımın sucu soylermısınız burada humeynıyı sevmesını,Ataturk'u sevmemesını degıl asıl buna bunları yaptıran Turkıye'dekı demokratık!!! sıstemı sorgulanmak gerekıyor...
sunu soylemeden de edemeyecegım Nevzat bey madem programı ızledınız programda o bayanın heyecanlandıgını ve yaptıgı surc_u lısanları duzelttıgını fark etmelıydınız.malum o gece (oylama sonucuna gore )en az 28000 kısı ızlemıs .Bu kadar heyecan olur herhalde degılmı??
Öncelikle armutlarla elmaları birbirinden ayırmak gerekiyor. Söz konusu bayanın dersten atılması yada polisten kötü muamele görmesi Atatürkçülük adına yapılan eylemler değildir. Üniversiteler iç mevzuatlarında, türbanlı bayanların üniversite kampuslarına ve sınıflara sokulmaması kararını almışlardır. Bu yasak 1997'de bazı illegal oluşumların türbanlı bayanları üniversite içinde eğitim dışı faliyetlerde kullandığı fikriyle başlamıştır. 1997 öncesinde türbanlı bayanlar rahatça derslere girebilmekteydi. (1996-2000 yılları arasında Trakya Üniversitesi'nde öğrenci olmam nedeniyle olayların bizzat yaşadığımı belirtmeliyim.) Bu illegal oluşumlara en büyük destekte dönemin mevcut iktidar partisi tarafından verildiği biliniyordu. Dönem 28 Şubat olarak adlandırılan süreçle sona ermişti. Yani yasağa sebep olanlar maalesef bu oluşumlara kendini kullandırmış türbanlı bayanlardı. (Bir kısmıyla aynı sınıfta dahi yer aldım) Bunu anlatarak varmak istediğim nokta şudur ki yasaklar ne kadar mantıksız olursa olsun yasağın öngördüğü suçu işleyerek bu yasakla savaşamazsınız. Yasağı delmeye çalışmak, sınıftan çıkmamak için direnmek, polislerin zor kullanmasına sebep olmakta pek mantıklı bir durum değildir. Herşeye rağmen polislerin kötü muamesini savunmayacağım tabii ki. Bu ne yazık ki ülkemizde her ideolojiden insanın başına gelebilecek tasvip edilemeyecek bir durumdur. 1 Mayıs olaylarında işçilerin maruz kaldığı durum henüz hafızalarımızdan silinmedi. Ayrıca polisin bu davranışı da yasalarca suç sayılmıştır. Dolayısıyla Atatürkçülükle bağdaştırılabilmesi olanıksızdır. Eğer söz konusu bayan bu yüzden Atatürkçülükle hesaplaşma içine girmişse yanlış yolda ilerlediğini belirtmeliyim.
Programı izledim. Sürç-i Lisanı o kadar fazlaydı ki onlardan zaten hiç bahsetmedim. Eğer sizin bahsettiğiniz Nene Hatun'un Erzurumlu olması konusuyla onu da düzelten Fatih Altaylı'ydı. Diğer verilmiş tüm örnekler bayanın ısrarla savunmuş olduğu konulardır.
"Üniversiteler iç mevzuatlarında, türbanlı bayanların üniversite kampuslarına ve sınıflara sokulmaması kararını almışlardır."
evet dogru almama kararı vardı ama bu durum bır darbe seklınde oldu cunkualınan karar hemen yururluge koyuldu son sınıftakılere ve mezunolmuslara bır kolaylık saglanmadı pekı bu durumda hakkını aramamak ve herseye razı olmakmı gerekıyor
elbette hakkını ararken yasal yollara basvurularak yapılır o bayanın mıtınglere katılma sebebı o zaman kendısını muhattab alacak bır kımseyı(yargı dahıl)bulamamıs olması
hayır bence basortulu bayanlar sebeb degıldı bunu sebebı dıs guclerdı
evet belkı kullanılmıs ınsanlar azınlıkta degıl ama bu surecın sebebı olarak onlara gopstermek bence hıcte nazık bır davranıs degıldır
28 subat sureecınde ulkucu-ıslamı-solcu olayları ayyukadaydı.sadece kullanılan bır grubun maharetı degıldı...
mahır kaynak'ın "darbelı demokrası" adlı kıtabından yararlanabılırsınız. bu olaylar ve olusum hakkında soru cevap seklınde guzel bır anlatım var.
ayrca sunuda belırteyımhıc bır ıdeolojıyı ve bır dusunceyı zorla kabulettıremezsın.her zaman bu ters teper. bayanın Ataturk'u sevmemesını nedenıde bence budur.
bır dusunun bır dusunce benımsemıs dogru ya da yanlıs ama sız bu dusunce zorbalıkla hemde benımsettmek ıstedıgınız susunce adına yapıyorsanız ters tepmesı ve o ıdeolojıden ve kısılerden nefret etmesı kadar normalbır sey yoktur herhalde degılmı?
madem yasaların belırttıgı olcude davranmaktan bahsedıyoruz 1 mayısta yer belırtılmesıne ragmen kımgelırse gelsın ben mıtıngı taksımde yaparım dıyerek rest cekmek devlete karsı gelmek degılmıdır.polıs (ne kadar haksız olurs olsun) ıle catısarak o esnafların ve ınsanların haklarını elınden alıp can guvenlıgını tehlıkeye atmak bır suc degılmıdır...
Önceki cevabımı sanırım biraz heyacanla ve hızlı okumuş olmalısınız. Arka arkaya gelen cümlelere anlam bütünlüğü vererek, anlatımıma başka başka anlamlar yüklemişsiniz.
Öncelikle bir dönemden bahsedip bu dönemin 28 Şubat'ta sona erdiğinden bahsettim. Bir sonraki cümlemde ise türban yasağına sebep olanların yine bazı türbanlı bayanlar olduğundan söz ettim. Bundan "28 Şubat sürecine türbanlı bayanlar sebep oldu" gibi bir anlam çıkartılamaz. Zaten ifade etmek istediğimde bu değildi. Tekrar okursanız yanıldığınızı göreceksiniz.
Kendinize ait bazı fikirleri yüzde yüz doğruymuş gibi ifade etmenizde dikkatimden kaçmadı. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. İdare şekli de cumhuriyettir. Ülke Kurtuluş Savaşınından sonra Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulmuş, yönetim şeklinin belirlenmesi sürecinde büyük halk desteği bulmuştur. Bugün hukuğun ve cumhuriyetin bazı kesimler tarafından zayıflatılmaya çalışması ve yine bu kesimlerin başka yönetim şekilleri özlemleri duyması, hali hazırdaki değerlerlerin "baskı" olarak nitelendirilmesini haklı kılamaz. Ülkemiz ne yazık ki 85 yıllık geçmişine rağmen iç düzenini ve sistemini oturtamamış olmanın sıkıntılarını yaşamaktadır. Bu sıkıntılardan her kesim az yada çok etkilenmektedir. Hiçbir kesim kendi çektiği sıkıntıları öne sürerek sistemin sadece kendine karşı baskıcı olduğundan da söz edemez, etmemelidir. Sistemin yaralı olması ve oturmuş bir duruma gelmeyişinin nedeni yine kesimler arası yaşanan iç çekişmelerden kaynaklanmaktadır. Bu iç çekişmelerdeki taraflar çoğu kez buldukları dış desteklerle de ülkemize zor dönemler yaşatmışlardır.
1 Mayıs ise belirttiğiniz gibi bir miting değil, tüm dünyada coşkuyla kutlanan bir bayramdır. Bayramlar ülkenin her yerinde kutlanabilir. Buna yasal bir engel bulunmamaktadır. Buna rağmen gücü elinde bulunduranlar buna yasal olmayan bir şekilde müdahale etmişlerdir. Bununda sebepleri çok ayrıntılı olduğundan burada karşıklı yorum yazarak tartışamayacağımız boyuttadır. Eğer isterseniz özel mesajla bana ulaşabilirsiniz. Böylece karşılıklı sebep irdelemesi yapabiliriz.
Yazınızın bazı bölümlerini yazım ve imla yanlışlarınızdan dolayı anlama güçlüğü çektim. Eğer yazını Windows Word programı üzerinde oluşturup buraya kopyalarsanız, en yazından yazım yanlışlarınızı düzeltme imkanı doğar. Köşe yazıma yazdığınız yorumlarla katkıda bulunduğunuz için teşekkür ederim.
Site formatı gereği bu konuyu bu zeminde böyle bir dil kullanarak dile getirmek ve tartışmaya açmak "etik" değil. Hem bu yüzden, hem uslubunuzdaki polemik kokusu yüzünden, hem ne kadar yanlı baktığınızı ve komik argümanlar getirdiğinizi gördüğümden vs.tartışma babından az da olsa birşey yazmadım, yazmak da istemiyorum.
Sitedeki yazılarım bizzat site yönetimi tarafından yayına konulmaktadır. Yazının site formatına uygunluğunu sanırım kendileri değerlendirmektedirler. Yorum yapmayacağım dediğiniz halde 10 satırlık katkı yaptığınız gözden kaçmıyor. Teşekkür ederim.
Yazımın verdiğiniz örnek yazılara nazaran çok daha tarafsız olduğu da dikkatimden kaçmadı. Zaten köşe yazarların görevi tarafsız olmak ta değildir. O habercilerin görevidir. Her şartta ülkemin, Atatürk ilkelerinin, demokrasinin, cumhuriyetin, laikliğin ve bağımsızlığın TARAFında olmaya devam edeceğim.
Sizden yazımın komik yerlerinden ve tahrik edici bölümlerinden bir iki örnek rica edeceğim. Ya hiç yazmayacakyınız yada bunları açıkça ortaya koyacaktınız. "Yazmak istemiyordum da zorla yazdım" gibi ifadelerle bu sorumluluktan kaçamazsınız.
Saygılarımla..
Yorum göndermek için üye girişi yapmalısınız! Eğer üye değilseniz buradan üye olunuz.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, sanayileşmiş ülkelerden oluşan G-8'e Çin, Hindistan, Güney Afrika, Meksika ve Brezilya'nın dahil edilmesi zamanının geldiğini söyledi...
ULUSLARARASI POLİTİKA ULUSLARARASI HUKUK I İDARE HUKUKU MAKRO İKTİSAT BİLİMSEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ BİLGİSAYAR I YABANCI DİLDE OKUMA VE KONUŞMA (İNG.) birde istatistik vardı ama biz mezun olmadan kalktı...başarılar...
Türkiye Afrika temaslarına tam gaz devam ediyor. "Sizin sözünüz" olacağız diyor Babacan, Çırağan'da. Yerlatı kaynakları bakımından zengin bir Afrika ülkesi olan Sudan da bu temasın içinde. Ancak devlet başkanı El-Beşir soykırım sanığı ve her an tutuklanabilir. Binlerce masumun "zalimi" bu adam, Afrika görüşmeleri için Türkiye'de devlet konuğu oldu.
kitap hakkında verdiğin bilgiler için sağol ayşenur. ayrıca uluslararası ilişkilerin ilk senesinde siyasi tarih dersinde okutulacak tarihi olaylardan hangileri en önemlidirler. şu anda bazı tarihi olayları derinlemesine analiz etmek istiyorum ve bu olayların önem sırası sizlere göre nedir? tabii ki tarih neden sonuçtur ama olayları bağımsız olarak ele alıp konuşursak ne dersiniz?