kaçak bahis guvenilir bahis siteleri antalya escort bayan antalya escort pendik escort kurtköy escort kartal escort maltepe escort tuzla escort ataşehir escort
Deniz Stratejisinin Olgunlaşmasında Klasik Deniz Stratejistlerinin Öğretileri | UİPORTAL
Güncel Yazılar
ankara escort
escort bayan antalya eve gelen escort konya eve gelen escort konya escort bayan konya eve gelen escort konya eve gelen escort konya eryaman escort mersin escort porno izle porno izle

Deniz Stratejisinin Olgunlaşmasında Klasik Deniz Stratejistlerinin Öğretileri

Ülkemizin tarihi mirası ve sahip olduğu potansiyel bakımından, klasik stratejilerin öğretilerinden faydalanarak hatta çok daha fazlasını ortaya koyarak yeni stratejiler geliştirebileceği değerlendirilmektedir. Bu bağlamda; önce hedeflerin net bir şekilde ortaya konulması daha sonra bu doğrultuda teşkilatlanması ve devamında milli politikalar çerçevesinde bu kuvvetin ne şekilde kullanılması gerektiği ifade edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda; Mahan, Corbet, Castex ve Wegener gibi kalsik deniz strateji uzmanları incelenerek dünya barışına hizmet edecek uygun bir modelin oluşturulması amaçlanmıştır.

Deniz harbinin tarihsel evrimine baktığımızda XIX’ uncu yüzyılın sonundan itibaren ciddi bir ivme kazandığı ve II. Dünya Savaşı ile de baş döndürücü bir gelişme kaydettiği görülmektedir.  Bugünün ve geleceğin deniz stratejilerinin oluşturulması deniz harp tarihinin iyi okunmasına, tarihsel perspektife yönelik iyi hedefler ortaya konulmasına, teknolojinin yakından takip edilmesine ve bu teknolojiyi iyi kullanan insan gücünün yetiştirilmesine bağlıdır. Yakın geçmişte ve günümüzde, büyük donanmalar arası herhangi bir çatışmanın olmadığı; kıtaları tehdit edebilecek balistik füzelerin hızla gelişerek yayıldığı, yüzer ülke olarak tanımlayabileceğimiz yüz bin tonluk uçak gemilerinin dolaştığı denizlerde muhtemel bir deniz savaşının şekli ve etkisi tahayyül ötesindedir.

Cumhuriyet donanmasının “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı saymazsak harp konusunda hayli tecrübesiz olduğu bir gerçek olmakla birlikte, kapasitenin kullanımı bakımından dünyanın en önde gelen donanmaları arasında olduğu da bir gerçektir. Ancak milli bir deniz politikasının hâlihazırda olmaması, etrafı denizlerle çevrili ülkemizin bir deniz bakanlığının dahi bulunmaması deniz stratejilerine bağlı olarak deniz harbi stratejilerinde de belirsiz bir ortamın oluşmasına neden olmaktadır.

Bu durumda geleceğin şekillendirilmesi kapsamında; bizlere hem kendi harp tarihimizden hem de klasik harp tarihinden yola çıkarak Deniz Kuvvetlerimize yönelik bir strateji modeli ortaya koyma misyonu yüklenmiş olduğu aşikârdır.

Mahan Stratejilerinin Analizi

Bir İngiliz amirali olan Alfred Tayer Mahan’nın “Açık Deniz Donanması-Blue Water” yaklaşımı hem İngilizlere hem de Amerikalara; dünya deniz ulaştırmasının korunması buna paralel olarak süper güç olabilme yolunda çok büyük katkısı olmuştur. Mahan donanmanın, ulusal politikaların bizzat uygulama araçları olması bakımında Kara Kuvvetlerinden farklılık arz ettiğini ifade etmektedir. Hali hazırda Mahan’nın öğretilerini unutmakla itham edilen ABD, şimdilerde bu stratejilere dört kolla sarılan Çin’nin büyüyen donanması karşısında telaş içinde olduğu müşahede edilmektedir.

Mahan temelde deniz ulaştırmasının sağlanması için deniz kontrolünün sağlanmasının gerekliliğine işaret etmektedir. Deniz kontrolünün sağlanmasını ise muhasımın imha edilmesi neticesinde başarılabileceğini belirtmektedir. Deniz Kontrolü, kesin sonuçlu muharebe veya muhasımı kendi üssüne hapsetme yani abluka olarak da tanımlamaktadır. Mahan’a göre, düşman deniz ticareti hedef değil dolaylı olarak hedef için kesin sonuç noktası olabilir. Bu maksatla açık denizde, kuvvet konsantrasyonun önemini vurgulamaktadır. Bunun idamesi içinde “İleri Deniz Lojistik Üsleri”nin gerekliliğine değinmektedir. Savunmaya yönelik kıyısal harekât tarzının ancak ve ancak donanmayı kara kuvvetlerinin bir parçası olarak kısıtlayacağını ifade etmektedir.

Sir Julian Corbett  

Bir İngiliz tarihçisi ve açık deniz donanma okulu temsilcilerinden olan Corbett’in, asker olmamasına rağmen deniz harp stratejilerindeki öğretilerine büyük önem verilmiştir. Corbett deniz stratejisini; büyük strateji-küçük strateji olarak ele almıştır. Büyük strateji olarak ekonomi ve uluslararası ilişkilerin yanında harbin amacını; küçük strateji olarak ise planlama ve harbin kendisini ele almıştır.

Corbett deniz harbinin amacını; deniz kontrolünü elde etmek ve düşmanın elde etmesine mani olmak şeklinde tanımlamakta ve bunun da deniz ticaretinin korunmasından başka bir şey ifade etmediğini belirtmektedir. Deniz kontrolünden amaç kara harbindeki gibi bir bölgenin veya karasuyunun fethi şeklinde değildir. Amaç deniz ticaretinin önemi açısından ulaşım hattının kullanılması ve düşmana kullandırılmamasıdır. Corbett, ulaştırma hatlarının kontrolünün elde edilmesinin iki temel yönteminin düşman savaş veya ticaret gemilerinin fiziki imhası veya zapt edilmesi ve/veya bir abluka olarak tanımlamıştır. Bugün bu kavram Deniz Kontrolü olarak tanımlanmaktadır.

Mahan’ın aksine denizde genel, local, geçici veya sürekli kontrolü ilk olarak tanımlayan düşünürdür. Ancak düşmanın bu durumlarda dahi deniz gücü çok kısıtlı bile olsa bir faaliyette bulunma ihtimalinin olabileceğini ifade etmektedir.

Admiral Raul Castex

Bir Fransız Amirali olan Castex; deniz stratejisini spesifik olarak ele almaktan ziyade genel stratejinin bir tamamlayıcısı olarak ele almıştır. Kıtasal Okulunun temsilcileri arasındadır. Stratejiyi savaş olması hasebiyle; bilimden ziyade sanata benzetmiştir. Castex, stratejinin en ufak taktik alana kadar uygulandığını neticede en alt karar vericilerin seviyesine kadar çok iyi anlaşılmasıyla başarılacağını ifade etmiştir. Mahan ve Corbett gibi deniz kontrolünün; deniz ulaştırmasının kontrol edilmesine ve düşmanın deniz ulaştırmasının engellenmesine bağlı olduğuna inanmaktadır.

Deniz kontrolü uğruna yapılanlar yine de diğer kuvvetlerin etkilerden uzak değildir. Coğrafyanın etkisinin deniz harbinde önemine paralel olarak hava kuvvetleri ve kara kuvvetlerine bağımlılık gösterdiğine inanmaktadır. Mahan ve Corbett’in aksine kara kuvvetleri ile sıkı bir koordinasyonu savunmaktadır. Yinede kara parçası için savaşmak gibi de düşünülmemesi gerektiğini ifade eder. Düşmanı engellemenin tek yolu olarak Mahan gibi donanmanın imhası ile mümkündür. Bu da deniz harbinin taarruzi karakterde olmasını gerektirir. Castex, tam bir deniz kontrolünü kurulmasının mümkün olmadığını ifade etmektedir. Güçlü donanmaların bile dünyanın her yerinde deniz kontrolü sağlaması imkânsızdır. Castex; deniz harp tarihi bilgisi ve teknolojik materyal durumu ve tarihi perkpektifle şekilmiş milli stratejinin önemine vurgu yapmıştır.

Vice Admiral Wegener

Bir Alman amirali olan Wegener; kıtasal okul temsilcileri arasında kabul edilmektedir. Büyük bir donanmadan önce denizlere ulaşımın serbestliğinin sağlanmasının gerekliliğini vurgulamıştır. Almanların I. Dünya Savaşında büyük bir donanmaya sahip olmasına rağmen kıta ablukasına maruz kaldığı bunun neticesinde büyük bir hezimetin yaşandığından bahseder.

Wegener’e göre; deniz savasının iki önemli hususu strateji ve taktiktir. İkisi de birbirini tamamlayıcı olmalıdır aksi halde anlamsız kalacaktır. Deniz stratejini ise anakaraya bağlı olduğunu ve ülke coğrafyasının deniz harbindeki önemine vurgu yapmıştır. Konum olarak avantajlı coğrafyaya sahip olmayan milletlerin ancak savunmaya dayalı stratejilerinin olabileceğini ifade etmektedir. Yani donanmanın büyüklüğünden ziyade stratejiyi coğrafyanın belirlediğini savunmuştur.

Genel Değerlendirme

Deniz harbi doğası gereği; belirsizlik, şans, şiddet ve tehlike, gibi hususları bir arada barındırır. Uluslararası, iç politika, sosyal yapı, din ve teknolojik gelişmeler deniz harbinin karakterinde çok büyük etkiye sahiptir. Gemi teknolojilerindeki gelişim devrimden ziyade evrimsel niteliktedir. Harekât alanı olarak çok dinamik bir yapıya sahip olan deniz harbi bugün uydular, insansız araçlar ve balistik füzeler gibi son derece hayati faktörlerle içicedir. Corbett’in dediği gibi  deniz harbi, kara ve hava harbinden çok farklı nitelik taşımakla birlikte, Wegener ve Castex’in altını önemle çizdiği coğrafyaya bağlı olarak etkileşim kaçınılmazdır. Tarihi perspektif olarak donanmalar bazen güvenlik bazen de sömürü amaçlı kullanılmışlardır. Modern donanmaların amacı ise ilgi alanlarını genişletmek olarak ortaya çıkmaktadır. Yani klasik görevlerin yanında yeni nesil görevler hızla artmaktadır.

Tüm bu kaotik ortama rağmen muhtemel deniz harbinin geleceği çok bulanık görünmektedir. Bu durum belirsiz ve dinamik harekat ortamında, Castex’in de belirttiği gibi teknolojik cihazların yeteneklerinin optimum kullanılmasını gerektirmektedir. Bu da ancak yetişmiş insan faktörüyle başarılabilir. Diğer yandan denizler her zaman insanlık gelişiminin temelini oluşturmuştur. Denizler sayesinde stratejik noktalar arası veya milletlerarası teknoloji, bilgi ve ekonomi transferi yapılabilmiştir. Tüm klasik strateji uzmanları deniz ulaştırmasının önemine vurgu yapmışlardır. Bu deniz ulaştırması bir başka ifadeyle insanoğlunun refah ve güvenliği için bir araç olmuştur. Hatta XXI’inci yy.ın küresel ticaret sistemi denizlere bağımlı haldedir.

Günümüzde donanmaların evrimi çerçevesinde modern donanmalar, “postmodern donanma”lar kendi misyonlarına uygun olarak yoğun şekilde kullanılmışlardır. Hatta yakın gelecekte “ulus ötesi donanma”ların yeni bir konsept olarak karşımıza çıkması şaşırtıcı olmaz. Küreselleşme sayesinde dünyanın bir ucunda meydana gelen bir kriz, öbür ucundaki ülkeleri hem ekonomik hem de güvenlik açısından derinden etkilemektedir. Dünya üzerindeki kısıtlı kaynaklara sahip olan ve sahip olmak isteyen milletler sürekli etkileşim halindedir. Uluslararası arena yeni bir sese, yeni bir vizyona kısaca yeni bir bakış açısına gebedir.

Hâlihazırda geleceğe yönelik devamlı bir politika veya stratejimizin olmadığı aşikardır. Bu durum bugünün genç subayları yarının komuta kademesini oluşturacak bizlere bir vazife dikte etmektedir: Tarihi misyona uygun bir deniz stratejisi geliştirmek.

donanmaSonuç Olarak Alternatif Bir Model: Tarihi Misyon-Barış

Türk milleti tarih boyu asla sömürgeci bir millet olmamıştır. Bizler postmodern donanmaların aksine; atalarımızın yolundan giderek, barış ve refah politikalarımızı dün olduğu gibi bugünde, kendi kardeş coğrafyamızdan başlayarak dünyanın her tarafına ulaşmak suretiyle, küresel barışın sağlanmasına ve dünya sorunlarının barışçıl çözümüne de katkı sağlamış oluruz. Tarihi bağlarımız olan ve stratejik konumda bulunan ülkelerle ilişkilerimizi geliştirerek, Mahan’nın da özellikle vurguladığı gibi bu bölgelerde insani yardım maksatlı lojistik merkezler-ticaret merkezleri ve araştırma üsleri kurarak hem karşılıklı dostluk ilişkilerini geliştirebilir hem de o bölgenin halkına eğitim, sağlık, ticaret vs. konularda destek sağlayabiliriz.

Donanmamızın bir barış elçisi olarak envanterinde sağlık, nakliye, insani yardım, eğitim birimi gibi temel insani yardım kapsamındaki hususlarla donatılmış; hastane gemileri, ikmal gemileri, helikopter gemileri, havuzlu çıkarma gemileri ve nihayetinde uçak gemileriyle güçlendirilmesi gerekmektedir.

Bu hayalleri gerçekleştirmek, milli stratejiden başlayarak en küçük birime kadar düzgün, anlaşılır ve ulaşılabilir hedefler konulmasına bağlıdır. Bu paralelde milli imkan ve kabiliyetlerin artırılması için bu hedef doğrultusunda konsantrasyon oluşturulmalıdır. İnsani yardım veya barış elçisi olarak adlandırabileceğimiz bu sivil nitelikli donanma karşılıklı reklam, ticaret, kültür transferi vs. konularda faaliyet gösterebilecek nitelikte olmalıdır. Türkiye son yıllarda Deniz Kuvvetlerini bir dış politika aracı olarak kullanmaya başlamıştır. 2010 yılında faaliyete geçen, Türk Deniz Görev Grubu’nun 2014 yılında tekrar planlanarak Afrika Kıtası çevresindeki 23 ilkeye ziyaretler gerçekleştirecektir. Ziyaret ettiği ülkelerde sivil kuruluşlarla irtibata geçerek küçük ölçekli insani yardım harekâtı icra edebileceği gözden kaçırılmamalıdır. Ancak burada belirtilen çapta ve misyonda bir oluşum olduğunu söylemek yanlış olur.

Bu kapsamda; milli güç unsurlarının bir araya getirilmesiyle -kamu kurumları, kamu iktisadi teşebbüsleri, sivil sektör firmaları, sivil toplum kuruluşları vs.- politikalarımız belirlenmelidir. Bu çerçevede öncelikle, dünyanın her yerinde harekât yapma kabiliyetine sahip bir kuvvet oluşturulmalıdır. Oluşturulan kuvvet ile hem kendi milli menfaatlerimize hem dünya barışına hem de bölgesel sorunların çözümüne büyük katkı sağlanması hedeflenmelidir. Askeri nitelikli müdahalelerin meşruiyetinin giderek azaldığı ancak karşılıklı işbirliğinin meşru olabileceği görülmektedir.

 Aysun KORKMAZ, Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Mezunu.

08 Haziran 2014

Kaynakça

Corbett, J. S. (2010), Deniz Stratejisinin Prensipleri. Doruk Yayınları (Çeviri:Büyükonat).

Gustavsson, Lars. “Humanitarian Logistics: Context And Challenges.” Forced Migration Review 18 (2003), s.6-8.

James, S. (2010), Humanitarian Logistics. (GRF, Interviewer)

Till, Geoffrey (2009), Seapower

Vego, Milan (2009), Naval Classıcal Thınkers And Operatıonal Art

Vego, Milan (2009), Naval Policy And History

Vego, Milan (2010), Military History and the Study of Operational Art, www.ndu.edu/press/…/vego-operationalArt.pdf

Vego, Milan (2010), On Naval Warfare, s.73-92.

Print Friendly

Nedir

İlginizi Çekebilir

“Bölgesel Güç” mü “Bölgesel Hiç” mi

Türkiye’nin bölgesel güç mü olduğu yoksa bölgesel güç olma potansiyeline sahip mi olduğu bu zamana …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

bursa escort beylikdüzü escort bursa escort istanbul escort istanbul escort mersin escort bayan escort kayseri escort bayan bursa kocaeli escort atasehir escort bayan porno izle porno izle porno izle porno izle porno izle