Kudüs sınırlarına girdiğimizde bu şehrin Osmanlı mirası olduğunu aleni idrak ediyoruz. Hanlar, çarşılar, çeşmeler, mescitler bir İstanbul esintisi gibi karşımıza çıkıyor. Çok tanıdık ve çok bizden manzaralar bunlar. Kanuni Sultan Süleyman hükümdarlığında 1532-1539 yıllarında inşa edilen Kudüs surları, tüm heybeti ile bizleri karşılıyor. Surların adeta çerçeve misali kapladığı alan içerisinde kalan Harem El-Şerif, altıda birlik bir alana tekabül ediyor. Devrin Osmanlı gücünü ve kudretini bu surlardan okumak mümkün. Sur boyundaki cadde Sultan Süleyman Caddesi olarak adlandırılmış. Bir koldan da Selahaddin Eyyubi Caddesi’yle birleşiyor.
Sur içinde her köşede Osmanlı izini sürebilirsiniz. Damascus Gate(Şam Kapısı)’den girdiğinizde, Kapalı Çarşı kadar debdebeye, görsel zenginliğe ve çeşniye sahip olmasa da, aynı coşku ve hareketliliğe benzer bir çarşı buluyorsunuz. Redingotlu, zülüfleriyle dikkat çeken Yahudileri; siyah giyimli, boyunlarında haç takılı Hıristiyan rahipleri ve geleneksel giyimli Müslümanları(abayalı kadınlar ve afgan giyimli erkekler) bir arada görebilirsiniz. Bu kapıdan hem ağlama duvarına, hem Kıyam kilisesine hem de Mescid-i Aksa’ya gidebilirsiniz. Labirent misali dar aralıklı, kemerli birçok yol mevcut. Çile Yolu da yine bu kapıdan girilerek takip edilebilir. Bu kapı, Kudüs'ü çevreleyen 4 km. uzunluğundaki surlarda bulunan 7 kapıdan sadece en büyüğü değil, aynı zamanda en meşhur ve en canlı olanı. Devasa kapısında kurşun izleri şehrin birçok yerinde görüldüğü üzere alışıldık bir görüntü. Kapıdan girilip içeride görülen canlılık, kapının önünde de var. Buraya Arap pazarı kuruluyor ve köylüler meyve ve sebzelerini satıyor. Ayrıca kapıya inilen geniş, uzun merdivenlerin üzerinde pazara getirilmiş giyim eşyalarını da görebilirsiniz.
Kudüs bugünkü görünümünü, Osmanlılar tarafından sahip çıkılan dört asra borçlu dersek mübalağa etmiş sayılmayız. Bu sebeple Kudüs hâlâ ecdat kokar. Peki sadece Kudüs mü? Elbette hayır. Gelin bunu Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı* eserinden okuyalım: “Zeytindağı’nın tepesindeyim. Lut denizine ve Gerek dağlarına bakıyordum. Daha ötede, Kızıl denizin bütün sol kıyısı, Hicaz ve Yemen var. Başımı çevirdiğim zaman Kamame’nin kubbesi gözüme çarpıyor. Burası Filistin’dir. Daha aşağıda Lübnan var; Suriye var; bir yandan Suveyş Kanalı’na, öbür yandan Basra Körfezi’ne kadar çöller, şehirler ve hepsinin üstünde bizim bayrağımız! Ben bu büyük imparatorluğun çocuğuyum.” Eminim bu satırları okuyan her Türk derin bir iç çekiyordur. Yine eminim ki Araplar da!
Tek bir Katolik, Ortadoks, Yahudi ve Müslüman Kudüs’ünden bahsetmek olanaksızdır. Atay’a göre Kudüs Haçlı alemli, Davud mühürlü sancaklar altında göze görünmez orduların sessizce alıp verdikleri bir yerdir. Halende bu gizli mücadele bariz bir şekilde devam etmektedir.
Otele yerleştikten sonra hiç vakit kaybetmeden Kudüs’ün efsunlu ve bir o kadar da hüzünlü sokaklarına karışmak için can atıyorum. Kudüs’ün panoramik silüetinde, Harem bölgesi/tapınak tepesini çeviren surlar, azametli göründüğü kadar da cezbedici. Aslında merakımı kamçılayan Harem El-Şerif içinde bulunan Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra. Bir an önce görmek için sabırsızlanıyorum. Şam Kapısı’ndan girip Harem’e girilen bir başka kapıya gelene kadar geçen sürede bizi gören ve Türk olduğumuzu anlayan Filistinliler, kimi İngilizce kimi Arapça selamlıyor bizi. Yüzlerindeki mutlulukla karışık tebessüm bir yandan duygulandırırken, diğer yandan Osmanlı torunu olmak bir kere daha gururlandırıyor beni. İstanbul’dan geldiğimiz öğrenilince daha da samimileşiyor konuşmalar. Gencinden yaşlısına herkes ilgi ve ihtiram gösteriyor. Kısaca Türkler ve Türkiye bu topraklarda çok seviliyor.
Harem kapısına yaklaştığımızda biraz tedirgin oluyoruz. Nedeni kapıda duran ve ağır makineli tüfekleriyle bekleyen İsrail polisleri. Gayr-i ihtiyari “Nerden çıktı şimdi bunlar” diyoruz. Korkuyla karışık şok etkisi yüzlerimizde ifade buluyor. Yol boyunca yeni yerler ve insanlar görmenin verdiği heyecan ve neşe yerini bir anda korku ve telaşa bırakıyor.
Buradaki polislerin kontrolünden sonra içeri girmek mümkün. Harem bölgesine sadece Müslümanlar girebiliyor. Bir de haftada bir gün iki saat turistlere müsaade ediliyor. Müslüman olduğumuz için içeri girme problemimiz yok, ama bunun İsrailli polislerin insiyatifinde olması zorumuza gidiyor doğrusu. Müslüman olduğun halde senin Müslüman olduğuna hükmetmezse İsrailli görevli, içeri giremezsiniz. Örneğin başı açık bir bayanı içeri almıyorlar ya da bir erkek “Müslim/Müslümanım” dese ve buna inanmazsa kapıdaki polis onu test edebiliyor: “Fatihayı oku” gibi.
Aynı manzarayı daha sonra ziyaret ettiğimiz Halilürrahman Camisi’nde de abartılı şekilde görünce Mescid-i Aksa’ya yönelik bir uygulama olmadığı anlaşılıyor. İşin trajik tarafı, Müslümanların ibadet yerleri olan bu yerlere, ibadet ya da ziyaret amacıyla gidebilmesi için İsrail güvenlik noktalarından geçmesi gerektiğidir. Doğrusu merak ediyorum! Osmanlı devlet idaresi, Yahudilere ağlama duvarında ibadet özgürlüğü verdiğinde, bu insanlar böyle bir uygulamaya maruz kalmış mıydı? Elbette hayır. O halde neden bu insanlar bu derece onur kırıcı bir uygulamaya başvurmuşlar? Tek nedeni güvenlik olmasa gerek. Harem bölgesinin üstünü de altını da kontrol altında tutmak istiyorlar. Bu durum ister istemez Filistinli Arapların esaret altında oldukları hissiyatını besliyor ve çatışma kültürüne hizmet ediyor. Tabiatıyla da çözümsüzlük perçinleniyor.
Harem bölgesine girdiğinizde cami avlusunda oynayan, erkekli kızlı birçok çocuk görüyorsunuz. İlk ba(kı)şta bu durumu yadırgıyorsunuz. Nihayetinde Müslümanların büyük kutsiyet yüklediği Mescid-i Aksa’nın ilk kıble olması ve Hazreti Peygamberin miraca yükseldiği makamın yine bu kutsal yerde bulunması bakımından son derece önemli bir mekan. Tahayyül edilen huzur ve sükunet atmosferi, çocukların koşuşturmaları ve bağırışlarıyla sizi kocaman bir istifhama sevkediyor. Bu merakımızı çok geçmeden gezi rehberimiz gideriyor. Bu durum, yani çocukların buraya getirilerek oynamalarının sağlanması, bilinçli yapılan bir eylem. Bu çocuklar bu kutsal yerde oynayarak büyüdükçe, sahiplik duygusu içlerinde derinleşecek ve çocukluk anılarıyla yoğrulan geçmişlerine canı gönülden sahip çıkacaklar. Bu açıklamalar çocuklara olan bakışımızı daha sevecen kılıyor. Hatta çocukların bu oyunlarına katılanlarımız bile oluyor.
-- * Atatürk üzerine çalışmalarıyla tanınan gazeteci, yazar Falih Rıfkı Atay, I. Dünya Savaşı’nda yedek subay olarak görev almış ve 4. ordu komutanı Cemal Paşa’nın emir subayı olarak Kudüs ve Suriye’de bulunmuştur. Askerlik vazifesini Zeytindağı’nda Osmanlı Karargahı’nda yaptığı için kitabına isim olmuştur. Eserinde Kudüs’e ilişkin çok kıymetli bilgiler bulunmaktadır.
Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayın. Köşe yazarlarımızı görmek için tıklayın.
Çok teşekkür ederim bu iki yazı için de ve devamı da var sanırım. En kısa zamanda okumak temennisiyle.. Krizdi, Vecdi Gönül'dü, çarşaftı vs Kudüs gündemimizden epeyce uzak kalmıştı. Daha doğrusu gündemimiz Kudüs'e yer kalmayacak kadar zahiri telaşlarla dolu. Yazılarınız bu anlamda, en azından Uiportal okurları için Kudüs gündemini yeniden oluşturdu. Bölgede süren gerilim ortamı diplomasi anlamında da devam ediyor malumunuz. Akdeniz Birliği toplantılarında da aynı gerilim vardı.
Filistin savaşın, çatışmaların arasında dahi varlığını bakan gözlere okutturuyor ve büyülüyorsa tarihi ve kültürel yönüyle denebilir ki bölgedeki kaosun sebebi barış'tan yana olmamaktır. Bu orada yaşayan halk için de geçerli.
Yorum göndermek için giriş yapmalısınız - lütfen giriş yapın yada kayıt olun. buraya kayıt için
Sevgili arkadaşlar öncelikle merhabalar... Benim bi ricam olacak kırım sorunu ve rusya hakkında detaylı bilgiye ihtiyacım var bana yardım edebilecek var mı aceba???
selam arkadaslar ben araıza yeni katıldım sol sütunda kredi kısmı ne demek oluyor bana açıklayabilir misiniz ya da öğrenebileceğim bir yer önerebilir misiniz simdiden sağolun
slm arkadaşlar.biz uluslararası ilişkilerci olarak disiplinini iyi okumalıyız ve kavramalıyız.sitemizdeki haberde israil başbakanı perez türkiyenin ab ye üyeliği ile ilgili bir açıklama yapmış bu konu hakkında görüşlerinizi bekliyorum
Elbette aramızda yeriniz var Dybom. Tekrar yeni kaydınızla aramıza hoş geldiniz.
Bu vesileyle tüm site sakinlerini selamlar, öğrenci arkadaşlarımıza derslerinde başarılar dileriz.
uiportal, uluslararası ilişkiler adına bilgi ve birikimin paylaşıldığı bir platform. Gerek okulla ilgili gerek literatürle ilgili ve gerekse dış politika gündemiyle ilgili her türlü bilgi ve düşünce forumlarımızda, makalelerimizde ve dokumanlarımızda paylaşılabilir.
Tüm üyelerimizi silkinmeye ve siteye aktif katılmaya davet ediyoruz. Çekinmeden ve kaygı duymadan yorum ve fikirlerini yazmaya çağırıyoruz.
Bir Uİ öğrencisini farklı kılan da dış gelişmeleri yorum ve muhakeme edebilme yeteneğidir. Beklenen ve yakışan da budur.
Selam... Arkadaşlar dış basında Türkiye'nin BM üyeliği hakkında çıkab haberlerle ilgili bilgi toplamam lazım yardımcı olabilecek olanlar varsa lütfen yardımcı olun.TEŞEKKÜRLER...
sevgılı for life egitimin ingilizce ise sadece bahsettıgın dersler degıl butun derslerını ozumsemeye calısarak oğrenmeyı basarırsan bu sana cok yardımcı olur. cunku kalıp ezberlemekle basa cıkamazsın ustelık bu kalıca da olmaz. basarılar dılıyorum...
bu mikro iktisat dersi ve uluslararası ilişkilere giriş dersi ne zormuş? ingilizce de ondan mı zor geliyor bana anlamadım. ingilizce olunca dersler iş epey zorlaşıyor. ingilzce sınavları sizler nasıl geçtiniz? kalıpları mı ezberlediniz yoksa :)