Güncel Yazılar
escort bayan-escort beylikdüzü bayan-bursa escort-escort istanbul bayan-samsun escort bayanlar-istanbul escort bayan-tuzla escort-marmaris escort-kayseri escort-bursa escort-mersin pozcu escort-bursa escort-ataşehir escort bayan-escort bayan-izmir escort-bursa escortistanbul escort bayan

Değişen Dünya Düzeni Dengeleri ve BM’de Yeni Dönem

I. Kofi Annan Dönemi ve ABD-BM İlişkileri Analizi
Birleşmiş Milletler (BM) kendini “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği uluslararasında tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş global bir kuruluş” olarak tanımlamaktadır. BM örgütü içerisinde yetişmiş bir diplomat olan Kofi Annan, Ocak 1997’den bu yana, kendi tanımlamasından fazlasıyla uzaklaşmış olan BM’in Genel Sekreterliği görevini yürütmekteydi. Örgüt içerisinde çeşitli kademelerde görev yapmış olan Annan, bu görevleri süresince bir takım eleştirilere maruz kalmıştır. 1993 yılında Ruanda’da yaşanan olaylara BM’in müdahalesine karşı çıkması, 1995 yılında Srebrenica katliamına kayıtsız kalınmasında etkili olması, Kıbrıs konusundaki girişimlerinde somut çözüm sağlayamaması, kendisine yöneltilen somut eleştirilerden bazılarıdır.

Kofi Annan döneminde BM, ABD’nin yönlendirmesinden çıkmayan bir örgüt olarak görülmekteydi. BM’in esas görevlerinden olan “uluslar arası barışı sağlamak”, ABD’nin BM’yi bir araç olarak kullanmasına önayak olmuş, bu doğrultuda ABD istediği kararları, üyeleri ekonomik tedbirler almakla tehdit ederek, kolayca ve kendi çıkarları doğrultusunda aldırmıştır. [1] BM, -ABD de dahil olmak üzere- çoğu devletin ve herkesin yaşamak isteyeceği ortak kuralları oluşturmaktadır. [2] Ancak tarihsel olarak BM’nin kuralları, ABD’nin dünya tercihini yansıtmıştır. BM ile çalışmak, ABD’nin çıkarlarını daima maksimize etmiştir. Bu maksimizasyonun esasında, ABD-BM ilişkilerinin temel dayanak noktasının BM sisteminin, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD önderliğinde kurulan galip devletler sistemi olması bulunmaktadır. Bu dayanak noktasındaki konumunu koruma ve güçlendirme arayışında bulunan ABD, BM’yi üye devletlerle değil, tek başına yönlendirmeyi hedeflemiştir. [3] II. Dünya Savaşı sonrasında devletlerarası arenaya “güç” yön vermiştir. Dolayısıyla belirtilen süreçteki ABD’nin küresel gücü, BM’yi meşruiyet kazandırma mevki haline getirmiştir. 11 Eylül sonrası kaotik dönemin oluşmasında da BM’nin beklenen yetkinliği gösterememesi etkili olmuştur. Yetkinliğin kaybedilmesinin sebebi ise, ABD’nin BM’yi etkisizleştirilmiş bir siyasallaşma sürecine sokmasıdır.

Son dönem ABD-BM ilişkilerinde hassas konular, ABD’nin tek taraflı politikaları ile BM programlarının başarısızlığının artmasıdır. [4] Ancak ABD’nin tek taraflı politikaları ve BM’yi etkisi altında tutarak başarısız bir kurum haline getirmesi, ABD’ye de zarar verecektir. Son dönem dış politikasını “güvenlik stratejileri” üzerine temellendiren ABD için BM’nin işlevsiz bir örgüt haline gelmesi, tehlike arz etmektedir. ABD politikalarından hoşnut olmayan ülkeler, BM harici siyasi ve askeri açılımlara yönelecek ve ABD’nin aleyhine olabilecek hamlelerde bulunacaktır.

Çok kutupluluğa sürüklenen ve bir kaosa gebe olan dünya düzeninde, BM’nin, ABD etkisinden mümkün olduğunca bağımsızlaşması mutlak gerekliliktir. Bu gereklilik, “güvenlik” odaklı bir dış politika izleyen ABD için de hayati önem taşımaktadır.

II. Güncel Gelişmeler ve BM Reform Sürecine İlişkin Değerlendirme
BM’in reform sürecine ilişkin başlıca gündem konuları; Güvenlik Konseyi’nin üye sayısı ve yetkileri, küresel yoksulluk, salgın hastalıklar, ekonomik ve sosyal kalkınma, insani müdahale konusunda uygulanacak ölçü ve yöntemler, terörizmin tanımı, silahsızlanma, silahların denetimi, insan hakları, çatışma sonrası dönemlerde ilgili ülkelerde barışın güçlendirilmesi çabaları ile BM idari yönetiminde yeniden yapılandırma olmuştur

Özellikle Güvenlik Konseyi’ne ilişkin reform önerileri gün geçtikçe ağırlık kazanmaktadır. Hindistan, Brezilya, Japonya ve Almanya’nın bu konudaki girişimleri de bilinmektedir. Güvenlik Konseyi’ne yeni daimi üyelerinin katılması yönündeki baskılar bulundukları bölgelerin temsilcilikleri misyonunu üstlenmeye çalışan ülkelerden gelmektedir. Buna karşılık Pakistan’a göre, yeni daimi üyelikler sadece ayrıcalıklar kulübünün genişlemesi anlamına gelecektir. [5]

BM reform süreci ile ilişkilendirilmesi gereken bir diğer önemli ve güncel gelişme ise, “terörizm”dir. BM düzeyinde, halen bu konunun tanım sorunu düzeyinde ele alınması, kısır bir arayışı göstermektedir. Kapsamlı bir terörizm sözleşmesinin hazırlanması, acil bir gerekliliktir.

BM’in en önemli misyonu olan uluslar arası barışın korunması konusunda da büyük zaaflar yaşandığı ortadadır. Ve BM, bu konu da reform sürecine öncülük etmelidir. 1994’te Ruanda’da 800.000 kişinin ölümünün engellenememesi ve 1995’te UNPROFOR (UN Protection Force) askerlerinin gözü önünde Srebrenica’da Boşnakların Sırplar tarafından katledilmesi üzerine, buradaki koruma görevini NATO’nun devralarak başarılı olması, BM’in uluslar arası barışın sağlanması sorumluluğunu yerine getireceğine dair güvenin dibe vurmasına neden oldu. [6]

BM’in işlevsiz bir örgüt haline gelmesinde, değişen dünya düzeni ve buna bağlı olarak BM üzerindeki baskılar etkili olmuştur. Bu baskıların birkaçını sayılacak olursa;

BM ve ondan beklentiler arasında büyük bir uçurum oluştu,
– Devletler arasında tehdit ve ekonomik gelişme önündeki engeller konusunda farklı algılamalar meydana geldi,
– Problemlerin çözümü için gerekli olan malzeme ve otorite devletlerin ellerinde olmasına rağmen, problemleri oluşturan sebepler genelde küresel nedenlerden kaynaklanmakta ve küresel olarak çözülmeleri gerekmektedir,
– Uluslararası ilişkilerde devletlerin daha fazla olarak kendi çıkarları peşinde hareket etmeleri,
– Devlet dışı aktörlerin (terörizm gibi) ortaya çıkması,
– Kitlesel imha silahlarının varlığı ve bu silahların menzil ve imha güçleri ile devletleri tehdit etmesi,
– Yumuşak güç ile askeri güç kullanımı arasında gitgide artan oranı, denilebilir. [7]

II. Dünya Savaşı sonrası dönemin gereksinimleri odaklı kurulan ve kolektif güvenliği sağlama misyonu yüklenen BM, Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında uluslar arası barış ve güvenliğin korunmasında yeterince etkili olamamıştır. Bu doğrultuda BM’in reformasyonu hakkında yapılacak düzenlemelerin temelde iki sorunu çözmesi gerekmektedir. Birincisi, Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi ve etkinlik alanının sınırlarının çizilmesidir. İkincisi ise, örgütün misyonuna uygun olarak, uluslar arası barışın korunması ve güvenlik konusunda büyük güçlerin etkisinden uzak hedefler konulmasıdır.

BM’in acilen yapması gereken reformlar şu başlıklarda toplanabilir:
– Güvenlik Konseyi’nin yapısı değiştirilerek, Almanya, Avustralya, Türkiye, Hindistan, Japonya, Mısır ve Brezilya gibi büyük devletlerin kendi bölgelerinin temsilcileri olarak bu kurulun sürekli üyeleri olmaları sağlanmalıdır.
– Dünya Ticaret Örgütü bütünüyle BM’e bağlı bir kuruluş haline getirilmeli ve küreselleşmenin çatı örgütü olmaktan çıkarılmalıdır.
BM’in dünyanın en üstün örgütü olması için güvenceli bir sistem kurulmalı ve Genel Kurul kararları kesin olarak uygulanmalıdır.
– Dünya ülkelerinin ve uluslarının bu örgütte daha etkin temsilini sağlayacak yeni bir yapılanma acilen gerçekleştirilerek, BM’in daha aktif bir kuruluş olarak öne çıkması sağlanmalıdır.
ABD gibi dev ülkelerin BM kararlarına kesin olarak uymaları sağlanmalı, kararlara aykırı davranmaları halinde, diğer büyük devletlerin öncülüğünde yaptırımlar [8] uygulanarak dengelerin ve barışın bozulması önlenmelidir.
– Yer yüzündeki bütün askeri birlikler ve kuruluşlar kaldırılmalı ve dünya jandarması BM çatısı altında kurularak savaşlar önlenmelidir.
– Dünyanın güvenliğinden bütünüyle BM’in sorumlu olması sağlanmalıdır.
– Başlamış olan küreselleşme olgusunun bütün insanlığın ortak yararına sürdürülebilmesi için, dünya uluslarının eşit olarak katılım sağladığı BM örgütünün bu değişim sürecinin merkezi olması sağlanmalıdır. Böylece barışı ve insanlığı tehdit eden emperyalizm, ancak güçlü bir B.M.’in bütün gelişmeleri kontrol etmesiyle önlenebilecektir.

III. Ban Ki-Moon ve BM’in Misyonuna İlişkin Bölgesel Güvenlik Öngörüleri
II. Dünya Savaşı sonrasının güçlü devletlerinin yörüngesindeki bir teşkilat olduğu için eleştirilen ama, yokluğu da istenmeyen BM’in Genel Sekreterliği’ne seçilen Güney Kore Dışişleri Bakanı Ban Ki-Moon, uzlaşmacı ve samimi kimliği ile arzu edilen “BM Ruhuna” uyum göstereceği beklentileri, uluslar arası arenada hakim konumdadır. Ban’ın, Güney Kore Dışişleri Bakanlığı dışında da başarılı bir diplomatik kariyeri bulunmaktadır. Ban, Washington Büyükelçiliği, Güney Kore Dışişleri Bakanlığı Amerikan İşleri Dairesi Müdürlüğü yapmış, kariyerinin 10 yılını BM ile irtibatlı misyonlarda geçirmiştir. Ban, kendi ülkesinde ABD’ye yakınlığı dolayısıyla fazlasıyla eleştirilse de, bu durum kendisine yeni görevinde avantaj sağlayacaktır. ABD ile iyi ilişkiler doğrultusunda BM’in reformize edilmesi ve mali kriz gibi konularda ilerleme sağlanması beklenmektedir. ABD’nin yanı sıra Çin ile de ilişkileri iyi olan Ban’ın üzerinde ittifak kurulan bir isim olması dolayısıyla, bu “ittifak”ın uluslar arası toplumda da hissedilmesi temenni edilen bir gelişmedir.

BM’in yeni genel sekreterini beklemekte olan gelişmelerin başında, BM reform süreci ile bölgesel ve küresel güvenlik gelişmeleri gelmektedir. Bölgesel güvenlik gelişmelerinin belki de güncel olarak en önemlisi Ban’ın geldiği coğrafya olan Doğu Asya’dır. Kuzey Kore’nin son hamleleri, bu hamlelerin Japonya’da etkileri, Japonya’daki olası silahlanma ve dış politika radikalleşmesinin Güney Kore’ye yansıması ve küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Çin’in bu gelişmelere ne tepki vereceği, Ban’ın başını ağrıtacaktır. Bölgedeki olası silahlanma yarışının, hem bölge için etkileri, hem de dünyaya yansıması BM’in uluslar arası barışı koruma misyonu doğrultusunda önemli bir sorun teşkil edecektir. Yeni Genel Sekreterin, bölgenin iki büyük gücü olan Japonya ve Çin arasında diplomatik meziyetlerini en üst düzeyde kullanması gerekecektir. Japonya’da muhafazakarlığın ön plana çıkması, bölgede kutuplaşmayı daha da arttıracaktır. Japonya’nın iç politik gelişmelerinin dış politikaya yansıması halinde, Çin de buna karşı tavır alacaktır. Ban’ın coğrafyası, BM’i yeni dönemde fazlasıyla meşgul edecektir.

BM’in yeni Genel Sekreterini bekleyen sorun alanı sadece Doğu Asya değildir. Ortadoğu ve Güney Asya da, potansiyel kriz alanları olarak gösterilebilir. Irak ve Lübnan savaşlarının bir başlangıç olduğu dahi söylenebilir. Aşırı radikal söylemlerde bulunan Ahmedinecad’ın İran’ının ve yine muhafazakarlığın yükselişte olduğu Mısır’ın yapacakları hamleler, bölgeyi yeni bir krize sürükleyebilir. Buna karşılık İsrail ve ABD’nin Irak ve Lübnan’da istediklerine ulaşamaması da, bu ülkeleri yeni girişimlere yöneltecektir. Güney Asya’da ise, yükselen Hindistan’ın enerji ihtiyacını nasıl karşılayacağı, Pakistan’ın geleceğe ilişkin projeksiyonları ve NATO’nun tam güvenliği sağlayamadığı Afganistan’ın durumu, kriz potansiyelini arttırmaktadır.

Ayrıca uluslar arası arenadan uzak kalan Latin Amerika’daki güncel gelişmeler, küresel güç ABD için tehdit oluşturmaktadır. Latin Amerika, yeni dönem dengelere yön veren coğrafya olma yetkinliğine ulaşma yolunda ilerlemektedir.

Kara Kıta Afrika’nın da yeni döneme güç dengelerinin el değiştirmesi ile girmesi beklenen bir gelişmedir.

Tek başına büyük bir coğrafya olarak kabul edebileceğimiz Rusya Federasyonu’nun güvenlik ve ekonomi alanlarında Putin liderliğindeki yükselişi ve yeni arayışlara yönelmesi, enerji aktarımı ve güvenliği konusunda hamlelerde bulunması bu ülkeyi de BM için ana gündem maddesi durumuna getirmektedir.

BM’in yeni Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un en zorlu misyonu, bölge bazlı güvenlik gelişmelerini küresel arenada dengelemek olacaktır. Diplomasi alanındaki tecrübesini; ABD-Rusya, ABD-Çin, Rusya-AB, Rusya-Çin, Çin-Japonya ilişkilerinde kullanması ve elde edeceği sonuçlar geleceğe ilişkin belirleyici olacaktır. [9]

BM’in ve yeni Genel Sekreterin, 5 yıllık dönemde, misyonlarına ilişkin olarak çözüm üretmeleri gereken konular; enerji, radikalleşme ve ABD karşıtlığı olacaktır. Bu konular üzerine temellenen uluslar arası barışa yönelik tehditler, mali krizler ve sosyal sorunlar, yine bu konular ekseninde çözümlenmelidir.

IV. BM-Türkiye İlişkileri
Türkiye, San Fransisco Konferansına katılarak BM’in kurucu üyelerinden birisi olmuştur. San Fransisco’da, BM yasasının kabulü üzerine, Türkiye’de 28 Eylül 1945 günü yasayı onaylamıştır. [10] Türk Dış Politikasının temel amacının, bağımsızlığını koruyabilmek için yeterli güvenlik sağlama arayışı etrafında şekillendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Türkiye’nin tüm dünyayı kapsayan bir kollektif güvenlik sisteminin gerekliliğine olan inancını ve büyük umutlar ile BM’ye üye olmasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. [11] Türkiye BM’e katıldıktan sonra Soğuk Savaş Döneminde ve sonrasında BM’nin barış gücü operasyonlarına fazlasıyla destek vermiştir. Bu destekler uluslar arası arenada prestij kazanmak ve bölgede söz sahibi olmak için yapılsa da temelde küresel güç ABD’ne itaat görünümünden kurtulamamıştır.

Hem BM için, hem de uluslar arası ilişkiler açısından geleceğe ilişkin projeksiyonlarda, Türkiye’nin önemi yadsınmamalıdır. Yeni dönemde Türkiye’nin jeopolitik önemi azalmamış bilakis artmıştır. Ancak etkili politikalar uygulanmadığında, jeopolitik önemi kuvvet çarpanı şeklinde aleyhine işlemektedir. [12] Türkiye, doğru stratejiler için, çıkarlarına ve bölgesel dengelere dayanan doğru politikalar geliştirmelidir. Yapacağı doğru hamleler, BM içinde de Türkiye’ye kazanımlar sağlayacaktır. Hindistan, Japonya, Almanya ve Brezilya’nın BM içinde daha ayrıcalıklı konum taleplerine karşılık, Türkiye’nin pasifliği dikkat çekmektedir. Yeni dönem bölgesel güvenlik öngörülerinde kilit rolde bulunan Türkiye’nin kısır çekişmelerden sıyrılıp, aktif bir şekilde BM politikalarına yönelmesi gerekmektedir. BM’nin yeniden yapılanma sürecinde Türkiye’nin atılımlarda bulunması gerekmektedir. Türkiye’nin BM’den taleplerinde bu dönemde daha baskıcı olması yararına olacaktır. Türkiye’nin BM’nin işleyişiyle ilgili taleplerini şu şekilde özetlemek mümkün:

BM karar alma mekanizmalarının şeffaflaştırılması,
– Genel Kurul’a işlevsellik kazandırılması,
– Silahsızlanma çalışmalarının verimli hale getirilmesi,
– Terörle mücadelede daha yakın işbirliği yapılması,
– Kıbrıs Türkleri’ne uygulanan izolasyonların kaldırılması. [13]

Bu taleplerin Kıbrıs’a ilişkin olanı haricindekiler, uluslar arası toplum tarafından da desteklenmektedir. Kıbrıs konusunda da yeni dönemde daha etkin olabilecek Türkiye, kazanım sağlayacaktır.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi Türkiye’nin iddialı ve uluslar arası politik gelişmelere etki edici politika izlemesine olanak sağladı. Ancak bu durum, ABD yanlısı politikadan kopuş anlamına gelmemektedir Aksine, iktidardaki hükümetler SSCB’nin dağılmasından sonra uluslar arası sistemde ağırlıklı rol oynayan ABD yanlısı bir tutumla bunu sağlamayı hedeflemektedir. Yeni dönemde de yüksek ihtimalle ABD yanlısı politikalardan kopuş olmayacaktır ancak, yeni döneme ilişkin beklenen gelişme Türkiye’nin bu destekçi politikalarına karşılık daha fazla etkinlik talep etmesidir, bu taleplerin karşılıksız kalması halinde karşılıklı çıkar sağlama esasında BM’de ABD’ye destek verilmesidir.

—————
Mustafa Kemal DAĞDELEN, Yardımcı Araştırmacı, POLSAR Amerika Masası.

[1] Pınar TAŞKIRAN, “ Uluslararası Barışın Korunması Bağlamında, Birleşmiş Milletler’in Geçen 60 Yılının, Örgüt ve Türkiye Açısından Değerlendirilmesi”, www.jeopolsar.com/05/27.htm
[2] Shashi THAROR, “Amerika BM’ye Hala Niçin İhtiyaç Duyuyor ?”, Çev. , Nurten ÇENDEK,http://www.jeopolsar.com/05/29.htm
[3] Arif BAŞLIOĞLU, “ABD-BM İlişkileri Çerçevesinde Somali Operasyonu”,http://www.jeopolsar.com/sakla/makaleler/makale.asp?id=08#_ftn1
[4] “ABD-BM İlişkilerinde Son Raund”, TUSAM’dan.
[5] Sadi ÇAYCI, “Birleşmiş Milletler ve Uluslar arası Hukuk”, ASAM 2006 Değerlendirme Panelindeki Sunuş.
[6] Metin UZAL, “Uluslar arası Sistemdeki Değişim” http://www.jeopolsar.com/05/28.htm
[7] THAKUR Ramesh , “Yeni Bir Birleşmiş Milletlere mi ?” , Haz. ŞAHBAZ Fethi ,http://www.jeopolsar.com/05/makale_ozeti_5_2.htm (Buradan Naklen)
[8] Pınar TAŞKIRAN, a.g.m.
[9] Yılmaz AKLAR, “Küresel Güvenlik Gelişmeleri ve Öngörüler”, ASAM 2006 Değerlendirme Panelindeki Sunuş.
[10] Metin UZAL M. , a.g.m.
[11] Pınar TAŞKIRAN, a.g.m.
[12] Yılmaz AKLAR, a.g.e.
[13] Ogün DURU, Birleşmiş Milletler ve Türkiye, http://www.jeopolsar.com/05/30.htm

Kaynak: http://jeopolsar.com/16.htm

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

NATO, master of the world

Meeting in Washington for the 50th anniversary of the North Atlantic Treaty Organisation, the member …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

porno seyret