Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın 15 Temmuz 2008 tarihli Büyükelçiler Konferansında yaptıgı açılış konuşması (1), Türkiye'nin ileride izleyeceği dış politikasını kavrayabilmek açısından çok önemlidir.
İlk kez düzenlen 'beyin fırtınası'na yurt dışında görevli büyükelçiler, daimi temsilciler ve merkezde görevli 150'den fazla büyükelçi katılmaktadır. 4 gün sürecek "Türk Dış Politikası, Yönelimler ve Öncelikler" başlıklı konferansın geleneksel hale getirilmesi planlanıyor. Babacan, Dışişleri Bakanı olarak tayin edildikten sonra Bakanlığının mensuplarına hitaben ilettiği ilk mesajlarından birinde, Türkiye'nin "köklü bir dış politika geleneği"nin bulunduğunu vurgulamıştı (2). Bunun yanı sıra yazımızın en başında zikrettiğimiz konuşmasında, Türkiye'nin dış siyasetinin çağın ve uluslararası sistemin koşulları ile ihtiyaç ve zorunlulukları ekseninde şekillenmeye mecbur kaldığını bize ima etmeye çalışmıştı(3).
Türk Dış Politikasının en temel ilkeleri olarak bilinen "statükoculuk" ve "batıcılık" ilkelerine sadık kalmaya çalışılırken (4), mevcut uluslararası sistemde gözlemlenen eğilimlere dikkatın çekilmesi istenmektedir. Dışişleri Bakanı, dünya'nın ekonomik ağırlık merkezinin Batı yarımküresinden Doğu yarımküresine doğru hareket ettiğini söylemekte, "çok-taraflılık" nosyonuna yapılan vurgu da, Türkiye'nin sadece Batı ile yetinmeyeceğini ve uluslararası arenada söz ve tavırlarının ağırlığı artan, BRİC (5) olarak bilinen ülkelerle de temasların artacağını belirtmektedir.
Yine de söz konusu temasların AB'nin ve transatlantik bağların alternatifi değil, tamamlayıcı boyutu olacağını temin etmekte, TDP'nin adeta bir postulatına dönüşen Türkiye'nin Batı'ya yakın olma ya da daha doğrusu "Batı olma" arzusundan vazgeçmediğini göstermektedir. Bunun yanı sıra bu vaka paradoksal olarak, çok-taraflı ilişkilerin geliştirilmesinin, ülkeyi özellikle Batı blokunun temsilcileri olarak bilinen ABD ile AB karşısında daha güçlü ve "kozlu" kılacağını göstermeye çalışmaktadır (6). Yine de, AB ve ABD'ye yapılan vurgular çok dikkat çekicidir.
Gücün diğer yarımküreye kayması yaşanıyorsa -ki ekonomik başarılarının ülkelerin siyasal konumunu pekiştirdiğini ve küresel düzlemde prestijlerini arttığını artık biliyorsak- Türkiye'nin Çin, Hindistan ve Rusya gibi ülkelerle daha sıcak ilişkiler geliştirmesinin kesin getirileri olacağını tahmin edebiliriz.
Ama yine de, Türkiye'nin sahip olduğu konumu, bir dizi avantaj ve zayıflılıkları dolayısıyla çok-taraflı bir dış politika izlemeye hep mecbur olduğunu belirtmeye yarar vardır (Jeopolitik kuramları burada çok şey anlatabilir). AKP Dönemi Dış Politika mimarlarının en önemlilerinden sayılan Davutoğlu'nun savunduğu "merkez ülke" (7) kavramı da, bu bağlamda değerlendirilebilir. Ali Babacan'ın konuşması Türk büyükelçilerine tam da bu tezin kabul edilmesine itmekte ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin son dönem dış politikasında belirlenecek esasların bu tür anlayış çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Dikkatimi çeken husus, sayın Dışişleri Bakanın, dikkatimizi "Doğu yarımküresi", "çok-kutupluluk", hatta "kutupsuzluk" gibi ifadelerle konuşmasını süslemesi ve argümanlaştırmasıdır. Özellikle, bu terim ve nosyonlar ABD'de şimdi çok rağbet görmekte ve gitgide uluslararası ilişkileri konu eden kitap, makale ve söyleşilerde yagınlaşmakta ve geliştirilmektedir (8). Yine de bu olay kafalarımıza başka soruyu getirmektedir: Türkiye'nin de içinde bulunduğu "çeper ülkeler"e, hatta güçlenen yeni uluslararası aktörlere yeni dünya tasavvuru mu tekrar dayatılmakta olan? Hal böyleyse, Türkiye'nin bunu kabul etmeye başladığını görebiliyor, hatta ilişkilerini Batı ile daha da derinleştirmek ve/veya diğer büyük oyuncularla daha sıkı bir işbirliğine girmek için de, geliştirilen "yeni dünya düzeni söylemi"ni bir meşrulaştırma enstrümanı olarak kullanmaya başladığına tanık olmuşuzdur demektir (9).
Babacan ayrıca konuşmasında BM, NATO, AGSP gibi örgütlerin öneminden söz eder. Dünya kamuoyuna ayrıca Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine seçildiği takdirde, Türkiye'nin neler yapmayı hazır olduğunu anlatmakta ve bu konudaki kararlılıklarını göstermeye çalışmaktadır. Ayrıca Kyoto Protokolünün önemi göz ardı edilmemektedir.
Bunun yanı sıra, bölgesel düzleme yapılan vurgu, Türkiye'nin bulunduğu bölgelerde daha yapıcı bir rol üstlenme isteğini sergilemektedir. Türkiye için en önemli bölgenin yine de Ortadoğu olduğu anlaşılabilir. Bölge itibariyle attığı son adımları da bunu kanıtlar mahiyette. Türkiye'nin bölgesel anlaşmazlıkları çözme hevesi ve bölgedeki ülkelerin daha üretken bir işbirliğine sevk etme girişimlerinin bu anlamda payı büyüktür. Davutoğlu'nun da vurguladığı gibi, "komşularla sıfır problem","özgürlük-güven ilişkisi", "yeni diplomatik uslüp", "ritmik diplomasi" gibi dış politika esasları bu bağlamda Türkiye'nin Ortadoğu'ya yönelik tutumunu aydınlatmaktadır.
Dışişleri Bakanı bölgesel düzeyden bahsederken, dünyadaki tüm ülkeleri ilgilendiren sorunlara da odaklanmakta, küresel ısınma, küresel ekonomik kriz gibi olgulara cevabın küresel bir işbirliği sonucunda çözüm bulacağını söylemektedir. Artık anlayabildiğimiz kadar, Türkiye'nin küresel sorunlarla baş eden "küresel aktör" olma hevesi çok güçlenmiştir.
Türkiye'nin hedef koyması ve onlara yönelık kısa ve uzun-vadeli stratejiler üretmeye çalışması tabii ki çok önemlidir. Temel öncelik ile yönelimler konusunda Türkiye'nin mutabakata varması, sahip olduğu sorunların çözüm yollarını da paralel olarak gelişmesine hak tanır, rasyonel ve ileri-görüşlü karar alabilmesine neden olur.
------- 1- Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Büyükelçiler Konferansı Açış Konuşması, 15 Temmuz 2008, Bilkent Otel ve Konferans Merkezi, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-ali-babacan_in-buyukelciler-konferansi-acis-konusmasi.tr.mfa 2- Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Ali Babacan´ın Mesajı, 31 Ağustos 2007, http://www.mfa.gov.tr/disisleri-bakani-ve-basmuzakereci-sayin-ali-babacan_in-mesaji_-31-agustos-2007.tr.mfa 3- Buna ek olarak şunu eklememiz yararlı olacaktır: uluslararası sistemin ülkenin istikametini şekillendirmesindeki önemli etkisini kabul eden, bu işin "mutfağını" iyi bilen Bakanın bu sözleri, Uluslararası İlişkiler bölümünde okuyan bizlere de çok şey anlatmalıdır bu bağlamda. 4- TDP'nin temel ilkelerinin ne anlam ifade ettiğini anlamak için bkz, Baskın Oran (ed), Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt 1: 1919-1980, İletişim Yayınları: İstanbul, 2006 5- BRİC ya da BRİCs olarak dünyaca ünlü Goldman Sachs şirketi tarafından anılmaya başlayan "odak"ın üyeleri Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin. Daha ayrıntılı bilgi için bkz, http://www2.goldmansachs.com/ideas/brics/BRICs-and-Beyond.html ve http://en.wikipedia.org/wiki/BRIC 6- Bu perspektiften durumu irdelediğimiz zaman, Türkiye'nin bu yönelişlerinin ülkeyi Batı karşısında daha eşit bir konuma sevk edeceğini mi anlatmaktadır? Tabii ki, Türkiye'yi Rusya ile kıyaslamak yanlış olur, ama bu ülke Batı ile ilişkilerini düzenlerken ve son dış politika konseptinden anlaşılacağı gibi Batı ile son derece eşit muamele talep etmektedir. Böyle bir şey Türkiye için söz konusu olabilir mi acaba? 7- Başbakanlık dış politika danışmanı Ahmet Davutoğlu ile 2007'deki Türk dış politikasını irdeleyen programda anlatılanlar. Ayrıntılı bilgi için bkz, CNNTürk, 07.01.2008, http://www.cnnturk.com/VIDEO/index.asp?pn=1&prid=1485 8- ABD akademiyasının önde gelen isimlerinden Haass, Zakaria, İkenberry, Mahbubani, Khanna gibi isimlerin son dönem tezlerinde yaygınlaşan nosyonlar. Ayrıntılı bilgi için bkz, Fareed Zakaria, "The Future of American Power", Foreign Affairs Dergisi, Sayı: 87, No. 3, Mayıs-Haziran 2008, Richard N. Haass, "The Age of Nonpolarity", Foreign Affairs Dergisi, Sayı: 87, No. 3, Mayıs-Haziran 2008, Kishore Mahbubani, The New Asian Hemisphere: The Irresistible Shift of Global Power to the East, http://www.mahbubani.net/book3.html. Parag Khanna, The Second World: Empires & İnfluence in the New Global Order, http://www.paragkhanna.com/ 9- Söz konusu son sorulara, Türkiye'deki Uİ akademisyenleri ve öğrencilerinin dikkat çekmesi çok iyi olacak ve bu bağlamda ya da bu söylemi temel alarak üzerinde geliştirilen yeni nosyon ve hipotezler Türk dış politikası için çok ama çok faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Sayın Ali Babacan da somut perspektif ve analitik çalışmaların önemini çizmekte ve Türkiye'nin "gelecekte uluslararası alanda meydana gelmesi muhtemel gelişmelere karşı bilinçli" davranabilmesinin öneminden söz etmektedir.
Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın. Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.
Yorumlar
Türk Dış Politikasının Yeni EvresiMuzaffer 21 Tem : 09:05 Cevapla
Yorumlar: 5
Merhaba Kosnazarov,
Uiportal'daki köşen hayırlı olsun. Türk Dış Politikası gibi dinamik ve çetrefilli bir konuyu ilk yazında ele alman takdire şayan. Güzel bir analiz çalışması olmuş. Ellerine ve emeğine sağlık.
Devamının gelmesi dileklerimle aramıza hoşgeldin.
Analizini kritik etmeyi bir başka yoruma bırakıyorum. Saygılarımla...
"Bilmediğini bilmek en iyisidir. Bilmeyip de bildiğini sanmak tehlikeli bir hastalıktır."
Türk Dış Politikasının Yeni EvresiAyşenur 22 Tem : 11:09 Cevapla
Yorumlar: 31
Türkiye, dış politika sağlam adımlar atmak istiyorsa öncelikle yazıda da bahsedilen A. Davutoğlu gibi üstatlara ihtiyaç duymaktadır. Bunun için de insan'a yönelik projelerini artırmaları, dış ilişlilere Ahmet Hoca gibi akademisyenler ve uzmanlar yetiştirmelidir. Zira sağlam ve kendinden emin bir yürüyüş ancak bu şekildeki vizyon sahibi şahıslarla mümkün olur. Ki, içerde ve dışarda yeni evrelerin takibi hatta bir evre çizmek mümkün olabilsin. Dış politika aktifliği "küresel aktör olma" hevesinden öte bir pratiklik kazanabilsin. Bu da benim TDP kuramım: "adam yetiştirmek"
Babacan da işinin ehli bir bakanımız.Konuşması takdire şayan gerçekten de. Türkiye'nin kamburundan kurtulması ve köklü dış politika geleneğine yeniden sahip çıkması elzemdir ve "mecburidir". Bu, Türkiye'nin konjektür olarak da stratejik olarak da bulunduğu yer hasebiyle mühimdir. Komşularının ve Avrupa'nın, bu yeni dünya düzeninde huzuru yakalaması için Türkiye'nin dış politakada aktif ve yapıcı rolüne tam anlamıyla sahip çıkması gerekir. Son Akdeniz zirvesindeki Türkiye'nin arabuluculukları örnek teşkil etmektedir. Vizyon,barış ve medeniyet odaklı bir siyaset şart.
Türkiye'nin dış politakada aktiflik kazanması Osmanlı'ya vurulan "hasta adam" imajından kurtulmasıyla mümkündür. Son zamanlarda bunu aştığını görüyoruz. Ancak tam anlamıyla aşmış sayılmaz.Çünkü ekonomik anlamda bağımsız ve güçlü değiliz, demokrasi-özgürlük gibi kavramları ithal mantığıyla kabul ettik, bu tür şeyler yapay seyrediyor haliyle halk ile bütünleşmiş değil. İçte de sağlanabilecek bir istirar TDP için vazgeçilmezir takdir edersiniz ki.
Sitemizdeki köşen hayırlı olsun.Kalemini ve kıymetli düşüncelerini her zaman takdir etmişimdir.Uiportal'dan bizlere sunacağın aktarımları da vakit bulabildiğim sürece takip etmeye devam edeceğim.Uiportal ile devam eden yazın hayatında başarılar diliyorum.Son olarak da bulunduğun köşeden seslenmek harikaydı:)Daim olman dileğiyle hoşgeldin!...
DOST BİPERVA,FELEK BİRAHM,DEVRAN BİSÜKUN; DERT ÇOK,HEMDERT YOK,DÜŞMAN KAVİ,TALİH ZEBUN.
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, sanayileşmiş ülkelerden oluşan G-8'e Çin, Hindistan, Güney Afrika, Meksika ve Brezilya'nın dahil edilmesi zamanının geldiğini söyledi...
ULUSLARARASI POLİTİKA ULUSLARARASI HUKUK I İDARE HUKUKU MAKRO İKTİSAT BİLİMSEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ BİLGİSAYAR I YABANCI DİLDE OKUMA VE KONUŞMA (İNG.) birde istatistik vardı ama biz mezun olmadan kalktı...başarılar...
Türkiye Afrika temaslarına tam gaz devam ediyor. "Sizin sözünüz" olacağız diyor Babacan, Çırağan'da. Yerlatı kaynakları bakımından zengin bir Afrika ülkesi olan Sudan da bu temasın içinde. Ancak devlet başkanı El-Beşir soykırım sanığı ve her an tutuklanabilir. Binlerce masumun "zalimi" bu adam, Afrika görüşmeleri için Türkiye'de devlet konuğu oldu.
kitap hakkında verdiğin bilgiler için sağol ayşenur. ayrıca uluslararası ilişkilerin ilk senesinde siyasi tarih dersinde okutulacak tarihi olaylardan hangileri en önemlidirler. şu anda bazı tarihi olayları derinlemesine analiz etmek istiyorum ve bu olayların önem sırası sizlere göre nedir? tabii ki tarih neden sonuçtur ama olayları bağımsız olarak ele alıp konuşursak ne dersiniz?