Tarih : Perşembe 03 Temmuz 2008 Yazan : Ayşenur BULUT Kategori :KÖŞE YAZILARI > Ayşenur BULUT Yorum(lar) : 0 Görüntülenme : 156 6.0 - 1 değer -
Kapitalizme yönelik tutarlı eleştiriler içeren, medyadan, paradan ve güçten bahseden kitaplar ilgimi çok çeker. Nedeni, bu tür kitapların tarihsel ve güncel okumalarımıza yardımcı olması ve geçirdiğimiz değişimleri anlamamız için birer ipuçları vermesidir. Üstelik sadece kendimiz ile ilgili çıkarımlarda bulunmayız; tüm dünyaya ilişkin az çok değerlendirmeler de kazanırız.
Gösteri toplumu isimli kitap da bunlardan biri… Kitabı eline alıp kapağına göz gezdirdiğimde gösteri’ye ilişkin neler okuyabilceğimi tahmin edebilmiştim ancak kitabı bitirdiğimde gördüm ki tahminimden çok öte tespitler ve tutarlı eleştiriler vardı. Yazarı Guy Debord bu kitap yüzünden ağır eleştirilere maruz kalmış ve hatta sevenleri tarafından da çok anlaşılamamış. Kitap Paris’te patlak veren 68 olayları ile akran, ama sadece 68 olaylarından değil, ekonomi politik ve sosyal hayata yönelik muhteşem aforizmalar içeriyor.
En iyi okurlarını işçiler arasından bulan, özellikle İtalya’daki işçi krizi dönemindeki işçiler tarafından hem sevilen hem anlaşılmış olan kitap Marx öğretilerinden beslendiği için bu duruma şaşırmamak gerekir. Ploreter kavramını ve sürecini derinlemesine inceleyen Debord, gösteri toplumuna eleştirilerini bu zemin üzerinden yürütmüş fakat sadece bu kadarıyla yetinmemiştir. Sanayi, kapitalizm, sömürü, medya, işçiler, zaman, tarih, kültür, din, sosyoloji, materyalizm gibi daha pek çok konuda yürüttüğü fikirlerini kendine has ahenkli cümleleriyle kurmuş olan Debord, dünyanın çeşitli ülkelerinden örnekler sunarak düşüncelerini temellendirmektedir.
Gösteri’den kastedilenin ne olduğunu kitabı bitirmeden tam anlamıyla anlamak mümkün değil. Zira tek kelimeyle açıklanmıyor çünkü yazar tüm olumsuzlukların ve engellerin nedenini bu gösteri’ye bağlıyor. Bu gösterinin oluşturduğu ve oluşumun farkında olmayan topluma ciddi ve acımasız eleştiriler sunuyor. Gösteri’nin bence en iyi tanımı kitabın sonunda yer alan Gösteri Toplumu Üzerine Yorumlar kısmında yer alan şu ifade: „ 1967’de Gösteri Toplumu adlı kitapta modern gösterinin özünde ne olduğunu gösterdim: Sorumsuz bir egemenlik statüsüne ulaşmış otokratik Pazar ekonomisinin hükümranlığı ve bu hükümranlığa eşlik eden yeni hükmetme tekniklerinin tamamı.“
Ekonomi, politika ve sosyal zeminde inceleyebileceğimiz bu aforizmalar kitabının okuyucuna çok şeyler kattığı kesin. Çok şey katmasından daha önemlisi farklı şeyler katıyor olmasıdır. Kitabın ardından bir gösteri toplumunda yaşadığınıza inanıyor, ve aslında her yerin bu gösteri alanına ait olduğunu, her zamanın da bu gösteri tarafından çalındığını esefle görüyorsunuz. Farklı okuma ve yorumlamalar kişi, aile, toplum ve ulus aşamalarından öteye sıçrayarak uluslararası da bir bakış kazandırıyor. Bildiklerimizin öyle olmadığını, hep gösterdiğimiz, gösterildiğimiz ve gösteri odaklı yaşadığımızın dayanılmaz hafifliğini yaşıyoruz kitabın ardından. „... Metanın kendi yarattığı bir dünyada kendini hayranlıkla seyrettiği gösteri toplumudur.“
Peki neden görmeye dayalı bu düşünceler? Görmek, göstermek ve en nihayet gösterileşen toplum... Çünkü; „ Görmeyi doğal olarak insanın ayrıcalıklı duyusu –ki eski dönemlerde bu ayrıcalık dokunma duyusunundu- kabul eder; en soğuk ve aldanabilir duyu olan görme güncel toplumun genelleştirilmiş soyutlamasına denk düşer. Fakat, gösteri sadece bakışla özdeşleştirelemez, bakış duymayla birlikte olsa bile.“ Bu cümle sadece sorumuza yanıt olmakla kalmaz aynı zamanda da insanoğlunun dokunmaktan görmeye geçerek ilerlemesini ve medeniyet uzantısını okumamızı da sağlar. Debord’un pek çok cümlesini bu geniş açılımlarla okumak mümkün.
Debord, bir düşman olarak gördüğü gösteri toplumunun silahlarını, taktiğini, mantığını çok iyi kavramıştır. „Otomobilden televizyona kadar, gösteri sisteminin seçtiği bütün mallar, anı zamanda „yalnız kalabalıklar“ın tecrit koşullarını sürekli olarak güçlendirmek üzere sistemin kullandığı silahlarıdr. Gösteri kendi varsayımlarını her defasında daha somut olarak yeniden keşfeder.“Herşeyi eninde sonunda maddeleştirir bu gösteri, ayrı olanı ayrı olarak birleştirir, insanın içinde tamalanmış bir bölümle meydana getirir, kurallarını kendisi koyar, ne olduğunu kendisi gösterir. Bu süreçte –ki nerede başladığı belli olsa da bitişi bilinmez- her türlü ortaklık ve her türlü eleştirel duyu yok olur. Gösteri toplumunun hedefi elbette ki izleyicidir!
Gösteri toplumu, gördüğünü tüketen tüketim toplumudur. Sorgulaması, eleştirmesi ve inanması yoktur artık ve şeylerin (metaların) peşinden gider. Zaten gösterinin amacı da bulur: sahte ihtiyaçlar tespit etmek ve yaymak. Bunun için de her meta kendi varlığnın mutlak olduğununu dayatır ve sonuçta her meta kendi tutkusunun peşinden gittiği için dünyayı metalaştırır. Bu arada insan da şeyleşir: „ Şeyleşmiş insan, metayla olan samimiyetinin kanıtını herkese gösterir. Meta fetişizmi....kendinden geçme durumlarına benzeyen ateşli coşkulu anlara ulaşır. Hala burada ifadesini bulan tek kullanım, temel teslimiyet kullanımıdır.“
Gösteri toplumu kavramını biraz değiştirerek kendi çıkarımlarımızı da bulabiliriz. Örneğin “gösteri dünyası” tabiri ile kitapta yazılanları dünya genelinde okuyabiliriz ki zaten Debord’un açıklamalarını tek bir toplum yapısı ile sınırlandırmak mümkün değil: “gösteri her yerde, Gösteri’yi ülke bazında ele alırsak „gösteri ülkesi“, bir ülkenin ne kadarının gösteri işgali altında olduğuna bakabiliriz. Uzmanlar, güçler ve makineler şüphesiz herşeyin yolunda olduğunu söyleyeceklerdir ancak geri kalan çoğunluk için durum böyle değildir. Her halukarda durum gösteri’nin lehinedir ve bunun ne kadar kötü bir gerçeklik olduğunu Debord gösteriyor.
Durum değerlendirmesi yapan ve zorba tahakkümün varlığını devam ettrmek için gösteri toplumunu icat ettiğini söyleyen yazarın eleştirilerine katılmakla beraber bu vahim duruma ilişkin bir reçete sunmadığını görüyoruz. Kitabı ne için yazdığını kendisi açıklıyor: Bu kitabı, gösteri toplumuna bilinçli bir zarar vermek amacıyla yazdığımı göz önüne alarak okumak gerekir. Bu kitap asla abartılı birşey söylemedi. Kitabın, onu anlayan okurlar tarafından okunması, gösteri toplumuna ciddi zararlar verdiğini doğrular çünkü yazımın başında da dediğim gibi farklı okumayı ve tabularını yıkmayı öğrenen insan artık seyirci değildir ama bu yönüyle hedef olmaktan kurtulmuş sayılmaz. Gösteri toplumundan paçayı kurtarmak bu durumda en çok kişisel bir zafer olarak kalıyor. İtalya’daki işçilerin direnişlerini örnek olarak veren yazar işçileri (proleter) kahraman olarak görmektedir. (Marx öğretileri en çok paylaştığı kısım)
Önce dokunmak vardı. Ardından insanoğlu görmek mucizesine erdi ve ilerledi. Bu görme duyusu beşere ivme kazandırdı ve yeryüzünde uzun bir maceraya başladı. Aletler yaptı, yazıyı icat etti, ekip biçmeyi öğrendi. Tüketiyorken üretime geçti ve “hümanity” olgusunu doğurdu. Görüyor iken zamanla gösteren ve gösterilen oldu; gösteri toplumu haline geldi/getirildi. Artık görmenin yanıltıcı olduğuna inananlar var ve yeniden dokunarak bildiklerinin doğruluğunu sınıyorlar, gerçek olanın peşinden giderek gösterinin (maddenin) ardındakine koşuyorlar.
Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın. Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.
Yorum göndermek için üye girişi yapmalısınız! Eğer üye değilseniz buradan üye olunuz.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, sanayileşmiş ülkelerden oluşan G-8'e Çin, Hindistan, Güney Afrika, Meksika ve Brezilya'nın dahil edilmesi zamanının geldiğini söyledi...
ULUSLARARASI POLİTİKA ULUSLARARASI HUKUK I İDARE HUKUKU MAKRO İKTİSAT BİLİMSEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ BİLGİSAYAR I YABANCI DİLDE OKUMA VE KONUŞMA (İNG.) birde istatistik vardı ama biz mezun olmadan kalktı...başarılar...
Türkiye Afrika temaslarına tam gaz devam ediyor. "Sizin sözünüz" olacağız diyor Babacan, Çırağan'da. Yerlatı kaynakları bakımından zengin bir Afrika ülkesi olan Sudan da bu temasın içinde. Ancak devlet başkanı El-Beşir soykırım sanığı ve her an tutuklanabilir. Binlerce masumun "zalimi" bu adam, Afrika görüşmeleri için Türkiye'de devlet konuğu oldu.
kitap hakkında verdiğin bilgiler için sağol ayşenur. ayrıca uluslararası ilişkilerin ilk senesinde siyasi tarih dersinde okutulacak tarihi olaylardan hangileri en önemlidirler. şu anda bazı tarihi olayları derinlemesine analiz etmek istiyorum ve bu olayların önem sırası sizlere göre nedir? tabii ki tarih neden sonuçtur ama olayları bağımsız olarak ele alıp konuşursak ne dersiniz?