Güncel Yazılar

Değişen Türk Kimliği ve Dış Politika: Neo-Osmanlıcılığın Yükselişi

Modern dönemde pek az ülkenin kimliği Türkiye Cumhuriyeti’ninki kadar uç kutuplarda tartışılmış ve değişik yorumlanmıştır. Türkiye’nin modern ulusal kimliği ile ilgili yorumlar, onu temelde ya Batıya ya da İslama yönelik olarak anlayanlardan, çok önemli bir devlet veya ‘parçalanmış ülke’ olarak görenlere kadar (belki iki uygarlığın da çelişen noktalarını içine katarak) değişiklik göstermektedir. Ancak, günümüz Türk ulusal kimliği ve onun dış politikadaki etkilerini konu alan bu tip tartışmaların çoğu Türk ulusçuluğunun süregelen Osmanlı-İslam kaynaklı mirasını doğru bir şekilde değerlendirememektedir. Oysa, Türkiye’nin ulusal kimliği ve dış politikası birbirine bağlıdır; buna rağmen bu bağın doğası ve politik İslam’ın onun üzerindeki etkisi yeteri kadar anlaşılamamış ve pek az incelenmiştir.

Yüksek eğitim, kitle iletişim ve haberleşmenin yaygınlaşması ve burjuvazinin gelişmesi yeni bir İslamcı kimlik söyleminin siyasal düzeyde ortaya çıkışında önemli bir rol oynamıştır. Bu kimlik, demokratikleşme süreci ve Anavatan Partisi’nden Merhum Turgut Özal’ın, Doğru Yol Partisi’nden Tansu Çiller’in ve Refah Partisi’nden Necmettin Erbakan’ın eşzamanlı başarı süreçlerine bağlı olarak oluşan yeni siyasi elitlerin oluşumuyla siyasa yapımı düzeyinde güçlenmiş ve teşvik görmüştür. Demokratikleşme ve kapitalist gelişme süreçleri, geleneksel Osmanlı-İslamcı dünya görüşünü ve Türk Anadolu kültürünü siyasi yapının periferisinden merkezine taşımıştır. Örneğin 24 Aralık 1995 genel seçimlerinde Refah Partisi tüm oyların % 21.1’ni ve 550 sandalyeli Türk parlamentosunda 158 sandalye kazanarak Millet Meclisindeki en büyük siyasi parti olmuş ve 28 Haziran 1996’da Doğru Yol Partisi lideri Çiller ile bir koalisyon hükümeti kurmuştur.

Böylece, Türkiye Cumhuriyeti, ilk kez kimliği ve siyasi felsefesi açıkça Osmanlı-İslam mirasına dayanan bir başbakana sahip olmuştur.

Bu makale, kimlik ve çıkar arasında varsayılan nedensellik ilişkisini, bölgesel ve ‘küresel’ alanlar arasındaki etkileşimin içinde bulundukları bağlama özel ve karşılıklı olduklarını öne sürerek çürütmeyi amaçlamaktadır. Neo-realist okulun aksine, ulusal kimlik ve dış politika yönelimi üzerine yapılan tartışmaların devletlerin arası ilişkilerde önemli bir rol oynadığını ve uluslararası ilişkilerin sadece önceden belirlenmiş güç kavgaları, güvenlik ikilemi ve çoğunlukla aynı yapıdaki ulus-devlet aktörlerin hakim olduğu iddia edilen anarşik uluslararası sistemden oluşmadığını öne sürüyorum. Aksine, ulusal çıkar kavramının ulusal kimlik söylemlerinin içinde toplumsal müzakerelerle yapılandığını savunuyorum. Bu, ulusal ve uluslararası güçlerin şekillenmesiyle ortaya çıkar. “Kimlikler çıkarın temelleri olduğu” için ulusal çıkarın belirlenmesi kimlik politikalarıyla doğrudan ilgilidir. Bu nokta, 1995’den beri Türkiye’deki gelişmelerle resimlenmiştir. Örneğin, ulusal güvenlik konularında politika oluşturan en yüksek kurum olan MGK, Şubat 1997’de, askeri hiyerarşinin savunmak üzere indoktrine edildiği laik-Kemalist kimlik ve dış politikadaki sapmaları önlemek için hükümeti 18 maddelik önlemler paketini kabule zorlamıştır.

Hakan YAVUZ

Kaynak: Liberal Düşünce, Sayı 13

Makaleyi indirmek için buraya tıklayın.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

Transformation of NATO and Turkey’s Position

“NATO is the most successful defence alliance in modern history.” While some may argue that …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle